Ali Babacan: Yargı siyaseti dizayn etmenin aracı haline getirilemez
Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) hakkında verilen mutlak butlan kararına ilişkin değerlendirmelerde bulunarak yargının siyasi alanı şekillendirmek amacıyla bir araç olarak kullanılamayacağını, Türkiye'nin temel ihtiyacının hukuki güvenlik, demokratik rekabet ve sandık iradesi olduğunu açıkladı.
Genel Başkan Babacan, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) çatısı altında gerçekleştirilen Yeni Yol'un haftalık grup toplantısında yaptığı konuşmada, hem Türkiye hem de dünya gündeminde öne çıkan kritik gelişmelere dair geniş kapsamlı açıklamalarda bulundu.
Konuşmasında ekonomik sıkıntılara değinen Babacan, geride kalan Kurban Bayramı süresince vatandaşların maddi imkansızlıklar nedeniyle büyük zorluklar yaşadığını ifade etti. Emeklilerin ve asgari ücretle geçinen kesimlerin bayram döneminde de çok ince bütçe hesapları yapmak mecburiyetinde kaldığını dile getiren Babacan, çalışan nüfusun geçim sıkıntısını bir an olsun gündeminden düşüremediğini kaydetti. Ekonomik darboğazın yansımalarının bayram sofralarında da derinden hissedildiğini belirten Babacan, esnafın bayram döneminde umduğu ve beklediği ticari hareketliliğe ulaşamadığını, kurban pazarlarında gerçekleştirilen satış rakamlarının ise arzu edilen seviyelerin çok gerisinde kaldığını bildirdi.
Hayvancılık sektörüyle iştigal eden vatandaşların bu bayramda hedefledikleri geliri ve satış hacmini yakalayamadıklarını belirten Babacan, Türkiye genelinde hayvancılık alanında kronikleşen problemlerin mevcut olduğunu ve bu yapısal sorunların her geçen gün daha da derinleştiğini aktardı. Ülkenin et ve canlı hayvan tedarikinde her yıl dışa, yani ithalata daha bağımlı bir yapıya büründüğünü ifade eden Babacan, Kurban Bayramı dönemlerinin bu ekonomik açmazların ve sıkıntıların toplum tarafından bizzat yaşanarak en net biçimde tezahür ettiği günler haline geldiğini vurguladı. Sıkıntıların yalnızca hayvancılık sektörüyle sınırlı kalmadığına dikkat çeken Babacan, dün itibarıyla kamuoyuna duyurulan buğday ve arpa alım fiyatlarına yönelik verileri paylaştı. Buğday alım taban fiyatının 16,5 lira olarak belirlendiğini ve buradaki artış oranının yüzde 22 seviyesinde kaldığını belirten Babacan, arpa alım fiyatının ise 12,75 kuruş olarak açıklandığını ve buradaki artışın da yüzde 16 düzeyinde gerçekleştiğini kaydetti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan en güncel tarımsal girdi enflasyonu verisinin yüzde 35 seviyesinde olduğunu hatırlatan Babacan, sahadaki pek çok çiftçinin yüzde 70'e ulaşan maliyet artışlarıyla karşı karşıya kalmaktan yakındığını bildirdi. Babacan, üreticiye reva görülen bu artış oranlarının buğdayda yüzde 22, arpada ise yüzde 16 düzeyinde kaldığını dile getirerek, açıklanan bu taban fiyatlarının aslında Türk çiftçisinin enflasyon karşısında ezildiğinin resmi bir ilanı niteliği taşıdığını ifade etti.
1 TEMMUZ'DA ASGARİ ÜCRETE ARA ZAM YAPILMALI
Enflasyon verilerinin 5 Haziran tarihinde resmi olarak ilan edileceğini anımsatan Babacan, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) tarafından paylaşılan açlık sınırı verilerine atıfta bulundu. Mayıs ayı sonu itibarıyla açlık sınırının 35 bin 174 lira seviyesine tırmandığını belirten Babacan, bu verinin dört kişilik bir ailenin sadece zorunlu gıda harcamaları için bir ayda tüketmesi gereken meblağı temsil ettiğini kaydetti. Buna karşın asgari ücret tutarının 1 Ocak tarihinden bu yana 28 bin lira seviyesinde sabitlendiğini ve hiçbir değişiklik yapılmadan orada tutulduğunu dile getiren Babacan, İstanbul Ticaret Odası (İTO) tarafından paylaşılan ilk beş aylık İstanbul enflasyonu verisinin ise sadece bu kısa sürede yüzde 18'e ulaştığını aktardı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) yıl sonu enflasyon tahminlerinde yaklaşık 10 puanlık bir yukarı yönlü güncellemeye giderek beklentilerini yükselttiğini ifade eden Babacan, tüm bu ekonomik parametrelere rağmen asgari ücretin yerinde saydırıldığını vurguladı. Yıl başında ekonomi yönetiminin asgari ücreti beklenen enflasyon oranına göre artıracakları yönünde beyanda bulunduklarını hatırlatan Babacan, beklenen enflasyon verisinin 10 puanlık artış kaydetmesi karşısında, 1 Temmuz tarihi itibarıyla asgari üчете ara bir zam yapılmasının artık kaçınılmaz bir şart haline geldiğini söyledi. Yılın ilk altı aylık periyodunda meydana gelen yüzde 20'lik enflasyonun sorumlusunun asgari ücretli çalışanlar olmadığını belirten Babacan, bu durumun müsebbibinin ülkeyi idare eden siyasi irade olduğunu ve 1 Temmuz'da hak edilen ara zammın verilmemesinin net bir hak gasbı anlamına geleceğini sözlerine ekledi.
Geçtiğimiz ay Doruk Maden işçileri tarafından gerçekleştirilen protesto ve hak arama eylemlerine de değinen Babacan, işçilere yapılması gereken yedi kalem ödemeden yalnızca bir tanesinin ödendiğini bildirdi. Söz konusu iş sözleşmesi ve anlaşma protokolü metninde devletin garantörlüğünü ve kefilliğini içeren açık bir maddenin yer aldığını anımsatan Babacan, bir yerde hak gasbı veya hak ihlali durumu mevcutsa orada devlet mekanizmasının ve adaletin mutlaka devreye girmesi gerektiğinin altını çizdi. Belirlenen 15 Mayıs tarihinin üzerinden zaman geçmesine rağmen ülkeyi yönetenlerin ve vaat edilen garantörlük sözünün ortada görünmediğini, bu güvencenin adeta buharlaştığını savunan Babacan, maden işçilerinin hak taleplerini dile getirmek üzere yeniden Ankara yönüne doğru bir yürüyüş başlatmak istediklerini aktardı. Siyasi parti olarak bu hak arama mücadelesinde işçilerin sonuna kadar yanında duracaklarını ifade eden Babacan, emekçilerin hak ettikleri maddi karşılıkların banka hesaplarına eksiksiz yatırılması adına tüm hukuki ve siyasi sürecin yakın takipçisi olacaklarını kaydetti.
YARGI SİYASETİ DİZAYN ETMENİN ARACI HALİNE GETİRİLEMEZ
Ana muhalefet partisi bünyesinde son iki haftalık süreçte meydana gelen gelişmeleri yakından izlediklerini belirten Babacan, CHP’deki mutlak butlan kararına dair değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: "Yargı siyaseti dizayn etmenin aracı haline getirilemez. Türkiye'nin ihtiyacı hukuki güvenliktir. Türkiye'nin ihtiyacı demokratik rekabettir. Türkiye'nin ihtiyacı sandık iradesine sahiptir. Hukukta öngörülebilirlik yoksa demokraside, ekonomide, ülkede zarar olur." Türkiye’nin bu süreçte asıl karşılanması gereken en hayati ihtiyacının temiz siyaset mekanizması olduğunu vurgulayan Babacan, ülkenin hem siyasi partilerin kendi yönetim kademelerinde hem yerel yönetimlerde ve belediyelerde hem de merkezi hükümet idaresinde temiz siyasete son derece şiddetli bir biçimde ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Siyasi partilerin kendi kurumsal yapıları içerisinde etik ilkelerini net bir şekilde tanımlamalarının ve kendi iç denetim ile muhakeme mekanizmalarını mutlak surette hayata geçirmelerinin zorunlu olduğunu kaydeden Babacan; merkezi hükümette görev alan, bünyesinde belediyeler barındıran ya da yalnızca muhalefet sıralarında faaliyet yürüten yapıların bu etik ilkeleri ve muhakeme sistemlerini sağlam bir zemine oturtamadıkları müddetçe Türkiye’deki bu kronik tartışmaların son bulmasının mümkün olmayacağını ifade etti. Günümüz Türkiye’sinde yargı mekanizmasının ağır bir baskı altında tutulduğunu, hukukun bir araç olarak konumlandırıldığını ve olağan yargı süreçlerinin sağlıklı işletilemediğini savunan Babacan, bu şartlar altında siyasi partilerin kendi üyeleri ve yöneticileri hakkındaki iddiaları kendi kurumsal kapasitelerini sonuna kadar kullanarak titizlikle incelemesi gerektiğini belirtti. Herhangi bir hatası veya yanlışı tespit edilen parti mensuplarının en ağır yaptırımlarla karşı karşıya bırakılması gerektiğini söyleyen Babacan, bu irade gösterilmediği takdirde ülkede gerçek manada temiz bir siyasi iklimden bahsetmenin imkansız olacağını ve siyasi partilerin bu denetim süreçlerini kendi iç işleyişlerinde çok rahat bir biçimde uygulayabileceklerini kaydetti.