Ekonomist Bahadır Özgür: “Pandemi döneminde kriz daha görünür hale geldi”

Pandemi döneminde ekonomiye ilişkin konuşan gazeteci ve ekonomist Bahadır Özgürbu dönemde krizin daha görünür hale geldiğini ve kırılgan işsizliğin Türkiye’de arttığını söyledi.

Dokuz8 Haber Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Biçici ‘nin Pandemi Döneminde Ekonomik Kriz ve Topluma Etkileri konulu programına katılan gazeteci ve ekonomist Bahadır Özgür Pandemi döneminde olan krizin daha görünür hale geldiği ve kırılgan işsizliğin Türkiye’de arttığını söyledi ve gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Özgür’ün açıklamalarının tamamı ise şu şekilde:

“DERİN YOKSULLUK TOPLUMDA GİZLENİR VE RAKAMLARLA GÖREMEYİZ”

Derin yoksulluk dediğimiz şey toplumda gizlenir ve rakamlarla göremeyiz. Mahallelere ve yaşamlara gideceğiniz zaman gerçekten görebileceğiniz şeylerdir bunlar. Dünyada yoksulluk tanımı da değişti, hala ana akım iktisattan öğrendiğimiz klasik açlık sınırı ile yoksulluk sınırı kavramları değişti. Açlık sınırı ve yoksulluk sınırı kalori hesaplaması ile yapılan kağıt üzerinde belirlenen şeylerdi. Pandemi nasıl iş tanımımızı, güvenceli olup olmadığımızı belirlediyse bunların da değişmesi lazım.

“TOPLUMDA ÇALIŞAN BİRÇOK KESİM PANDEMİ İLE BİRLİKTE GÜVENCESİZ OLARAK ÇALIŞTI”

Toplumda çalışan birçok kesim pandemi ile birlikte güvencesiz olarak çalıştığı için kendini kapı önünde bulabildi. Aslında birçok insanın yaşadığı güvencesizliği toplumda birçok insan da yaşamaya başladı. Derin yoksulluk zaten vardı. Zaman zaman kağıt toplayıcı insanlar üzerinde araştırmalar da edebiyat da yapıldı. Fakat o olgunun nasıl geliştiğini ve bugünlere nasıl geldiğini takip etmedik. Onları biz bir çalışan olarak gördük halbuki bu insanlar günlük kazanç sağlayan insanlar olarak herhangi bir afet de ya da herhangi bir olay da ilk etkilenecek insanlar. Güvencesizliğin anlamı odur. Pandemide sokağa çıkma yasağı dediğiniz anda ilk işinden olacak insanlar bu insanlardır.

“PANDEMİ GÖRÜNÜR HALE GETİRDİ”

İngilizlerin “Dickens vari” yoksulluğu denilen 18. ve 19. Yüzyılda geçen yoksul hayatların tanımını yapar fakat Charles Dickens’ın yaptığı bu yoksulluk tanımı çalışırken hakkını alamayan insanlar üzerine kurulu değil, herhangi bir şekilde bir yerde iş bulup çalışıp gene de hayatta bir yerde utanamayan insanları anlatır. Batıda bu tarz tabirler son zamanlarda daha çok konuşulur hale geldi. Bunun iki nedeni var ilki neo-liberalizm politikalarının bir sonucu hale geldi. Bir diğeri ise pandemi bu durumu görünür hale getirdi.

“ARTIK İYİ BİR EĞİTİM ALAN İYİ BİR GELECEĞE SAHİP OLAMIYOR”

Artık insanların eğitimli olması gelecek için bir garanti sunmamaya başladı pandemi ile birlikte, bu durum daha önceden de böyleydi, pandemi sadece daha görünür bir hale soktu. Özellikle son dönemlerde Türkiye gibi ülkelerde eğitim ve refah arasındaki korelasyonunun koptuğunu gördük. Yani artık iyi bir eğitim alan iyi bir geleceğe sahip olmuyor. Bunun ekonomik-Politik sebepleri var ekonominin oturduğu zemin buna izin vermiyor.

“ÜLKENİN YÜZDE 45’İ GÜVENCESİZ ÇALIŞIYOR”

İnşaata bağlı ekonomi dediğimiz zaman aslında bir mantığa oturtuyoruz. Yani sadece inşaat yapmak değil, güvencesiz, sendikasız , sigortasız ve koruma altında olmayan bir emek gücüne bağlı bir sistemden bahsediyoruz. Bugün rakamlara baktığımızda ülkenin %45’inden fazlası asgari ücretin biraz üzerinde para kazanıyor. Bu aslında ülkenin %45’inin güvencesiz çalıştığına bir örnek. Yani yoksulluk dediğimiz şey bu insanların herhangi bir şey olduğu zaman hemen işlerini kaybedebileceği demektir. Kırılgan işsizliğin ( her an işten çıkarılma durumuyla çalışma) Türkiye’de arttığını görüyoruz. Sokaklarda yaşayan insanlar pandemi ile birlikte görünür hale geldi. Ve pandemi süresince işini kaybedenler evini kaybedenler bu derinli yoksulluk ağı ile karşılaşmaya başladı.

“PANDEMİ TÜRKİYE’DE 10-15 YILDIR DURAN EKONOMİK SİS PERDESİNİ KALDIRMIŞ OLDU”

Pandemi aslında Türkiye’de 10-15 yıldır duran ekonomik sis perdesini kaldırmış oldu. En parlak olduğu iddia denilen Derviş programı ile başlayan 2007- 2008 döneminde bile aslında, 2007 ile 2010 arasında işsizlik hiç düşmedi aslında, toplumun bir kesimi yoksulluğa bağlı olarak yaşadı, reel ücretler hiçbir zaman enflasyona oranla yükselmedi. Aynı şekilde geri dağılımı düzelmemekle beraber daha da bozuldu. Bunlar varken istikrarlı gözükmesinin sebebi 2002’de kredi borcumuz 6,5 Milyardı.2010 yılında ise 150 Milyara çıktı o dönemi sahte refah olarak gösteren şey aslında borçlanmamızdı. İkinci olarak da iktidarın seçim yatırımı olarak Yeşil Kart çıkartması ve ciddi anlamda belediyeler ve merkezi sistem ile seçim vaadi olarak yoksullara yardım dağıtmasıydı. Yoksullara gelir transferi yapıldı bu gelir transferi kazanç gibi gözükmeye başladın dolayısıyla biz bu durum rakamlara yoksulluğun iyileşmesi olarak yansıdı. Halbuki rakamları böldüğünüz zaman ne gayri menkul değeri artmış ne de emekli ücretleri artmış aslında.

“PANDEMİ YARINA DAİR UMUDU ORTADAN KALDIRMIŞ OLDU”

Biz aslında borca dayalı ödemeyi ötelediğimiz bir yaşam tarzı sunuyorduk hem vatandaş olarak hem şirketler olarak. Kriz ortaya çıktığı anda bu durumu göstermiş oldu pandemi de gelince her şeyi ortaya çıkardı. Pandemi Türkiye’deki siyasi ve iktisadi bir yanılsamayı ortaya çıkardı. Toplumun böyle görmeyen kesimleri de artık görmeye başladı. Şu anda sokak röportajlarında insanların sıkıntılarını daha yüksek sesle getirilmesi durumun nasıl görüldüğünün bir göstergesi. Pandemi insanların hayatındaki sorunları görünür kıldı. Bunun için insanlar şu anda nerede kendilerini açıklama fırsatı bulsalar siyasilerden dahi daha sert bir şekilde sorunlarını anlatıyorlar. Pandemi yarına dair umudu ortadan kaldırmış oldu.