Af Örgütü: Casus yazılımlar ve gözetim teknolojileri nedeniyle yaşanan hak ihlalleri arttı

Çetin Yılmaz 30 Mayıs 2026
Af Örgütü tarafından yayımlanan raporda, casus yazılımlar ve gözetim teknolojileri nedeniyle dünya genelinde insan hakları ihlallerinin arttığı, denetlenmeyen gelişmiş dijital pazarların özel hayatın gizliliği ile çocukların ruh sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturmaya devam ettiği bildirildi.

Uluslararası Af Örgütü tarafından hazırlanan ve toplam 144 ülkeye yönelik kapsamlı değerlendirmelerin yer aldığı 406 sayfalık küresel çalışma, şirketlerin kolaylaştırıcı rol oynadığı teknolojik araçlar vasıtasıyla hukuksuz gözetim, iletişime müdahale ve özel hayata yönelik ihlallerin dünya çapında genişlediğini ortaya koydu.

Kuruluşun yayımladığı “Dünyada İnsan Haklarının Durumu 2025/26” raporunda, Intellexa, NSO ve Paragon gibi firmalarca üretilen müdahaleci casus yazılımların yarattığı tehlikelere dikkat çekildi. Raporda ayrıca, TikTok platformunda ruhsal sağlık içerikleriyle ilgilenen çocukların ve gençlerin depresyon ile intihar eğilimini teşvik eden içeriklerin odağına kolayca sürüklendiği belirtildi.

Söz konusu raporda, Çin hükümetinin internet erişimini kontrol etmek amacıyla kullandığı çevrimiçi sansür ve filtreleme sistemi olan Çin Büyük Güvenlik Duvarı’nın ticari bir versiyonunun Pakistan hükümetine satıldığı aktarıldı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) makamlarının ise öğrenci ve göçmen protestoculara karşı çeşitli gözetim araçlarına başvurduğu kaydedildi. Diğer taraftan, Facebook ve Instagram platformlarının çatı şirketi Meta ile X firmasının, güvenlik ile zararlı içeriklerle mücadeleden sorumlu personel kadrolarında ciddi küçülmeye gittiği ve veri doğrulama programlarını tamamen durdurduğu ifade edildi.

Yapay zekâ sektöründe yatırımcı hedeflerine ulaşılması amacıyla veri merkezleri gibi geniş altyapıların kurulmasının, donanım gereksinimleri için mineral ve soğutma sistemleri için su gibi doğal kaynakların ve enerjinin tüketimini artırdığı vurgulandı. Bu durumun çevresel tahribatı artırdığı ve işçi haklarını zayıflattığı belirtilirken; Brezilya, İrlanda, Meksika ve ABD gibi ülkelerde bu olumsuzluklarla mücadele eden yerel aktivizmin hız kazandığı bildirildi. ABD’deki Silikon Vadisi’nden Afrika ülkelerine kadar uzanan geniş bir coğrafyadaki teknoloji çalışanlarının, daha güvenli çalışma koşulları talebiyle örgütlenmeye başladığı aktarıldı.

Teknolojinin kolaylaştırıcı rol oynadığı suistimallerin Güney Kore, Tayland ve Vietnam’da öne çıktığı kaydedildi. Çevrimiçi taciz, onaysız mahrem görüntü paylaşımı ve yapay zekâ yoluyla üretilen cinsel içerikler gibi toplumsal cinsiyete dayalı şiddet eylemlerinin, Güney Kore’deki yasal reformlara karşın devam ettiği belirtildi. X platformunun ırkçı, İslamofobik ve yabancı düşmanı söylemlerin yaygınlaştığı bir mecraya dönüşmesiyle fiziki dünyada da şiddet olaylarının baş gösterdiği, saldırgan grupların camileri, mülteci merkezlerini, Asyalı, Siyah ve Müslüman toplulukları hedef aldığı bildirildi.

Çocukların dijital ortamlarda korunması hususunda birçok devletin yeni değerlendirmeler yaptığı ifade edildi. Avustralya'nın 2025 senesinde 16 yaşından küçük çocukların sosyal medya kullanımını yasakladığı, Malezya'nın da benzer bir önlem planladığı açıklandı. Bu adımların zararlı platformlarla mücadeledeki kararlılığı göstermesine rağmen, gençlerin kendilerini ifade etme ve bilgiye erişim haklarını kısıtladığı; platformların kullanıcı etkileşimini artırma ve kişisel verilerden faydalanma odaklı iş modellerinden kaynaklanan temel zararları ise ortadan kaldırmadıgı vurgulandı.

Hükümetlerin yetki genişletme adımları kapsamında Arjantin’de federal polise vatandaşların sosyal medya hesaplarını yargı izni olmaksızın denetleme hakkı tanındığı, Vietnam’da ise emniyet güçlerinin kullanıcı IP adreslerini talep etmesinin ve içeriklerin 24 saat içinde kaldırılmasını istemesinin önünün açıldığı kaydedildi. Nepal’de yargı denetimi olmaksızın içerik kaldırılmasına ve verilere erişilmesine imkan tanıyan bir Sosyal Medya Yasa Teklifi'nin hazırlandığı aktarıldı. İran, Afganistan, Pakistan, Tanzanya ve Güney Sudan gibi ülkelerde protestolar döneminde ifade özgürlüğünü engellemek amacıyla internet erişimine kısıtlamalar getirildiği, Kenya'da ise yetkililerin "Gen Z" protestolarını bastırmak üzere çevrimiçi sindirme, tehdit ve hukuksuz gözetim gibi baskı taktiklerini devreye soktuğu belirtildi.

Avrupa Birliği (AB) tarafında kurumsal hesap verebilirlik ve teknoloji düzenlemelerinin sadeleştirildiği, bu adımın rekabet gücünü artırma amacıyla sunulmasına karşın, yapay zekâ sistemlerinin şeffaf, güvenli ve ayrımcılıktan uzak olmasını sağlayan yasal güvenceleri zayıflattığı ifade edildi. Öte yandan büyük sosyal medya şirketlerine karşı yasal başvuruların arttığı, Kenya’da Meta’ya karşı açılan davada 2025 yılında ilk önemli kazanımın elde edildiği bildirildi. Söz konusu davanın, 2020-2022 yılları arasında Etiyopya’daki silahlı çatışma döneminde Facebook algoritmalarının tehlikeli içerikleri teşvik ettiğini belirten iki Etiyopya vatandaşı ve Katiba Enstitüsü tarafından açıldığı, mahkeme kararının ise Batı dışındaki ülkelerin sadece kâr amaçlı birer pazar olduğu anlayışına karşı bir duruş niteliği taşıdığı aktarıldı.

Kuzey Kore yetkililerinin yabancı medya içeriklerini yayan kişilere yönelik infaz dahil ağır cezalar uyguladığı belirtildi. İngiltere ve Sırbistan gibi devletlerin sosyal güvenlik destek kararlarında ayrımcı eğilimlere sahip algoritmalar kullanmaya başladığı, bu sebeple ırk ayrımcılığına uğrayan gruplar, yabancı uyruklular, yalnız anneler ve Romanlardan binlerce kişinin sosyal yardımlardan mahrum kaldığı kaydedildi. Slovenya'da yürütme ve polisin yetkilerini genişleten olağanüstü hal güvenlik mevzuatının gözetimi artırdığı, sosyal yardımlara getirilen kısıtlamalardan ise en çok Roman topluluklarının etkilendiği bildirildi.

MÜDAHALECİ CASUS YAZILIM KULLANIMI YASAKLANMALI

Raporda, devletlerin müdahaleci casus yazılımların kullanımını ve transferini derhal yasaklaması gerektiği vurgulandı. İnsan hakları ihlallerine karşı etkin bir koruma sistemi kurulana kadar tüm casus yazılım transferlerinin ertelenmesi çağrısı yapılırken, uluslararası hukuka uygun olmayan yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesini engelleyecek bağlayıcı düzenlemelerin yapılması gerektiği kaydedildi. Sosyal medya şirketlerine insan hakları zararlarını önlemek adına iş modellerini gözden geçirmeleri önerilirken, hükümetlere de kullanıcıları koruyacak daha güçlü yasal düzenlemeleri hayata geçirme çağrısında bulunuldu.

" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }