Ahmet Davutoğlu: Derin millet ile tekrar buluşmadan CHP'nin iktidar olma şansı çok zor
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yapısının muhafaza edilmesi ve iktidar olma şansını elde edebilmesi adına derin milletle yeniden bir araya gelmesi gerektiğini, benzer bir biçimde iktidar partisinin de bir nefis muhasebesi gerçekleştirerek kendisini iktidara taşıyan milletin vicdanıyla ne ölçüde barışık olduğunu sorgulaması gerektiğini belirtti.
Davutoğlu, Yeni Yol Partisi'nin TBMM'deki haftalık grup toplantısında konuştu. CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'na ilişkin verilen "mutlak butlan" kararına değinen Davutoğlu, mevcut süreçte "Bir zihinsel arınmaya ihtiyaç var" dedi. Son günlerde kamuoyunu meşgul eden güncel gelişmelere işaret eden Davutoğlu; "Devlet aklı nedir? Derin devlet nedir? Kim ne planlıyor? Biraz önce çok değerli Genel Başkanın, Sayın Erkan'ın söylediği gibi Trump'ın İbrahimi anlaşmalarına katılımın ön şartları nedir? Biz bir uluslararası kumpasın parçası mı oluyoruz" sorularının gündemde yer aldığını aktararak; devlet aklı, derin devlet, siyaset aklı ve derin millet şeklinde sıraladığı dört temel kavram üzerinden zihinsel bir açıklık getirilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı.
Devlet aklı kavramı ile derin devlet kavramı arasında kurulan bağın keskin bir biçimde kırılması gerektiğini ifade eden Davutoğlu, devlet aklının kurumsal tecrübeden kaynaklanan doğru ve gerekli bir akıl olduğunu kaydetti. Belli çevrelerin, siyasi mekanizmanın zayıfladığını hissettiği anlarda "Devlet aklını biz temsil ediyoruz" diyerek ortaya çıktığını ve siyaset alanını daralttığını belirten Davutoğlu, hiçbir derinliği bulunmayan bazı zümrelerin kendilerine derin devlet adını verdiğini ve Türkiye'nin bu durumu geçmişte çok kez tecrübe ettiğini bildirdi. Bu yapının karşısına siyaset aklı ve derin millet kavramlarını yerleştirdiğini dile getiren Davutoğlu, "Derin millet, asırların getirdiği değerleri hazmetmiş, onunla yaşayan milletin vicdanıdır. Siyasi akıl ne? Siyasi akıl, devleti yönetme iddiasında olan siyasetçilerin üretmek zorunda oldukları düşünce özgürlüğüne dayalı vizyoner akıldır" dedi.
Cumhuriyet tarihine bakıldığında, Kuvayımilliye kurulduğu sırada Osmanlı Devleti'nden intikal eden devlet erkanının büyük bir bölümünün İttihatçı kadrolardan oluştuğunu belirten Davutoğlu, bu kadroların Kahramanmaraş'ta, Şanlıurfa'da ve Gaziantep'te hiçbir yerden emir veya talimat almadan kendiliğinden ayağa kalkan derin millet ile bütünleşerek önce İstiklal Savaşı'nı yürüttüğünü, akabinde ise Cumhuriyeti inşa ettiğini ifade etti. Tek parti döneminde ise bu ittifakın sekteye uğradığını ve kendilerini devletin yegane sahibi olarak gören bir zihniyetin milletin köklü değerlerinden uzaklaştığını belirten Davutoğlu, bu durumun bir Cumhuriyet hesaplaşması olarak görülmemesi gerektiğini kaydetti. Yaşanan kopuşun, devleti kuran parti kimliği taşıyan Cumhuriyet Halk Partisi'ni milletten kopardığını ifade eden Davutoğlu, ana muhalefet partisi içindeki mevcut ihtilafları izleyenlere seslenerek, "Derin millet ile tekrar buluşmadan Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar olma şansı çok zordur. Cumhuriyet Halk Partili dostlarımıza, Cumhuriyet Halk Partili bugün kendi içinde karşılıklı tartışma yaşayanlara... Cumhuriyet Halk Partisi önemli bir kurumdur, önemli bir siyasi yapıdır ve bu yapının korunması veya kendi içinde bir mücadelede yok olmaması için önce bu muhasebeyi bir yapmaları lazım" diye konuştu.
BEŞTEPE'YE ÇÖREKLENEREK YENİ BİR VESAYET SİSTEMİ Mİ KURULUYOR
İktidar partisinin de tıpkı ana muhalefet partisi gibi kapsamlı bir nefis muhasebesine yönelmesi gerektiğini ifade eden Davutoğlu, "Kendilerini iktidar yapan derin milletin vicdanıyla barışıklar mı? Siyaset aklı devlet aklını yönetebiliyor mu? Yoksa birileri Beştepe'ye çöreklenerek yeni bir vesayet sistemini mi kuruyor" dedi. Kıbrıs müzakerelerinin yürütüldüğü dönemde Abdullah Gül ile birlikte süreci idare ederken Genelkurmay Başkanlığı’ndan müzakerelerin derhal kesilmesi talebini içeren ve "milli menfaatlere aykırı" ibaresi taşıyan bir yazının kendilerine ulaştığını hatırlatan Davutoğlu, aynı günlerde bir gazete mecrasında "Genç subaylar rahatsız" şeklinde bir manşetin atıldığını anımsattı. O dönemki kanaatlerinin Kıbrıs müzakerelerine devam edilmesi durumunda Kıbrıs Rum kesiminin "çek" ve "hayır" diyeceği yönünde olduğunu belirten Davutoğlu, bu doğrultuda bir karşı yazı kaleme aldıklarını ifade ederek, "'Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikasını ve ali menfaatlerini sadece seçilmiş Türkiye Cumhuriyeti hükümeti belirler' diye cevap verdik. İki mektup da devlet arşivlerinden çekildi" dedi.
28 Şubat sürecinden sarkan o zihniyetle otoriterlik temelinde değil, demokrasiyle ve siyaset aklı üreterek kararlılıkla mücadele ettiklerini vurgulayan Davutoğlu, bu süreç içerisinde çok sayıda suçlamanın hedefi haline geldiklerini kaydetti. Afrika açılımı politikasını hayata geçirdiklerinde kendilerine "hayalperest", Hamas yetkilileri ile görüştüklerinde "İslamcı", Türk Konseyi’ni kurma iradesi gösterdiklerinde ise "Enver Paşacı" denildiğini aktaran Davutoğlu, "Ama bizim siyaset aklımızı yenemediler" şeklinde konuştu.
Konuşmasında genç nesillere yönelik de mesajlar ileten Davutoğlu, bir derin devletın var olduğu ve her şeyi eksiksiz kontrol ettiği yönünde bir algının yayılmaya çalışıldığını, bu algının benimsenmesi durumunda toplumsal hayat damarlarının kesileceğini ifade etti. Kendilerinin birer özne olduğunu, geleceği bizzat belirleyeceklerini, vizyon ve siyaset üreteceklerini dile getiren Davutoğlu, siyasetin ancak bu iradeyle kendi aklına kavuşacağını belirtti. 1995 yılında yurt dışından ülkeye döndüğünde üniversite bünyesinde görev alamadığını, iki üniversite rektörünün kendisini kadroya dahil etmek istemesine rağmen 28 Şubat koşullarında engellendiklerini hatırlatan Davutoğlu, eşinin başörtülü olması ve kendisinin de dindar olarak bilinmesi sebebiyle bu engellemelerin yaşandığını kaydetti. Buna karşın aynı Davutoğlu'nun, 2005 yılı Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin yazım aşamasına katkı sunduğunu, 2010 yılında Dışişleri Bakanı unvanıyla belgeyi bizzat kaleme aldığını ve 2015 yılında ise Başbakan sıfatıyla hem okuyup hem onayladığını hatırlattı. Gençlerin ümitsizliğe kapılmaması gerektiğini belirten Davutoğlu, "Ey gençler, 'Birileri derinden plan yapıyor, bize alan yok' diye düşünmeyin. Devlet sizsiniz ve devletin geleceğini belirleyecek olan da sizlersiniz. Kimse sizleri dışlayamaz, kimse sizin kaderinize ömür biçemez. Kimse 'Ben devlet aklını temsil ediyorum' diyemez. Devlet aklını bugün biz, yarın siz temsil edeceksiniz" dedi.
Son dönemde yargı kararları üzerinden gündeme taşınan "kayyum" ve "butlan" gibi hukuki kavramların mevcut sistemi öngörülemez bir duruma sürüklediğini belirten Davutoğlu, siyasete müdahale niteliği taşıyan her türlü yargı tasarrufuna karşı durduklarını ancak yolsuzlukların da sonuna kadar üzerine gidilmesi fikrini desteklediklerini ifade etti. Davutoğlu, değerlendirmelerini şu sözlerle sürdürdü: "Siyasete müdahale eden her yargı kararına karşıyız ama bütün yolsuzlukların da sonuna kadar gidilmesi taraftarıyız. Şimdi yarın bu butlanla, bir önceki kongrenin iptal edildiği gibi birisi, 'Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin referandumunda da birtakım şaibeler vardı' deyip bilmem kaç sene sonra bir dava açsa, bütün bu süreç içindeki devlet işlemleri geçerliliğini kaybetse ne olur? Eğer bir yolsuzluk, bir yanlışlık var idiyse iki buçuk sene niye beklediniz? Yüksek Seçim Kurulu anayasal bir kurum. Yüksek Seçim Kurulu'nun nihai kararı tartışmaya açılırsa hangi seçim kendini emniyette hisseder? Seçmen nasıl kendini emniyette hisseder? Sayın Bahçeli de rahatsız, çünkü devlet aklı olarak doğru bir şekilde 'Terörsüz Türkiye' dedi ama bir anda devlet aklı buharlaştı."
YEDİ TEMEL DEVRİM ŞARTTIR
Sistemsel yolsuzluk düzeninin her kademeye sirayet ettiğini belirten Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Emaneti ganimet olarak görenlerle mücadele edeceğim" yönündeki ifadelerine atıfta bulunarak şunları kaydetti: "Sayın Cumhurbaşkanım, çok doğru bir söz, alkışlıyorum. Ama, ama eğer emaneti gerçekten ganimet görenlerle mücadele edecekseniz işte rehberi burada. Yapacağınız iş belli: Hakkımda MKYK'de imza toplama talimatı verildiği gün Meclis'e sevk ettiğim siyasi ahlak yasasını çıkarın. Teşvikleri gözden geçirin. İhale yasasını istisnasız bir ihale yasası hâline getirin. İmar yasasını uygulayın. Çok kolay. 23 yıldır iktidardasınız Sayın Cumhurbaşkanı. Emaneti şu ana kadar ganimet haline getirenlerin kimlerden hesap sorduğunu bir kamuoyuyla paylaşın bakalım. İş adamlarından 750 bin avro hediye alanların hesabını bir görün bakalım." Dış politika alanında ise Türkiye'nin dış müdahalelere ve etkilere açık bir pozisyona getirildiğini, "Amerika'yı razı etmeden iktidarda kalamazsınız" şeklindeki kanaatin kurumsallaştığını savunan Davutoğlu, Donald Trump’ın onur kırıcı beyanlarına karşı sessizliğin korunduğunu ifade etti. 1 Mart tezkeresi öncesinde Amerikalı bir yetkilinin AK Parti’nin dağılmasına yönelik mühendislik senaryolarını paylaştığını aktaran Davutoğlu, "Gazzeli kardeşlerimizin kanları Gazze'de dökülürken biz İsrail'le değil barışmak, tek bir söz dahi konuşmayız diyecek gür bir ses duymak istiyorum" ifadesini kullandı.
Türkiye’nin yaklaşmakta olan seçim döneminde muhafazakar görünümlü bir otokrasi ile rövanşist nitelikteki laikçi bir otoriterlik arasında ikili bir kıskaca alınmak istendiğini savunan Davutoğlu, ülkede gerçekleştirilmesini zorunlu gördüğü yedi temel devrimi şu şekilde ilan etti: "Bir, ahlak devrimi şarttır, farzdır, vaciptir. İki, adalet devrimi şarttır. Devletin dini adalettir ve bugün yaşananların hepsi adaleti yerle bir etmektir. Üç, üretim ve istihdam devrimi şarttır. Üretmeyen bir ülke haline dönüştük. Son büyüme rakamlarında sanayi büyümedi, küçüldü. Dört, gelir adaleti ve sosyal devlet devrimi şarttır. Haziran enflasyonu düşük çıkacak. Neden? Temmuzda zam gelecek. Ya bu nasıl bir zulümdür. TÜİK'e söylyorum: İşinizi yapın işinizi, milletin ekmeğiyle oynamayın. Beş, liyakata dayalı kurumsal devrim şarttır. Devlet kurumlarını yeniden inşa edeceğiz. Altı, eğitim ve kültür devrimi şarttır. Eğitim bir felaket haline gelmiş. Ve yedi, nihayet sistem devrimi şarttır. Bu Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin paradigması içinde, otoriterlik içinde hiçbir yere bu ülkenin gitmesi mümkün değildir."