TOPLUMSAL CİNSİYET

Zehra Demir davası yarın: Mahkeme olağan dışı tutum sergiliyor

Antalya’da, eski sevgilisinin yeniden birlikte olmaya zorladığı, tehditleri ve baskısı ile intihara sürüklediği 19 yaşındaki Zehra Demir’in davasının üçüncü duruşması, yarın görülecek. Avukat Hadi Cin, sanığın tutuklanması gerektiğini belirterek, “Zehra’yı intihara götüren süreç, onun hayata tutunmasını engelleyen şey, saldırgan bir erkeğin ona hayatı dar etmesidir” diyor. Cin, ortaya çıkan tüm kanıtlara rağmen, mahkemenin olan bitene kayıtsız kaldığını ifade ediyor ve ekliyor: “Zehra’nın hayatının hesabını sormak için elimden gelen her şeyin fazlasını yapacağım.”

Antalya’da 28 Eylül 2019 tarihinde, ailesiyle yaşadığı evin kapısına bıçakla dayanarak, Zehra Demir’in intihar etmesine neden olan sanık Süleyman Taruk, “kasten öldürme” suçundan, ömür boyu hapis cezası istemiyle Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak. Yarın görülecek duruşma öncesi görüştüğümüz Zehra Demir’in ailesinin avukatı Hadi Cin, mahkemenin bu davada olağandışı bir tutum sergilediğini vurgulayarak, “Ben 17 yıllık bir avukatım. Çok sayıda cinayet dosyasına baktım. Çok sayıda ağır ceza dosyası gördüm. Bu yaşıma kadar tüm hukuki deneyimlerim çerçevesinde, hala sanığın elini kolunu sallayarak dolaşıyor olmasına anlam veremiyorum” dedi. Telefon kayıtlarında sanığın Zehra’yı düzenli olarak tehdit ettiğini ifade eden Cin, “Sanığın Zehra’yı zor durumda bırakmak için yapmadığı bir şey yok. Sanık özel olarak korunuyor mu? Aklımda bir tek bu soru kalıyor geriye. Eğer özel olarak korunuyorsa kim neden koruyor? Bu vatandaş kime, neye hizmet ediyor?” dedi.

Zehra Demir’in ailesinin avukatı Hadi Cin

“SANIK, ZEHRA DEMİR’İN MAHALLE VE AİLE İÇİNDE YAŞAMASINI İMKANSIZ HALE GETİRİYOR”

Sanık başlangıçta tutuksuz yargılanıyor. Sizin talebiniz üzerine tutuklu yargılama başlıyor. Ayrıca Zehra Demir  28 Eylül 2019’da intihar ediyor, 29’unda sanık tutuklanıyor. 2 Ekim’de savcı dosyayı mahkemeye sunuyor, 4 Ekim’de ise sanık serbest kalıyor ve görevsizlik kararı veriliyor. Kısacası her şey çok hızlı oluyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Ben sanığın arkasında desteği olan ya da bir şekilde kulislerle yargıyı etkileyebilecek biri olmasını ve buradan yola çıkarak da bunu nüfuslu olmasına yoracağım. Ya da böyle bir durumdan şüpheleneceğim ama öyle biri de değil. Bu nedenle bu olanlara ben de anlam vermekte zorlandım. Sanık, Zehra Demir’i baskı, tehdit ve şantaj ile onun onur ve haysiyetini rencide ederek, mahalle ve aile içinde yaşamasını imkansız hale getiriyor. Bu baskıları kaldıramayan Zehra’da, sanık evin kapısına dayanınca intihar ediyor. Zehra Demir intihar ettikten 4 gün sonra dava açılıyor ve 2 gün sonra ağır ceza mahkemesi hem sanığı serbest bırakıyor hem de görevsizlik kararı veriyor. Davada savcı, önce her ne kadar iddianamedeki sevk maddesi yanlış olsa bile aslında doğru mahkemede dava açıyor. Fakat doğru mahkeme şerh maddesine bakıp ‘ben görevli değilim bu basit bir suç bu asliye cezalık bir suç’ diyerek görevsizlik kararı veriyor. Ben o sırada bu davadan haberdar oldum. Derhal görevsizlik kararına itiraz ettim ve şahsın tekrar tutuklanmasını talep ettim. Ancak mahkeme kabul etmedi. Dosya asliye cezaya gitti. Biz asliye cezada itirazda bulunduk. Dedik ki: ‘Bu dava asliye cezada görülecek bir dava değil. Siz de görevsizlik verin.’ Davaya kimin bakacağına bölge adliye mahkemesi karar versin. Asliye ceza mahkemesi bu talebimizi yerinde buldu ve o da görevsizlik verdi. Dosya Antalya Bölge Adliye Mahkemesi’ne gitti. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi bizim tüm itirazlarımızı yerinde ve haklı buldu. Dedi ki ‘evet bu Türk Ceza Kanunu 84. Maddesi’nin 4. Fıkrası’na giriyor’. Yani insan öldürme suçu ile eşdeğer bir suçtur ve bu yüzden de ağır ceza mahkemesinin bakması gerekiyor. Dosya gerisin geriye ağır cezaya geldi. Şimdi ağır cezaya geldikten sonra biz 2 duruşma yapabildik ve her 2 duruşmada aralarda da ısrarla sanığın tutuklanmasını istedik. Çünkü Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği karardan sonra artık bu şahıs Türk Ceza Kanunu’nun 81. Maddesi’nde düzenlenen “insan öldürme suçu” ile yargılanacak. Bu suç da katalog suçtur. Yani bu suç birisine istinat edildiğinde kişinin zaten tutuklu yargılanması gerekir. Birinci ve ikinci duruşmada bu deliller daha da kuvvetlendi. Sanığın bu fiili gerçekleştirdiği yönünde deliller giderek daha kuvvetli hale geldi. Ama mahkeme bir türlü bizim sanığın tutuklu yargılanması talebimizi kabul etmedi ve halen sanık tutuksuz yargılanıyor.

“SANIK TUTUKLANMALI”

Bir önceki duruşmada sanık, saldırgan ve küstah bir şekilde aileye hakaret eden davranışlarda bulundu. Ne yazık ki mahkeme bunu da seyretti. Ben bu duruşmalarda aile ile biraz özdeşleştim ve aileyi benimsedim. Aileye sahip çıkmaya vicdanen ihtiyaç duyuyorum ve sonuç almak istiyoruz. Ama maalesef şu aşamaya kadar sonuç alamadığımız için çok üzgünüz. Cuma günü olan duruşmada karar aşamasına gelinebilir. Savcı mütalaasını verirse işin rengi belli olur. Biz mahkemeden bu şahsı Türk Ceza Kanunu’nun 84. Maddesi’nin 4. Fıkrası’ndaki tehdit ve baskı ile intihara mecbur etme fiilinden dolayı, ayrıca bu maddenin doğrultusunda Türk Ceza Kanunu’nun 81. Maddesi’nden de cezalandırmasını talep ediyoruz. Bu talep doğrultusunda da tutuklanması gerektiğini söylüyoruz. Bunda ısrarcıyız. Bir şekilde mahkeme bu anlamda bir karar verirse kamu vicdanı ve adalet duygusu tatmin edilir diye düşünüyorum. Dolayısıyla Cuma günü bu amaçla, bu beklenti ile duruşmaya gideceğiz.

“MAHKEME, OLAĞANDIŞI BİR TUTUM SERGİLİYOR”

Sanık bir kadını tehdit ediyor, kapıya bıçakla dayanıyor ve ayrıca ‘kasten insan öldürmek’ suçu ile yargılanıyor. Tüm bunlara rağmen böyle bir insan, elini kolunu sallayarak sokaklarda geziyor. Bunları göz önünde bulundurduğumuzda mahkeme olağandışı bir tutum sergiliyor diyebilir miyiz?

Kesinlikle öyle. Mahkeme gerçekten de olağandışı bir tutum sergiliyor. Bunun sebebini hiç anlayamıyorum. Çünkü, Türkiye’de insanlar çok uyduruk sebeplerle dahi tutuklanabilirken; onlarca insanın tanıklığı, telefon mesajlarının kaydı, telefon aramaları, yani bütün deliller açıkça bu sanığın bu suçu işlediğini göstermesine rağmen biz bu davada görev almış olan mahkemelerin bu rahat tutumuna hiç anlam veremiyoruz. Diyorum ya nüfuzlu, güçlü biri olsaydı ya da ekonomik ve siyasi anlamda güçlü birisi olsaydı olabilirdi derdim Türkiye şartlarında. Ancak sanık böyle bir kişi de değil. O yüzden kesinlikle anlam vermek zor. Ayrıca bunu bir taraf avukatı olarak söylemiyorum. Ben 17 yıllık bir avukatım. Çok sayıda cinayet dosyasına baktım. Çok sayıda ağır ceza dosyası gördüm. Her hafta 4-5 tane ağır ceza dosyam vardır. Dolayısı ile ağır ceza dosyalarını yoğun olarak yürüten bir avukatım. Bu yaşıma kadar tüm hukuki deneyimlerim, gördüklerim, içtihat, mahkeme kararları ve kanun; tüm bunlar çerçevesinde, hala bu insanın serbest, elini kolunu sallayarak dolaşıyor olmasına anlam veremiyorum. Ayrıca şundan eminim ki, herhangi bir vatandaş ya da bu alana hakim olan herhangi bir hukukçu bu dosyayı incelesin ve ‘Siz de abartıyorsunuz, bu normal’ desin, ben kamuoyundan özür dileyeceğim. Çünkü bütün var gücümle kamuoyu desteği sağlamaya çalıştım. Buna ihtiyaç duymamızın sebebi de bu tabloydu. Eğer sanık tutuklansaydı biz bu kamuoyu desteğine de bu kadar ihtiyaç duymayacaktık. Çünkü son dönemlerde kadın cinayetlerinde, Twitter’da ya da başka sosyal medya platformlarında kampanya yapılarak ses getirildiği zaman bu kişiler tutuklanıyor veya caydırıcı kararlar çıkabiliyor.

“ZEHRA’YI İNTİHARA GÖTÜREN SÜREÇ, SALDIRGAN BİR ERKEĞİN ONA HAYATI DAR ETMESİDİR”

Türkiye’de neredeyse her gün kadına şiddet ve kadın cinayeti yaşanırken, davada gelinen bu aşama ve davanın seyri sizce topluma nasıl bir etkide bulunacak? Sizce verilen bu kararların, kadına karşı şiddeti artırıcı yönde etkisi olacak mı?

Kesinlikle olacak. Hem de çok kötü etkileri olacak. Bakın, son duruşmada Ağır Ceza Heyeti’nin 3 hakimi de kadındı ve kadınlar o gencecik Zehra’nın bu halini görmezden geldiler. Oysa Zehra, taşradan gelip ekonomik imkanları, eğitim düzeyi, entelektüel birikimi ile kendi hayatını minnetsizce yaşabilecek; bu tehditlere rest çekip yaşabilecek bir kadın değildi. Zehra, toplumsal ahlakın yaşamı biçimlendirdiği, kenar mahallelerde yaşayan gencecik bir kızdı. Zehra burada bir iş yerinde çalışarak, hayata tutunmaya çabalıyordu. Böyle bir yerde sanık gelip de mahallede, “Ben Zehra ile birlikte oldum, onun namusu artık benden sorulur” diye dedikodu çıkarırsa, bu kız orada yaşayabilir mi? Yaşayamaz. Zehra’yı intihara götüren süreç, onun hayata tutunmasını engelleyen şey saldırgan bir erkeğin ona hayatı dar etmesidir. Bu tabloyu hakim nasıl görmez, savcı nasıl görmez? Bunun izahı yok. Göz göre göre sanık, Zehra’yı zora sokarak ve o mahalledeki ahlak yargısına göre, Zehra hakkında dedikodu çıkartıp, bir kadını kendisine muhtaç etmek istiyor ki o mahallede hiçbir erkek Zehra ile görüşmesin ve sonunda sadece kendisi ile beraber olabilsin.

“MAHKEMENİN KAYITSIZLIĞI ANLAŞILABİLİR BİR ŞEY DEĞİL”

Ancak sanık uyuşturucu bağımlısı, saldırgan, mahallede herkesin belalı olarak nitelendirdiği bir kişi. Zaten ortalama akıl sahibi bir insan, bu kişiyle hayatını birleştirmeyi düşünmez. Zehra da sanığı tanıdıktan sonra ondan ayrılıyor ve bir daha da barışmak istemiyor. E sen hayatını birleştiremiyorsun bu insanla çünkü istemiyorsun, ama sanık sana başka yaşam hakkı da vermiyor. O zaman ne yapacağım diye düşünüyor Zehra. Sonunda sanık kapıya bıçakla dayanıp anne, baba ve kardeşleri de işe karıştırınca, Zehra da bu işi kökten çözmenin yolunun intihar olduğunu düşünür. Olay aslında bu kadar basit. Ancak mahkeme bunu görmüyor. Bu kayıtsızlık anlaşılabilir bir şey değil. Basit bir sokak kavgasında, insanların gerilmesi ya da haklı sebeplerden tahriklere kapılarak kavga etmesi durumunda bile insanlar tutuklanıyor. Burada ise gencecik bir kadının hayatına mal olmuş bir eylemde sanık elini kolunu sallayarak dışarıda geziyor.

“SANIK ÖZEL OLARAK KORUNUYOR MU?”

İncelenen telefon kayıtlarına göre tehditler bu davada belirleyici bir noktada mı?

Tabi sanık ciddi şekilde ve sistematik olarak Zehra’yı tehdit ediyor. Zehra tüm bu tehditler yüzünden 10 defa telefon numarasını değiştiriyor. Ancak sanık her defasında Zehra’nın numarasını buluyor. Sanık en son gün tehdidinde, “Az sonra sizin evin orada olacağım. Sizin evin orada kıyamet kopacak telefonu aç lan” diyor. Kardeşinin yanında Zehra’yı arayıp telefonu açtırıyor ve “Ben sizin eve pencerenin camından girip banyoda sevişmedik mi?” diye iddialarda bulunuyor ve şantaj yapıyor. Sanığın amacı, Zehra’nın ailesinden de baskı görmesi. Zehra’nın ailesinin karşısında zor durumda kalmasını istiyor. Kısacası telefon kayıtlarından da görüyoruz ki sanığın Zehra’yı zor durumda bırakmak için yapmadığı bir şey yok. Sanık özel olarak korunuyor mu? Aklımda bir tek bu soru kalıyor geriye. Eğer özel olarak korunuyorsa kim, neden koruyor? Bu vatandaş kime, neye hizmet ediyor?

“ZEHRA’NIN HAYATININ HESABINI SORMAK İÇİN ELİMDEN GELENİN FAZLASINI YAPACAĞIM”

Davada nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

Ben bu davada doğru sonuç alıncaya kadar tüm hukuksal süreçleri var gücümle sürdüreceğim. Zehra’nın hayatının hesabını sormak için elimden gelen her şeyin fazlasını yapacağım. İstinaf mahkemesine oradan karar çıkmazsa Yargıtay’a gideceğim, oradan da karar çıkmazsa Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapacağım. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapacağım. Bütün bu süreçleri deneyeceğiz, zorlayacağız. Ben haklı sonucu alacağıma inanıyorum; çünkü tablo, tartışmasız olarak sanığın Zehra’yı baskı ve tehditlerle ölüme itmesidir.