EKOLOJİ-ÇEVRE EKONOMİ Veri Haberciliği

Verilerle tarımsal üretim: Türkiye bakliyat ürünlerini dahi artık ithal ediyor

Kendi kendine yetebilmesiyle övünen Türkiye, tarım ve hayvancılıkta son yıllarda giderek artan bir şekilde dışa bağımlı hale geldi. Türkiye iyi bir üreticisi olduğu kuru bakliyatı dahi artık yoğunluklu olarak ithal ediyor.

dokuz8HABER/Osman Çaklı(osmanckli) – Ramazan Durak(@ramadura)

Türkiye gerek coğrafi gerekse iklim göstergeleri yönünden çok çeşitli tarım ürünleri yetiştirilmesine uygun ülkelerden birisi. Ancak tarım teknolojileri konusunda dünyada önemli sayılabilecek gelişmeler sağlanmasına karşın Türkiye’de bitkisel üretimde istenen verim düzeyine halen ulaşılmış değil. Bu durumda izlenen tarım politikalarının yanı sıra iklim değişikliği gibi bazı doğrudan kontrol altında tutulamayan faktörlerin de etkisi var.

Uzmanlara göre verim artışının istenen düzeyde olmamasının nedenlerinin başında tarım topraklarının dağılımındaki eşitsizliğin yanı sıra tarımsal yapıya küçük ve çok parçalı işletmelerin egemen olması, üretim tekniklerinin dünyanın gerisinde kalması, uygulanan ekonomi politikalarının bir sonucu olarak girdilerin yükselmesi, tarım ürünlerinin geçmişte kalmaya başlayan teknolojilerle üretilmesi, toprağın ıslah edilmemesi, pazarlama ve devletçe uygulanan destekleme politikalarının mevcut gerçeklikle örtüşmemesi gelmekte.

Dünya bakliyat üretiminde yüzde 25’lik pay ile Hindistan bugün ilk sırayı alırken, Türkiye ise 10. sırada bulunuyor.

Türkiye’de 2005 yılından itibaren bakliyat üretiminde kullanılan mazot ve gübre için destek yapılmaya başlanmasına rağmen 2004-2017 yılları arasında ekim alanlarında ciddi daralma yaşandı. Aynı dönemde gelişen teknolojiler, ilaçlama ve tohum değişiklikleriyle verimin bir miktar artması, üretim miktarındaki düşüşün sınırlı kalmasına yol açtı. Ancak artan nüfus tüm bu olumsuz denkleme eklenince Türkiye tarımda yıllar içinde daha da dışa bağımlı hale geldi.

Üstteki grafiklerden ilkinde, ekim alanlarının yıllar içinde daralmasını görüyoruz. İncelediğimiz dört ürün olan kırmızı mercimek, yeşil mercimek, nohut ve kuru fasulyenin ekim alanlarının istisnasız hepsinin daraldığını görüyoruz. Bu durumun altında, tarım alanlarının daralması olduğu kadar, daha karlı olduğu düşünüldüğü için yeni ürünlerin ekimine geçiş de var.

Sonraki grafiklere baktığımızda tüm ürünlerde kısmi verim artışı yıllar içinde gözleniyor. Ancak en belirgin verim artışı kuru fasulyede gözleniyor. Kırmızı mercimekte ise 2008 yılında ciddi bir verim düşüşü olduğu, bu sebeple çiftçinin de sonraki yıllarda bu ürünü ekmekten kaçındıkları gözleniyor.

Bir sonraki tabloda ise aynı ürün grubunun yıllar içindeki fiyat değişimini gözlüyoruz. Bu grafik bir fiyatı vermekten de öte, tüm ürünlerin fiyatının 2003 Ocak ayında 100 birim olduğu varsayarak yıllar içinde nasıl değiştiğine dair bir perspektif sunuyor ve bu fiyatları Türkiye gıda fiyatlarındaki değişim ve enflasyondaki değişim ile kıyaslıyor.

Hükümet 2017 yılında kamuoyu ile paylaştığı “Milli Tarım Politikası”nda da ‘sertifikalı tohum’la üretim yapan çiftçiye destek verileceğini, geleneksel tohumla üretim yapanlara tarım desteği verilmeyeceğini açıklamıştı.

Destek miktarlarına baktığımızda ise Türkiye’de tarımın yıllar içinde giderek daha çok desteklendiğini görüyoruz. Dolar üzerinden gösterilen bu fiyatları, 2001 yılındaki krizde doların TL karşısında iki katına çıkmasıyla ciddi düşüşü de gösteriyor. Ancak iki yıllık aradan sonra desteklerin hızla artışa geçtiğini ve 2010’a kadar neredeyse kesintisiz bir artış yaşandığını gözlüyoruz. Ancak 2010 sonrası bozulan ekonomi ve artışa geçen dolar ile birlikte desteklerin sınırlandığını görmek mümkün.

TÜRKİYE’NİN PERFORMANSINI GÖSTEREN TABLO: DIŞA BAĞIMLILIK

Türkiye’nin bakliyattaki performansını gösteren en gerçekçi tablo ise bu ürünlerde yıllar içinde gerçekleşen ithalat ve ihracat rakamları. Bu ürünler ülkeler arası fiyat farklılıkları ve dönemsel ihtiyaç artış veya azalışlarına paralel olarak aynı yıl içinde hem ithal edilebiliyor, hem ihraç edilebiliyor. Ancak ithalat ve ihracat miktarları arasındaki farklar ve bu farkın yıllar içindeki değişimi, dışa bağımlılık konusunda Türkiye’nin nerede olduğunu bize gösteriyor.

Tabloya göre tüm bu kalemlerde geçmişte üretici / satıcı pozisyonundayken yıllar içinde iç talebi karşılayamadığımızı ve ithalat kalemlerinin giderek arttığını görüyoruz. Özellikle nohut ve yeşil mercimekte artan dışa bağımlılık önümüze çok net bir tablo sunuyor.

MALİYET ARTIŞINI FİYATLARA YANSITMASINA İZİN VERİLMEYEN ÜRETİCİ TARIMDAN VAZGEÇTİ

Geçtiğimiz yıllarda tarımda maliyetleri artıran en önemli unsur, tarımın en önemli girdilerinde (gübre, tarım ilacı, mazot, tohum ham maddeleri gibi) ithalata bağımlı hale gelinmesi oldu. Doların artışı çiftçiyi doğrudan etkilerken çiftçi maliyet artışlarını fiyatlara istediği oranda yansıtamadı. Tarım ürünlerinin çiftçinin elinden çıkış fiyatları 3 kat artarken; çiftçinin satın aldığı tarım girdilerinin fiyatları 5 kat arttı.

Bu durum, çiftçilerin borç girdabına girmesine sebep oldu. 2002 yılında çiftçilere bankalar tarafından kullandırılan kredi 4 milyar TL iken, 2018 yılı Eylül ayı sonu itibariyle 101 milyar liraya yükseldi. 2018 yılında çiftçinin kullandığı banka kredisi tarımsal destekleme ödemelerinin 7 katına ulaştı. Çiftçi kredi borçlarını ödeyememe durumu ile karşı karşıya kaldı. Birçoğu arazisini yok pahasına satıp borçlarını öderken birçok çiftçi de borç yükünden kurtulmaya çalışıyor.

NÜFUS ARTIYOR, ÜRETİM AZALIYOR

2002-2017 yılları arası nüfus yaklaşık 14 milyon kişi artarken bakliyat üretimindeki artış nüfusa paralel olmadı. Hatta tam aksine, incelediğimiz kalemlerde kuru fasulye hariç üretimde azalmalar açıkça görülüyor.

2002 yılında 26,6 milyon hektar olan tarım arazileri, günümüzde 23,4 milyon hektara düştü. Ürettiğinden kazanamayan, emeğinin karşılığını alamayan çiftçi tarımda 3,2 milyon hektar araziyi ekmekten vazgeçti ve çiftçi kayıt sistemine (ÇKS) kayıtlı çiftçi sayısı 2002-2017 döneminde 2.7 milyon iken 2.1 milyona geriledi; yani en az 600 bin çiftçinin tarımdan vazgeçtiğini görüyoruz. Tarım arazilerinde toplulaşma, yani dolaylı olarak çiftçi sayısının azalması devletin desteklediği bir politika, bunu da bu noktada belirtelim.

TARIMDA İSTİHDAM NEREDEYSE YARI YARIYA AZALDI

Aynı dönemde genel tarımın milli gelirdeki payının da yüzde 10’dan yüzde 6’ya düştüğünü görüyoruz. Tarımın istihdamdaki payı da yüzde 35’den yüzde 19’a geriledi. Bu oran gelişmiş ekonomilerde yüzde 1 ila 4 aralığında.

Kişi başına nohut üretimi 10 kilodan 6 kiloya, kuru fasulye üretimi 4 kilodan 3 kiloya, kırmızı mercimek üretimi 8 kilodan 5 kiloya düştü.

ZİRAAT MÜHENDİSLERİNİN ÖNERİLERİ

Bakliyat üretiminin artırılması için Ziraat Mühendisleri Odası‘nın önerileri ise şöyle:

  • Öncelikle mazot, gübre, ilaç, tohum gibi girdilerin fiyatları kontrol altında bulundurulmalıdır.
  • Sertifikalı fasulye tohumlarının üretimi artırılmalıdır.
  • Hastalık ve zararlılara dayanıklı, makineli hasada uygun, kaliteli, yüksek verimli, yerli tüketicilerin ve dış pazarın isteğine uygun yeni çeşitlerin geliştirilmesi için çalışmalar yapılmalıdır.
  • Yerel çeşitlerin sürdürülmesi ve geliştirilmesi sağlanmalıdır.
  • Uygun yetiştirme tekniklerinin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.
  • Bakliyat ekim alanlarının genişletilmesi için Nadas alanları daraltılmalıdır.
  • Hasat döneminde kuru fasulye ithalatına izin verilmemelidir.
  • Etkin bir örgütlenme yapısı oluşturulması için destekler verilmeli, çalışmalar yapılmalıdır.
  • Hasattan sonra çiftçinin ürününü satın alıp pazarlayacak müdahale kuruluşları oluşturulmalıdır
  • Mekanizasyon kullanımı desteklenmelidir.
  • Tarımsal sigorta uygulaması yaygınlaştırılmalı, baklagillerde hastalık ve zararlılar sigorta kapsamına alınmalıdır.