KÖŞE YAZILARI

Diziler Kadın Cinayetlerini Arttırıyor mu?

Dizileri yapanların en belirleyici kriteri, daha çok izletebilmektir. Hikayeler, karakterler hep bu kritere göre belirlenir. Dizileri yapanlar kadına şiddete karşıdır. Ama müşterileri değil…Dizileri yapanların sorumluluğu burada başlıyor.

Dizi sektörü belki de kadınların en çok istihdam edildiği alanlardan biri. Üstelik en üst pozisyonlarda.

Senaryo yazarlarının büyük bir çoğunluğu kadın. Kanallarda ve yapım şirketlerinde dizi projelerini seçen, sipariş eden, belirleyen drama müdürlerinin neredeyse tamamı kadın. Yönetmenlerin önemli bir kısmı, yardımcı yönetmenlerin çoğu da aynı şekilde.
Oyuncu kadrolarında da kadınlar en az erkekler kadar var.

Diziler seçilirken ağırlıklı olarak kadın izleyicilerin beğenileri hedefleniyor. En çok reyting alan diziler kadınların tercih ettiği diziler çünkü.

Şimdi resim böyleyken, dizilerin kadına şiddet ve kadın cinayetlerini teşvik etmesi, körüklemesi biraz tuhaf görünüyor değil mi?

Kadına şiddeti destekleyen bir dizi var mı?
Mesele şu. Kadın ya da erkek olması fark etmez, hiçbir kanal yöneticisi, yapımcı, senaryo yazarı oturup, Türkiye’de kadına şiddeti destekleyen bir dizi yapalım demedi, demez de.

Ama kadına şiddet de kadın cinayetleri de ülkenin bir meselesi. Bu meseleyi ele alması kadar doğal bir şey yok. Hatta almaması sorun. Mesele ele alış biçimi ve nedeni.

Evet dramaların yaratıcıları, karar vericileri kadına şiddete karşıdır. Ama müşterileri değil. Karısına şiddet uygulayan, eski eşini öldüren, kızını namus cinayetiyle cezalandıran erkekler dizilerin müşterisi. Kadına şiddeti meşrulaştıran, acaba ne yaptı da dayak yedi diye soran, kadın da edebini bilecek diye akıl veren, özgürlüğü kadına çok görüp sadece erkeklere teslim eden neredeyse herkes dizilerin müşterisi.

Dizileri yapanlar bu müşteriye hoş görünmek için yapmıyor tabii ki. Ama ne yazık ki şiddete karşı olduğunu sanıp, aslında şiddetin tohumlarını sulayıp büyütenleri hedef alıyorlar. Acıdır ki, bu şiddetin kurbanlarını da.

Romantik kahramandan katil olur mu?

Evet, dizileri yapanlar kadına şiddete karşıdır. Onların en belirleyici kriteri, daha çok izletebilmektir. Hikayeler, karakterler hep bu kritere göre belirlenir.

Çok kitap okuyan, çevreye duyarlı, belgesel izleyen, şiddete hep karşı olmuş karakterler çok izlense, emin olun diziler bu karakterlerden geçilmez.
Ama ilk tanışmada hoşlandığı kız için kavga eden ve kızın gönlünü böyle çalan erkek karakterler sevildiği sürece, bu hikayeler devam eder.
O gün kız için yumruklarını konuşturanlar, gün olur sevdiği kadını kaybetmemek için yumruklarına sarılır. Aşkın için ölürüm diyenler, başta romantik görünür, aşkı kaybedince öldürmeye teşebbüs ederler.

Kadın ayrılmak istediğinde, bunu anlayışla karşılayan erkek mi daha romantik, yoksa ya benimsin ya toprağın diyen mi?

Kadını kıskanınca ortalığı yakıp yıkan erkek mi, onunla kibarca konuşan erkek mi?

İşte “gerçek aşık, ölümüne sevdalı, adam gibi adam” deyip sevdiğimiz erkekler dizilerde başka erkeklere, hayatta ise kadına karşı bir gün mutlaka şiddete başvuruyor. Aslında gelecek felaketin işaretlerini baştan veriyor da görmek işimize gelmiyor.

Dizileri yapanların sorumluluğu burada başlıyor. Çok izletmek pahasına bu hikayelere, bu karakterlere yer vererek, şiddetin ilk işaretlerini aşkla, sevgiyle, bağlılıkla açıklayarak tohumları serpiyorlar. Onların müşterileri olan seyirciler de bu hikayeleri tercih ederek tohumları yeşertiyorlar.

Sonuç, o tohumlardan çiçek değil kan fışkırıyor.

Ölmek istemiyorum diyen kadının çığlıkları eşliğinde…