Eğitim sendikalarından yargının sendikal eylem kararını iptal etmesine ortak tepki
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen), Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş) ve Hürriyetçi Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası (Hürriyetçi Eğitim Sen), öğretmenlerin Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan sendikal eylem haklarının doğrudan hedef alındığını belirterek, örgütlü mücadelenin tasfiye edilmesine yönelik bu adımlara karşı kararlılıkla mücadele edeceklerini duyurdu.
Üç eğitim sendikası tarafından yayımlanan ortak yazılı açıklamada, sendikal iradeye, toplu hak arama özgürlüğüne ve demokrasinin temel dayanaklarına doğrudan yönelmiş açık bir müdahale ile karşı karşıya kalındığı vurgulandı. Sendikal faaliyetlerin suç gibi gösterilmesi ve meşru eylem kararlarının baskı ve yargı eliyle etkisizleştirilmeye çalışılmasının örgütlü toplumu susturma, emekçiyi yalnızlaştırma ve itaatkâr hale getirme girişimi olduğu ifade edildi. Birmahkemenin, sendikaların aldığı meşru eylem kararlarını geçersiz hale getirmeye çalışmasının hukukla açıklanamayacağı belirtilen açıklamada, bir sendikanın yalnızca adı olan bir yapı değil; üyeleri adına söz söyleyen, karar alan ve mücadele örgütleyen demokratik bir örgüt olduğu kaydedildi.
ÖRGÜTLÜ MÜCADELE VE SENDİKAL HAREKETİN MESELESİDİR
Açıklamada, sendikaların eylem kararı alamayacağı ve üyeleri adına irade ortaya koyamayacağı bir düzende Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış sendikal haklardan söz edilemeyeceği aktarıldı. Bu nedenle yaşanan gelişmelerin tek tek sendikaların değil; örgütlü mücadelenin, sendikal hareketin ve emek mücadelesinin tamamının meselesi haline geldiği belirtildi. Ortak karar almanın, ortak mücadele yürütmenin ve sendikal haklara birlikte sahip çıkmanın tercih değil tarihsel bir sorumluluk olduğu bilinciyle hareket edildiği ifade edilerek, tüm sendikalara Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) baskıcı anlayışına karşı ortak tavır alma çağrısı yapıldı. Yasal hiçbir dayanağı bulunmayan, açıkça angarya niteliği taşıyan ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında öğretmenlere dayatılan Öğrenci Gelişim Raporları uygulamasına karşı alınan doldurmama eylem kararının, tüm baskılara rağmen kararlılıkla uygulanacağı bildirildi.
Söz konusu uygulamaya neden itiraz edildiği ve neden angarya denildiği hususuna açıklık getirilen açıklamada, öğretmeni sınıftan ve dersinden uzaklaştıran, pedagojik gerekçesi bulunmayan, ölçme-değerlendirme süreçleriyle bütünleşmeyen ve yoğun bürokratik yükler yaratan bu adımların eğitim-öğretim faaliyetini nitelik açısından zayıflattığı ve öğretmen emeğini görünmez kıldığı vurgulandı. Herhangi bir hazırlık, altyapı ve pilot uygulama süreci dahi işletilmeden bu raporların yaygınlaştırılmaya çalışılmasının dayatmacı anlayışın en somut örneği olduğu kaydedildi. Öğretmenlerin hâlihazırda kalabalık sınıflar, e-Okul işlemleri, idari sorumluluklar ve yoğun müfredat baskısı altında çalıştığı; özellikle sınav haftalarında yazılı ve uygulamalı sınavların yükü, örneğin dil derslerindeki dinleme ve konuşma becerilerinin ayrı ayrı değerlendirildiği ağır süreçler ortadayken, tamamen öğretmenin sırtına yüklenen bu ayrıntılı ve zaman alıcı raporların kabul edilemez olduğu belirtildi.
Öğretmenlere ek zaman, personel desteği, bilgisayar, internet erişimi ve gerekli teknolojik altyapı sağlanmaksızın, hiçbir ek ders ücreti ya da yasal karşılık tanınmadan bu yükümlülüklerin dayatılmasının kamu yönetimi sorumluluğuyla bağdaşmadığı ifade edildi. Daha önce sahada ve yargıda sergilenen kararlı duruş sonunda bakanlığın bu uygulamayı rafa kaldırmak zorunda kaldığı hatırlatılırken, disiplin cezalarının yargıdan dönmesi üzerine bu kez sendikal eylem kararlarının İş Mahkemeleri eliyle hedef alınarak sendikal iradenin yargı yoluyla kırılmaya çalışıldığı aktarıldı.
EĞİTİM HAKKI BAHANESİYLE SENDİKAL HAKLARIN GASPEDİLMESİNE ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ
Uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınmış sendikal hakların bu şekilde yok sayılmasının demokrasiye, örgütlü topluma ve temel hak ve özgürlüklere yönelmiş açık bir tehdit olduğunun altı çizildi. Ortaokul ve liselerde Öğrenci Gelişim Raporlarının uygulanmasına dair hiçbir açık ve bağlayıcı yasal düzenleme bulunmadığı, bu yönüyle uygulamanın hukuksuz olduğu ve kamu emekçilerine açıkça angarya yüklenmesi anlamına geldiği kaydedildi. Anayasa’nın 42. maddesinde düzenlenen eğitim hakkının, Anayasa’da güvence altına alınmış diğer temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmanın ya da gölgelemenin aracı olamayacağı ifade edildi.
Sürecin hukuki boyutunun idari yargıda açılan dava ile devam ettiği, bu davanın duruşmalı görülmesinin talep edildiği ve karar niteliğindeki bu adımın üst yargı mercilerine taşındığı ilan edildi. Tüm baskı, tehdit ve hukuk dışı girişimlere rağmen eylem kararının arkasında durulacağı ve demokrasiden, sendikal haklardan ve eğitim emekçilerinin onurundan asla geri adım atılmayacağı vurgulandı.