ABD Büyükelçisi ve aynı zamanda Trump’ın Irak ve Suriye Yüksek Özel Temsilcisi olarak görev yapan Thomas Barrack’ın Ortadoğu merkezli yaptığı açıklamalar tepkiler toplasa da esasen küresel güçlerin Levant-Anadolu-Körfez merkezli Ortadoğu’nun geleceğini belirlemede önemli mesajlar içeriyor.
Barrack özellikle bölgede “demokratik değerlerin geliştirilmesine ve hatta yaşatılmasına uygun olmadığını, en iyi seçeneğin monarşiler olduğu” biçimindeki açıklamaları, küresel sistemin bölgesel yönelimleri bakımından bir fikir veriyor.
Barrack, İsrail ile ilişkilerin geliştirilmesi, Türkiye’nin “İbrahim Anlaşmasını” imzalaması gerektiğine dair görüşlerini belirtirken geleceğin Levant-Anadolu dengesine bağlı olduğuna dikkat çekti. Böylelikle İbrahim Anlaşması’nın dar anlamda “İsrail’in güvenliğini başta Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan gibi ülkelere kabul ettirmek” olarak anlaşıldı. Ancak asıl meselenin Levant-Anadolu bölgesinin İsrail’in kontrolüne verilmesi için bir planın olduğunu Barrack’ın değerlendirmelerinden anlıyoruz.
Levant ve Anadolu Hangi Bölgeleri Kapsar
Levant: Doğu Akdeniz kıyılarını, Mısır, Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail-Filistin bölgesini; tarihsel olarak kısmen Kuzey Irak (Irak Kürdistan Bölge Yönetimi) ve Süveyş Kanalı bölgesini kapsar. Bu bölge tarih boyunca ticaret yollarının kavşağı, imparatorlukların rekabet alanı ve deniz–kara güçlerinin kesişme noktası oldu.
Anadolu: Balkanlar ile Orta Doğu arasında, Karadeniz–Akdeniz–Ege üçgeninde, Asya ile Avrupa’yı bağlayan stratejik kara köprüsüdür. “Levant–Anadolu dengesi”, Doğu Akdeniz (Levant) ile Anadolu arasındaki jeopolitik, askeri, ekonomik ve demografik güç ilişkisinin tarih boyunca nasıl kurulduğunu ve nasıl değiştiğini ifade eden bir kavramdır.
Levant–Anadolu Dengesinin Jeopolitik Tanımlanması
“Levant–Anadolu Dengesi” tarihsel olarak bölgede konumlanmış ve etkili olmuş imparatorlukların yükselişini ve çöküşünü etkileyen faktörlerden biri olduğu vurgulanmaktadır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinden başlayarak bugüne kadar devam eden Levant/Anadolu dengesi, jeopolitik alanın önemli konularından biridir. Bu bakımdan Doğu Akdeniz kıyı kuşağı (Levant) ile Anadolu yarımadası arasındaki güç dağılımını, stratejik etkileşimi ve bölgesel hâkimiyet ilişkisini tanımlayan bir jeopolitik kavramdır.
Levant–Anadolu Dengesi’nin jeopolitiğini etkileyen coğrafi durum, iki dengenin karşılıklı bağımlılığını ortaya koymaktadır. Bu bakıman Anadolu: Kara hâkimiyetinin merkezi; Balkanlar–Kafkasya–Orta Doğu üçgenini temsil eder. Levant ise: Deniz hâkimiyetinin merkezi; Akdeniz ticaret yollarının kavşağını temsil eder. Jeostratejistlere göre: “Anadolu’ya hâkim olan güç Levant’ı kontrol etmeden güvenliğini sağlayamaz.” “Levant’ı kontrol eden güç Anadolu’ya nüfuz etmeden bölgesel hegemonya kuramaz.”
Bu denklemin somutlaşmış hali Tel Aviv–Ankara ilişkisidir. İki başkent arasındaki politik ilişkilerin sürekli kötüleşmesi, “Levant–Anadolu Dengesi”nin bütünüyle bozulmasına ve iki güç arasında doğrudan olmasa da dolaylı çatışma alanlarının artmasına, istikrarsızlığın süreklileşmesine yol açmaktadır. Bu nedenle Levant–Anadolu dengesi bozulduğunda bölge istikrarsızlaşır; kurulduğunda ise bölgesel hâkimiyet ortaya çıkar.
Levant-Anadolu İstikrarında veya İstikrarsızlığında Askeri Güç Dengesi
Bölgesel güç ilişkilerinin belirlenmesinde Levant-Anadolu askeri dengesi son derece önem arz ediyor. Bu dengede Anadolu/esasen Türkiye, kara hâkimiyetinin merkezi gücünü oluştururken, Levant/esasen İsrail ise Doğu Akdeniz’in hava ve deniz gücünün kapısıdır. Bu iki alanın belirlenen aktör tarafından kontrolü, bölgesel hegemonya dengesi için bir zorunluluk olarak uzun yıllar korundu.
21.yüzyılın küresel ve bölgesel stratejilerinin değişimi ve İran gibi aktörlerin ortaya çıkması, Ankara’nın eksen değiştirme eğilimi, küresel savaş stratejisinde kara gücünün gerilemesi; tersine hava ve deniz gücünün çok daha fazla ön plana çıkması, Büyük Ortadoğu’nun coğrafi alanında zorunlu denge koşullarını değiştirmeye başladı. Bu nedenle oluşturulan dengenin bozulmasıyla çatışma eğilimlerinin ciddi oranda arttığı görülmektedir. İran’a yönelik başlatılan savaşla bölgesel hâkimiyetin İsrail yönünden değiştirilmesi sağlanmaktadır.
Ankara’nın hava ve deniz gücü bakımından İsrail’in çok gerisinde kalması bir yana, NATO denkleminde Türkiye-Yunanistan dengesinin Ankara’nın aleyhine ciddi düzeyde bozulmaya başlandığı söylenebilir. Yunanistan 21. yüzyıl deniz ve hava askeri teknolojisi ve araçları bakımından donatılmaktadır. Ankara, bu dengenin önemli ölçüde bozulduğu, hava ve deniz hâkimiyetini kaybetme olasılığını dikkate alarak kendisine ait hava ve deniz savaş teknolojisini geliştirme stratejisini uygulamaya koydu. Bunun ne kadar etkili olacağından bağımsız olarak Ankara’nın 21. yüzyıl savaş teknolojisini geliştirme yönündeki kararlılığı aynı zamanda Levant-Anadolu dengesini koruma çabasıdır.
Ankara’da iktidar ve devlet bürokrasisinin zaman zaman dile getirdikleri; “İsrail’in bir gün fırsatını bulduğunda Türkiye’ye saldıracağına” dair iddiaların hepten boş olmadığı veya sadece İsrail karşıtı iç toplumsal dinamikleri birleştirme propagandası olmadığı söylenebilir. ABD’nin İran’a karşı başlattığı savaşın arka planı, İsrail’in tüm Levant bölgesine hâkim olması planıdır. İran’ın etkisizleştirildikten sonra sıranın Anadolu’ya/Türkiye’ye geleceği iddiası Ankara’daki devletin bürokratik gücü ve yönetimi tarafından bilinmektedir.
Bunun belirli bir doğruluk payı bulunmakla birlikte küresel güçlerin Ankara’yı bütünüyle denklem dışında tutmayacağı ve dengenin bütünüyle bozulmasına onay vermeyecekleri sıklıkla dile getirilmektedir. Anadolu/Ankara-Levant/İsrail denkleminde İsrail’in askeri bakımdan birkaç adım öne çıkması Ankara için bir dezavantaj olsa da, küresel güçler Anadolu’yu Levant’a teslim etmezler. Bunun bütün bölge için kontrolü sağlanamayacak bir istikrarsızlığa yol açacağını bilecek düzeydeler.
Levant-Anadolu Denkleminde Enerji
Levant havzası olarak tanımlanan Akdeniz, özellikle Doğu Akdeniz’deki enerji rezervleri ve oluşturulması planlanan enerji koridoru, Levant-Anadolu dengesini belirleyen önemli faktörlerden biridir. Levant havzasındaki doğal gaz rezervleri, bölgesel güç dağılımını yeniden şekillendiriyor.
Levant havzasının Doğu Akdeniz kısmında tespit edilen doğal gaz rezervleri nedeniyle bölgesel olarak İsrail, Mısır, Kıbrıs Rum bölgesi, Yunanistan, Türkiye; küresel ilişkiler bakımından ise AB ve ABD ön plana çıkmaktadır. İzlenen strateji dikkate alındığında Türkiye’nin Doğu Akdeniz havzasından dışlanması, Anadolu’nun yani Türkiye’nin deniz bağlantılarının zayıflatılmasına ve enerji koridorlarının sınırlandırılmasına yol açtığı gözlenmektedir. Burada İsrail, Mısır, GKRY ve Yunanistan arasında oluşturulan deniz/enerji-ekonomik kıta sahanlıklarının kontrol altına alınmasına karşılık Türkiye’nin de denklemin içinde yer almak için geliştirdiği ‘Mavi Vatan’ söylemi ve Libya mutabakatı, enerji boru hatlarının geliştirme planı Levant-Anadolu denklemini koruma ve oyuna dahil olma çabasının bir parçası olarak görülen bir hamledir.
Küresel ve Bölgesel Güçlerin Rekabet ve Çatışma Alanı Olarak Levant-Anadolu Dengesi
Büyük Ortadoğu’nun yeniden tanımlanmasıyla küresel güçlerin Irak, Libya, Suriye gibi ülkelere müdahalesi, Levant stratejisinin hayata geçirilmesiyle ilişkilidir. ABD’nin Suriye’de PYD ile ittifakı terk edip HTŞ ile yeni bir politik denklem kurma kararı alması, Levant’ın stratejik alanı olan Doğu Akdeniz’deki güç ilişkilerinin yeniden tanımlanmasıyla ilişkilidir.
ABD’nin İran’a saldırısı, İran’ın Suriye-Lübnan ve hatta Yemen hattında Levant’ın geniş nüfuz alanlarındaki yayılmacı etkisini kırmak ve İsrail’in Levant bölgesinde mutlak ve esasen belirleyici bir güç haline gelmesini sağlamaktır. Rusya’nın Levant merkez üssü olan Doğu Akdeniz’de coğrafi sınırlarının bulunmaması nedeniyle Suriye’deki varlığı stratejik öneme sahipti. Esad rejimini aktif olarak destekleyen Moskova için Suriye’nin Tartus–Hmeymim üzerinden Doğu Akdeniz’deki askeri varlığını uzun yıllar korudu. Rusya’nın Esad rejiminin yıkılmasını engelleyecek tek bir adım atmaması, Levant jeo-coğrafik bölgesini terk etmesi olarak yorumlandı. Ancak birkaç ay sonra Şam/HTŞ ile Moskova arasında yapılan diplomatik-politik görüşmeler, Moskova’nın Tartus–Hmeymim üslerinde kalmaya devam etmesiyle sonuçlandı.
Türkiye’nin Levant bölgesinde dengeleyici bir güç olarak kalabilmesinde Kıbrıs stratejik bir öneme sahiptir. Ankara, iki bölgenin tek Kıbrıs olarak birleşmesi durumunda çok zorlu bir stratejik açmazla karşı karşıya kalabileceği açıktır. Kıbrıs’ın Türk kesimi önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin etki alanından çıkacaktır. Bu nedenle Türkiye, İsrail merkezli Levant bölgesinin kontrolüne karşı bir denge oluşturabilmek için Şam/HTŞ yönetimi ile stratejik ve kalıcı bağlar kurmanın yollarını arıyor. İsrail ise tersine Ankara’nın Suriye’de denklemin içinde olmasını istemiyor. Bunun için Suriye’nin içinde güç kullanarak kontrol noktalarını oluşturdu.
Suriye, Levant’ın en etkili ve kırılma noktasıdır. Suriye’yi kontrol eden, Doğu Akdeniz’de güç olur. Bu nedenle İsrail, stratejik olarak Ankara’nın Suriye’de askeri oluşumunu engellemek için askeri, politik ve diplomatik bütün araçları kullanmaktadır.
Levant–Anadolu Dengesinin Bozulması, Türkiye’nin İç Politik Dengelerini Nasıl Etkiliyor
Türkiye’nin güvenlik stratejisiyle Levant-Anadolu dengesinin kurulması arasında önemli bir bağ var. Ankara’nın “orta ölçekli güç” olmak ile “bölgesel güç” olmak arasındaki belirsizlik henüz çözülmüş değil. Ankara’nın “bölgesel güç” olma çabası devletin stratejik hedeflerinden biridir. Bölgesel güç olmayı başarmak, Ankara’nın bütün stratejik yönelimlerini değiştirir ve etkinlik alanını artırır. Ancak bunun arzu edilmesiyle bölgesel gerçeklik arasındaki farklılık, Ankara’yı daha çok “orta ölçekli güç” olma eğilimini ön plana çıkartabilir. Türkiye’nin her iki yönelimde ilerlemesinin önünde önemli engellerin varlığından bahsedilmektedir.
Son 15 yıldır Türkiye’nin karşı karşıya olduğu göç dalgalarının ve etnik çatışma risklerinin ortadan kalkmaması, Suriye’den gelen kitlesel göçlerle demografik yapının değişme eğilimi, ekonomik krizin yönetilemez duruma gelmesi, iktidar ile geniş muhalefet kesimleri arasındaki iç politik gerilimin artması, dış politikada beklenilen etkinin yaratılamaması, bölgesel sorunların çözüm gücünü gösterememesi gibi faktörler birlikte ele alındığında Türkiye’nin iç politik ve ekonomik krizin toplumsal krize dönüşme tehlikesini taşıdığı görülmektedir. Bu durum, Levant ile Anadolu arasındaki dengenin Levant lehine bozulması eğilimini artırmaktadır.
Bu nedenle dar devlet bürokrasisi olarak tanımlanan “devlet aklı” ya da “müesses nizam” sahipleri, iç politik istikrarı yeniden tahkim etmeye yönelik planlarını devreye soktular. Yani Türkiye’nin iç politik dinamiklerinin yeniden düzenlenmesi çabası, aynı zamanda devletin önümüzdeki 15 yılının yeniden dizayn edilmesi planıyla Levant-Anadolu dengesinin korunmasıyla bağlantılıdır.
Levant-Anadolu Denkleminde Devlet Dışı Aktörler
Levant ve Anadolu bölgesi; tarihten gelen politik ve toplumsal sorunların yarattığı etkiler, küresel ve bölge devletlerinin jeostratejik ve jeopolitik çıkarları ve planları nedeniyle devlet dışı aktörlerin en yoğun ve aynı zamanda en güçlü olduğu alanlar olarak bilinmektedir. Bölgedeki devlet dışı örgütlerin ya da partilerin önemli bir kesiminin güçlü toplumsal dinamikleri bulunuyor. Bunların askeri olarak etkisizleştirilmesi söz konusu olsa da politik-toplumsal olarak yok edilmeleri son derece zor görünüyor.
Lübnan’da Hizbullah’ın, Filistin’de Hamas’ın devletin dışında askeri bir güç olarak konumlanmasına son verilmesi ve politik olarak etki güçlerinin kırılması için bütün olanaklar kullanılmaktadır.
Haşdi Şabi, Irak ordusuna entegre edilmesine rağmen ABD ve İsrail’in hedefi olmaya devam edecek. Yemen’in önemli bir kesimini kontrol eden Husiler’in İran molla rejiminin yanında yer alması nedeniyle İsrail’in, ABD’nin ve İngiltere’nin saldırı hedefindedir. El Kaide ve IŞİD gibi radikal İslamcı örgütler ise önemli ölçüde bölgesel denklemin dışına atıldı.
Suriye’de HTŞ, ABD-İngiltere-Fransa uzlaşısıyla Şam’da iktidar gücü haline getirildi. HTŞ ve El Şara’nın Şam’a yerleştirilmesi, SDG’ye verilen askeri ve politik desteğin önemli ölçüde geri çekilmesi ile Levant’ın hâkimiyet alanının kurulmasıyla doğrudan ilişkilidir. Yakın gelecekte El Şara liderliğindeki HTŞ’nin “İbrahim Anlaşmasını” imzalayarak İsrail merkezli eksene dahil olması yüksek bir olasılıktır. Devlet dışı bölgesel dengeleri etkileyen örgütlerin tasfiyesi ya da zayıflatılması, Levant-Anadolu denkleminin öncelikli olarak İsrail lehine bir gelişme eğilimi olduğunu ve olacağını göstermektedir.
Levant-Anadolu Denkleminde Kürtler
Ortadoğu’nun çatışma alanının önemli bölgelerinde Kürtlerin var olması bir tesadüf değildir. Levant ve Anadolu olarak tanımlanan bütün bölgelerde Kürtler toplumsal, politik ve askeri bir güç olarak varlıklarını koruyabildiler. Bugün Ortadoğu yeniden dizayn edilirken Kürtlerin mutlak bir şekilde denkleme dahil edilmesi gerekiyor. Levant ekseninde belirlenen bölgelerde Kürtler için hem avantajlar hem de riskler bulunuyor. PYD merkezli SDG, 12 yıl boyunca Kuzeydoğu Suriye’yi kontrol etti. Ancak küresel güçlerin Levant stratejisi içerisinde Suriye’nin Doğu Akdeniz’deki oluşuma dahil edilme kararı ve özellikle Suriye limanlarının stratejik öneminin ön plana çıkması nedeniyle “terörist ve yok edilmesi gereken düşman” olarak gösterilen HTŞ, Şam’da iktidar gücü haline getirildi. HTŞ’nin Şam yönetiminin Golan Tepeleri’nin İsrail’e verilmesini kabul etmesi ve yakın gelecekte İbrahim Anlaşmasını imzalayarak Levant denklemine dahil olması, İsrail’in stratejik güvenliği için önem arz ediyor. Bunun karşılığı olarak SDG/YPG’nin askeri olarak zayıflatılması, kontrol ettiği toprak alanının oldukça sınırlandırılması, politik olarak Şam’a entegre edilmesinin sağlanması elbette Kürtler için ciddi bir güç kaybı oldu. Suriye’de Kürtlerin Levant stratejisi kapsamında dar bölgesel bir alanda kalmaları devam edecek. Çünkü 5 yıl sonraki Suriye’de nelerin olacağını kestirmek zor. Bu bakımdan Kürtlerin örgütsel ve askeri olarak bütünüyle tasfiyesi yerine etki alanlarının sınırlandırılarak sisteme dahil edilmesi ve gelişmelere bağlı olarak yeniden ön plana çıkartılmaları mümkün olabilecektir.
Levant stratejisinde risk bekleyen en önemli bölge Irak Kürdistan Bölge Alanı’dır. Burada tehlikenin büyük olduğuna dikkat çekmek önemlidir. Küresel güçler tam 35 yıldır KDP/Hewler ile YNK/Süleymaniye ikili iktidar durumunu ortadan kaldırmayı başaramadılar. Bugün Barzaniler-Talabaniler olarak devam eden grupsal ya da aşiretsel rekabet, Kürdistan Bölge Yönetimi’nin merkezileştirilmesinin başarısızlığının ana konusudur. NATO’nun bütün baskısına rağmen iki Peşmerge grubu varlığını devam ettiriyor. YNK’nın yakın döneme kadar Tahran, KDP’nin Ankara eksenli bir siyaset izlemeleri, devletleşmenin muazzam fırsatlarının kaçırılmasına yol açtı. ABD-İsrail’in İran saldırısı, Levant bölgesinin önemli bir merkezi haline gelen Irak devlet yapısının yeniden dizayn edilmesi kararıyla ilişkilidir. Thomas Barrack’ın Ortadoğu’da “merkezi güçlü devletlere ihtiyaç var, farklı ordular devletleri zayıflatır” gibi değerlendirmelerinin muhataplarından biri de Irak Kürdistan Bölge Yönetimi’dir. İran’ın bölgede etkisiz kılınması, Bağdat yönetimi üzerindeki hâkimiyetinin kırılması ve Irak’ın İsrail ile yakınlaşmasına bağlı olarak Peşmerge askeri güçlerinin kendisini dağıtarak Irak merkezi ordusuna dahil olması gibi bir öneri gündeme gelirse kimse şaşırmasın. Buradaki temel yaklaşım, Levant bölgesindeki güç dengelerinin yeniden dizayn edilmesidir. Levant’ın önemli bir parçası olarak görülen Irak’ta Bağdat yönetiminin ön plana çıkartılması eş zamanlı yürütülecektir. Bu bakımdan Irak’ta Kürtlerin askeri ve politik kurumlarını hızlı merkezileştirmesi son derece önemlidir.
Öcalan’ın Etki Alanı Levant-Anadolu Bölgesinin En Güçlü Geleneğini Temsil Ediyor
Öcalan, PKK’nin ideolojik-politik lideri olarak ön plana çıkıyor. Ancak onun ideolojik ve politik yönelimleri Suriye’de PYD ve İran’da PJAK tarafından tam kabul görüyor. Bu durum Öcalan’ı, Levant-Anadolu denkleminde yer alan devlet dışı örgütler içerisinde en güçlü politik liderlerden biri haline getiriyor. Böylelikle Hamas, Hizbullah gibi lider kadrolarının tasfiyesinden çok, karşılıklı uzlaşıyla sorunları çözme perspektifi ön plana çıkıyor.
Türkiye’nin askeri ve politik merkezinde PKK bulunuyor. PKK devlet dışı bir örgüt olmasına rağmen politik ve toplumsal alanı oldukça geniştir. Bu nedenle Öcalan’ın deyimiyle İsrail’in, İran’ın, Suriye’nin, Irak’ın hatta ABD, AB, Rusya gibi küresel güçlerin Öcalan eksenli örgütlerle farklı boyutlarda ilgilenmeleri, Levant-Anadolu denklemini etkileyebilecek bir konumda olmasından kaynaklanıyor.
Ankara’nın bölgesel güç dengelerinde etkin bir güç olmak, Levant dengesini koruyabilmek için kendi iç dinamiklerini çözmesi gerektiğinin farkındadır. Bunun için Öcalan ile görüşerek yeni bir çözüm sürecinin başlatılması konusunda anlaştılar. Öcalan, bölgesel ve küresel güçlerin devlet dışı örgütlerin denklemin dışında tutulması yönündeki kararlarını boşa çıkartmak, PKK’nin Levant-Anadolu denklemi içinde konumlandırılabilmek için önemli bir inisiyatif aldı ve şaşırtıcı kararlara imza attı. PKK’nin örgütsel olarak kendisini feshetmesi ve yeni politik yönelimlerle denkleme dahil olması, Hamas, Hizbullah, Haşdi Şabi hatta Yemen’de Husiler gibi askeri güç kullanılarak tasfiye edilmesini engellediği gibi politik alanın merkezine yerleşti.
Ankara, bölgesel güç dağılımının yeniden yapıldığı günümüzde etkisizleştirilmek istendiğinin farkındadır. Levant-Anadolu dengesini korumaya çalışan Ankara, iç dinamiklerini korumak ve güçlendirmek için PKK’nin silahlı mücadeleyi bırakması ve örgüt olarak kendisini feshetmesi ile bir avantaj sağlamak isterken, Öcalan da PKK’nin feshedilmesini sağlayarak silahlı mücadeleyi stratejik olarak sonlandırmış ve PKK’nin politik alanda daha güçlü bir şekilde inisiyatif almasının önünü açmıştır.
Ankara, PKK dengesiyle iç dinamikleri sağlamlaştırma ve iç çatışmaların önüne geçerek Levant-Anadolu denkleminde güçlü bir yerde durmaya çalışırken; Öcalan da kendisinin ideolojik-politik çizgisini oluşturan partilere Levant-Anadolu denkleminde politik varlığını kabul ettirme ve dengelerin içinde kalmaya çalışıyor. Herkes kendi cephesinde kazanmaya oynuyor.
Sonuç:
Levant-Anadolu denkleminde belirlenen strateji, Ortadoğu’nun toplumsal/politik, ekonomik/enerji, askeri güç/hava-deniz üzerinden yeniden dizayn edilmesi planlanıyor. Bu nedenle güç ve ittifak ilişkileri sürekli değişiyor. Bu bakımdan Levant-Anadolu arasında onlarca yıldır kurulan denge aşamalı olarak bozulmaya başladı. Bu bozulmanın çok büyük düzeyde sarsıcı etkileri olacaktır. Bu kaçınılmaz bir durumdur. Kılıçdaroğlu’nun vazgeçilmezi olan Bülent Kuşoğlu’nun “önümüzdeki 15 yıl içinde birçok devlet ortadan kalkacak, Türkiye Cumhuriyeti yaşamalıdır” söylemi tam da Levant-Anadolu denge stratejisinin bozulması anlamına geliyor. Burada bazı devletler yok olacak, bazıları edilgen kalacak, bazılarının bölgesel gücü zayıflayacak. Buna karşılık bazı devletlerin bölgesel güç haline gelmesi sağlanacak. Netanyahu’nun “biz, bölgeyi değiştirip yeniden dizayn ediyoruz” söylemi, dengenin Levant lehine geliştirildiğine dair verilen önemli bir mesajdır. Yeni devletlerin ortaya çıkmasında ilk akla gelen Kürtlerdir. Kürtler kendi aralarındaki çıkar ilişkilerini, rekabetleri, birinin güç olma arzusunu bir kenara bırakırlarsa bu süreci başarıyla sonuçlandırabilirler. Yani bu fırsatı kullanamazlarsa bir daha kimse bölgede Kürtlerin yüzüne bakmaz. Tarihi iyi analiz etmeyenler ve ortaya çıkan fırsatları kullanamayanlar kaybederler.

