Fransa’da başlayan ve tüm dünyaya umut olan ilk “işçi iktidarı” bu yıl 150. Yılında. 18 Mart 1871 günü başlayan ve 72. günde büyük bir katliam ile ezilen Paris Komünü, dünyayı kökünden değiştirme iradesi ile bugün de pek çok fikre ilham kaynağı oluyor.

“– Bu, devrim mi?
– Öyle gibi görünüyor.
– Kiminle çarpışıyoruz?
– Henüz bilmiyorum canım.
– Ama anne, kime karşı dövüşüyoruz?
– Nereden bileyim? Günde üç kuruşluk ücrete karşı! Dört franklık tereyağına karşı! Açlık ve adaletsizlikle geçen yıllara karşı!“
Fransız yazar Jean Vautrin, Halkın Sesi adlı eserinde Komün günlerini böyle anlatıyordu. Sosyalistlerden anarşistlere, yeşillerden otonomculara pek çok farklı siyasi fikrin ilham kaynağı olan Parıs Komünü, 150 yıl sonra da ışık olmaya, ilham vermeye devam ediyor. Fransa başta olmak üzere dünyanın pek çok bölgesinde gerçekleştirlien etkinliklerle adı yaşatılıyor.

KOMÜNE GİDEN YOLLAR

Paris Komünü öncesi Fransa onlarca yıldır devrimlerle sarsılıyordu. 1789 Fransız Devrimi sonrası feodalite yerle bir edilirken, yerine burjuvazi yükselmiş, fakat halkın ve emekçilerin talepleri umursanmamıştı. Devrim ihtiyacı devam ediyordu. 1830 ve 1848 ayaklanmaları bitmeyen devrimin önemli dönüm noktalarını oluşturuyordu. Devrim, Paris Komünü ile şaha kalkıyordu. Paris’te 18 Mart’ta başlayan ayaklanmanın ardından, 28 Mart’ta Komün yönetimi ilan edildi. Baskıcı Bonaparte rejimine ve savaşa karşı açık bir isyan olan Paris Komünü, dağıttığı bildirilerde “Yurtaşlar! Militarizme artık yeter! Altın sırmalıların yönetimine her düzeyde son! Halka, çıplak elli savaşçılara yol açın!” diye sesleniyordu.

“SONUNDA BULUNAN SİYASİ BİÇİM”

Karl Marx, beklenen isyanın patlamasının ardından şu cümleleri kuruyordu: “(Komün) özünde, bir işçi sınıfı hükümetiydi, üretici sınıfların ürünlerine el koyan, sınıfa karşı mücadelesinin bir ürünüydü, emeğin ekonomik kurtuluşunu gerçekleştirebilmek için en sonunda bulunmuş siyasi biçimdi.” Paris Komünü kısa süren iktidarında ilk günden tüm fabrikaların ve kentin yönetimini işçilere bırakıyordu. Parasız, zorunlu ve laik okullar ile geleceğe yatırım yaparken, “seçilen herkesin görevden alınabilmesi” ilkesi demokrasinin garantisi olarak uygulamaya konuyordu. Zorunlu askerliğin kaldırılması, ordunun lağvedilmesi gibi radikal adımların yanı sıra o dönem pek revaçta olan giyotinler yakılarak idam cezası kaldırılıyordu.

“BU KAN DENİZİNİN UFKUNDAN…”

“Avrupa’da dolaşan hayalet”, Paris’te her yönüyle ete kemiğe bürünmüşmüştü. Paris Komünü, 72 gün yaşadıktan sonra sonra büyük bir şiddet ve katliam ile yenildi. Şehre giren ordu büyük bir vahşet uyguladı. Komüncülerin çoğu kurşuna dizildi, kaçabilenler sürgüne gitmek zorunda kaldı. Bugün de yaygın bir simge olan Enternasyonal Marşı, Eugene Pottier tarafından Komün’ün düştüğü günlerde, Paris’te yazıldı. Yenilirken bile “yeni bir dünya” kazanmış olan Komün’den bugüne işçi sınıfının marşı haline gelen Enternasyonal kaldı: “Uyan artık uykudan uyan, uyan esirler dünyası…”
Karl Marx, Komün ile yeni bir dünyanın ilk işaretinin verildiğini şu sözlerle özetliyor, burjuvazinin döktüğü kanın hesabının sorulacağını yazıyordu: “İşçi Paris, Komün’ü ile birlikte, yeni toplumun şanlı öncüsü olarak her zaman yücelecektir. Şehitlerinin anısı, işçi sınıfının soylu yüreğinde yaşayacaktır. Cellatlarınıysa tarih, daha şimdiden sonsuz bir teşhir direğine çiviledi ve rahiplerinin tüm duaları, günahlarını bağışlatamayacaktır.”