EKOLOJİ-ÇEVRE

Madenciler gözünü dikti: Doğa talanında sıra Murat Dağı’nda

Türkiye’nin birçok doğa güzelliğini ve su kaynaklarını kurutan madenciler gözlerini Ege Bölgesi’nin ‘göz bebeği’ Murat Dağı’na dikti. Ege Bölgesi başta olmak üzere birçok akarsu ve nehrin kaynağı olan Murat Dağı altın-gümüş madeni tehdidi altında. Bölgede artan kanser vakalarından şikâyet eden köylüler ile çevre aktivistleri maden faaliyetinin ölümden başka bir şey getirmeyeceğini ve sonuna kadar mücadele edeceklerini belirtiyorlar.

*Bu haber dokuz8HABER ile TOVAK Medya Enstitüsü işbirliğiyle hayata geçirilen “Araştırmacı Yurttaş Gazetecilik” Eğitimi katılımcılarından Berkay Sağol tarafından hazırlanmıştır.

Uşak-Kütahya il sınırında yer alan Murat Dağı yöredeki dört büyük suyun Büyük Menderes, Gediz, Porsuk ve Banaz Çayı’nın doğduğu yer. Bu nehirlerin suladığı Büyük Menderes, Çivril, Denizli, Aydın, Söke, Gediz, Alaşehir, Salihli, Turgutlu, Manisa ve Bakırçay havzaları Ege bölgesinin en önemli tarım merkezleri durumunda. Ayrıca 113 farklı endemik türün yaşadığı Murat Dağı altın-gümüş madeni tehdidi altında.
Türkiye’deki su kaynaklarının yüzde 40’ına sahip olan ve birinci dereceden deprem bölgesinde yer alan Murat Dağı’nda altın-gümüş madeni projesine 8 Mayıs 2019 tarihinde ÇED olumlu raporu verildi. Verilen raporun ardından yürütmenin durdurulması için 60’a yakın kurum ve kişi dava açtı. Açılan dava kapsamında bilirkişi, 19 Ağustos tarihinde bölgeye keşfe gitti.

Anadolu Export Maden Sanayi şirketinin, Murat Dağı’nda yapmak istediği altın madeni ile ilgili bir araya gelen Uşaklı yurttaşlar yaklaşık 2 yıl önce bölgenin yıkımı anlamına geleceğini söyledikleri madencilik faaliyetine karşı mücadele etme kararı aldı. 30 Eylül 2017 tarihinde 150 kurucu üyenin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda kurulma kararı alınan yapının ismi “Murat Dağı Yok Olmasın Platformu” olarak belirlendi.

TURGUT ÖZAL’IN YEĞENİNİN FİRMASI ÇIKTI

Altın-gümüş projesinin yatırımcısı Anadolu Export Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. ise kamuoyuna çok yabancı değil. Adı geçen firma 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın kardeşi Korkut Özal’ın oğlu Bahattin Özal’ın başında olduğu Odaş Enerji’ye bağlı.

Bahattin Özal’ın babası Korkut Özal da ticaret sicil kaydına göre vefat ettiği 2016 yılına kadar firmanın yönetim kurulu üyeliğini yapmış. Web sitesinde yer alan bilgiye göre elektrik, doğalgaz ve madencilik alanında faaliyet yürüten Odaş Enerji’ye, elektrik dağıtımı piyasasında yer alan Odaş Enerji Elektrik, HES projelerinin sahibi Ena Elektrik Üretim, termik santral yatırımları yapan Çan Kömür ve İnşaat ile doğalgaz satışları yapan Odaş Doğal Gaz gibi 11 firmanın bağlı olduğu görülüyor.

EN YAKIN ALAN 350 METRE UZAKTA

Murat Dağı’nda yapılacak olan altın, gümüş ve platin madenciliği için hazırlanan ÇED raporuna göre, madencilik faaliyeti için belirlenen alana en yakın yakın mesafede Karaağaç Köyü bulunuyor. Karaağaç Köyü belirlenen alana 350 metre uzaklıkta, şirketin kuracağı çözelti havuzlarına ise yaklaşık 750 metre uzaklıkta bulunuyor. Karaağaç’tan sonraki en yakın yerleşim yeri olarak ise yaklaşık 2 bin 300 metre mesafede Sumaklı Köyü, yaklaşık 3 km mesafede Uğurluca Köyü yer alıyor.

Murat Dağı’nın farklı yerlerine ÇED raporu alınmadan önce yaklaşık 60 tane sondaj kuyusu açıldığı belirlendi. Şirket tarafından açılan bu sondaj kuyuları Karaağaç Köyü’nün su kaynağını toplamda 2 kere kuruttu. Karaağaç Köylüleri ise yapılan sondaj çalışmaları sonrasında su kaynaklarının toplamda 1 kilometre aşağıya kaydığını söylüyor. Sırf bu veri bile Murat Dağı’na yapılmak istenen madencilik faaliyetinin ne kadar ağır sonuçlarını olacağını gözler önüne seriyor.

FİRMA UŞAK VE KÜTAHYA’NIN MADEN SAHASINI OLMASINI İSTEDİ

Odaş Enerji’nin diğer iştiraki olan Suda Maden A.Ş. ile birlikte Anadolu Export’a ait maden projelerini daha kapsamlı ve beraber işletebilmek amacıyla Kütahya ve Uşak için “bütünüyle altın ve gümüş maden bölgesi” ilan edilmesi için Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne başvurduğu ortaya çıktı.

Odaş Enerji’nin Kamuoyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) yer alan 14 Ocak 2019 tarihli açıklamasında yönetim kurulu kararına ilişkin şu ifadeler yer aldı:

“İştiraklerimizden Anadolu Export Maden Sanayi Ticaret A.Ş. ve Suda Maden A.Ş., uhdelerinde bulunan ve değerli metal rezerv/kaynak arama çalışmalarını yürüttüğü Kütahya ve Uşak bölgesindeki 5 ruhsatıyla, değerli metal potansiyeli bulunan diğer bölge ruhsatlarını daha kapsamlı ve verimli şekilde beraber işletebilmek için “Maden Bölgelerine ve Ruhsatların Taşınmasına İlişkin Yönetmelik” kapsamında Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne altın ve gümüş maden bölgesi ilan edilmesi için başvuru yapılması konusunda yönetim kurulu kararı almışlardır.”

KÖYLÜLER MÜCADELEYE ORTAK OLDU

Tüm bu gelişmeler yaşanırken İzmir, Uşak, Kütahya ve Eskişehir Baroları, çevre örgütleri ve yaşam savunucuları yapılmak istenen altın madenine karşı mücadelelerine devam etti. Barolar altın-gümüş madenine karşı hukuki mücadele verirken yaşam savunucuları ise bölgedeki yaşayan herkesi bilgilendirmek için köy köy dolaşarak toplantılar organize etti. Bilgilendirme toplantılarının ardından Kütahya’nın Gediz ve Uşak’ın Banaz ilçesinin köylüleri “Ne olursa olsun biz Murat Dağı’ndan vazgeçmeyiz” diyerek mücadeleye ortak oldular.

Maden faaliyet alanına en yakın köy olan Karaağaç Köyü’nün muhtarı İbrahim Özkan, ÇED raporu için yürütmeyi durdurma davası açan kişilerden biri. Özkan, “Maden faaliyeti için rapor alınan yere köyümüzün uzaklığı 350 metre. Her şeyden önce çalışma başladığı zaman bizim burada yaşama imkânımız kalmayacak. Onun dışında hadi burada yaşamaya devam ettik diyelim biz hayvancılık ve ormancılıkla geçimini sağlayan köyüz. Kar yağmadığı sürece biz burada sürekli kesime gideriz. Bu çalışma başladığı zaman biz ne hayvancılık yapabiliriz ne ormancılık” dedi.

“ÇOCUKKEN OYUN OYNADIĞIMIZ DAĞLARA MADEN YAPMAK İSTİYORLAR”

Karaağaç Köyü’nde yaşayan ve toprağına sonuna kadar sahip çıkacağını söyleyen köylülerden Durmuş Aksoy, dava açtığı için jandarma tarafından yıldırılmaya çalışıldığını belirtti. Aksoy, ” Ben burada toprağıma sahip çıkıyorum. Köyüm için mücadele ediyorum. Ben terörist miyim de köyüme jandarmadan, istihbarattan birileri geliyor. Vatanseverlik toprağına sahip çıkmaktır. En büyük vatansever benim. Biz doğamıza sahip çıkacağız. Ormanı olmayanın vatanı olmaz. bizim çocukken oyun oynadığımız dağlara maden yapmak istiyorlar. Biz yıllarca madende çalıştık emekli olduk rahat edelim diye köyümüze geldik. Şimdi madenciler bizi yine köyümüzden kovmak istiyor” diye konuştu.

“MADEN YAPMAK İSTERLERSE DİRENECEĞİZ”

Madencilik faaliyetinden ilk süreçte en çok etkilenecek olan yerlerden biri de Uşak’ın Banaz ilçesi. Banaz’a bağlı Gürlek Köyü Muhtarı Mehmet Aksoy köylülerin hepsinin mağdur olacağını belirterek, “Murat Dağı’ndan çıkan sular Eskişehir’den İzmir’e kadar tüm Ege Bölgesi’ne gidiyor. Buranın kirlenmesi bu bölgeleri tamamen olumsuz etkileyecek içme suyu kirlenecek. İlk etkilenecek olan köylerden biri biziz. Çünkü kaynak suları bizim köyün hemen üzerinde. Köylü mağdur olacak fasulye ekemeyecek, balık çiftlikleri var çiftliklerimiz yok olacak. Hayvancılık bitecek tarım bittikten sonra her şey bitecek zaten. Köylünün tüm geçim kaynakları tükenecek. Biz maden çalışmasına karşıyız kaç muhtar varsa hepimiz karşıyız. Dava da açtık. Koca köylü biz oradayız maden yapmak isterlerse direneceğiz” şeklinde konuştu.

Dağın eteklerinde olduğu için ilk etkilenecek köylerden biri olduklarını Comburt Köyü Muhtarı Mehmet Türe, “Köyümüzün tarlaları çöl olacak. Ormanlarımız ve yaylalarımız yok olacak. Biz Murat Dağı’nda maden istemiyoruz. Biz aynı zamanda dağ köyü olarak hayvancılık yapıyoruz. Bu zehirli ortamda hayvanlarımızda yaşamayacak ve geçim kaynağımız bitecek. Ben de dava açanlardan biriyim. Biz köyümüz çöl olmasın, suyumuz kirlenmesin istiyoruz. Bu köyler deniz seviyesinden 1100-1200 metre yükseklikte olan köyler ve buraların tamamında sulu tarım yapılıyor. Bu faaliyet bu tarımın tamamen bitmesi anlamına gelir” dedi.

“DAĞ OLMAZSA BU BÖLGEDE HAYAT BİTER”

Banaz ve Uşak’ın Murat Dağı sayesinde var olduğunu söyleyen Muratlı Köyü Muhtarı Önder Kıral, “Murat Dağı olmazsa hayat biter buradan herkes gider. Banaz ve Uşak varsa şu an Murat Dağı sayesinde var. Murat Dağı olmazsa bizim işimiz zaten olmaz. Bizim köyümüzde balık çiftliği yok bizim köyümüz dağ köyü biz hayvancılıkla geçiniyoruz. Maden yaparlarsa artık yaylalara, ovalara hayvan sokturmazlar. Biz baharda hayvanlarımızı yaylaya bırakırız onlar otlar, Kasım ayında geri getiririz. Doğal olarak bizim hayvancılığımız biter. Bizim hayvanımız olmazsa köyümüz biter, zaten hayvan için ayakta duruyoruz” ifadelerini kullandı.

KÜTAHYA’DA PROTESTO GERÇEKLEŞTİ

Geçtiğimiz Mayıs ayında ÇED raporunun onaylanması Haziran ayında Kütahya’da Eskişehir ve Uşak’tan gelen çevre örgütleri tarafından protesto edildi. Kütahya Ulu Cami önünde gerçekleştirilen basın açıklamasında Kütahya Gedizliler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Mustafa Er, Murat Dağı’nın dünyanın tabiat harikası 3 dağından biri olduğunu söyleyerek, “Karpuz çatlatan buz gibi şifalı suyu, yanı başında yine şifası tartışılmaz termal suları ve kayak merkezi ile turizm cenneti Murat Dağımız, asırlık çamları, bitki örtüsü, endemik bitkileri ve bol oksijeni ile akciğerimizdir. Akarsuları da kan damarlarımızdır” dedi.

“HAYATIMIZ İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ”

Murat Dağı’nda yapılmak istenen maden faaliyetiyle ilgili Murat Dağı Yok Olmasın Platformu Sözcüsü Funda Öz Akcura’yla görüştük. Akcura, Murat Dağı’nda aynı yerden hem sıcak hem de soğuk suyun çıktığını ve bunun dünyada sayılı olduğunu kaydetti. Akcura, “Biz altın madeninden 2017’de haberdar olduk. O yıla değin Anadolu Export 2013’te maden işletme ruhsatını almış, 2015’te sondaj yapmış ve 2016’da bizim geçen ay iptal davası açtığımız ÇED dosyasını hazırlamaya başlatmıştı. Murat Dağı’nda maden, “susuzluk ve kuraklık” demektir. Murat Dağı volkanik ve hareketli fay hatlarından oluşuyor. Gerek yüksekliği gerek sahip olduğu bitki örtüsü ile Ege Bölgesi’nin ekolojisini belirliyor. Kapladığı 500 km’lik alanda tropikal iklimden Sibirya iklimine kadar farklı yağış rejimleri ve bitki örtüsünü barındırıyor. Altın madeni sahası tamamen orman. Toplamda 15 yıllık süreçte 1200 hektar alanda altın arayıp işleyecekler. Önce ormanı yok edecekler. Ardından binlerce dinamit kullanacaklar. Bu dinamitler, birinci derecede deprem bölgesi olan Murat Dağı’nda fay hatlarını hareketlendirecek. Bu yeraltı su kaynaklarının kaybolması, çekilmesi, yatak değiştirmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla altın madeninin açılması Ege Bölgesinde 15 milyona yakın insanın hayatını mahvedecek. Sonuç olarak biz, altın madenine karşı Dağımızı savunurken aslında hayatımız için mücadele ediyoruz” diye konuştu.

“KULLANACAKLARI DİNAMİTLER FAY HATLARINI HAREKETE GEÇİRECEK”

Murat Dağı’nın volkanik olduğunu ve çok çeşitli bitki örtüsüne ev sahipliği yaptığını söyleyen Akcura; Gediz Nehri, Porsuk ve Banaz çaylarının bu bölgeden çıktığını ve bunların Sakarya ve Menderes nehirlerini beslediğini belirtti. Akcura, “Bu dağın suları Ege ovalarını suluyor. Bunların yanı sıra buradan beslenen Susurluk Çayı, Marmara’ya kadar gidiyor. Yani bu dağın suları Batı Karadeniz’e kadar su ulaştırıyor. Durum böyle olunca, Anadolu coğrafyasındaki su kaynaklarının yüzde 40’ına tek başına sahip olan Murat Dağı’nda olası bir maden faaliyetinin yaratacağı felaket için kâhin olmaya gerek yok” ifadelerini kullandı.

Şirketin açık ocak ve patlatma yöntemi kullanacağını söyleyen Akcura, “Madende kullanacakları dinamitler fay hatlarını harekete geçirecek. Bu bir olasılık değil, çok net görülen bir tablo. Murat Dağı kırık fay hatlarından oluşuyor. Bunlar hareketlendiğinde yeraltı suları ya yatak değiştirecek ya da kaybolacaktır” dedi. Başlangıç aşamasında 235 hektarlık orman arazisindeki yüz binlerce ağacın katledileceğinin altını çizen Akcura, “Şirket açıklamalarına göre ilerleyen süreçte 15 yıl daha çalışmaları uzatıp 1000 hektarlık alana yayılmayı planlıyorlar. Yani çalışmaya başladıklarında yakınlarındaki yerleri de maden ocağına dönüştürecekler” dedi.

“MURAT DAĞI’NA ALTIN MADENİ KURULAMAZ”

Ege Bölgesi’nin sağlık verileri açısından Güneydoğu’dan daha kötü durumda olduğunu vurgulayan Aydın Çevre Mücadelesi (AYÇEM) Sözcüsü Dr. Metin Aydın, “Madenin işletmeye açılması durumunda açığa çıkacak ağır metallerin hem Gediz hem de Büyük Menderes Nehrini kirletecek. Bunun yanında su kaynakları da bu ağır metaller sonucu kirlenecek. Uşak’taki Ulubey Çayı hepsi dördüncü sınıf su kirliliği seviyesinde. Maden atıkları nedeniyle zaten kirlenmişti, bir de bunun üzerine siyanürle çıkarılacak bir de altın madeni ocağı açarsanız kimyasal kirlenme daha da artacak” dedi.

Sulardaki yaşanan kirliliğin maden atıklarından dolayı olduğunu belirten Dr. Aydın, “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ‘2017 yılı Çevre Sorunları ve Öncelikleri Değerlendirme Raporuna’ göre Dokuzsele çayı 4’cü, Banaz çayı 3’cü, Hamam çayı 3’cü sınıf su kirliliği içermektedir. Tüm bu kirliliklere bağlı olarak bugün Büyük Menderes Türkiye’nin en kirli 3’cü nehri, Gediz ise Türkiye’nin en kirli 2’ci nehri haline gelmiştir. Menderes nehir suları inorganik kirlilik bakımından 3’cü, organik ve sülfat kirliliği bakımından ise 4’cü sınıf su kalitesine sahiptir. Menderes nehrindeki inorganik ve organik su kirliliği daha çok evsel ve sanayi atık sularına, sülfat kirliliği ise daha çok maden atıklarına bağlı meydana gelmektedir. Menderes nehrinin bugün içerdiği su kirlilik seviyesi tarımsal sulama yapılmasına izin vermeyecek boyutlara ulaşmıştır. Yukarı ve Aşağı Büyük Menderes havzasında yapılan bilimsel çalışmalarda Menderes nehir sularının bitkilerin genetik yapısını bozduğu, tarımsal ürünlerin sağlıklı ürün vasfını kaybettiği, bu ürünlerin insanlar tarafından tüketilmesi halinde insanların sağlıklarını kaybedebileceği saptanmıştır. Murat Dağı Uşak şehri için bu dağdan çıkan Dokuzsele çayı sebebiyle can damarı hüviyetindedir” diye konuştu.

“BÖLGEDE ÖLÜMLER TÜRKİYE ORTALAMASINDAN YÜKSEK”

Murat Dağı’nda siyanürler altın çıkarılmasının Ege’yi bitirecek bir katliam olduğunu söyleyen Dr. Aydın, “Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2017 yılında Gediz havzasında yeraltı sularında yaptığı araştırmada arsenik seviyesini normalin 300 katı fazla saptamış ve bunun sebebinin madenler ve jeotermaller olduğunu belirtmiştir. Bugün Büyük Menderes ve Gediz havzalarındaki su, topraklar ve tarımsal ürünlerdeki kirlilik seviyeleri yaşamla bağdaşmayacak düzeylerde, ölüme sebep olan hastalıklar-kanserler-toplam ölümler-bebek ölümleri-beş yaş altı çocuk ölümleri-anne ölümleri Türkiye ortalamasından daha fazla. 2010-2016 yılları arasında yapılan resmi araştırmalara göre, Uşak’ta her 100 kişiden 17’si kanserden ölüyor. 100 kişiden 42’si kalp ve damar hastalıklarından, 12’si akciğer hastalıkları başta olmak üzere solunum sistemi hastalıklarından ölüyor. TÜİK’in 2015 verilerine göre binde 14 ile, Türkiye’de 5 yaş altı çocuk ölümleri en çok Uşak’ta oluyor. Yine Sağlık Bakanlığı raporları, binde 24 ile anne ölümlerinde Ege bölgesinde Uşak’ın birinci olduğunu söylüyor. 2010-16 arasında kansere bağlı ölümler Türkiye’de %16 artarken Uşak’ta yüzde 23 artmış. Tüm hastalıklardan ölüm oranı ülkede yüzde 22 artarken Uşak’ta bu oran yüzde 36 olmuş. Yani Uşak, Türkiye’de ölümle kucak kucağa yaşayan şehirlerin başında geliyor. Büyük Menderes havzasındaki bu kirliliğin sebepleri çok net olarak bellidir. Bölgeyi besleyen nehirlerin doğduğu bu dağda siyanürle altın çıkarılması demek havası-suyu-toprağı ile tüm Ege’yi bitirecek bir katliam demektir. Ormanlar yok edilecek. Su yatakları ya kuruyacak ya zehir akacak. Toprak zehir kusacak. Murat Dağı, Kışladağ’ın bugünkü durumuna gelecek” dedi.

Maden aranması durumunda yaşanacak olan hastalıklara da değinen Dr. Aydın, “Madenler alıcı ortamlara siyanür ve arsenik gibi ağır metalleri bırakarak suları kirletmektedir. Maden ocakları faaliyet alanlarında ekolojik yıkım ve estetik bozulma oluşturmaktadır. Maden çalışmaları sırasında etrafa toz ve iyonizan radyasyon yayılımı olmaktadır. Tozlar silika içerdiği için insanlarda Silikozis, Akciğer tüberkülozu ve kanser, KOAH meydana getirirken iyonizan radyasyon içerdiği Radon ve toryum radyonükleitidleri ile direk kanserojen etki göstermektedir. Altın madenleri sadece insanları değil hayvanları da etkilemektedir. Nitekim yapılan araştırmalarda Uşak Kışladağ ve İzmir Efem Çukuru altın madeni etraflarında hayvan ölümlerinde artış saptanmış. Yine Aydın Menderes havzasında hayvan ölümleri, düşük ve anomalili doğumları artmıştır. 2017 yılı Orman ve Su İşleri Bakanlığı araştırmasına göre Menderes havzasındaki kuşların sayısı yüzde 50 azalmıştır” ifadelerini kullandı.

OLUMSUZ ALGIYI KIRMA PANELİ

Köylerde ve şehirlerde maden yapılmaması için tüm bu mücadeleler sürerken İçişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı’nın desteği ve Uşak Valiliği’nin talebi üzerine Uşak Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yaşam alanlarını ve doğayı katleden madenlerle ilgili olarak “madencilik hakkında olumsuz sosyal algının düzeltilmesi” paneli düzenledi.

Madencilik teşvik edildikten sonra 10 milyondan fazla çiftçi köyünü terk etti ve Türkiye temel besin gıdalarını bile yurtdışından ithal eder hale geldi. Eşme’de Kışladağ’da TÜPRAG tarafından yapılan altın madeninde bölgede yoğun hava ve su kirliliği görülürken kanser ölümlerinde de artış devam etmekte. TÜPRAG Halkla İlişkiler Müdürü Hakan Ünal ise panelde söz alarak bunun tam tersini savundu. Ünal, “Bugüne kadar açılan hiçbir maden doğa ve insana zarar vermedi. Hatta Eşme Kışladağ’da yabani hayvanlar avcılardan kurtulmak için maden sahalarını tercih etti. Bu yanıyla maden sahaları çevre dostudur. Kışladağ’da 600 köylüyü köylülükten kurtardık ve işçi yapmayı başardık. Bununla gurur duyuyoruz” dedi.

200 BİN AĞAÇ KESECEKLER

Maden şirketinin açtığı sondaj kuyularının Murat Dağı’nda bulunan Asarkaya tepesine kadar çıkmış durumda olduğu hemen göze çarpıyor. Asarkaya tepesinde ise hangi çağdan olduğu bilinmeyen tarihi yerleşim yeri kalıntıları ve su sarnıcı bulunuyor.

Dava sürecine en iyi hazırlananlardan biri olan Kütahya Barosu Çevre Komisyonu Başkanı Av. Ali İhsan Bakır, bu bölgenin 1. dereceden deprem bölgesi olduğunu, iki fay hattının üzerinde bulunduğunu ve dinamitle patlatmaların bu fayları harekete geçireceğini belirtti. Bakır, “Raporda hafriyat sahasını küçük bir alan olarak göstermişler. Ancak gösterdikleri alanın bile yüzde 90’ı orman. Şirket yalnızca 2 bin civarında ağaç keseceğiz diyor. Bu imkânsız. Buraya geldikleri zaman en az 200 bin ağaç kesecekler. Burası şiddetli rüzgârın yoğun olduğu bir bölge. Patlatmalar sonucu havaya karışan tozlar direkt köylerin üzerine gidecek hem insan sağlığı zarar görecek hem tarım hem de hayvancılık bitecek” dedi.

KRİTİK BİLİRKİŞİ HEYETİ KEŞFİ GERÇEKLEŞTİ

Murat Dağı’nda açılan davalar sonrasında 19 Ağustos tarihinde bilirkişi heyeti keşif yaptı. Keşfe gelen heyeti davaya müdahil avukatlar ve Karaağaç köylüleri karşıladı. Keşif öncesi çevre örgütleri ve yaşam savunucuları bir araya gelerek basın toplantısı düzenlediler.

Keşiften önce Kütahya Barosu Çevre Komisyonu Başkanı Ali İhsan Bakır, yaşam savunucularıyla beraber, Kütahya, Uşak, Eskişehir ve İzmir Baroları adına ortak basın açıklaması gerçekleştirdi. Bakır, “Burada henüz tesisler kurulmadı, ağaç kıyımı yapılmadı. Sizler mücadelenizi devam ettirirseniz yürütmenin durdurma kararı çıkacaktır. Murat Dağı gördüğünüz gibi bir tabiat harikası. Maden şirketleri devlet şirketlerinden 800 milyon TL civarında teşvik primi aldı. Kurulan havuzlarla Murat Dağı yok olacak. Gelinin noktada biz gerekli itirazlarımızı yaptık. Maalesef bir belediye bu süreçte açıklama yaparak ‘altın-çözelti havuzlarının hiçbir zararı yoktur’ dedi. Deprem bölgesinde altın-çözelti havuzlarının çökeceği çok kuvvetle ihtimal. Mücadele çevre örgütleriyle beraber olacak. Murat Dağı Gediz, Büyük Menderes ve Sakarya Havzası’nı besliyor. Bu çalışmalardan sonra bu kaynakların tamamen kuruması demek. Devlet halkın yanında olmalıdır. Ancak son günlerde verilen teşviklerle devletimizin halkın yanında olmadığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

“ASLOLAN YAŞAMAK VE YAŞATMAKTIR”

“Maden demek on binlerce ağacın kesilmesi demek” diyen Gediz Nehri Havzası Fırdan Çevre Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı Süleyman Özdemir, “Murat Dağı’nda maden açılması demek, önce suyun bitmesi ve sonrada yaşamın yok olması demek. Bununla da kalmayacak, dağı yok edip altını alıp gittikten sonra burada kalacak milyonlarca ton arsenikli, civalı çöp olmuş toprak, soframızdaki ekmeğe, domatese ve dalındaki meyveye kadar her şeye zehrini bırakacak. Biz çocuklarımızın 15’inde, 20’sinde kanserden ölmesini değil, vadesi gelene kadar yaşamasını istiyoruz. Aslolan yaşamak ve yaşatmaktır. Biz sonuna kadar dağımıza sahip çıkacağız” dedi.