GÜNDEM SAĞLIK

Siyanürle toplu ölümler üzerine: “Politik ortamda sabah akşam öfke zerk edilen toplum ya başkasına ya kendine yıkıcılığı yönlendirir”

Kamuoyunda “siyanür intiharları” olarak bilinen toplu ölümlerin “toplu intihar olmayabileceğini” söyleyen Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Erdoğan, “Çocuğun kendi ölümüne kendi rızasıyla karar vermiş olması beklenemez” dedi. Psikiyatrist Dr. Cemal Dindar ise, “Sabah akşam siyaset sahnesinde öfke zerk edilen bir toplumda kişiler ya başkasına ya da kendilerine yıkıcılığı yönlendirirler” açıklamasında bulundu.

dokuz8HABER ÖZEL

İstanbul’un Fatih ile Bakırköy ilçeleri ve Antalya’nın Konyaaltı ilçesinde 3 ayrı ailenin yaşamını yitirdiği ve kamuoyunda “siyanür intiharları” olarak bilinen toplu ölümlerin ardından psikiyatrist yazar Cemal Dindar ve Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Erdoğan dokuz8HABER’e konuştu. Doç. Dr. Erdoğan yaşanan olayların toplu intihar olduğunu anlamanın güç olduğunu vurgularken, “Çocuğun kendi ölümüne kendi rızasıyla karar vermiş olması beklenemez” dedi. Psikiyatrist yazar Cemal Dindar ise, “Sabah akşam siyaset sahnesinde öfke zerk edilen bir toplumda kişiler ya başkasına ya da kendilerine yıkıcılığı yönlendirirler” diye konuştu.

“ÇOCUKLARIN KENDİ ÖLÜMLERİNE KENDİ RIZALARIYLA KARAR VERMİŞ OLMALARI BEKLENEMEZ”

Yaşanan olayların toplu intihar olduğunu anlamanın güç olduğunu söyleyen Doç. Dr. Barış Erdoğan, “Toplu intihar, çoğunlukla bir liderin emri doğrultusunda ya da onunla beraber insanların toplu ve bilinçli olarak yaşamlarına son vermesidir. Ancak bizim burada gördüğümüz olaylarda intiharın toplu şekilde alınıp alınmadığını bilmiyoruz. Özellikle son yaşanan olaylarda çocuk ölümleri de olduğu için çocuğun kendi ölümüne kendi rızasıyla karar vermiş olması beklenemez. Fatih’te yaşanan olayda kişi, psikolojik buhran içerisinde verdiği kararla kardeşlerinin de yaşamına son vermiş olabilir” dedi.

“BAŞKASI İNTİHAR ETTİ DİYE KİMSE İNTİHAR ETMEZ, ANCAK AYNI YOLA GİDEBİLİRLER”

Benzer intiharların üst üste yaşanmasına ilişkin konuşan Erdoğan, “Genelde bir intihar olayından sonra benzer intihalar geldiğinde insanların birbirlerini taklit ederek intihar ettikleri düşünülüyor. Başkası intihar etti diye kimse intihar etmez. Ama başkası intihar ettiği diye aynı duygu dünyasını yaşayan insanlar, duyguların yoğunlaşması ve bütünleşmesi ile aynı yola doğru gidebilirler” diye konuştu.

“HIZLI EKONOMİK KAYIPLAR İNSANLARI BOŞLUĞA SÜRÜKLÜYOR”

Barış Erdoğan, insanların neden intihar yolunu seçtiğini anlattı:

“İntihar olgusuyla ilgili bizim bildiğimiz en önemli çalışma Emile Durkheim’in ‘İntihar’ adlı kitabıdır. Durkheim’ın çalışmasına göre ülkemizde yaşanan intiharlar, bize ‘anomik intihar’ı anımsatır. Yani hızlı bir toplumsal değişim, ekonomik değişim sonrası insanların kendilerini boşlukta hissetmesi, içinde bulundukları roller ile toplumun onlardan beklediklerinin uyuşmaması insanları intihara itmiş olabilir. Özellikle ölenlerle ilgili basından duyduğumuz kadarıyla çoğunda sosyoekonomik bir bozulma olduğunu görüyoruz. İnsanların hızlı bir şekilde ekonomik kayıplar yaşadığını görüyoruz Bu hızlı kayıplar da insanların daha önceki yaşam standartları, daha önceki oynadıkları toplumsal rolleri artık oynayamadıklarını bu durumun da onları bir boşluğa sürüklediğini bize düşündürtüyor. Görebildiğimiz kadarıyla bu üç intihar da bir lider var yani kararı veren. Bu liderler son intiharlarda baba figürünü ön plana çıkartıyor. Yani ataerkil pozisyonda olanların, toplumda iktidarını kaybetmiş erkeklerin ekonomik olarak zayıfladığı için bakmakla yükümlü oldukları kardeşleri, çocukları, eşlerine bakamadığı zaman. Yani artık o rolü yerine getiremediği zaman son olarak iktidarını, onların ölüm kararını vermek olarak uygulamış gibi görünüyor.”

“YOKSULLUĞA, SİSTEMDEN BEKLENEN DESTEĞİN GELMEMESİ EKLENİNCE İNSANLAR BÜYÜK BİR İNCİNME YAŞIYOR”

Psikiyatrist yazar Cemal Dindar ise, ‘aile intiharları’ ya da ‘aile katliamı’nın toplumsal sisteme yönelmiş bir nefretin önemli bir semptomu olduğunu söylüyor.

Yoksulluk, hayatını idame ettirememe gibi sorunlarının intihara sürükleyen bir kırılma noktasını anlatan psikiyatrist yazar Cemal Dindar, “Yoksulluğa özellikle değersizlik, umutsuzluk, çıkışsızlık, yalnızlık, toplumsal ve kültürel sistemden beklenilen desteğin gelmemesi, bunun aksine aşağılanma ve utandırılma eşlik ederse insanlar büyük bir incinme yaşıyorlar. Bunlarla baş edememenin sonuçlarından biri de yaşamanın anlamsızlaşması ve intihar düşünceleri olabiliyor. Çünkü insanlar bu dünyada olmayı düşledikleri, hatta olabilecekleri kişiden uzaklaştıklarını, kendi kapasitelerini, yeteneklerini gerçekleştiremediklerini, böyle bir toplumsal sistemde yaşamadıklarını görünce ancak umutla sağlamlaşacak gelecekle bağları, ancak dayanışmayla ve adalet duygusuyla sağlamlaşacak toplumsal bağları hissedemiyorlar. Ya da o bağlar zaten zayıflamış oluyor.

TOPLUMA, DEVLETE, AİLESİNE KARŞI ÖFKE BİRİKİMİ

Bilinçsiz olarak birçok olumsuz duygu birikmiş oluyor kişilerde… Kime karşı? Topluma karşı, devlete karşı, hatta kendi çocuklarına, aile üyelerine karşı. Bu türden girişimler bu yıkıcı güdülerin de egemenliğinde gerçekleşiyor. ‘Aile intiharları’ ya da özellikle ailenin ekonomik yükünü üstlenmiş, yukarıda sözünü ettiğimiz melankolik duvarda tutunmaya çalışan erkeğin toplumsal sistemle hesaplaşma anında eyleme döktüğü ‘aile katliamı’ önemli bir semptom… Neyin semptomu? Aile toplumun çekirdek birimi ve onu işaretleyen bütünlük ise, ona yönelen her türlü yıkıcılıkta toplumsal sisteme yönelmiş bir nefret vardır. Bunun belirtisi” ifadelerine yer verdi.

“SABAH AKŞAM POLİTİK ORTAMDA ÖFKE ZERK EDİLEN İNSANLAR…”

dokuz8HABER’in “Kişinin ya da kişilerin intiharı, ‘yalnızca psikolojik rahatsızlıklarından ötürü’ gibi söylemlere indirgenebilir mi” sorusuna cevap veren Dindar, “İntihar elbette ruhsal bir deneyimdir. Fakat bu alana ilginin bilgi tarihinde öncelikle toplumbilimcilerden geldiği de göz önüne alınırsa aynı zamanda ve öncelikle toplumsal bir sorundur.

Sorunuzu bir adım geliştirerek şunu da sorabiliriz; ruhsal rahatsızlıkların nedenleri, yaşanma biçimleri ve tedavi süreçleri toplumsal olandan bağımsız mıdır? Bugünün özellikle organikçi ve bilişsel davranışçı ekolleri buna ‘evet’ der. Bu evet cevabı da hem psikiyatrinin hem de bilişselciliğin yapısında katılaşmış olan neoliberal ideolojiyle uyumludur. İntihar olsun başka ruhsal yaşantılar olsun hepsi kişinin içinde yaşadığı kültürel, toplumsal, iktisadi ve elbette politik ortamla ilgilidir. Sabah akşam siyaset sahnesinde öfke zerk edilen bir toplumda kişiler ya başkasına ya da kendilerine yıkıcılığı yönlendirirler” diye belirtti.

“MEDYANIN BİR ETKİSİ VAR ANCAK ABARTILIYOR”

Son olarak medyanın bu intiharların üzerindeki etkisi ile ilgili konuşan Dindar, “Medyanın elbette bir etkisi olabilir, fakat abartılıyor. Bu rolün abartılmasının bir sebebi var: Gerçek toplumsal koşullarla sorunu konuşmak yerine sorun başka bir düzleme aktarılıyor. Yöneticiler yerine sorunun çözümünün sürekli uzmanlarda aranması da böyle bir yer değiştirme… Böylece hem günah keçileri bulunmuş oluyor, hem de toplumun dikkati üretim ilişkilerinden, bölüşüm süreçlerinden uzaklaştırılmış oluyor” dedi.