KÖŞE YAZILARI

Kaybolan şahsiyetler üzerine

Sevgili Haluk Bilginer, ‘Şahsiyet’ dizisindeki performansıyla uluslararası alanda göğsümüzü kabarttı. Bu yazımda Haluk Bilginer’den çok bu diziden bahsetmek istiyorum. Bu diziden ve bu dizinin “ülkemizin karanlık yüzünü gösterebilmesindeki cesaretinden” . Bakalım neymiş bu cesaret? Okuyalım. (Dikkat spoiler içerir)

Bir çok usta oyuncuyu kadrosunda buluşturan Ay-Yapım imzalı ‘Şahsiyet’ dizisi Haluk Bilginer’e 47.Uluslararası Emmy Ödülleri’nde ‘en iyi erkek oyuncu’ ödülünü kazandırdı. Gerçekten Haluk Bilginer’in dizideki performansı müthişti.  Peki, nedir bu Şahsiyet dizisinin bize verdikleri?

Erkek egemen bir iş yerinde kadına uygulanan mobbingten tutun da çocuk yaşlarda maruz kalınan tecavüze hatta tecavüzlere; ‘güc’ün adaleti ezip geçmesinden tutun da bireysel vicdan meselesine kadar toplumumuza ait yaraları bir bir gözümüze sokan dizi Hakan Günday imzası taşıyor. 12 bölümü keyifle izlediğim dizi bizlere hem sosyoloji, hem psikoloji hem de hukuk alanında bolca dersler veriyor. Bireysel travmalarımızın toplumsal yaşamda nasıl ört pas edilebileceğini yada toplumsal travmaların bireysel vicdanla nasıl ortaya saçılabileceğini gözler önüne seriyor. Dizi resmen bunca yıldır susturulan dilimizin sesi, karanlığa mahkum edilmiş gözlerimizin rengi oluyor.

Adli katiplikten emekli olmuş ve Alzheimer başlangıcı teşhisi almış Agah Efendi, yıllar önce şahit olduğu “çocuk tecavüzüne bağlı intihar vakasını ve sonrasını”  kendine dert ediniyor. Bu vakaya yol açan suçluların ceza almamasına içerliyor -ki zaten suçun içinde adaleti sağlamakla görevli kişiler de var- ve nasıl olsa ‘yaptığım her şeyi unutacağım’ rahatlığıyla adaleti kendi elleriyle yani seri cinayetleriyle sağlamaya çalışıyor. İzleyiciyi “adaletin öldüğü yerde kendi adaletimizi sağlamalı mıyız?” sorusuyla baş başa bırakıyor. İşin içinde bir de “çocuk tecavüzü” gibi hassas bir konu varsa, Agah Efendi teker teker cinayetleri işlerken, benim gibi kimilerinizin içinin yağları eriyor. Biraz duygusallıktan uzaklaştığımızda ise çürümüş toplumun makro ve mikro düzeyde bizlere verdiği zararlar ortaya saçılıyor. Bu çürümüşlüğü kişi, toplum ve sistem bazında ele aldığımızda ise bizlere gazetelerde görmeye alışık olduğumuz haberleri hatırlatıyor. Tecavüzler, istismarlar, kasabanın adı çıkmasın, ‘senin popon bizim namusumuzdan daha mı önemli’ vs. gibi temalar bizlere kurgusal olaylar örgüsünde yavaş yavaş veriliyor. Toplumsal unutmaya karşı bireysel unutmama meselesi derinden işleniyor. Sahi kaçımız Mardin’de daha 13 yaşındayken 28 kişisinin tecavüzüne uğrayan N.Ç.yi hatırlıyor ya da Karaman’da 45 erkek çocuğuna tecavüz edilen vakfın adını? Bu tip haberleri duyduğumuzda üzülüyor, kızıyor, sinirleniyor daha sonra ise hissettiklerimizi toplumsal hafızamıza gömüyoruz.

Bir de “güç” meselesi var toplumsal hafızamızın içinde. Güçlüysen istediğin kişiye tecavüz edip -çocuk dahil- konuyu kapatabilirsin. Güçlüysen yargıyı, emniyeti, basını avuçların içine alabilirsin. Güçlüysen sadece görevini yapmaya çalışan bir memurun hayatını kaydırabilir, ekmeğiyle oynayabilirsin. Güçlüysen doğup büyüdüğün ve senin ne haltlar yediğin kasabayı dut yemiş bülbüle döndürebilirsin. Çok tanıdık geldi deme yazdıklarım? Ama tabi ki Türkiye’den değil muz cumhuriyetinden bahsediyorum.

Şu namuslu gibi görünen, muhafazakar, hatta yer yer tutucu toplumlar var ya. Onlara da bir çift lafım olacak. Her haltı yiyip, her türlü pisliğe eline değdirip sonrasında sus pus olan, kafasını kuma gömüp “şahsiyet”ini yani “kişiliğini” kaybetmeyi seçen ama laf “ahlak”a gelince kükreyen toplumlara. İşte bu çürümüşlüğü çanak tutan hatta çanak olan kişiliksiz toplumlara. Siz, toplumunuzda yer alan ve haksızlığa uğramış bireyinize ne zaman sahip çıktınız? Ört pas etmek daha kolay oysa ki değil mi? Malum örfler var, adetler bir de…

Bu dizi gerçekten Türkiye’nin birçok ayıbını ortaya döken, bununla beraber cinsiyet eşitsizliğine, kolayca silahlanmaya, aile bağlarının yaşamımızdaki önemine de değinen muhteşem bir dizidir, her ne kadar birkaç yerde kurgusal hatalar olsa da. Çekim açılarının güzelliğine hiç değinmiyorum zaten, Onur Saylak ve ekibi döktürmüş.

Tekrardan üstadı kutluyor ve okuyucularımın bu diziden alacağı çok şeyin olduğunu düşünüyorum.

Etiketler

Yazar hakkında

Özge Özdemir Köz

Norveç - Oslo / Psikolog - Yazar