EKOLOJİ-ÇEVRE

Ulubey Deresi zehir akıyor

Uşak’ta Ulubey Deresi,  fabrikaların herhangi bir denetime tabi tutulmayan atıkları ve evsel atıklar nedeniyle kirleniyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı raporu denetim ihmalini itiraf ederken, İzmir Çevre Mühendisleri Odası derenin canlı yaşamı için risk olduğu konusunda uyarıyor. ÇEDAY Başkanı Aslan Civan ise derenin “afet bölgesi ilan edilmesini” talep ediyor. Ulubey, Türkiye ortalamasının 1,5 katı üstünde kanser oranına sahip.

*Bu haber dokuz8HABER ile TOVAK Medya Enstitüsü işbirliğiyle hayata geçirilen “Araştırmacı Yurttaş Gazetecilik” Eğitimi katılımcılarından Osman Çaklı tarafından hazırlanmıştır.

Uşak il sınırları içinde bulunan Dokuz Sele deresinden akan su yatağının oluşturduğu Ulubey deresi (Yavi deresi) Banaz çayı ile birleşerek Adıgüzeller barajına oradan Menderes nehrine akıyor. Ulubey deresi, fabrikaların herhangi bir denetime tabi tutulmayan atıkları, evsel atıklar ve bazı tekstil fabrikalarının atıkları yüzünden kirletiliyor. Yapılan incelemeler, tahliller ve denetimler derenin durumunu ortaya koysa da yetkili kurumlar çeşitli bahaneler ile ipe un sermeyi tercih ediyorlar. Uşaklı ve Ulubeyli yurttaşlar ÇEDAY (Doğal Üretim Çevre ve Dayanışma Derneği) çatısı altında bir araya gelerek derenin ekolojik dengeye kavuşturulması için mücadele yürütüyor ve yetkililerden gerekli önlemlerin alınmasını talep ediyorlar.

ULUBEY DERESİ İNSAN SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR

Uşak’ın Ulubeyli ilçesinde bir çevre felaketi yaşanıyor. Bölge dereleri sanayi atıkları nedeniyle kirliliğin kurbanı olmuş durumda. Bilimsel araştırmalara göre sucul ekosistemlere verilen atıkların miktarı fazla değilse sistemin kendini yenileme gücü oldukça yüksektir. Ancak atıkların miktarı çok yüksek ise yenilenmenin gerçekleşmesi mümkün olamamaktadır. Su içindeki oksijen miktarı azalırsa bitkilerin, balıkların ve diğer canlıların yaşamlarını yitirmeleri sonucunda, daha önceleri İzmir ve İzmit körfezlerinde tecrübe edildiği üzere, su ve çevresi hava kirliliği sorunu ortaya çıkmaktadır.

Altyapı hizmetleri tamamlanıp, çevreye ilişkin önemler alınmadan üretime geçen sanayi kuruluşları ekonomik katkıları yanında ortaya çıkan atıklar nedeniyle birçok olumsuzlukları da beraberinde getirince yoğun kimyasal madde kullanımı ve tarımsal toprakların arıtılmamış atık sular ile sulanması sonucu toprakların fiziksel ve kimyasal özelliklerinin değişerek verimliğinin azalmasına neden olabilmekte ve buna paralel insan sağlığını tehdit etmesi söz konusu olmaktadır.

BAKANLIK RAPORU İHMALİ İTİRAF EDİYOR

Aradan 15 yıl geçtikten ve sanayi bölgelerindeki fabrikalar kaçak ve denetimsiz olarak 2007 yılına kadar deşarjları suya bıraktıktan sonra yetkili kurumların, 13 Ağustos 2013 tarihli talep üzerine yapılan incelemesinde Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Dokuz Sele Deresi debisinin (atık su deşarjları hariç) çok az olması (yaz aylarında nerede ise atık su haricinde su akışı yoktur) ve dolayısı ile özümleme kapasitesinin çok düşük olduğu ortaya çıktı. Derenin günümüzdeki halinin yasal boşluk, plansızlık vb. gerekçeler ile açıklanması bilimsel veriler ve somut göstergeler kirliliğin kaynağının su kirliliği meselesine ilişkin ihmaller olduğunu ortaya koyuyor.

ÇEDAY’ın talebi üzerine Kasım 2015 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Dere bölgesi ile alakalı bilgi notunda “Dokuz Sele ve Ulubey deresinin gerek Avrupa gerekse ülkemiz mevzuat değerleri ile irdelendiğinde IV. sınıf su kalitesinde (Çok Kirli) olduğu ve mevcut durumunun ayrı ayrı incelenmesi gerektiği mütalaa edilmiştir. Kurulu kapasitesi 10.000 m3/gün ve üzeri olan atık su arıtma tesisleri sürekli 7/24 on-line izleme faaliyetleri kapsamında Uşak ilinde 2 adet on-line atık su izleme istasyonumuz mevcut olup, Uşak Karma Deri OSB (KOSB) atık suyunu Dokuz Sele Deresine Deşarj etmektedir’’ denildi. Söz konusu bölgelerde gerek şikâyetler üzerinde gerekse de bölgenin hassasiyetlerinden dolayı planlanmış denetimler gerçekleştirilmiş olup bu denetimler artarak devam edilecek denmesine rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yaptırım tablosu aşağıdaki gibi gerçekleşti.

DENETİMLERİN SAYISI DÜŞTÜ, CEZALAR ÇELİŞKİLİ

02.12.2015 tarihli Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü Uşak raporuna göre;

2013 yılında denetim sayısı 127, kesilen ceza sayısı 40 ve ceza tutarı 1.386.582 TL.

2014 yılında denetim sayısı 111, ceza sayısı 25 ve ceza tutarı 584.592 TL.

2015 yılında denetim sayısı 114, ceza sayısı 19 ve ceza tutarı 911.606 TL.

Bu verilere göre dere suyuna doğrudan olumsuz etkisi olan Sanayi Bölgelerinde ve münferit kuruluşlarda yapılan denetimlerin sayısında her  yıl aşırı düşüş olması ve aynı zamanda ceza sayısı ve ceza tutarlarında görülen çelişkiler nedeniyle Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü mevzu bahis konu ile ilgili soruları yanıtsız bıraktı.

ULUBEYLİLER DERENİN ESKİ HALİNE DÖNMESİNİ İSTİYOR

Türkiye genelinde olduğu gibi Ulubey’de de yıllardır süre gelen çevre katliamına yönelik kendi inisiyatifleri ile gönüllülük esasıyla 4 yıl önce bir araya gelip ÇEDAY’ı kuran yurttaşlar, örgütlü mücadele verip dernek içerisinde Ulubey ve çevresindeki mevcut çevre sorunlarını ele alacak, onlara çözüm üretecek, yetkili kurum ve kuruluşlarla iletişime geçecek ve bu konuda uyarılarda bulunacak bir yapının gerekli olduğuna inanıyorlar.

“ARITMA TESİSİNİN KAPASİTESİ YETERLİ DEĞİL”

Konu ile ilgili bölge insanlarının ve ÇEDAY Başkanı Aslan Civan’ın görüşlerini aldık. Ulubey deresinin geçmişte sağlıklı ve temiz içilebilir bir suya sahip olduğunu söyleyen yurttaşlar, dere bölgesinde çeşitli balıkların, yengeçlerin, kurbağaların, su samurlarının, yılanların ve her türlü su canlısının yaşadığı bir ortam olduğunu dile getirdi. Aslan Civan ise “yerel halktan gelen tepkiler sonrası aşağı yukarı 5-10 yıl geçtikten sonra göstermelik olarak organize sanayi bölgesine arıtma tesisi kurdular. Fakat kapasitesi yeterli değil, nitelikli bir yerde değil. Yapmış oldukları arıtmalar suyu temizleyecek düzeyde değil. Bu yüzden kirlilik aslında karma organize sanayinin oraya kuruluşundan itibaren artarak devam ediyor. Geldiğimiz noktada da derenin içinde yaşam bitmiş vaziyette” ifadelerini kullandı.

“ÇOCUKLUĞUMUZDA DEREDE YÜZEBİLİYORDUK”

Ulubey’de doğup büyüyen ve derenin kirletilme sürecinin bir anlamda tanığı olan Mahmut Uludağ’ın sözleri de Aslan Civan’ı destekler nitelikte:

“Biz çocukluğumuz da dereye girip yüzebiliyorduk, Ulubey küçük bir yer olduğundan o zamanlar vaktimizin büyük bir çoğunluğu su kenarında doğayla iç içe geçiyordu. Dere kenarından toprağı olan zengin sayılırdı, aradan geçen yıllar içinde suyumuz ihmaller yüzünden kirletildi bugün ise dere özünü kaybetmiş bakımsız, kirletilmiş bir vaziyette orada duruyor. Ulubey’de yaşayan bütün canlılar için su kenarı artık ne bir zenginlik ifade ediyor ne de doğanın kendisini, umarım bu sorun çözülür; bunun için mücadele ediyoruz.”

DERE TEMİZLENİRSE BÖLGE TURİZME KAZANDIRILABİLİR

Bunların yanında, Ulubey deresi dünyanın en büyük 2. kanyonlarının etrafından menderes oluşturarak geçiyor ve kanyonun ortasında doğal bir yükselti yer alıyor. Uşak arkeoloji müzesinin yaptığı yüzey araştırmasına göre; Asar üzerinde ayakta kalmış sur duvarları ile bu surlara ait mimari yapılar mevcut, yükseltiden aşağı doğru patika görünümlü antik dönemden kaldığı anlaşılan bir yol olduğu tespit edilmiştir. Yine aynı yükselti çevresinde ortaçağ dönemine ait seramik kalıntıların mevcut olduğu açıklanmıştır. Doğal sit alanı olma özelliği taşıyan bu bölgenin dere temizliği sonrasında turizme kazandırılması da mümkün olacaktır.

“DERE AFET BÖLGESİ İLAN EDİLMELİ”

40 yıl önce temiz hava ve temiz su kaynaklarına sahip olan Ulubey’de Adnan Menderes Üniversitesi’nde yapılan son araştırmalara göre çevre sorunları etrafına kanser yayıyor. Ulubey Türkiye ortalamasının 1,5 katı üstünde kanser oranına sahip. ÇEDAY Başkanı Aslan Civan ise “Halk sağlığını ve çevreyi felakete uğratan derenin afet bölgesi ilan edilmesini talep ediyoruz. Afet talebimiz sadece Ulubey için değil çünkü mesele sadece Ulubey’de başlayıp biten bir sorun değil Murat dağından çıkarak Uşak içinden Ulubey’den geçip Büyük Menderes havzasını olduğunu gibi kirleten dere oradan Ege denizine dökülüyor. Dolasıyla Ege Denizi de büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalmış durumda. Ayrıca bölge halkı sanayiye karşı değil gerekli önlemler alınırsa sanayileşmenin ekonomik anlamda iyi olduğunu düşünüyor” dedi.

ÇEVREYİ KİRLETENLER KORUNUYOR MU?

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 yılında açıkladığı bir raporda Uşak ilinde birinci öncelikli sorunun “atık” sorunu olduğunu belirtmişti. Kirliliğe neden olan kurum ve kuruluşları, sanayi kuruluşlarını, belediyeyi ve çevreyi kirleten hangi unsur varsa bunların denetlemesini yapmakla yükümlü olan Çevre Şehircilik Bakanlığı olmasına rağmen yeterince denetim yapmadıklarını kendi raporlarında itiraf ediyorlar. Bakanlık raporunda en büyük problemler olarak “yeterli denetim yapılmaması- kurumsal ve yasal eksikler – mevcut arıtma tesislerinin çalıştırılmaması” olarak gösteriliyor. Bu durum da yaptırımların göstermelik olduğunu ortaya koyuyor. Yani burada hem görevi suiistimal etme hem de görevi kötüye kullanma mevcut.

BELEDİYE SORULARIMIZI YANITLAMADI

ÇEDAY’ın iddiasına göre Uşak Belediyesi yüzde 50 kapasite ile çalışıyor ve bu durumda evsel atıkların yarısı çökertme yapılabiliyor. Kuşkusuz bu noktada ÇEDAY’ın iddialarını doğrulayan veriler mevcut. Bu bakımdan arıtma kapasitelerinin ve kalitelerinin artırılması gerekiyor. Ancak Uşak Belediyesi de konuyla ilgili sorularımızı yanıtsız bıraktı.

ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI UYARIYOR

İzmir Çevre Mühendisleri Odası talebimiz üzerine konuyla ilgili yazılı bir açıklama gönderdi:

“Uşak Karma OSB Atıksu Arıtma Tesisi atıksuyunun da deşarj edildiği Dokuz Sele deresi geçtiğimiz yıl OSB Arıtma Tesisinde yaşanan Arıtma Çamuru faciası ile tüm kirletici atığın ulaştığı ve taşındığı yol olmuştur. Su kaynaklarımızdaki kirleticiler bu kaynağın kullanıldığı tarım alanları, hayvancılık faaliyetleri ve diğer süreçlerle besin zinciri ile yaşam döngümüz içerisine girmekte ve canlı yaşamı için risk oluşturmaktadır. Bölgede su ve toprak kirliliği kaynaklı sorunlardan ortaya çıkan hastalıklar tarımsal üretimde karşılaşılan sorunlar, ürün kalitesinin düşmesi, çeşitliliğin azalması, hayvancılık faaliyetlerinde yaşanan sorunlar kısa ve uzun vadede olumsuz etkilerini göstermektedir. Ülkemizde yapılan değerlendirmeler yüzey sularımızın yüzde 79’unun kirli olduğunu göstermektedir. Büyük Menderes Havzası yüzeysel su kirliliği sonuçları ile ortadır. Havzada yeraltı sularının yarısının kirli olduğu resmi kurumlarca açıklanmıştır.”