KÖŞE YAZILARI

Gezi 17 Ağustos’ta mı başladı?

Binalara girmeye korkan insanlar, parkların sadece çocuklar için gerekmediğini o zaman anlamışlardı. Selametin için bazen devlete karşı durmanın gerekliliğini de. O gün o furyadan iktidara gelip devleti yeniden kurmaya çalışanlar bunu hesaplamamıştı. Devlet miti yıkılınca, içinde kim olduğunun bir önemi kalmaz. Kendi halinde yaşayan insanlar da devlete karşı birleşebilir. Kek yiyip yuvarlanmak yerine, börek yapıp isyan eden gençlere dağıtıverirler…

Türkiye’nin son 20 yılının iki büyük olayı, biri 17 Ağustos Depremi, diğeri Gezi Parkı Eylemleri. Bu iki olay arasında bir bağ var mı sizce?

Ben İstanbul’da genç bir gazeteciydim deprem olduğunda. Kocaeli’de yaşayan ailemn yanına giderken, dayanamayıp yıkıntıların yanına yaklaştım. Hayatımda ilk defa böyle bir depremle karşı karşıyaydım. İnsanın çaresizliği anlatılamaz. Fakat ondan daha büyük bir çaresizliği 30 yaşlarında bir kadın bana bağırınca yaşadım. “Devlet nerede, neden bize yardım etmiyorsunuz” diye bağırıyordu bana.

HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK!

Birbirimizi zor duyuyorduk çünkü üzerimizden helikopterler geçiyordu, Gölcük Donanma Komutanlığı’na doğru. Yüzlerce insanın öldüğü o ilçeye devletin bir otomobili bile gelememişti. Devlet o kadar yoktu ki, boynunda fotoğraf makinası olan genç bir gazeteci devleti temsil ediyordu o kadının gözünde. İşte o an, “Türkiye’de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diye düşündüm.

Bu cümleyi 14 yıl sonra, 31 Mayıs 2013’te kurdum. Onlarca eyleme, polis saldırısına şahit olmuştum. Ama ne polisin amansızca attığı gaz fişekleri, ne de eylemcilerin bu kadar kararlıca duruşuna şahit olmamıştım. Taksim’e yılbaşı kutlamasına gelir gibi kenar mahallelerden, şehir merkezinden, her yaşta, her siyasi düşünceden bu kadar farklı insan grubu görmemiştim bir eylemde. Yanımdaki kızkardeşime deprem sabahı ettiğim cümleyi tekrar ettim. “Bu sefer çok farklı, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”

Yıkılmış binanın önündeki kadının isyanı bütün ülkeye yayılmışt, devlet denilen o kutsal, dokunulamaz şaheser mit depremle birlikte yıkılmıştı. Çaresiz kalmıştı devlet. Devlete helikopter giderken, vatandaşa bir ambulans yetişememişti. İnsanları yıkıntıdan çıkaracak bir arama kurtarma ekibi yoktu. Ölüsünü yaralısını bekleyene bir bardak su verilemiyordu.

ENKAZLARIN BAŞINDA ‘ACAYİP’ İNSANLAR

O zaman sosyal medya yoktu ama fısıltı gazetesi iyi çalışıyordu. İlk şok atlatıldıktan sonra bagajlar erzakla doldurulup yollara düştü insanlar. Enkazların başında çaresiz bekleyen insanların daha önceleri alay ettiği, yadırgadığı, günahlarla tanımladığı uzun saçlı, küpeli erkekler, mini şortlu kızlar, enteller, danteller, rockçılar, solcular, muhalifler, anarşistler maskelerini baretlerini takıp korkmadan enkazların altına daldılar. Tıpkı kendileri gibi yaşayan, yıllarca yan yana oturdukları komşuları yıkıntılardan eşya çıkarma derdine düşmüşken, hiç tanımadıkları bu ‘garip’ insanlar yüzlerce kilometre öteden yardıma gelmişlerdi. Sonra tüm ülke bu gençlere karşı mahçup olup yardım seferberliği başlattı. Bana göre, küçük şehirlerde, kasabalarda yaşayan gençler o depremden sonra rahatça saçlarını uzatıp küpe takabildiler.

Depremde belki de en organize grup AKUT’tu. Koskoca binyıllık devlet bile çırak kaldı AKUT’un yanında. Sivil toplum örgütlerinin önemini kenar mahalleler bu sayede öğrendi. “Demek ki devlet dışında da güvenecek kurumlar olabilir” fikri yerleşti.

Bir grup insan, camilerin çoğunun minaresinin yıkıldığını gördükleri halde, içki içen fuhuş yapan insanların evleri yıkıldı diye söylentilere başlamışlardı. O günkü söylentileri şimdi sosyal medyada hala görüyoruz. O zamanlarda muhalif oldukları için devleti de bu fotoğrafın içine koyuyorlardı. Devlet erkanının kutlamalarında içki içiliyordu çünkü.

İşte o söylentileri çıkaranlar, depremle sarsılan ‘büyük devlet miti’nin yıkıntıları arasından iktidara geldiler. Depremde yardıma koşanları ötekileştirip, muhalifleştirdiler. Deprem toplanma alanlarını, insanların deprem korkusuyla günlerce kaldıkları parkları inşaat alanına çevirdiler.

Nasıl ki devlet depremde enkazlara ulaşamayınca uzun saçlı küpeliler koştu önce, parkları korumak için de aynı şekilde ilk koşan onlardı. Ardından bütün ülke, tıpkı depremdeki gibi…

Steril maskeler, baret, yiyecek tezgahları, çadırlar, ilk yardım stantları, şortlu, küpeli, uzun saçlı muhalifler, ve onları örnek alıp desteğe gelen her renkte insanlar. Bu fotoğraf hem Gezi’de, hem de depremde gördüğüm benzer manzaralardı.

Binalara girmeye korkan insanlar, parkların sadece çocuklar için gerekmediğini o zaman anlamışlardı. Selametin için bazen devlete karşı durmanın gerekliliğini de.

O gün o furyadan iktidara gelip devleti yeniden kurmaya çalışanlar bunu hesaplamamıştı. Devlet miti yıkılınca, içinde kim olduğunun bir önemi kalmaz. Kendi halinde yaşayan insanlar da devlete karşı birleşebilir. Kek yiyip yuvarlanmak yerine, börek yapıp isyan eden gençlere dağıtıverirler…