Dilek İmamoğlu'ndan Silivri'de açıklama: Dört bayramdır mağduriyet yaşayan tüm tutsaklara sabır diliyorum
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında yer aldığı 77’si tutuklu 414 sanıklı İBB Davası'nın sürdüğü Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde, operasyon mağduru aileler tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA) 34’üncü kez bir araya geldi. Buluşmada konuşan Dilek Kaya İmamoğlu, adalet arayışlarının kararlılıkla devam ettiğini ifade etti.
Silivri’deki duruşma salonunun hemen yanında bulunan otopark alanında gerçekleştirilen ADA’nın 34’üncü buluşmasına, ailelerin yanı sıra CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş ile İBB Başkanvekili Nuri Aslan da katılarak destek verdi. Toplantıda konuşan Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, adaletin gecikmesine ve hukukun her geçen gün daha fazla zedelenmesine yönelik eleştirilerde bulundu. Bir yılı aşkın süredir devam eden adalet arayışında İBB Davası’nda somut hiçbir değişimin yaşanmadığını belirten İmamoğlu, iddiaların yalnızca iftira ve dedikodulardan ibaret olduğunu, ortada hiçbir delil bulunamadığını ve daha önce verilen ifadelerin baskı altında alındığı gerekçesiyle birer birer geri çekildiğini dile getirdi.
“BU MU SİZİN İNSANLIĞINIZ”
Dilek Kaya İmamoğlu, yargı ile medya ortaklığında yürütülen süreçlerin tamamen bir algı yaratma operasyonuna dönüştüğünü ifade ederek tepkisini şu sözlerle sürdürdü:
“Bir yılı aşkın süredir adalet arayışımız devam ediyor. İBB Davası’nda değişen hiçbir şey yok. Sadece iftiralara ve dedikodula dayanan iddialar için hâlâ hiçbir somut delil bulunabilmiş değil. Hatta ifadeler her gün geri çekiliyor, ‘Bu ifadeyi zor koşullar altında bırakıldığım için verdim’ deniliyor. İBB Davası aynı belirsizlikle devam ediyor. Neden tutuklu olduğu, neden iddianamede yer aldığı belli olmayan isimler var. Medyada peşinen suçlu ilan edilmeye çalışılan, haklarında olmadık şeyler söylenen kişiler hakkında bir yılı aşkın süredir hiçbir somut tablo ortaya konulmamıştır. Tüm bunlara rağmen insanlar aylardır özgürlüklerinden mahrum. Kendilerinin ve ailelerinin hayatından asla geri gelmeyecek çok değerli zamanlar çalınıyor. Tabii bir de casusluk davamız var. Bu iddia nedeniyle insanlar özgürlüklerinden mahrum kalıyor. Trajikomik bir durum. Öyle ki trajik olmasa komik diyeceğiz ama komik değil, ülkemiz açısından çok vahim. Yargının geldiği hali göstermesi açısından çok trajik; siyaset, medya ve yargı ilişkisini göstermesi açısından ise ibretlik bir durumdur. Kamuoyuna servis edilen başlıklar dosya içeriğiyle örtüşmüyor. Aylar geçmesine rağmen suçlamalar somutlaşmıyor. Yine burada da ifadelerin baskı altında alındığı, değiştirildiği, söylenmemiş şeylerin söylenmiş sayıldığı ortaya çıkıyor. Yani yargı ve medya ortaklığında tamamen algı yaratmaya yönelik bir sürecin yönetildiği net şekilde görülüyor. Üstelik bugün artık insanlar yalnızca kendileriyle değil, aile bağlarıyla da hedef hâline getiriliyor. İnsanlar artık yalnızca kendileri için değil; çocukları, aileleri ve gelecekleri için de mücadele ediyor. Kardeş olmak, eş olmak, aynı aileye mensup olmak neredeyse başlı başına bir suç gibi gösterilmeye çalışılıyor. Biri 5, diğeri 8 yaşında iki çocuğu hem annesinden hem babasından koparacak kadar vicdanını kaybetmiş bir düzenle mücadele ediyoruz. Hangi hırs, hangi intikam, hangi makam, hangi ikbal böylesi bir vicdan körelmesine neden olabilir... Bunu anlamakta zorluk çekiyoruz. Bu mudur sizin adalet anlayışınız? Bu mudur sizin insanlığınız?”
MESELE TÜRKİYE MESELESİDİR
Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarının 14 aydır tutuklu bulunduğunu hatırlatan İmamoğlu, bu mücadelenin bireysel bir hak arayışından öte tüm Türkiye'nin adalet mücadelesi olduğunu belirterek konuşmasını şu şekilde tamamladı:
“Bugün çok açık bir gerçek var ki, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları 14 aydır tutuklu. 14 aydır milyonlar, bu haksız ve hukuksuz tutukluluklar karşısında yılmadan, yorulmadan mücadele ediyor. Çünkü mesele yalnızca Ekrem İmamoğlu'nun ya da yol arkadaşlarının özgürlüğü değildir. Mesele herkes için hukuk, herkes için adalet ve herkes için eşit bir yaşam umududur. Mesele Türkiye meselesidir. Bizim beklentimiz, neresinden tutulsa elde kalan bu iddianame nedeniyle artık kimsenin mağdur edilmemesidir. Herkesin tahliye olması ve yargılamaların tutuksuz şekilde devam etmesidir. Bizler adalet arayışımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Toplumun vicdan sahibi insanları bu mücadeleye umut olmaya, ses vermeye devam ediyor. Bu karanlığı onlarla birlikte aşacağımıza yürekten inanıyoruz. Mübarek Kurban Bayramı’mızı şimdiden kutluyorum. Ailelerinizle birlikte sağlıklı, mutlu ve huzurlu bayramlar diliyorum. Dört bayramdır mağduriyet yaşayan tüm tutsaklara ve biz ailelerine de sabır ve güç diliyorum.”
İSTİSNA, FİİLEN CEZAYA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ
Toplantıda söz alan ve yerine kayyum atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in avukat kızı Seraf Özer de ülkedeki yargı pratiklerine ve tutukluluk süreçlerine dair hukuki değerlendirmelerde bulundu. Seraf Özer, tutuklama tedbirinin bir ceza gibi uygulandığını ifade ederek şu konuşmayı gerçekleştirdi:
“Adalet yalnızca dosyaların içinde aranmaz. Adalet bazen bir çocuğun suskunluğunda, bazen bir annenin gözyaşında, bazen de bir ailenin dağılmış sofrasında kendisini gösterir. Bir hukuk devletinde tutuklama istisnadır ama bugün istisna olan şey fiilen cezaya dönüştürülmüştür. İnsanlar daha yargılama bitmeden hayatlarından, ailelerinden, özgürlüklerinden koparılmaktadır. Bir söz vardır, ‘Adaletin gecikmesi, adaletin inkarıdır’ diye. Bugün bu ülkede adalet sadece gecikmiyor; kimi zaman ailelerin hayatından, çocukların geleceğinden, insanların itibarından çalınıyor. Bugün görmezden gelinen bir haksızlık, yarın hakkınız olan her şeyin elinizden alınmasının yasal zeminini hazırlar. Kötülük güçlenmek için büyük hamlelere ihtiyaç duymaz, sadece dürüst insanların bu seferlik susmasını bekler. Haksızlık kimden gelirse gelsin ve kime karşı yapılırsa yapılsın, daha ilk saniyede hayır diyebilmeliyiz. Çünkü adalet sadece kendi hakkımızı korumak değil, haksızlığın başladığı o ilk bir kereye karşı topyekûn bir duvar olabilmektir.”
HAYATIMIZ SİLİVRİ’DEN İBARET OLDU
Dava kapsamında tutuklu bulunan Zabıta Daire Başkanı Engin Ulusoy’un kızı Cansu Ulusoy da babasının gözaltına alınma sürecinden sonra ailece yaşadıkları derin üzüntüyü ve Silivri cezaevi günlerindeki tanıklıklarını duygusal bir dille anlattı. Konuşması sırasında gözyaşlarına hakim olamayan Cansu Ulusoy şu ifadeleri kullandı:
“Babamın gözaltına alındığı 26 Nisan 2025 tarihini ömrüm boyunca unutamam. O sırada ben İtalya’da yüksek lisans yapıyordum ve annem telefonda bana haber verebilecek durumda değildi. Haberi öz ablam gibi gördüğüm komşumuz verdi. Hayatımda ilk defa ağıt yaktım ve 10 gün boyunca kendimi gerçekten ölü gibi hissettim. Hemen ailemin yanına gitmek istedim. Babamsa eğitimimi çok önemsediği için sınavlarımı bitirip o şekilde yanına gelmemi istedi. Sınavlarımı geçtim ve İstanbul’a geldim. Anneme sarılıp birlikte uyuyabildik gecelerce. İlk aylar annemin gözümün önünde erimesini, üzüntüden yemek yiyememesini izlemek durumunda kaldım. Hayatımız artık Silivri’den ibaret oldu. Silivri’nin akıl sır ermez, çok katmanlı güvenlik aşamalarından geçmeyi; açık görüş salonundaki plastik masa ve sandalyeleri, kapalı görüş yolundaki mavi duvarların rengini ezberledik. Hayatımda ilk defa mavi renk bana özgürlük yerine esareti çağrıştırdı.”