“Duvarlar arkasında öyle şeyler saklı ki, dışarı çıkıp haykırsalar sesleri dünyayı doldurur” demişti İspanyol şair Lorca. Distopik bir gelecekte geçen, ama ruhu bugünde olan La Valla dizisinin adı da öyle bir duvardan geliyor. Sınıfları ve yaşam tarzlarını ayıran bir bariyerden…

Endülüsün antifaşist şairi Federico Garcia Lorca, bir duvarın önünde faşistler tarafından kurşuna dizildi. Sesi hâlâ yankılanıyor. Kanlı Düğün’de mesela; “Zaman yaraları kapatır, duvarlar sır saklar sanıyorsun, ama doğru değil, doğru değil! Bir şey içine, ta derinlerine işledi mi bir kez, kimse söküp atamaz artık”. Distopik bir gelecekte geçen La Valla dizisinin orta yerindeki “duvar” da işte böyle bir duvar. Önünde kurşuna dizilen yoksulların sesi de boşlukta yitip gitmiyor. Duvar acılar ile birlikte sesler biriktiriyor. Mahvedilmiş bir dünyanın karanlığında kavga devam ediyor çünkü, ezen ile ezilenin kavgası.

Dizi yayınlanalı biraz oldu gerçi; pandemi günlerine denk geldiği için de epey ses getirdi. Bugün aşılama sürecinde yaşadıklarımız ise dizinin tartıştığı meselenin güncelliğinin bir başka göstergesi oldu. Hikâye, sınıf farkının şimdiki gibi gizlenmiş sınırlarla değil, açık ve dev bir duvar ile gözümüze sokulduğu bir Madrid’de geçiyor. Büyük bir savaşın ardından sular çekilmiş, dünya daha berbat bir yere dönüşmüş. Drone’ların sürekli havada uçuyor, her yer faşist bir güvenlik devletinin bariyerleri ile kaplı. Savaş ve ardından gelen ölümcül bir pandemi yıllardır sürüyor. Akşamları sokağa çıkma yasakları, militarist bir düzen ve onun ardında azgın bir sömürü sistemi… General Franco bir kez daha kazanmış, maalesef!

DUVARIN İKİ YANI VE DİRENİŞ

Ana karakterlerden biri Sağlık Bakanı. Karısı da bilim insanı ve virüse karşı aşı peşinde. Duvarın öbür tarafında ise hayatta kalma kavgası ile zorlu bir direniş var. İnsanları gözünü kırpmadan ölüme götüren bir kontgerilla rejimine karşı ağır gizlilik koşullarında varlığını sürdüren ve sokağa çıkma vaktinin gelmesini bekleyen bir direniş. Dizinin hemen her sahnesinde uçuşan gözlem drone’ları, varlığını tüm ağırlığıyla hissettiren “duvar” ve muhbir sistemi ile toplumun her zerresini gözleyen bir faşizm. Lüks ve refah içindeki Madrid ile yoksulluk ve sefalet ile dolu Madrid’i ayıran büyük duvar, iki farklı hayatın arasına çekilmiş kalın bir çizgi gibi…

Tüm bunlar öldürücü bir virüs salgını ile birleşiyor ve sokağa çıkma yasaklarından ağır karantina koşullarına bir dizi “tanıdık” uygulama da göze çarpıyor. Rejimin önemli bir generalinin öldürülmesi ile başlayan gelişmeler, bir ucu direnişe bir ucu Sağlık Bakanı’na bağlanan ilişkiler ağı ile dizinin omurgasını oluşturuyor. Hırsları ve rejimin devamı için çocukları ölüme göndermekten çekinmeyen yöneticilere karşı, geleceği simgeleyen çocukları için mücadele eden aileler… Yok edilmiş bir doğanın sarsıcı görüntüleri de fotoğrafı tamamlıyor. Dünya savaşı, iklim krizi ya da virüsler; belki hepsi birden insanlığın tepesine çöreklenirken, faşizmin bu dönemi sistem lehine fırsata çevirmiş. Yaşamak için hayatını vermek zorunda olanlar duvarın dışında.

ÇOCUKLARIMIZ VE GEZEGEN

Çin, BAE ve ABD Mars’a gitmek için yarışırken Friday For Future gençleri bir video yayınlayıp, “Mars’a kaçacak zengin yüzde 1’de değilseniz, iklim krizi ile ilgilenme vakti” mesajı veriyor ya hani, işte o hesap. Yüzde 1’in duvarlar ardından mutlu mesut, yüzde 99’un sömürü çarkları arasında aç bilaç olduğu bir düzen. Size de tanıdık gelmedi mi?

La Valla’nın çocukları, virüs konusunda çocuklar hem mağdur hem geleceği simgeleyen kurtarıcılar konumunda. Çocukların simgelediği “gelecek” fikri ile yok oluşu gösteren “gezegen” fikri benzer simgeler olarak öne çıkıyor. Dizide yapılan “Hangimizin çocukları daha değerli?” tartışması ile örneğin Oxfam’ın aşı eşitsizliği raporu arasında dolaysız bir bağ var. 130 ülkede tek bir aşı uygulanamamış olması ile La Valla duvarlarının ötesindeki hayat arasında da. Hayatın orta yerine devasa ve eşitsiz bir duvar dikildiğinde aslında “duvarın hangi tarafında olduğunuz” çok da fark etmiyor.

HER SANTİMETRESİNİ EZBERLEDİĞİMİZ DUVARLAR

Hayatımız tehlike altındaysa, otorite altında birleşmeyiz” vurgusuyla adım adım inşa edilmiş, karşı çıkan kim varsa ezmiş geçmiş bir diktatörlük anlatısı var 13 bölümlük çarpıcı dizide. 2001 yılından bu yana fazlasıyla duyduğumuz “güvenlik toplumu” ön görüsünün basit bir ön görüntüsü de diyebiliriz. 20 yıldır dünyanın aşama aşama deneyimlediği “güncel versiyon” bu! Bir önceki formunu ise dizide ara ara gönderme yapılan İspanya İç Savaşı ve 2. Dünya Savaşı yıllarından biliyoruz.

Kim bilir belki sahiden de tarihte “her şey” iki kere yaşanıyordur, ilkinde trajedi, ders çıkarmazsan ikincisinde daha büyük bir trajedi. Öyleyse, La Valla’da yapıldığı gibi, Federico Garcia Lorca’ya kulak verelim: “Duvarlar arkasında öyle şeyler saklı ki, dışarı çıkıp haykırsalar sesleri dünyayı doldurur.” Karantina günlerinde her santimetrekaresini ezberlediğimiz “duvarlar”ın arkasına saklı olan sesler de öyle…