GÜNDEM

İlhan Karakurt: Birlikte kazandık, birlikte yönetmeliyiz

Tüm-Bel-Sen Antalya Şube Başkanı İlhan Karakurt, CHP’li Mustafa Akaydın döneminde öğretmen-yönetici olarak görev yaptığı Antalya Büyükşehir Belediyesinde 2014 seçimleri sonrası AKP’li menderes Türel göreve gelince, siyasal nedenlerle iki kere Gündoğmuş ilçesine sürüldü. Mahkeme kararı ile geri döndü. İl içerisinde 5 kez görev yeri değiştirildi. Sonrasında da memur olarak atanmasının kanuna aykırı olduğu öne sürülerek görevine son verildi. Yetmezmiş gibi dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın hakkında da bu konu ile ilgili dava açıldı. Ardından önce Mustafa Akaydın beraat etti, ardından da İlhan Karakurt mahkemeyi kazanarak göreve iade edildi.

“Benim görevden alınmam İlhan Karakurt’a özel bir durum değil” diyerek başlıyor sözlerine Tüm-Bel-Sen Antalya Şube Başkanı İlhan Karakurt bütün mütevaziliği ile. Dile kolay… CHP’li Mustafa Akaydın döneminde öğretmen-yönetici olarak görev yaptığı Antalya Büyükşehir Belediyesinde 2014 seçimleri sonrası AKP’li menderes Türel göreve gelince, siyasal nedenlerle iki kere Gündoğmuş ilçesine sürülüyor. Gündoğmuş, Antalya’ya 2,5 saat… Mahkeme kararı ile geri dönüyor. İl içerisinde 5 kez görev yeri değiştiriliyor. Sonrasında da memur olarak atanmasının kanuna aykırı olduğu öne sürülerek görevine son veriliyor. Yetmezmiş gibi dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın hakkında da bu konu ile ilgili mahkeme açılıyor. Ardından önce Mustafa Akaydın beraat ediyor, ardından da İlhan Karakurt mahkemeyi kazanarak göreve iade ediliyor. “Bu bir hukuk cinayetidir” diyor Karakurt ve ekliyor. “Bu ülkede İlhan Karakurt belediye başkanı olabiliyor, vekil olabiliyor, cumhurbaşkanı olabiliyor ama memur olamıyor. Menderes Türel, geçmişle hesaplaşmak adına yüzlerce arkadaşın ekmeği ile oynadı. Önce taşeron işçileri içten çıkardı, sonra memur arkadaşları sürgüne gönderdi. Ben o dönem de Tüm-Bel-Sen Antalya Şube Başkanıydım ve konuyu sürekli gündemde tutmak için yasal bütün yolları kullandık.”

“DEMOKRASİ YAŞAM KÜLTÜRÜ HALİNE GETİRİLECEKSE BU KENTİ TEK BAŞINA BELEDİYE BAŞKANLARI YÖNETMEYECEK”

31 Mart seçimleri için aday belirleme süreçlerindeki en etkili isimlerden birisi İlhan Karakurt’tu. Önce Tüm-Bel-Sen daha sonra da KESK ve DİSK bileşenleri olarak yerel seçimlere ilişkin deklarasyonların yayınlanmasında önemli aktörlerden birisi olarak süreçte yer aldı. Bu süreci sorduğumuzda, “manifestomuzda anafikir şuydu: Demokrasi bir yaşam kültürü haline gelecekse, bu kenti tek başına belediye başkanları yönetmeyecek” dedi ve ekledi. “biz belediye işkolunda örgütlü bir sendikayız. Doğal olarak da yerel yönetimler süreci bizi doğrudan ilgilendiriyor. Ancak bu sorun sadece Tüm-Bel-Sen’in sorunu değil. Bir bütün olarak Antalya bu sürecin içinde olmalı. Turizmin başkenti olan bir şehirde kıyının yağmalanmasından, çalışanların sorunlarına kadar pekçok problem var ve bu problemler kentin farklı kesimlerini ilgilendiriyor. Biz de bu noktadan hareketle Antalya’nın çeşitli dinamikleri ile bir araya gelerek ‘nasıl bir belediye başkanı olmamalı’ sorusunu yanıtladık. ‘Olmamalı’ diyorum. Çünkü kimi istemediğimizi söylemek zorundaydık. AKP gibi talancı, rantçı, çalışanlarının hakları ile oynayan bir belediye başkanı istemediğimizi özellikle belirttik. Bunu belirtirken, kimin olması gerektiğini de siyasi partilere bıraktık.”

“31 MART TEK BAŞINA YEREL YÖNETİM SEÇİMLERİ DEĞİLDİR”

Söyleşinin bu noktasında bir noktanın altını önemle çiziyor İlhan Karakurt;  “31 Mart seçimleri tek başına yerel yönetimler seçimleri değildir. Bir anlamda Türkiye’nin demokrasiyi mi yoksa diktatörlüğü mü seçeceğinin de seçimleriydi. Biz o süreçte tereddütsüz demokrasi güçlerinin yanında yer aldık ve gereğini yaptık. CHP Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak Muhittin Böcek ilan edildiğinde de kentin tüm dinamikleri gibi Menderes Türel’e karşı Muhittin Böcek ve ekibini destekledik ve sonuna kadar da çalıştık.”

İlhan Karakurt’un sözünü ettiği deklarasyon o dönemde çok tartışılmış, yerel basında önemli yer ve destek bulmuştu. Peki bu deklarasyon ne kadar etkili oldu? İstedikleri gibi bir yapı oluştu mu? Bu sorularımıza, “şimdilik” kaydını düşerek, “henüz değil” cevabını veriyor.

“BU SADECE ANTALYA’NIN SORUNU DEĞİL”

“Aslında bu mesele sadece Antalya’nın sorunu olan bir durum değil. Ülkemizdeki genel politik durumda tek adam yönetimine karşı direnişin yerel ayağı olması açısından Antalya önemli. Biz diyoruz ki, diktacı, baskıcı bir yönetime karşı direnişin ve alternatif geliştirmenin yolu, birlikte yönetmekten geçer. Antalya bileşenleri de ne kadar Antalya yönetiminde söz sahibi, olursa, demokrasi anlayışı o kadar güçlenir ve tek adam yönetimine karşı bir alternatif oluşturulur. Başka bir bakış açışıyla da, birlikte çalıştık, birlikte kazandık, birlikte yönetmeliyiz.”

“BELEDİYE BAŞKANI 12 BİN 500 BELEDİYE ÇALIŞANININ TEMSİLCİLERİ İLE GÖRÜŞMELİ”

“Peki, bu beklentiniz karşılandı mı?” diye sorduğumuzda, özenli ve cümlelerini dikkatle seçerek yanıtlıyor sorumuzu:

“Şu anda bunun örneklerini henüz gördüğümüzü söyleyemeyiz. 4 ay bir yanı ile kısa bir süre ama başka bir açıdan baktığımızda da uzun bir zaman dilimi. Bir an önce kentin paydaşları bir araya gelerek başta temel sorunlar olmak üzere tartışmalı, çözüm önerilerini üretmeli ve harekete geçirilmelidir. Başta çalışanlar olmak üzere karar mekanizmalarına etki edecek araçlar üretilmelidir. Bir belediye başkanı düşünün. Tabi ki otobüsçülerle görüşecek, tabi ki kamyoncularla görüşecek, pehlivanlarla görüşecek, hatta faytoncularla da görüşecek ama kendisinin tüm hizmetlerini yerine getiren 12 bin 500 belediye çalışanının temsilcileri ile görüşmeyecek. Bunlarla da görüşmesi, muhatap alması ve temsilcilerini kabul etmesi gerekir.”

“BİR GREV DÜŞÜNÜN Kİ, HİÇBİR SENDİKA, STK DESTEK VERMESİN”

Sohbetin son bölümünde Antalya Büyükşehir Belediyesindeki greve getiriyoruz konuyu. Belediye iş kolunda etkinlik yürüten bir sendikanın şube başkanı olarak bu konuda ne düşünüyordu. Biz daha soruyu sorarken gülümsemeye başlıyor:

“Ömrünü işçi sınıfı mücadelesinde geçirmiş, bu uğurda hapishanelerde geçirmiş bir sendika başkanı olarak, ‘Bu İşyerinde Grev Var’ yazısını görünce heyecanlandım. Hak ihlallerinin bu kadar yoğun yaşandığı bir ortamda bir sendikanın kendi üyelerinin hak ve çıkarlarını korumak için greve gitmesi kadar doğal bir şey olamaz. Ama bugün geldiğimiz noktada ortaya çıkan sendikalar, sarı sendika bile diyemiyoruz, hükümet sendikacılığı, referans sendikacılığı, patron sendikacılığı var. Bu sendikaların içinde işveren var, patron var, hükümet var, siyasi parti var ama işçi yok. Bu grev de tam da bu tanıma denk düşüyor. Hizmet-İş sendikası, 5 yıllık AKP ve Menderes Türel döneminde ayyuka çıkan hak ihlallerinde ses çıkarmamışken, hatta ses çıkaranları sustururken, cezalandırırken, bugün ‘toplu sözleşme masası hakkını savunduk. Masa kurmadılar, bu yüzden greve çıktık’ demesi inandırıcı gelmiyor. Sormazlar mı insana? Siz bir hak arayışı için greve çıkıyorsunuz ama hiçbir sendika sizi desteklemiyor. Bu grev kamuoyunda bir destek görmüyorsa hatta meşruluğu tartışılıyorsa, bu sendika kendisini sorgulamalıdır. Bu sorgulamayı yapmak bir yana bu grev bir algı yönetimidir ve CHP’yi baskılama amaçlıdır. Düşünün ki, kendi yöneticilerinden başka kimse de bu greve katılmıyor. Kendi üyeleri bile. Bu da galiba bizim ülkemize mahsus bir durum galiba.”