GÜNDEM

CHP’li Köse: Hâlâ merak ediyorum, buraya kayyum neden geldi?

İki yıl boyunca kayyumla yönetilmiş bir ilçenin borçlu belediyesini devralan CHP’li Safranbolu Belediye Başkanı, Mimar Elif Köse, Batı’da kayyumla yönetilen tek ilçe olan Safranbolu için “Burada daha önce görev yapan belediye başkanımızın neden görevden alındığını hâlâ bilmiyoruz. Hâlâ merak ediyorum, buraya kayyum neden geldi?”dedi.

Göreve başladığından bu yana yaklaşık yüz kırk günü ardında bırakan Karabük Safranbolu Belediye Başkanı, Mimar Elif Köse, iki yıl boyunca kayyumla yönetilmiş bir ilçenin ve borçlu bir belediyenin yükünü sırtlandı. “İnsanları ötekileştirmeden, ayrıştırmadan, dinine, ırkına, inancına bakmadan muamele etmeliyiz birbirimize” diyen ve tıpkı Ekrem İmamoğlu gibi “sevgi dili”ni kullanan Köse, birbirimize saygılı olmayı başarabildiğimizde, hayatımızda saygıyı ön plana çıkardığımızda her şeyin çok güzel olacağını söylüyor. Daha yeşil, daha yaşanabilir bir Safranbolu hayal eden ve bunun için kolları sıvayan Elif Köse’yi daha yakından tanımaya çalıştığımız bir söyleşi gerçekleştirdik ve projelerini konuştuk.

Karabük’te doğup büyüdüğünüzü, ilk, orta ve lise eğitiminizi Karabük’te tamamladığınızı biliyoruz. Ardından da Karadeniz Teknik Üniversite’nde mimarlık eğitimi aldınız ve serbest mimarlık yapıyorsunuz. Biraz daha yakından tanıyabilir miyiz Elif Köse’yi; çocukluğunuzdan yola çıkarak varoluş yolculuğunuzdan bahseder misiniz?

Kendimi bildim bileli kitap okumayı çok seviyorum. Çocukken bulduğum en ufak bir kâğıdı bile okumadan atmazdım. En büyük keyfimdi kitap okumak. Öte yandan hiçbir sosyal etkinliğe katılmayan, sadece okulla ev arasında gidip gelen çok asosyal bir çocuktum. Annem bu durumdan rahatsızdı. Kardeşlerim ne kadar sosyalse ben o kadar asosyal, daha çok evde vakit geçirmeyi seven, evcilik oynamaktan bile pek keyif almayan bir çocuktum. Sporu çok seviyordum. O dönemde bugünkü gibi sosyal imkânlar yoktu tabii. Bu nedenle gece yarılarına kadar televizyondan buz pateni yarışmalarını izlemek en büyük keyfimdi. Çocukluğuma dair hatırladığım en net şey ders çalışmak ve kitap okumak sanırım. Aslında daha iyi olanaklara ve eğitim koşullarına sahip olsaydım eminim her şey çok daha farklı olurdu. Karabük-Beşbinevler’de büyüdüm; ilk, orta ve liseyi orada okudum. Anneannem ve dedem Safranbolu’da yaşıyorlardı. Bizim hafta sonlarımız Akçasu’daki dede evinde geçerdi. Oraya dair hatırladığım en güzel şey ise bayram günleri. Bayramın ilk günü dedemin bahçesinde bütün sülale toplanır yemek yerdi. Hâlâ burnumun direği sızlayarak andığım, özlediğim günlerdir o bayram günleri. Üniversiteyi kazanmamla ailemden uzaklaşmış oldum. Yani tek başına ayakta durmaya başlamam, ilk özgürleşmem üniversite için başka bir kente gitmemle oldu. Bu bana çok iyi geldi. Ben o dönemde kendimi tanımaya başladım. Ailem beni hiçbir zaman kısıtlayan, sınırlayan bir aile olmadı. Her konuda, her kararımızda özgür bıraktılar bizi. Çok kültürlü, okumuş bir aile olmamasına rağmen açık fikirli, kendini geliştiren bir aileye sahiptim.

Safranbolu

İnsanlığın varoluşundan bu yana kadının hep ikinci planda, erkeğin gölgesinde kaldığını hatta bilim, sanat, felsefe ve siyaset gibi alanlarda var olmasının önüne geçildiğini görüyoruz. Sizin de kadın olmaktan ötürü yolunuza engeller çıktı mı?

Kadın olmaktan dolayı herhangi bir engelle karşılaşmadım bugüne kadar. Çünkü bu duruşunuzla ve kararlı olmakla ilgili bir şey. Sadece seçim çalışmalarında, kadın olduğum için farklı itham edilme ve tatsız bir durum ile karşılaştım. Bunlar gerçekten çok sevimsiz ve üzücüydü. Peki ne oldu? Bu, karşı tarafın hanesine eksi olarak geçti. Kadın olarak toplumda hep ikinci plana itildiğimizi düşünüyoruz ama mağdur olduğunuzda toplum size sahip çıkıyor. Ben şanslı kadınlardanım. Hayattan beklentilerinizle de alakalı bu ve ben kadın olarak toplumdan beklentilerimi aldım aslında. Yapmak istediklerimin önüne kadın olmamdan dolayı tek engel seçim çalışmalarında çıktı. Onun dışında iş hayatımda bunun dezavantajını yaşamadım.

“NEDEN MECLİSTEN BİRİSİ BELEDİYE BAŞKANI OLARAK SEÇİLMEDİ?”

İki yıldır kayyumla yönetilen bir ilçeydi Safranbolu. Üstelik Batı’da kayyumla yönetilen tek ilçe burası. Kayyumla yönetilmek ne gibi sonuçlar/sorunlar doğurdu, bu iki yıllık süreç Safranbolu’da nelere yol açtı?

Kayyumla yönetilmek terörle bağdaştırılan bir durum. Bizim Safranbolu’da terörle ilgili herhangi bir sıkıntımız yok elbette. Burada daha önce görev yapan belediye başkanımızın neden görevden alındığını hâlâ bilmiyoruz. Görevden alındığında ve sonraki süreçte hep şunu sorduk: demokratik bir şekilde hareket edip neden meclisten birisi belediye başkanı olarak seçilmedi? Başka illerde böyle yapılmıştı. Ben bunu hâlâ merak ediyorum: buraya kayyum neden geldi? Bu sorunun cevabını alamadık. Kayyum iki senedir burada. Tek başına Belediye Başkanlığı ile ilgilenmek bile başlı başına çok yoğun bir işken hem Kaymakamlık hem Belediye Başkanlığı elbette ki çok sıkıntılı bir durum. Belediyedeki işlerde gözle görülür şekilde aksamalar vardı. Göreve geldiğim zaman daha net bir şekilde gördüm bunu. Çalışan personelde, çalışma disipliniyle ilgili sıkıntılar vardı. Tabii ki burada bir yöneticinin olmaması, yöneticinin kısıtlı saatlerde geliyor olması sorunlara yol açabiliyor.

“BU HESABI ONLARIN VERMESİ GEREKİYOR”

İlla başımızda bir otorite istiyoruz maalesef. Bu otorite olmadığında her şeyi suistimal ediyoruz. Belediyede işler yarım bırakılmış. Birtakım işlere başlanmış ama sonu getirilmemiş. Üstelik yapılan işler, yatırım amaçlı işler de değil. Safranbolu’nun iki senedir kaybettiği ivmeden Kaymakamı ya da kayyumu sorumlu tutmuyorum tabii ki. Bunun sonuçları ortada ve bunun hesabını Safranbolu gibi UNESCO Dünya Miras Listesi’ndeki çok özel bir kente bunu layık görenlere sormak lazım. Bu hesabı onların vermesi gerekiyor. Bu iki senelik süreçle ilgili olarak çarşı bölgesindeki esnaf, turizmde bir geriye gidiş olduğunu, turist kalitesinin önemli oranda düştüğünü dile getiriyor. Eğer bir şeyler yapmazsanız sıradanlaşıyor her şey. Turistler buraya otobüslerle gelip bir tur atıp, konaklamadan geri gidiyorlar.

“BİZ BORÇLU BİR BELEDİYE DEVRALDIK”

Biz borçlu bir belediye devraldık. Bu asla yakınma olarak da anlaşılmasın. Zaten biliyorduk durumu. Önemli olan bence böyle bir belediyeyi kalkındırmak, ayağa kaldırmak ve ivme kazandırmaktır diye düşünüyorum. Asıl başarı burada gizli. Kayyumla yönetilen il ya da ilçenin ileri gitmesini hiç kimse bekleyemez. Bu bir geçiş süreci ve atanmış kişi o süreci sadece stabil olarak tamamlamayı hedefleyebilir. Peki bu zarar nasıl telefi edilecek? Bundan sonra seçilmiş belediye başkanlarına çok görev düşüyor tabii ki; o açığı bizler kapatacağız. Elimizden geldiği kadar yapılmamış olan yatırımlara yönelerek özellikle sosyal anlamda da insanlara dokunacak işler yaparak açığı kapatmak durumundayız. Ben geriye dönüp olmuş bitmişin üzerinde çok fazla ahlanıp vahlanmak yerine onu kabul edip, önümüze bakmak ve Safranbolu’ya bir an önce hizmet vererek bu kötü dönemi unutturmaya çalışmak gerektiğini düşünüyorum. Yapacağımız şey bu. Ama bu dönem Safranbolu’nun tarihine yazıldı maalesef. İleride torunlarımız “Safranbolu 2017-2019 yılları arasında kayyumla yönetilmişti” diye okuyacaklar.

“İMAMOĞLU İLE AYNI DİLİ KULLANDIK: SEVGİNİN DİLİNİ”

“Kendini ve diğerini ötekileştirmeden, dinin ve etnik kimliğin aidiyetine sığınmadan/kapanmadan, insandan uzaklaşmadan/uzaklaştırmadan varlığını; yaşanan hayatın bir parçası olmayı göze alan bir bakışı kuşanmak gerek…” der Feridun Andaç. Bugün gerek gündelik hayatta gerekse siyaset arenasında en büyük eksiklik bu bana kalırsa. Ne dersiniz? Ayrıca 24 Haziran seçimlerinde Ekrem İmamoğlu’nun başarısında böyle bir bakışı kuşanmış olmasının etkisi var mıydı sizce?

Ben de değerli yazarımız gibi düşünüyorum. İnsanları ötekileştirmeden, dine, ırkına, inancına bakmadan, ayrıştırmadan muamele etmeliyiz birbirimize. Biz seçim çalışmalarında da hep bunu dile getirdik ve o şekilde davrandık herkese. Bundan sonraki süreçte de örneğin, hangi partiye üye olduğuna göre işe almayacağız insanları. En büyük özelliğimiz bu olacak. Zaten sosyal belediyeciliğin gerektirdiği budur ve sosyal demokrat biri olarak da benim bundan farklı davranmam beklenemez; aynı Ekrem İmamoğlu gibi. Aslında farkında olmadan Ekrem Beyle birbirine çok paralel çalışmalar yürüttük biz. Aynı dili kullandık, yani “sevgi dili”ni kullandık. Herkesi kucakladık, herkese pozitif bir şekilde, güler yüzle yaklaştık. Bu böyle yapılmalı diye rol olarak ya da maske takarak değil, gerçekten kişiliğimizi yansıttık, olması gerekeni gösterdik. Safranbolu’da bu yaklaşım insanlara o kadar iyi geldi ki senelerdir görmedikleri, yaşamadıkları bir şeydi bu. Yani tipik siyasetçi yerine onlardan biri vardı karşılarında; onları kucaklayan, güler yüzle karşılayan biri. “Ben seninle aynı fikirde değilim, sana oy vermeyeceğim” diyene bile ben asla olumsuz bir tavır takınmadım.

“HAYATIMIN HİÇBİR DÖNEMİNDE BUGÜNKÜ KADAR AYRIŞTIRMA GÖRMEDİM”

Farklı düşüncelerin gizlendiği, saklandığı, gün yüzüne çıkmasına engel olunduğu bir ortamdayız. Örneğin basın özgürlüğünden bahsetmek mümkün değil şu anda. Bugün sadece taraflı, yanlı, çarpıtılmış, uydurulmuş haberlere ulaşıp herkesin aynı pencereden bakması sağlanmaya çalışılıyor. Belediyede işe alımlarda da liyakatli ve gerçekten iş yapabilecek kişilerin seçilmesine dikkat etmek gerekiyor. Ekibi kurarken, düşüncesinden ya da inancından dolayı değil mesleğiyle, mesleğine bakışıyla, becerisiyle, kişilik özellikleriyle seçilmeli insanlar. Ben hayatımın hiçbir döneminde bugünkü kadar bir ayrıştırma görmedim ve yeni kuşağa da acıyorum. 16 senedir iktidarda olan bir parti var. Bugün 16 yaşında olan çocuklar başka bir yönetim şekli görmedi, başka bir yönetim şekli bilmiyor. O nedenle bu yeni kuşağın çokça okuması lazım.

Biz de Belediye olarak pek çok seferberlik yapacağız. Bunların arasında okuma seferberliği de olacak, kitabı sevdirmek adına çalışmalarımız olacak. Bunu çocukların kişiliklerinin gelişmesi için, geçmişi bilebilmeleri için, geçmişle gelecek arasında bağlantılar kurabilmeleri için, karşılaştırma yapabilmeleri için çok önemsiyorum.

“DAHA YEŞİL, DAHA YAŞANABİLİR BİR SAFRANBOLU İSTİYORUM”

İnsanın çocukluğunun kenti başka bir anlam taşır. Yaşanmışlıklarınız, tanıklıklarınız vardır o kente dair, o kent şekillendirmiştir biraz da sizi. İnsanın yapıp ettiklerine de sinecektir bu ruh. Bu kentin çocuğu olmak nasıl yansıyacak icraatlarınıza, nasıl bir ruh katacak?

Benim çocukluğumdaki Safranbolu yemyeşil bir Safranbolu’ydu. Burada yaşayan ve buranın daha yeşil olduğu zamanları bilen bir belediye başkanı olarak elbette daha yeşil bir Safranbolu istiyorum. Buranın somut kültürel mirası var, tarihi Safranbolu evlerimiz var. Ama somut mirasının yanı sıra soyut kültürel miraslarımız da var. Örneğin yeme-içme kültürümüz var. Öncelikli olarak daha yaşanabilir, insanların biraz daha sosyalleşebildiği, kültür ve sanata doyabildiği bir Safranbolu istiyorum. Çok ilginç: Safranbolu’da yıllar önce yazlık sinema varmış. Bu kültürleri yavaş yavaş kaybettik. Buranın eski folklorunun, folklor geceleri yaparak tanıtılmasını istiyorum. Buradaki düğünler ve kına geceleri de çok hoştu. Bunların gelen turistlere gösterildiği geceler yapılmasını teşvik etmek lazım. Çocukluğumuzda yaşanan bu güzellikleri tekrar günümüze taşıyabilmek istiyorum. O ruhu bildiğim için bunu yapmak hiç zor gelmiyor bana. Yavaş yavaş bu ruhu yeşertip yaşatacağız burada.

“İSTİHDAM SAĞLAYABİLECEK HİÇBİR YATIRIM YAPILMADI”

İnsanlara istihdam sağlayabilecek hiçbir yatırım yapılmadı. Bir ilkokul belediye olarak bizden taleplerde bulunuyor. Diyor ki “Bizim paramız yok, şurayı yapar mısınız?” Biz bu konuyu Mecliste görüşürken muhalif arkadaşlar diyor ki “Bunları neden biz yapalım, MEB neden karşılamıyor?” MEB, diğer bakanlıklara göre en az bütçeye sahip bir bakanlık. Dolayısıyla insanlar temel ihtiyaçlarını bile başka yollardan karşılamaya çalışıyorlar. Çünkü ödenek gelmiyor. Şehir merkezindeki bir okulun bahçesinde yapılacak bir uygulamayı belediyeden istiyor insanlar. Böyle bir şey olabilir mi?

“TRAFİK SORUNUNU ÇÖZMEK İÇİN BİSİKLET YOLLARI YAPACAĞIZ”

Yerel yönetimler, belediyeler bir kentin sosyokültürel gelişiminde ve dönüşümünde önemli bir yere sahip olmakla birlikte o kenti daha yaşanılabilir, daha insana yakışır, daha estetik kılmak konusunda da büyük bir sorumluluğa sahip. Örneğin Eskişehir’de Yılmaz Büyükerşen’in yaptıkları herkese örnek olacak türden. Safranbolu’nun ilk ve tek kadın başkanı ve bir mimar olarak bu sorumluluk bağlamında Safranbolu için neler yapmayı gündeminize aldınız?

Safranbolu’da ulaşım açısından çok sıkıntı var ve ben bu sorunun çözülmesini istiyorum. Ancak ekstra yollar açarak değil. Ne kadar çok alternatif yol açarsanız açın trafik problemi gün geçtikçe artıyor. Biz bunun önüne geçmek için insanları daha fazla yürümeye teşvik etmek istiyoruz ama bunun için gerçekten yürünebilecek yollar yaratmamız gerekiyor. Yürünebilecek güzel güzergahlar yarattığınızda insanlara yürüyün, bisiklete binin, motor kullanın diyebilirsiniz. Ama biz günümüzde tıpkı betona yatırım yaptığımız gibi çok lüks araçlara da yatırım yapar olduk. Bunu da özgüven eksikliğimizden, başka türlü varolamadığımız için kendimizi kabul ettirme aracı olarak kullanmaya başladık. Bundan da geriye dönüş artık başlamalı. Özellikle de çocukları bu konuda bilinçlendirmek lazım. Her yere kapısının önüne kadar araçla gitmemek gerektiği konusunda eğitmek lazım, çocukları da büyükleri de. Bisiklet yolları yapmayı, bisiklet ve motosiklet kulüplerine etkinliklerinde destek olmayı ve onları daha ön plana çıkarmayı hedefliyoruz.

Safranbolu raylı sistem için çok uygun bir kent aslında, tıpkı Eskişehir gibi. Böyle bir şey mümkün olamaz mı?

Yetkililer çok sıcak bakmasa da ben günün birinde bunun karşı konulamaz bir gereklilik olacağını düşünüyorum. Çünkü nüfus gittikçe artıyor. Daha önce yüz tane minibüsle karşıladığınız toplu taşıma talebini şimdi belki yüz elli araçla karşılıyorsunuz. Onların da çevreye gaz salınımları, gürültüsü ve kalabalığı söz konusu oluyor. Dolmuş, otobüs ve taksinin akaryakıtı için harcanan para ise milli servet. Bu araçların çevreye verdiği zarar da cabası. Sürekli yollar yapılacağına raylı sistem yapılabilir.

Safranbolu için yapacaklarınıza geri dönecek olursak, turizmi canlandırmak için ne gibi adımlar atılması gerekiyor?

Safranbolu turizmden gelir elde eden bir kent. Özellikle çarşı bölgesinin mirasını yiyoruz. Ama ben çarşı esnafının çok bilinçsizce davrandığını, elindekinin kıymetini bilmediğini düşünüyorum. Emekli olmuş, canı sıkılan, “ne yapayım, gideyim çarşıda bir hediyelik dükkân açayım” diyen kişilerle bunu yürütmeye çalışıyoruz. Bu böyle başladı ama böyle gitmemeli artık. Burada çok güzel tasarım ürünler, hediyelik eşyalar yapılıyor, kadınlarımız bu konuda çok becerikli. Safranbolu Kültür Eğitim Merkezi’nde (SAKEM) verilen kurslar sayesinde oldukça güzel ürünler ortaya çıkarılmış. Belediye olarak, bunları üreten kadınlardan alıp, internet üzerinden satışını yapıp hem kadınların gelir elde etmelerini sağlayacağız hem de hediyelik eşyanın kalitesini değiştirmeye çalışacağız. Esnafa, elimizdekinin değerini bilmemiz gerektiğini anlatmamız gerekiyor. Elimizde çok kıymetli bir ürün varken biz bunu çok basitleştirip daha ucuz bir şey gibi satmaya çalışıyoruz. Çarşıdaki turistin kalitesini artırmak, orada verilen hizmetin kalitesini de artırmakla doğru orantılı elbette.

“SAFRANBOLU’YU BİR FESTİVALLER ŞEHRİ YAPMAK İSTİYORUZ”

Safranbolu turizmden daha fazla bir pay alacak. Projelerimiz arasında alternatif mekânlar yaratmak, müzeciliği geliştirmek de var. Safranbolu’da müzecilik ve kültür sanat adına hiçbir şey yok; sadece evlerimiz var bizi kurtaran. Kültür sanatın daha fazla gelişmesi için Safranbolu’yu bir festivaller şehri yapmak istiyoruz. Sadece senede bir defa gerçekleştirilen Uluslararası Altın Safran Film Festivali ile sınırlı kalmasın, Safranbolu üç-dört ayda bir festivallerin yaşandığı bir kent olsun istiyoruz. Film festivalinin ilki yirmi yıl önce, benim gençlik yıllarımda yapılmıştı ve çok keyifli, herkesin eğlendiği, festival tadında bir festivaldi. Ancak son beş yıldır festivalin sadece adı var, kendi yok. Bu yılki festival çalışmalarında en başından beri bulunamadığım için istediğim gibi bir festival olmayacak. Ayrıca maddi imkanlar çok kısıtlı kalmış, hazırlık yapılmamış. Bu durumda yapabileceğimiz en iyi şey sanatçılara ağırlık vermek olacak.

“HEDEFİMİZ TURİZMİ AYAĞA KALDIRMAK”

Safranbolu, UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan, doğal güzellikleriyle dikkat çeken, sakin, huzurlu bir ilçe. Ama Safranbolu’nun bu listede yer almaya devam edebilmesi ve burada “günü kurtarmak” amaçlı yapılan turizmin ötesine geçilebilmesi için ne gibi adımlar atılması gerekiyor?

Belirli periyotlarla denetleniyoruz ve bu Eylül’de de bir denetim geçireceğiz. Arnavut kaldırımında “yürüyemiyoruz” diye şikâyet edenler oluyor ama ben diyorum ki, kent bize değil biz kente uymak zorundayız. Bu kent özel olduğu için buraya geliyoruz ve topuklu ayakkabıyla gelmek çok anlamsız. Gezmek için düz ayakkabıyla gelip o Arnavut kaldırımlarına siz ayak uyduracaksınız. Bunun aksi düşünülemez zaten. Bu sene Safranbolu’nun UNESCO Miras Listesi’ne dahil edilişinin 25. yılı. Biz bu kapsamda da farklı etkinlikler yapıyoruz: 25. yıl etkinlikleri, seminerler, toplantılar, sergiler yapılıyor. Yıl sonuna kadar da bu etkinliklerin yapılmasına devam edilecek.

Safranbolu’da günübirlik gezi ya da turizm yerine uzun süreli kalışları sağlayabilmek için en az üç günlük Safranbolu turu satışları olmalı. Çünkü gezilip görülmesi gereken pek çok yer var: Yenice, Şeker Kanyonu, Düzce Kanyonu, Sarçalı Kanyonu, Antik Kent Hadrianapolis, Eflani göletleri, Yörük Köyümüz, Bulak Mencilis Mağarası gibi. Konaklama olarak Safranbolu’yu merkeze alıp günübirlik turlarla insanlar buralara götürülüp getirilebilir. Safranbolu’da daha kaliteli hizmet, daha kaliteli hediyelik eşya ve daha bilinçli bir esnafla turizmi ayağa kaldırmak, turizmin kalitesini artırmak gerekiyor. Bir de çarşıda ciddi bir gürültü kirliliği var. Ama tabii ki günün yorgunluğunu atmak için içtiğiniz bir kahvenin yanında çarşıda elbette müzik olmalı. Ama birbirine karışan, kimsenin anlamadığı, etrafta konaklayanları da rahatsız eden bir müzik olmamalı bu.

“ELİMİZDEKİ BÜTÜN KAYNAKLARI BİTİRDİK”

Feridun Andaç’ın şu cümlelerini çok önemsiyorum: “Kentler adeta yıkılıyor, tarihsel kültürel dokuları, insan malzemesi, yerel değerleri bir bir dönüşüme uğruyor. Yiteni kayda geçmek gibi bir hassasiyetimiz olmadığından, her yıkım yok oluşu getiriyor ister istemez. İşte bu nedenledir ki, yerel yönetim biçimi/zihniyeti giderek çok daha önem kazanmalı kentler için.” Yerel yönetimde yer alan bir mimar olarak baktığınızda, son yıllarda Safranbolu ve Karabük’teki yapılaşmayı, çoğalan çok katlı binaları, azalan yeşili, kentin kaybolup giden hafızasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İçim acıyor. Ben mimarım ve ekmeğimi bu meslekten kazanıyor olmama rağmen “sürekli proje yapayım, hep para kazanayım” şeklinde bir bakış açısına sahip olmadım hiçbir zaman. Kapanan her toprak parçası benim içimi acıtıyor. Ben bir mimarım ve estetik olmayana da karşı çıkmalıyım. Bunu yapmıyorsam benim mimar bir belediye başkanı olmamın hiçbir anlamı yok. Elbette estetik kaygılarım var. Yapılaşmanın, inşaatın desteklendiği bu devlet politikasını ve insanların ihtiyacı olan ev dışında daha fazlasına sahip olma isteğini hiç doğru bulmuyorum. Bu politikanın derhal değiştirilmesi lazım. Daha fazla tüketmeyen, üreten bir toplum olmaya ihtiyacımız var. Çünkü elimizdeki bütün kaynakları bitirdik. Doğayı bitirdik; ülkenin dört bir yanında yaşanan sel felaketlerini görüyoruz. Her yeri betonla kapladığımız için yağmur sularını emecek toprak kalmadı. Ayrıca şuna da dikkat çekmeli: Karabük’te sıcaklık arttı. Bugün Karabük sıcaklık açısından Antalya ile yarışır hale geldi. Neden? Çünkü özellikle rüzgâr kanallarımızın bulunduğu alanlara çok katlı binalar yapıldı ve hava akımı engellendi. Dolayısıyla sıcaklık ve kirli hava Karabük’te depolanıyor. Safranbolu, Karabük gibi çukur bir yer olmadığı için bu açıdan daha şanslı.

“ASLA BURAYA BİR HES YAPILMAMALI”

Karabük’ün Yenice ilçesindeki Şeker Kanyonu’na yapılması planlanan Hidroelektrik Santral (HES) nedeniyle, endemik bitki çeşitliliğinin en fazla olduğu ormanlardan biri olan Yenice Ormanları’ndaki pek çok canlı türü ve ekosistem zarar görecek, orman köylüleri işsiz kalacak, turizm yara alacaktı. Bu HES projesi ile ilgili ne düşünüyorsunuz, buradaki son durum nedir?

HES ile ilgili olumlu bir şey düşünmek elbette imkânsız. HES’lerin yapıldığı yerleri biliyoruz, bir daha asla geri dönüşü olmayacak bir şekilde doğanın katledildiğini biliyoruz. Yenice’de halk bilinçliydi ve buna engel oldular. Kanyonu’nun olduğu bölgede HES projesi istenmedi ve engellendi. Yeni bir gelişme yok diye biliyorum. Asla buraya bir HES yapılmamalı ve Karabüklülerin de Yenicelilerin de buna izin vermeyeceğine adım gibi eminim. Halk bu konuda gerçekten çok bilinçli.

“PARKLARDA AÇIK HAVA SİNEMALARI YAPACAĞIZ”

Safranbolu/Karabük, üniversitesi olan bir öğrenci kenti aynı zamanda. Ancak kültür sanat faaliyetleri bakımından çok verimsiz bir kent ne yazık ki. Sinema, tiyatro, konser gibi olanakların artması gerek. Ayrıca büyükşehirlerdeki gibi yetişkinlerin yanı sıra çocukların ihtiyaçlarına da cevap verebilecek kitabevlerine ihtiyaç var ki bu konuda yerel yönetimlere çok iş düşüyor. Yine çocuklar için doğayla bütünleşmiş büyük parklara ihtiyaç var. İlçeye ve kente buradan baktığınızda neler görüyorsunuz ve neler planlıyorsunuz?

Daha fazla yeşile, insanların daha fazla sosyalleşebilecekleri alanlara ihtiyaç var. Safranbolu’da yer anlamında sıkıntı söz konusu ve özellikle merkez çok sıkışmış durumda. Örneğin “Kent Parkı” diye yapılmış atıl duran bir park var. Üstelik ciddi paralar harcanmış bu park için. Ben orayı yeniden düzenlenerek aktif olarak kullanılabilecek bir duruma getirmek istiyorum. Safranbolu/Aslanlar’da belediyeye ait bir sosyal tesis vardı bir zamanlar. Eskiden o kadar sosyaldi ki insanlar ailesiyle birlikte akşam yemeğine giderdi oraya. Çok nezih bir ortamdı. Belediyeye ait bir sosyal tesisti bu ve bizim şu an böyle bir tesisimiz yok. Ben yine o eski günlerdeki tesisi, aynı yerde açmak ve orayı yine eski haline getirmek istiyorum. Kültür merkezimiz tamamlanmak üzere. Burada 700 kişilik bir salonumuz var ve bu salonu en verimli şekilde kullanacağız: tiyatrolar, konserler, seminerler, konferanslar, türlü etkinlikler düzenleyeceğiz burada. Ayrıca parklarda açık hava sinemaları yapmayı planlıyorum. Bir de benim kurucu üyesi olduğum bir tenis kulübü kuruluyor Safranbolu’da. Harmanlar’daki tenis kortunu aktif hale getireceğiz.

Büyükşehirlerden gelen eğitimli, meslek sahibi, vasıflı insanlar için iş imkânı neredeyse yok gibi bu ilçede/kentte; diğer bütün küçük şehirlerde olduğu gibi. Bu donanımlı ama işsiz insanlar için bir istihdam alanı yaratmak için neler yapılabilir küçük şehirlerde/ilçelerde? Yerel yönetimlere ne gibi görevler düşüyor bu konuda?

Yerel yönetimlere her zaman görev düşüyor elbette ama şu an ekonomik olarak çok kısıtlı koşullara sahibiz. Bana gelip iş isteyen üniversite mezunu ve donanımlı kişilerden tek istediğim şu: ben size sadece bir masa verip iş vermek istemiyorum, siz bana ne vereceksiniz? Bana bunu bir şekilde −tek kelimeyle olur, bir dosyayla veya raporla olur− ispat et, ben seni işe alayım diyorum. Yani olması gereken bu. Ben sana sırf iş vermiş olmak için iş veremem. Tek istediğim şu: Belediye senden nasıl faydalanabilir, yani senin varlığınla belediye ne kazanacak? Bana bunu ispat eden herkesi işe alırım. Çünkü bu artı değer getirir. İşe yaramayan bir başka insana “sizinle yolumuzu ayırmak zorundayım” derim gönül rahatlığıyla ve o vasıflı kişiyi işe alırım. Tek kriterim bu.