İNSAN HAKLARI

İHD’den Adana’da Suriyeli sığınmacılara yönelik saldırıyla ilgili rapor

İHD Adana Şube Başkanı İlhan Öngör, önceki gün Adana’da Suriyeli sığınmacılara yönelik saldırıyla ilgili gözlem ve tehdit raporunu paylaşarak “Adana ilinde yaşanan ırkçı, ayrımcı ve ötekileştirici saldırıları kınıyoruz” dedi.

İnsan Hakları Derneği Adana Şubesi  19 Eylül’de Adana’da Suriyeli sığınmacılara yapılan saldırı ile ilgili gözlem ve tespitlerini raporlaştırdı. İHD Adana Şube Başkanı İlhan Öngör tarafından bugün yapılan basın açıklamasında rapor kamuoyuna duyuruldu. Raporda görgü tanıklarının ve Suriyeli sığınmacıların anlatımlarına da yer verildi.

ADANA’DA SURİYELİ SIĞINMACILARA KARŞI YAPILAN 19.09.2019 TARİHLİ SALDIRI İLE İLGİLİ GÖZLEM VE TESPİT RAPORU

KONU VE HEYETİN OLUŞUMU :

19.09.2019 tarihinde Adana ili Dumlupınar mahallesinde bulunan Suriyeli sığınmacıların işyerleri ve evlerine yapılan saldırılar, yerel ve ulusal basında yer almıştır. Bunun üzerine İHD Adana şubesi olarak yaşanan olayın tespiti amacıyla, yönetim kurulumuzun aldığı karar gereği; Dernek yöneticilerimiz İLHAN ÖNGÖR, OSMAN FİLİZTEK ve SERHAT ÖKMEN’den oluşan heyet, 20.09.2019 tarihinde olayın yaşandığı Adana ili Dumlupınar mahallesi ve çevre mahallelerinde zarar gören işyerleri ve evlerde inceleme ve tespitlerde bulunmuş, olayın tanıkları, cinsel istismara uğrayan çocuğun ailesi ve mahalle sakinleri ile görüşmeler yapılmıştır.

OLAYIN OLUŞUMU;

19.09.2019 tarihinde saat 17:30-18:00 sıralarında Adana ili Dumlupınar mahallesi 23 nisan ortaokulunda okuyan 11 yaşındaki 3. Sınıf öğrencisi çocuk, okul çıkışında tahmini 20’li yaşlarda bir şahıs tarafından bıçakla tehdit edilerek alıkonulmuş ve okulun 150 metre ilerisinde bulunan 4 katlı bir binanın teras katına götürülmüştür. Cinsel istismar amaçlı olarak çocuğun üzerindeki elbiseler çıkarılmaya çalışıldığı sırada çocuğun bağırması ve direnmeye başlaması ile olayı gerçekleştiren fail olay yerinden kaçmıştır. Cinsel istismara uğrayan çocuk, 3 sokak ötede bulunan evine giderek durumu ailesine anlatmıştır. Ailenin bu durumu öğrenmesi ile kalabalık bir grup olarak olayın gerçekleştiği yere gidilmiş, ancak; cinsel istismarda bulunan fail bulunamamıştır.

Cinsel istismarı yapan 20’li yaşlarındaki kişinin “Suriyeli” olduğunun iddia edilmesi üzerine, mahallede bulunan bir çoğu 20-25 yaşlarındaki bir grup, ellerine sopa, satır, taş vb. delici kesici alet alarak “Suriyelilerin” yoğun olarak yaşadığı ve olay yerine yakın olan Mirzaçelebi, Gülpınar Meydan, Dağlıoğlu mahallerindeki ana caddelerde ve sokaklarda bulunan Suriyelilerin işyerlerini yakma, yıkma, talan, yağma girişiminde bulunmuşlardır.

Suriyelilerin işyerlerine saldıran gruplar “ kahrolsun Suriyeliler”, “Suriyeliler defolun” , “Suriyelileri istemiyoruz” diyerek sloganlar atmışlardır.

Raporumuz ekinde bulunan fotoğraflarda da görüldüğü üzere; Suriyelilere ait bir çok işyeri kullanılamaz hale gelmiştir. Saldırıyı yapan gruplar aynı zamanda Meydan caddesindeki Suriyelilerin işyeri kepenklerine ve duvarlarına “ Türk” , “TC” gibi yazılar yazmışlardır.

Olayın gerçekleştiği sokak ve caddelerde kolluk güçleri, saldırıyı yapan grupların saldırıyı gerçekleştirmesinden sonra olaya müdahale etmiş ve biber gazı sıkarak grubu dağıtmaya çalışmıştır. Ancak; tüm müdahalelere rağmen grup gece saat 03:00 e kadar saldırıyı yapmaya devam etmiştir.

Neticede; bir çok işyeri ve araç zarar görmüştür. Aldığımız bilgi ve tanık anlatımlarına , gözlemlerimiz sonucunda 162 dükkan ve 12 aracın zarar gördüğü iddia edilmiştir.

Olayın gerçekleşmesinden sonra Adana Valiliğince kamuoyuna yapılan açıklamada ; cinsel istismarda buluna kişinin “ düzgün bir Türkçe ile konuşan ve vatandaşımız olduğu değerlendirilen biri olduğu” belirtilmiştir.

Yapılan saldırılar üzerine, Suriyelilerin, yoğun olarak işyeri ve evlerinin bulunduğu mahalle ve caddelere güvenlik güçleri konumlandırılmıştır. Olayın üzerinden 1 gün geçmesine rağmen bir çok Suriyeli sığınmacının işyerinin kapalı olduğu tarafımızdan tespit edilmiştir. Görgü Tanıklarının anlatımlarından aldığımız bilgilerde, bir çok Suriyelinin ise evini terkettiği veya hiç evinden çıkamadığı tarafımıza iletilmiştir.

GÖRGÜ TANIĞI ANLATIMLARI;

TANIK OSMAN KOCAMAN ; ben, çocuğun istismara uğradığı 4. Katlı binanın bulunduğu sokağın başında kahvecilik yapıyorum. Bu olayın duyulmasından sonra küçük çocuğu kaçıran, alıkoyan kişinin Suriyeli olduğunu söylediler. Çok kısa bir süre sonra başka mahallelerden gençler gelmeye başladı ve Suriyelilerin çok olduğu “Kıbrıs caddesi, meydan caddesi, mirzaçelebi mahallesine” doğru yürüyüşe geçtiler. Bu gençlerin nereden geldiğini bilmiyorum. Bir anda kalabalık oluşmaya başladı ve kalabalık gruplar halinde sokaklara daldılar. Daha sonrasını görmedim.

TANIK BÜLENT KOCADAĞ; Ben, istismara uğrayan çocuğun olduğu mahallede oturuyorum. Çocuğun nasıl cinsel istismara uğradığını bilmiyorumj. Ama; akşamüstüydü birden kalabalık bir genç grup toplandı, bunu yapan kişi Suriyelidir dediler. Bu Suriyelileri buradan kovacağız dediler. Slogan atmaya başlayarak sokaklara daldılar. “Suriyelileri istemiyoruz, Suriyeliler defol, Tayyip’in uşakları “ diye slogan atmaya başladılar. Bizler her ne kadar grubu sakinleştirmeye çalışsak da engel olamadık. Daha sonra bu gençler Suriyelilerin işyerinin olduğu sokaklarda işyerlerine zarar verdiler ve araçlara zarar vermeye başladılar, bu gençleri tanımıyorum. Bizim mahallenin çocukları değillerdi.

TANIK SİBEL D. ( İstismara uğrayan mağdur çocuğun yengesi); Ben, istismara uğrayan mağdur çocuğun yengesiyim, 19.09.2019 tarihinde saat 18:00 sıralarında çocuk ağlayarak eve geldi, “bir adamın kendisine bıçak çektiğini ve bir evin üst katına çıkardığını, elbiselerini zorla çıkarmaya çalıştığını, o sırada çocuğun bağırdığını, çocuk bağırınca adamın kaçtığını söylediğini”, bunun üzerine evdekiler, olayın olduğu eve doğru gittiler, ben evdeydim. Çocuk psikoloji çok kötü idi ve sürekli ağlıyordu. Çocuk şu anda hastanede ve psikolog gözetimindedir.

TANIK HASAN D. ( Cinsel İstismara uğrayan mağdur çocuğun dedesi) Ben, çocuğun dedesiyim. Olayı görmedim burada değilim, bana telefonla haber verdiler. Sonradan geldim. Valilik bunu yapanın çok iyi Türkçe konuştuğunu ve Türk olabileceğine dair açıklama yapmış ama bence olaylar büyümesin diye Valilik böyle bir açıklama yapmıştır. Olayın olduğu apartmanda Suriyeliler kalıyor, bunu yapan Suriyeli olmasa o apartmana giremez. Torunum şu anda hastanede oradan alıp emniyete getiriyorlar, fotoğraflar getirip teşhis yapmaya çalışıyorlar. Biz burada Suriyelileri istemiyoruz. Tüm pislikler bu Suriyelilerden çıkıyor.

OLAYLARININ YOĞUN OLARAK YAŞANDIĞI MEYDAN CADDESİNDE YAŞAYAN VE İSMİNİ VERMEK İSTEMEYEN GÖRGÜ TANIĞI ; ben yıllardır bu mahallede ve bu caddede yaşıyorum. Bizim bu cadde Suriyelilerin en çok işyerinin ve evlerinin bulunduğu caddedir. Çocuğa cinsel istismar olayından haberimiz yoktur. O olay bizim bu mahallede yaşanmadı. Akşam saat 21:30- 22:00 sıralarında hiç tanımadığımız kalabalık bir grup genç, caddede üzerinde Arapça yazılar yazan Suriyelilerin dükkanlarına taş, sopalarla, satırlarla saldırmaya başladılar, bir çoğu da tekmelerle dükkanların kepenklerini kırmaya başlayıp dükkanların içlerine girmeye çalıştı. Hiçbirimiz ne olduğunu anlamadık. Suriyelilerin araçların plakaları “MA ve SA” dır, buldukları bu arabaların camlarını kırmaya başladılar. Gece geç saatlere kadar devam etti. Polisler geldi, ancak; onlarda müdahale edemediler, grup kalabalıktı. Sabahleyin tüm Suriyeliler dükkanlarını açmadılar evden dışarı çıkmadılar, halende bir çok kişi evinden dışarı çıkamıyor, bazıları evlerini terketti. Cadde de gördüğünüz dükkanlar, işyerlerine zarar gelmesin diye “TÜRK BAYRAĞI” astılar. Mahallede bir çok kişi Suriyelileri istemiyor, en çok da Suriyelilerin onların işini elinden aldıklarını düşündükleri ve yaşam tarzları uymadıkları için Suriyelileri istemiyor. Saldırıyı yapan gençlerin kim olduklarını bilmiyorum, çünkü bizim mahallenin gençleri değillerdi.

İŞYERİ ZARAR GÖREN SURİYELİ İŞYERİ SAHİBİ AHMAD BEKAR ; Ben yaklaşık 6 yıldır Türkiye’deyim. Savaştan kaçıp geldim. Son 4 yıldır Adana’da meydan caddesinde küçük bir bakkal dükkanı işletiyorum. Cinsel istismar olayının ne olduğunu bilmiyorum, Yapan Suriyelimi değil mi bilmiyorum. Suriyelide olsa bizim günahımız nedir. Ben yıllardır buradayım bir çok Türk arkadaşım ve müşterim vardır. Kimse ile bir sorunum yoktur. Neden böyle oldu bilmiyorum. Akşamüstü tanımadığım şahıslar kalabalık bir genç grup sokakta bağırarak “Suriyeliler defol “ diye bağırıyorlardı. Korkup dükkanımı kapatıp uzaklaştım. Uzaktan seyrettim, dükkanımın kepenklerini kırdılar, içeri girdiler. Çok kalabalık oldukları için yanlarına yaklaşamadım. Polisler öbür tarafta durup sadece baktılar, müdahale etmediler. Şu anda dükkanım kullanılamaz halde ve bir çok gıda maddesi ve diğer ürünler yerlere atılmış, dükkanın camları ve kepenkleri kırıktır. Biraz ileride akrabalarımın berber dükkanının kepenklerini, camlarını, koltuklarının hepsini kırdılar. Gelen grup, hangi dükkanın Suriyelilere ait olduğunu biliyormuş gibi, seçerek dükkanlara saldırdılar. 20 bin lira şu anda zararım vardır. Ben ve ailem Suriye’den savaştan kaçtık, kimseye bir zararımız yoktur.

İŞYERİ ZARAR GÖREN SURİYELİ İŞYERİ SAHİBİ MUAHMMED HASAN CÜNEYDİ; Ben yaklaşık 4 yıldır buradayım, kimse ile bir alıp veremediğim yok. Kimseye zarar vermedim. Sadece esnaflık yapıyorum. Bu mahalledekilerle de bir sorunum yok. Kim neden yaptı bilmiyorum. Dükkanımın camlarını, kepenklerini kırıp içeri girdiler. Her tarafı dağıttılar. Bu mahallenin gençlerini tanıyorum, gelenler bu mahallenin gençleri değildi, hatta bu mahallenin insanları araya girerek yapmayın dediler. Ama; gelenler çok kalabalıktı ve kimlerin dükkanını yakacakları biliyorlardı.

TESPİT VE GÖZLEMLERİMİZ ;

Heyetimizce de yapılan incelemelerde ve tanık anlatımlarında aldığımız bilgiler neticesinde aşağıdaki hususlar tespit edilmiştir.

1- Mirzaçelebi mahallesinde bulunan meydan caddesindeki Suriyelilere ait işyerlerinin çoğunun kepenklerinin kırıldığı, işyerlerinin içerisine girilerek yağmalandığı
2- Suriyelilere ait işyerlerinin kepenlerinde “ Türk” ve “TC” yazılarının olduğu,
3- Suriyelilere ait işyerlerinin tamamının kapalı olduğu,
4- Saldırıyı yapan grubun, olayların yaşandığı mahallenin sakinleri olmadığı, başka mahallelerden geldiği,
5- Güvenlik güçlerinin, olayların yaşanmasını engelleyici yeterli güvenlik önlemi almadığı ve geç müdahale ettiği,
6- İsmini vermek istemeyen görgü tanıklarının iddialarına göre, Güvenlik güçlerinin, saldırıyı yapan grubun bir kısmının yürüyüş yapmasına izin verdiği,
7- Olayların yaşandığı sokakta, açık işyerlerinin bir çoğunun Türk bayrağı astığı,
8- Bir kısım Suriyelinin evlerini terkettiği,
9- Olayların yaşandığı mahallede ve semtte, heyetimizin görüşme yaptığı bir çok kişinin, Suriyelileri istemediği, Suriyelilerin varlığı nedeniyle işlerinden olduğu, ev kiralarının yükseldiği, giyim tarzı ve yaşam tarzlarını benimsemediklerini
10-Görgü tanıklarının iddialarına göre bu olayın daha da büyüyeceği kanısının hakim olduğu,

11-Görgü tanıkları ile yapılan görüşmelerde bir kadının “ Suriyeliler Saraya gidip otursun” dediği,
12-Resmi kaynaklarca doğrulanmadığı halde Çocuğa Cinsel istismarı yapan kişinin Suriyeli olduğu kanısının hakim olduğu,
13- Dumlupınar, Gülpınar, Meydan, Dağlıoğlu mahallerinin tüm cadde ve sokaklarında güvenlik güçlerinin konumlandırıldığı ve tüm sokak başlarında TOMALAR, AKREPLERİN VE POLİS ARABALARININ olduğu
14- Yaşanan olaylarla ilgili olarak yaklaşık olarak 25 kişinin gözaltına alındığı

Tarafımızdan gözlemlenip tespit edilmiştir.

DEĞERLENDİRME ;

Heyetimizce yapılan inceleme, gözlem ve tespitlerde yaşanan olaylar neticesinde gerginliğin halen devam ettiği görülmektedir. Her ne kadar çocuğa karşı cinsel istismar suçunun failinin Suriyeli olduğu iddia edilmiş ve bu olayların yaşanmasına bu duyum sebep olmuş ise de; Adana Valiliğinin 20.09.2019 tarihinde yaptığı açıklamada “failin 15 yaşında Adana seyhan doğumlu 37 değişik suçtan kaydı bulunan bir kişi olduğu ve gözaltına alınıp tutuklandığı “belirtilmiştir. Yaptığımız incelemelerde; Cinsel istismar olayının failinin Suriyeli olabileceği söylentisinin kim yada kimler tarafından çıkarıldığı tespit edilememiştir. Ancak; Suriyeli olabileceği söylentisinin bile ciddi toplumsal bir soruna, infiale yol açabileceği görülmektedir. Velev ki; bu iddia gerçek olsa dahi, suçun ve cezanın şahsiliği ilkesi gereği, cinsel istismar vakasının tüm Suriyelilere atfedilmesi kabul edilemez. Ki; ülkemizde son yıllarda, çocuklara ve kadınlara karşı cinsel istismar vakalarının oranında ciddi bir artış olduğu görüldüğü gibi, bu kabul edilemez vakaların faillerinin etnik kökenleri ve hangi ülkenin vatandaşı olduğu sorgulanmamıştır.

Charlie Campbell, Günah Keçisi adlı çalışmasının Önsöz’ünde İskoçya’nın batı kıyılarının açıklarında yer alan St. Kilda Adası’ndaki bir olayı nakleder: büyük bir fırtına denize açılan balıkçıları ve teknelerini vurur ve balıkçıların büyük bir kısmının boğulmasına yol açar. Birkaç gün sonra adalılar, kıyıya vuran ölü bedenler arasında halen canlı olan başka bir ıslak sureti de fark ederler. Bu, kimsenin farkında olmadığı ancak nesli tükenmekte olan Büyük Auk kuşuydu. Bu kuş kıyılara sık uğrayan bir kuş olmadığı için adalılara tanıdık gelen bir kuş değildi. Adalılardan iki kişi bu kuşu yakalayıp küçük kiliselerine götürür ve burada bu büyük fırtınayı getiren uğursuzluğun bu kuş olduğuna karar verilir. Kuş mahkemeye çıkartılır, burada cadı olmakla suçlanır ve taşlanarak öldürülme cezasına çarptırılır.
Ülkemizde yaşanan sosyo-ekonomik sorunlarının temel nedenleri üzerinden derinlemesine düşünme ve çözüm üretemeyenler, yaşanan olaylarda Suriyelileri “Günah keçisi” olarak ilan etme ve her dönemde yapıldığı üzere “suçu başkasına atma” gayret ve çabası içinde olmuşlardır.

Ülkemizde; 2011 yılından beri Suriye savaşından kaynaklı olarak yaklaşık 4 milyona yakın Suriye vatandaşı bulunmaktadır. Özellikle Adana ilinde yaklaşık 250 binden fazla Suriyeli’nin olduğu belirtilmektedir. Gerek Yazılı ve görsel basında gerekse toplumsal yaşam içerisindeki karşılaşmalarımızda Suriyelilerin, ayrımcı, ötekileştirici nefret dili ile karşı karşıya kaldıkları açıkça görülmektedir. Türkiye toplumunda yaşanan bir çok sosyal ve ekonomik krizin faturası Suriyeli sığınmacılara çıkarılmaktadır. Ayrımcı ve ötekileştirici nefret dili kullanılarak özellikle yaşanan taciz ve hırsızlık olaylarında sosyal medyada, yazılı ve görsel medyada bizzat failin “Suriyeli” olduğu vurgusu yapılmakta ve Suriyelilere karşı bir nefret dili ile algısı oluşturulmakta, bu algı, son olayda da görüldüğü gibi Suriyelilere karşı şiddet eylemlerine dönüşmektedir. Oysa ki; İçişleri Bakanlığının verilerine göre 2014-2017 yılları arasında Suriyelilerin karıştığı olaylar, Türkiye’deki toplam suçların sadece % 1,32 sine denk gelmektedir. Bu nedenle oluşturulan bu toplumsal algının hiçbir bilimsel bir dayanağı bulunmamaktadır.

Türkiye hükümetinin, İnsan hakları bakış açısı ile savaş mağduru Suriyelilere yönelik herhangi bir politikasının bulunmaması, Mülteci hukukuna uygun ve insancıl bir yaklaşımının devlet politikası haline dönüştürülmemesi, Suriyelilerin ucuz iş gücü olarak görülmesi, Suriyeliler ile ilgili sadece ekonomik önlemlerin dışında, sosyolojik ve psikolojik boyutu ile mevcut durumunun değerlendirilmemesi, Suriyeliler ile Türkiyeli vatandaşlar arasındaki toplumsal barış, birbirini anlamaya yönelik, beraber yaşamaya yönelik etkin saha çalışmalarının yapılmaması temel sorunların başında gelmektedir.

Suriyeli sığınmacılara yönelik insancıl bir hukuk ve bakış açısı yerine Devletlerin uluslararası çıkarları için birbirleri aleyhine kullandıkları bir “pazarlık aracı” haline geldiği görülmektedir. Bu yaklaşım ve pratiği gösteren ülkelerin bir çoğu BM üyesi ülkeler olup, evrensel insan hakları sözleşmelerine taraf olan ülkelerdir. Ancak; Türkiye başta olmak üzere BM üyesi olan bu ülkeler tarafı oldukları evrensel insancıl hukuk ilkeleri uymamaktadırlar.

İnsan Hakları Derneği Adana Şubesi olarak, Adana ilinde yaşanan ırkçı, ayrımcı ve ötekileştirici saldırıları kınıyor. Mağdur olan Suriyelilerin zararlarının tazmini, Bu ırkçı eylemi gerçekleştiren kişilerin etkin bir şekilde soruşturularak maddi gerçeğin ortaya çıkmasını, Suriyeli sığınmacıların can ve mal güvenliğinin sağlanması talep ediyoruz.

İnsan Hakları Derneği (İHD) hükümet dışı bağımsız ve gönüllü bir kuruluştur. 1986 yılında 98 insan hakları savunucusu tarafından kurulan derneğin günümüzde 32 şubesi, 10 temsilciği ve 8552 üyesi bulunmaktadır. Türkiye’deki en eski ve en büyük insan hakları örgütü olan İHD’nin “tek ve belirli amacı, ‘insan hak ve özgürlükleri’ konusunda çalışmalar yapmaktır.”