KÖŞE YAZILARI

Bir Orwell alegorisi

“Düzeni ihlal eden, devletin barışını, uluslararası barışı yok eden mücadele, siyasi düşüncenin ve devlet hukukunun temelini oluşturur. Böylelikle siyaset sadece belli güncel ve nesnel sorunları anlamlı çözmek için pragmatik bir araç olmaktan çıkarılır ve ‘düşmanı’ yenen veya gerekirse yok eden bir savaşa dönüşür.”

‘‘B sözdağarcığında, ideolojik bakımdan yansız olan tek bir sözcük bulunmuyordu. Pek çoğu örtmeceli sözcüklerdi. Örneğin ‘keyifkamp’ (zorunlu çalışma kampı) ya da ‘Barbak’ (Barış Bakanlığı, yani Savaş Bakanlığı) gibi sözcükler, görünürdeki anlamlarının neredeyse tam karşıtı bir anlam taşıyordu.’’ – 1984 Yenisöylem

G. Orwell’ın ölümsüzlüğünü garantileyen distopyası 1984’te, INGSOS’ta Büyük Birader’in iktidarını destekleyen birçok öge olmasına rağmen –düşünce polisi, teleekranlar vs.-  gücün sarsılmazlığının en umut verici garantilerinden birinin yenisöylem olacağını iddia etmek çok da uçarı bir sav olmayacaktır. Bize ne düşüneceğimizi söyleyen dildir.

-Tarihteki müdahalelerin isimlerine bir göz atınız.-

Bir diğer etkense şüphesiz Okyanusya’nın bitmek bilmez bir değişkenlikte bir bakmışsınız düşman ve bir bakmışsınız dost olduğu, ancak her zaman dost-düşman düzleminde bütünsel bir konum edindiği diğer iki büyük ülke ile olan ilişkisidir. Ve içerideki düşman da –Kardeşlik- nefret edilmek için hep olduğu yerdedir.

‘’Düşman sadece, gerçek bir olasılık olarak, insanlardan oluşan bir bütün karşısında mücadele eden benzer bir bütündür. İnsanlardan oluşan bir bütünlük, hele ki tüm bir halka dayandırılan bir bütünlük, kendinde kamusal nitelik taşıdığından, düşman da kamusal düşmandır.’’ (Carl Schmitt)

Aynı anda bazılarına göre ‘’kamu hukukunun ve devlet felsefesinin büyük şahsiyeti’’ bazılarına göre ise Nazi döneminde Almanya’da görev aldığı ve bu dönemin gözde hukukçularından biri olduğu için ‘’cani bir fırsatçı’’ olarak betimlenen 20. yy siyasi düşünürü Carl Schmitt, Siyasal Olanın Tanımı eserinde siyaseti bu dost-düşman ilişkisi üzerinden tanımlamaktadır.

‘’…Schmitt, devletin tanımını –olağan durumu burjuvazinin bir uydurması olarak kabul ettiğinden dolayı- olağan bir durumdan yola çıkarak değil, olağanüstü bir durumu ölçüt alarak yapıyordu. Kendisi, şimdi de siyasetin tanımını yaparken kentliyi, halkı ve ulusları ‘dost’ ve ‘düşman’ diye ikiye ayırıyordu. Bu yüzden Schmitt’e göre savaşlar, hatta iç savaşlar bile siyasi çekişmelerin zaruri bir uzantısı ve öğesiydi. Schmitt’e göre bu kavramlar içinde verilen bir mücadele, siyasetin kendisini de tanımlamaya yarayan en iyi öğeydi.

Düzeni ihlal eden, devletin barışını, uluslararası barışı yok eden mücadele, siyasi düşüncenin ve devlet hukukunun temelini oluşturur. Böylelikle siyaset sadece belli güncel ve nesnel sorunları anlamlı çözmek için pragmatik bir araç olmaktan çıkarılır ve ‘düşmanı’ yenen veya gerekirse yok eden bir savaşa dönüşür: ‘Dost, düşman ve mücadele kavramları her zaman uygulamada öldürme ihtimalini de içerdikleri için gerçek anlamlarını korumaktadırlar.’…’’

Belki de diyebiliriz ki bu yüzden INGSOS’ta içeride her daim Kardeşlik ile bir savaş hali, dışarıda da yerleri değişse de bu değişikliklerden bağımsız, her daim bir büyük dost ve bir büyük düşman vardır. Bitmeyen bu savaş hali hem halkı kenetlemekte hem de yoksullukları gibi güncel ve nesnel sorunlardan onu uzaklaştırmaktadır.

-Artık söz konusu olan buluşulan ortak paydadaki nefret ve baş döndüren sözde zaferlerin büyüsüdür.-