KÖŞE YAZILARI

‘Sen sus gözlerin konuşsun’ dönemi

“Kentimizin değerli valisini twitter salvoları ile durumu ağdalı ve anlamsız bir sessizliğe gömme çalışmalarından daha çok, her kesimi bir araya getirip bir KENT SORUNLARI ÇALIŞTAYI yapmaya davet ediyorum. Çünkü Antep tabiri ile söylüyorum bu kentin tuzu kuru, sabunu sarı değil…”

Gaziantep’te, geçtiğimiz haftaya, ‘kent sorunlarını eleştirisel bir dil’ ile kamuoyu ile paylaşan bir gazeteci ile il başkanı düzeyindeki siyasetçinin cumhuriyet savcılığında ifadeye çağırılması damgasını vurdu.

Neydi bu eleştiriler?

Bir kere kentin yaşanabilir olmaktan çıktığı ve sorunlar yumağı haline geldiği anlatılıyordu. Başta  ‘IŞİD’ olmak üzere bazı terör örgütlerinin uyuyan hücrelerinin olduğuna dikkat çekiliyor, adına ateş-buz denen uyuşturucu başta olmak üzere madde bağımlılığının tavan yaptığı konusunda yapılan uyarı yapılıyordu.

Dünyanın neresinde olursanız olun gerek idari, gerek adli yöneticiler tarafından ciddiye alınması gereken tespitlerdi bunlar. Ama ‘beğenilmemiş olunacak ki, Vali beyin attığı twitlerden anladığımız üzere 40 yıllık gazeteci Ökkeş Özekşi ile İYİ Parti il başkanı Av. Oğuz Hocaoğlu, savcılığa ‘çay içmeye’ davet edilmişlerdi.

Eğer bir ‘şehir’ ifade vermekle güzelleşse idi ben de kent sorunları gündeme getiren bir gazeteci olarak önemli kısmını şu ana kadar zaten tek başıma estetize etmiş olurdum. Bunun tam tersi olunca Gaziantep’te göreve başladığı andan itibaren  “yerel basın bu şehrin en zayıf halkası” sakat analizinden yola çıkarak, “medya kenti dizayn edemez” kıvamında bir ayarla hâlihazırdaki ‘kent gönüllüsü ve donanımlı gazetecileri’ bizatihi dizayn etmeye çalışan Vali Davut Gül, yerel basına kadifeye sarılmış sopa göstermeyi alışkanlık haline getirdi. Çevresindeki birisi Vali Gül’e, “Efendim, Gaziantep’te yerel basının 147 yıllık tarihi var. İlk gazete olan Ayıntab1872 yılında çıktı. Hatta Gazeteciler Cemiyeti bile 50 yıllık tarihi sizden büyük” dese belki konu farklı bir boyut kazanacak ama işte iyice daralmış, hiyerarşik idari anlayışta son dönemde o da ortadan kalktığı için bu ‘Süper Valiler’ yukarıdan aldıkları sufleler ile şehirleri yönetiyorlar.

Öte yandan Sn. Vali, durmadan bir ‘suç duyurusu’ mekanizmasını hatırlattığı o muktedir diline, adliyeyi de yapıştırıp, “bizde sansür yok” diye eklemeyi de ihmal etmiyor. Dolayısı ile özgürlükçü idari anlayışın varlığı ve tutumuna (!) işaret ederken aklımızın sınırlarını da zorlamaktan geri durmuyor. Yani mealen diyor ki, “Biz gazeteci ile ilgili suç duyurusu yaparız ama bunun adı sansür değildir, öyle algılamayın…” Böyle çelişkili bir kent demokrasisi ve bunu dikte dili bu olamaz, olmamalı.

Sürekli ‘adliye’ ile ıslah anlayışı çözümcü bir durum da değildir. Demokratik bir toplumun insanı, güne söyleyeceği ya da yazacağı bir sözün, yazının suç olup olmadığı kaygısıyla başlayamaz. Çünkü özgürlük asıldır. Hukuk insanı özgürleştiği oranda meşrudur. Çoğulculuk, hoşgörü, görüş açıklama demokratik toplumunun kurucu öğeleridir.

Doktrine göre ifade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler içinde uygulanır. Bu demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiride kaynağını bu özgürlükten alır. Eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz, eleştiri övme olmadığına göre, sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır.

Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştirel akılcılık, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir değerdir. Demokratik toplumlarda, bireyler düşündükleri gibi konuşmalı, yazmalı; konuştukları, yazdıkları gibi düşünmelidirler. Bunlar örtüşmezse, orada ikiyüzlülük ve aldatma egemen olur.

Ayrıca siyaseten veya idareten taraf olma anlayışı, yasakçılık, yasakta da ayrıca taraflılık zihniyeti ile sadece gün kurtarılır. Özetle,  Gaziantep’in ve tüm kentlerin aklı başında gazetecileri; yaşadıkları kenti, kent yönetimini, valiyi, milletvekilini belediye başkanlarını, meclis üyelerini, muhtarı, dolmuş şoförünü, sendikacıyı, dernek başkanını, fırıncıyı, kasabı, karpuzcuyu ezcümle herkesi eleştirebilir. Bundan kendisini azade etmek isteyenler de gazetecinin umurunda olmaz, olmamalıdır.

Mesela 21.  yüzyılın ilk çeyreğini yaşadığımız şu modern (!) zamanda, Gaziantep’te göreve başlayalı henüz 10 ay olan Sn. Vali Davut Gül, iki kez açık alanla eylem ve etkinlik yasağı getirdi. Böyle olunca insan şu soruları sormadan edemiyor:

Bu kentte bir ya da bir kaç artık bilemiyorum örgütün, bir yapının hücre örgütlenmesi yok ise neden 1 ay açık alanda eylem ve etkinlik yasağı var? Var ise bununla ilgili bir istihbarat zaafımı sözkonusu ki durmadan yasaklarda çözüm arıyoruz? Evet, halkı kine, gareze, korkuya kasavete sevk etmek hiç kimsenin haddine değil. Ama bütün Ankara Gar, Suruç, Beybahçe, gibi önemli katliamlarla ilgili IŞİD iddianamelerini okumuş biriyim, davaları takip etmiş biriyim. Gazeteci olarak kentin son 25 yılında olup bitenlere de baktığımda, şehri yaşanmaz hale getiren olguları cesaretle dillendiren herkese şahsen fikri destek vermeye hazırım.

Eğitimde bir türlü istenen başarının yakalanamaması, trafik çilesi, Suriyeli göçü, yüksek kiralar, gecekondulaşma, uyuşturucu, ranta yönelik imar planları, muhalefetin yok sayılması, siyasi irade ile paralel hareket eden yöneticiler, hava kirliliği, gürültü, hava ulaşımında yaşanan problemler, engelliler, çocuklar, kadınlar, sağlık bir çırpıda aklıma gelen sorun başlıkları…

Bu bağlamda, kentimizin değerli valisini twitter salvoları ile durumu ağdalı ve anlamsız bir sessizliğe gömme çalışmalarından daha çok, her kesimi bir araya getirip bir KENT SORUNLARI ÇALIŞTAYI yapmaya davet ediyorum.

Çünkü Antep tabiri ile söylüyorum bu kentin tuzu kuru, sabunu sarı değil…