İstanbul Rize Masası ve İkizdere Dernekler Federasyonu, İkizdere’de bölge halkının sürdürdüğü direnişi hatırlatarak, taş ocağına karşı yurttaşları ses çıkarmaya davet etti.

Rize’nin İkizdere ilçesinde yapılmak istenen taş ocağına karşı İstanbul’un Kadıköy ilçesinde bulunan Osmancık Sokak’ta bir araya gelen ‘nun basın açıklaması pandemi gerekçesiyle engellendi. İstanbul Valiliği’nin yasak kararını ve açıklamanın CHP Kadıköy İlçe Başkanlığı’nda yapılacağını İstanbul Rize Masası Başkanı Necati Ekşi duyurdu.

Açıklamada salona, “İkizdere, İşkencedere taş ocağını durduralım” pankartı asıldı.

“DOĞAL HAYATI VE BÖLGE HALKINI TEHDİT EDİYOR”

Basın açıklamasını İstanbul Rize Masası Başkanı Necati Ekşi okudu. Dünyada öncelikli korunacak 200 ekolojik bölgeden birinin İkizdere Vadisi olduğunu söyleyen Ekşi, buranın bir kolu olan İskencedere Vadisi’nde kurulması planlanan taş ocağının doğal hayatı ve bölge halkını tehdit ettiğini belirtti.

Taş ocağına direnen yurttaşlara yönelik kolluk kuvvetlerinin müdahalesini hatırlatan Ekşi, taş ocağına karşı bir aydır sürdürülen direnişin göz altılarla yöre halkının yıldırılmaya çalışıldığını söyledi. Ekşi, “Bu taş ocağı, çevre ve insan sağlığını tehdit etmesinin yanı sıra bölgenin sahip olduğu doğal değerlerin ve yaban hayatın kaybolmasına sebep olacağı açıkça ortadadır” ifadelerini kullandı.

“İKİZDERE HALKININ SESİ OLMAYA DAVET EDİYORUZ”

Bölge halkının geçim kaynaklarının da olumsuz etkileneceğini vurgulayana Necati Ekşi, şöyle devam etti:

“Herhangi bir kamu yararı bulunmayan bu proje ile bir şirketin kârı uğruna yaşam alanlarımız tahrip edilmesine karşı tüm kamuoyunu İkizdere halkının sesi olmaya davet ediyoruz.”

“BİZİ NEFESSİZ BIRAKANLAR KARŞISINDA DİRENMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

Açıklamaya katılan SOL Parti PM Üyesi Alper Taş, dokuz8Haber’e konuştu. Taş, mücadele vurgusu yaparak, şu ifadeleri kullandı:

“İkizdere’deki kavganın esas özü şu: Bir tarafta bu vatanın toprağını arsa ve arazi görenler, rant için görenler, doğayı meta olarak görenler var. Diğer tarafta bu vatanın toprağını kurduyla, kuşuyla, börtüsü, böceğiyle, insanıyla doğal bir biçimde yaşamak isteyen ve bu noktada topraklarına sahip çıkan insanlar, köylüler, yurttaşlar var. Bu iki ideoloji arasındaki kavga. Bunu böyle görmek ve değerlendirmek gerekiyor. Pandemiyi yaşıyoruz çeşitli önlemlerden söz ediliyor. Bu insanlığın başına bela olmuş virüsü aşmaktan söz ediliyor. Bu virüsün nedeni doğal yaşamın tahrip edilmesinin bir ürünüdür. Bu virüsten hiç kimse ders almamış. Canlıların doğal yaşam alanlarına saldırarak, bu virüsü yaymaya ve yaygınlaştırmaya dönük zemini, alt yapıyı kuvvetlendiriyorlar. Bir köylümüz ne diyor direnişte ‘Bundan daha büyük, bundan daha tehlikeli bir hastalık var mı! Doğayı yıkmak kadar büyük hastalık var mı!’ diye orada isyan ediyor; durumun özeti budur. Bu yasaklar kabul edilemez, 1 Mayıs’a yönelik yasaklar zaten nefesi boğulmak istenen halkın nefesini daha fazla boğmaya dönüktür. Ama biz bizi nefessiz bırakanlar karşısında direnmeye devam edeceğiz. Kendi yasakları ile onları baş başa bırakacağız ve özgürleşmiş bir Türkiye’yi direnenlerle birlikte kuracağız.”