KÖŞE YAZILARI

Belediyelerde işçi olmak, işsiz kalmak

“31 Mart sonrası hangi siyasi partiden olursa olsun birçok belediye devraldığı belediyelerin borçlarını kamuoyu ile paylaşmış, atacağı adımların neler olabileceğini belli etmişti. Düne ait bu refleks aslında geleceğin de habercisiydi. İşçi çıkışlarının başlayacağı, düne ait yatırımların bazılarının kamuyu zarara uğrattığı tartışmaları aslında yeni dönem rol alan belediye yönetiminin kendi elini rahatlatma hamleleriydi. Seçim öncesi ifade edilenler, seçim sonrası yaşanılan pratikler, devletin alması gereken rolleri almaması belediyelerdeki krizin katlanarak devam edeceğini de gösteriyor.”

31 Mart 2019 seçimleri öncesi kamuoyunun gündeminde en çok konuşulan konu belediyelerdeki işçilerin durumlarıydı. Örneğin Adana Büyükşehir Belediye Başkanı olan Zeydan Karalar’a 31 Mart öncesi yöneltilen soruların başında “Büyükşehir Belediye Başkanı olursa işçi çıkışlarının olup olmayacağı” sorusuydu. Doğal olarak Zeydan Karalar da seçmenleri rahatlatmak, kendisine güven sağlamak amacıyla bir çok açıklamalarda bulunmuştu.

31 Mart yerel seçimleri sonrası tüm dikkatler Adana Büyükşehir Belediye Başkanı olan Zeydan Karalar’daydı. İşçilerin, çalışanların durumu ile ilgili ne gibi gelişmeler olacaktı. Tüm Adana aslında bu noktaya kilitlenmişti.

İstanbul seçimlerinin ve seçimlerle ilgili belirlenen yeni tarih bazı operasyonları da erteletmiş, ileri bir tarihe ötelenmesine neden olmuştu. İstanbul seçimleri ülkedeki havanın farklı yönde esmesine, en kritik seçimlerinden birinin iktidar tarafından hezimetle sonuçlanmasına ülkede başka bir havanın esmesine de neden oldu.

Fakat seçimler sonrası Adana Büyükşehir Belediyesi’nde ufak ufak fısıltıların yayılması, işçi çıkışlarının olacağı, listelerin hazırlandığı, işe gelmeden maaş alanların tespit edildiği, haksız yere kamunun kaynaklarının harcandığı tartışılmaya, gazete sayfalarında konu yer almaya başlayınca Adana ne İstanbul seçimlerinin sonuçlarını, ne de başka bir gündemi konuşur hale geldi. Tüm Adana, sayıları sürekli değişen işçi çıkışlarına kilitlendi.

1 Ocak 2019 ve sonrası işe girenlerin çıkartılacağı, işe gelmeyenlerin tespit edileceği hususu tartışmaları başta sınırlı tuttu.

Ama işin yalnızca az önce belirtilenlerin de dışında bir seyir izlemesi Belediye Başkanı Zeydan Karalar üzerindeki baskının da artmasına neden oldu.

Uzun yıllardır çalışan işçilerden bazılarının da iş çıkışlarının verilmesi, bazılarına “pardon” denilerek işe tekrar geri alınması, çalışan, çalışmayan, bankamatikçi ve bunlara ek olarak ücretsiz eğitimlerin verildiği yaklaşık 10.000 öğrencinin yararlandığı, 300 öğretmenin ders verdiği aslında tamamen sosyal belediyeciliğin de temellerinden biri sayılan eğitim merkezlerinin sırf istihdamda bir daraltma yaratmak amacıyla kapatılacak olması veya küçültüleceği tartışmaları sürerken bu kaosun içinden çıkmanın çok kolay olmayacağı gerçeği önümüzde durmakta.

BELEDİYELERDE İSİHDAM POLİTİKALARI NASIL OLMALI?

Bugün Adana’da somut olarak gündeme gelen, aslında her yerel seçim sonrası tüm belediyelerde üç aşağı beş yukarı benzer durumların yaşandığı bu durum hem işçiler açısından hem de yeni görevi devralan belediye başkanları tarafından bu koşullarda nasıl biçimlendirilir, bu krizler nasıl çözülebilir buna bakmak gerekir.

Ülkedeki ekonomik daralma, üretim alanlarının tasfiyesi, kamusal yatırımlardan uzak özelleştirmenin teşvik edilmesi, kamu kurum ve kuruluşların hemen hemen tamamının satılması, devletin birçok alandan elini çekmesi, birçok krizi yerel yönetimlere devretmesi belediyeleri çıkmaza sokmuştur. 31 Mart sonrası hangi siyasi partiden olursa olsun birçok belediye devraldığı belediyelerin borçlarını kamuoyu ile paylaşmış, atacağı adımların neler olabileceğini belli etmişti. Düne ait bu refleks aslında geleceğin de habercisiydi.

İşçi çıkışlarının başlayacağı, düne ait yatırımların bazılarının kamuyu zarara uğrattığı tartışmaları aslında yeni dönem rol alan belediye yönetiminin kendi elini rahatlatma hamleleriydi.

Seçim öncesi ifade edilenler, seçim sonrası yaşanılan pratikler, devletin alması gereken rolleri almaması belediyelerdeki krizin katlanarak devam edeceğini de gösteriyor.

Belediyeler sınırlı olanaklarıyla yerel sorunlara çözüm üretmek ve bu alanda kapasitelerini nasıl artırabileceği ile ilgili yasalar sınırlamalar getirmiştir. Yasalar başta personel istihdamı konusunda olmak üzere belediyelerin kendi inisiyatifince belediyeleri yönetmesini engellemektedir.

Bunun son örneği İstanbul seçimleri sonrası belediye şirketlerine yönetim kurulu ataması ile ilgili belediye meclislerine yetkiyi verme operasyonudur.

Belediyeler başta istihdam olmak üzere birçok alanda adım atabilmek için yurtdışı fonlarına ve projelerine yöneliyor. Kendine alan açmaya çalışıyor.

Belediyeler yerel anlamda kendine nefes alabilecek arayışlar yaparken devlet ne yapıyor onu da sormak gerek?

Özellikle işsizlikte lider durumda olan Adana’da belediyeler bu krizi tek başına çözebilir mi? Ülkedeki istihdam politikasındaki tutarsızlığın faturası yerel yönetimlere kesilebilir mi? Özellikle 1980 sonrası hayata geçirilen özelleştirme, taşeronlaştırma uygulamalarının olumsuzlukları yerel yönetimlerinin maharetleri ile ortadan kaldırılabilir mi?

Belediyeler, merkezi hükümetin çözmek zorunda olduğu sorunların çözüm adresi değildir. Ve belediyeler her seçim sonrası yaşanılan tartışmaların tek başına muhatabı değildir. Fotoğrafa büyük bakmak, sorunları, tartışmaları gerçek anlamda çözebilecek dinamikleri harekete geçirmek gerek. Burada emek örgütlerine ve sendikalara da iş düşmektedir.

Bu krizler yaşanırken sendikaların yalnızca seyirci pozisyonunda kalması yaşanılan krizin çözümü noktasında sorumluluk almaması sendikaların üstlendikleri rolleri de tartışılır kılar.