Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifası ile birlikte bir kez daha Türkiye’nin en önemli gündemi yaşanan ekonomik kriz oldu. Dokuz8GÜNDEM Emek Dünyası programına katılan Ekonomi Politikacı Prof. Dr. Mustafa Durmuş ve İstihdam Uzmanı Sinan Ok 2021 bütçesi ve torba yasaların yine emekçi karşıtı olduğunu ve hükümet yanlısı zenginlerin işine geldiğini söyledi.

Dokuz8GÜNDEM Emek Dünyası programında bu hafta Meclis’te gündeme gelen, Esnek ve kısmi çalışmayı içeren torba yasa ve bakanlıkların bütçeleri ile ilgili akıllarda soru işareti bırakan tartışmalar konunun uzmanları tarafından ele alındı.
AKP hükümetinin istihdama yönelik hedeflerini belirlediği torba yasada, kıdem tazminatı ve esnek çalışmaya yönelik atılan adımlar gelen tepkiler üzerine yasanın iki maddesi çıkarıldı. Bu maddelerin halkı ekonomik açıdan kalkındırmaktan çok daha da mağdur edeceğine dair olan tartışmalar sürüyor.
2021 yılı bakanlıkların bütçeleri ve harcamaları konusunda yaşanan belirsizliğin konuşulduğu ve Meclis’ten geçen torba yasada görülen eksikliklerin konuşulduğu Dokuz8GÜNDEM Emek Dünyası programının konukları, İstihdam Uzmanı Sinan Ok ve İktisatçı-Yazar Mustafa Durmuş oldu.
Bekir Güneş’in hazırlayıp sunduğu programda konuklar yöneltilen soruları yanıtladı.

“FAİZLER EN AZ KUR KADAR TEHLİKELİDİR”

Faizlerin artışını başlı başına bir felaket olarak nitelendiren Mustafa Durmuş, ‘’Dünyanın hangi ülkesinde bu kadar yüksek faiz söz konusudur. Bu hem işletmeleri vuran, hem tüketicileri vuran, hem borçlu insanları vuran aynı zamanda ellerinde düşük faizlerle satın aldıkları milyarlarca liralık hazine kağıtları bulunduran bankaları vuran, bunların bilançolarını kötüleştirecek olan ve dolayısıyla finansal krizin de önünü açacak olan bir gelişmedir. O yüzden şöyle bakmaması lazım insanlarımızın, “ne kadar güzel dövizde bir düşüş var. İşte müdahale budur. Yönetimi ele almışızdır ve bundan sonra güzel oluyor. ” Hayır, ancak bir taraf bozulurken, diğer tarafı düzeltmek mümkün oluyor. Ama yüksek faizde en az kur kadar tehlikeli ve kötü bir şeydir. Dedi.

“PİYASA KİMDİR Kİ GÜVEN VERSİN “

Faizlerin firmaları zombiye çevirdiğini söyleyen Durmuş, Türkiye’deki zombi firma dediğimiz, yani ancak borç ile ayakta kalabilen gerçek anlamda kârsız firmaların zombileşmesinin iki sebebi var; geçmişteki ucuz faiz ve yüksek miktardaki krediye alıştırılmış olmak ve sonra da bu faizin yükseltilmesi, ikincisi de yüksek döviz kurudur. Son 18 yılda maalesef Türkiye bunun içine sıkışmış, bu makasın kestiği yerden kötü sonuçlar ile karşı karşıya kalmıştır. Onun için bu gelişmeleri iyi gelişmelerden daha ziyade, ihtiyatlı gelişmeler olarak görmek lazım ve bu günlerde liberal iktisatçılar tarafından, “piyasa bir güven verdi” biçimindeki yaklaşımlar çok sık kullanılıyor. Bunun da doğru olmadığını düşünüyorum. Piyasa kimdir ki güven verebilsin. Tamam, siyasal iktidarın yaptıkları belli, ortaya çıkan sonuçlar belli ve bu krizlerdeki gelişmeler belli ama piyasalar da sütten çıkma ak kaşık değildir. Bu sözü edilen piyasalar, ne zaman etkin ve adil bir biçimde çalışmışlardır ki bir kredi açmışlardır ve bu kredi üzerinden yürünmesi isteniyor’’ İfadelerini kullandı.

“HİÇBİR KAZANÇ MÜCADELE EDİLMEDEN KAZANILAMAZ”

Mustafa Durmuş, torba yasaya ilişkin, ‘’iki maddenin çekilmesi çok önemliydi ama iki madde şundan dolayı çekilmedi bana kalırsa, ‘’bunu gösterelim ama bunları deneyelim, kıdem tazminatını öne koyalım onlarla korkutalım sonra diğerlerini geri çekerek işleri rahatlatalım.’’ Belki böyle bir düşünce olabilir ama ben mücadele görüşünü ihmal ettiğini düşünüyorum. Oysa bu süreçte DİSK başta olmak üzere işçi sendikaları ayağa kalktılar. Siyasal partilerin birçoğu bunlara destek verdiler. Dolayısıyla sokaklarda insanlar sürüldüler. Bu nedenden dolayı bu yasanın geri çekilmesindeki en önemli faktör, işçi sınıfının vermiş olduğu mücadeledir. Bunu da görmek gerekir. Hiçbir güç ve hiçbir kazanç mücadele edilmeden elde edilememektedir. Bunu ispat etmiş ve doğrulamıştır ‘’şeklinde konuştu.

“TÜRKİYE’DE KAYIT DIŞI EKONOMİ VE ZENGİNLİK SÖZ KONUSUDUR”

Mustafa Durmuş, torba yasada kabul edilen Varlık affına yönelik, bu kanunun ilk olmadığını söyledi. Durmuş, ‘’Benim bildiğim kadarıyla bu Varlık affı ilk çıkarılan yasa değil, şu ana kadar 3’üncüsü ya da 4’üncüsü çıkarılıyor. Neden çıkarılıyor? Bir kere Türkiye, kayıt dışı bir ekonomi ve ülke içinde kayıt dışı çok fazla sayıda zenginlik söz konusudur. Bizim sermayemiz zenginliklerin önemli bir kısmını yurt dışında tutuyor. Yani yapılan çalışmalara göre ve siyasilerin geçmişte yaptıkları açıklamalara göre Türkiye’de zenginlerin, bu vergi cenneti adı verilen yerlerde 150 milyar dolar ile 170 milyar dolar arasında servetlerinin bulunduğu biliniyor. Şimdi o servetlerin Türkiye’ye getirilip sistem içerisine meşrulaştırılması amaçlanıyor. Şöyle de çıktı bu yasa; getirildiği takdirde herhangi bir vergi alınmayacağı gibi geçmişe dönük olarak da vergi incelemesi ya da ‘’nereden buldun?’’ gibi bir soru bir soru sorulmayacak. Bu şu anlama geliyor; ister uyuşturucu parası olsun, ister rüşvet olsun, ister yurt içinden yada yurt dışından olsun paraları artık meşrulaştırabilirsiniz. Bunun somut ifadesi kara para aklamak olarak karşımıza çıkar. Ki bunun demokrasilerde yeri yoktur. Bunun ne kadarı sisteme girecek göreceğiz. Geçmişte çünkü yeteri kadar sisteme girmedi ve beklentilerin çok altında kaldı. Ama maalesef siyasal iktidar uzunca süredir hep yasadışı ya da gayrimeşru olan sermaye birikimini meşrulaştırmak konusunda elinden gelen her şeyi yapıyor‘’ dedi.

“ARTIK VERGİ VEREN MÜKELLEF CEZA ALIYOR”

Mustafa Durmuş’un bıraktığı yerden sözü devralan İstihdam Uzmanı Sinan Ok, ‘’ Artık vergi veren mükellef cezalandırılıyor. Vergisini kamu borcuna erken ödeye sanki iyi yurttaş değil de, enayi konumuna düşürülmüş oluyor. Aynı zamanda şöyle de bir durum var; artık vergisini ödeyen zarara uğratılmış oluyor. Kamu alacaklarında bir disiplin söz konusu olmamakta, bütçe açığı 2020 için 140 milyara yakın öngören AKP, bunu 240 milyar ile yılı kapatacak. Yani ortada bütçe disiplini ne kamu alacaklarında ne de kamu harcamalarında söz konusu değil. Kamu harcamalarında kesin bir denetimsizlik söz konusu, kamu alacaklarında da sürekli Vergi affı, Pirim affı ya da bu ifade ettiğimiz işveren prim ve vergi destekleri ile dolaylı vergiler üzerinden bir tür topluma maliyet çıkarma, topluma fatura çıkarma gibi bir tür yapı söz konusudur. Karşımızda yoksullaştıran bir iktidar var. Türkiye 83 milyondan ibaret bir ülke, mültecileri de dahil etiğimizde 90 milyona çıkıyor ama istihdam koşullarına baktığımızda 27 milyon kişinin çalıştığı, bunun 4 milyonun da kamuda olduğu ifade ediliyor. Geriye kalan 23 milyonun yaklaşık 10 milyonu kayıt dışı çalışıyor. Bu kayıt dışılık sadece vergide söz konusu değil, istihdamda söz konusu, kamu harcamasının derlenmesinde söz konusudur.’’ İfadelerini kullandı.

KAYIT DIŞILIK NELERE YOL AÇIYOR?

Torba yasasının, halkı olumsuz etkileyeceğini ifade eden Ok, ‘’Bir tür sosyal güvenlik krizine yol açıyor. Şu an sosyal güvenlik açığı olarak bize söylenen, iktidarın sözlerinin sık sık gündeme getirildiği ve sürekli bize faturası çıkarılan bir açık söz konusudur. Bir tanesi bu kayıt dışılığın teşvik edilmesidir. İktidar vergi anlamında, istihdam anlamında da kayıt dışılığı teşvik ediyor. Bunun bir faturası bir bütün olarak ifade ettiğim topluma çıkarılıyor. Kayıt dışı çalışan 10 milyona yakın insan şuan güvencesiz, sigortasız ve hangi koşullarda geçimini sağlıyor bilmiyoruz.’’ dedi.

TOPLUMU SÜREKLİ EKONOMİK BÜYÜME İLE AVUTMAYA ÇALIŞIYORLAR

Sinan Ok, Torba yasanın geleceğinin olmadığını vurguladı. Ok, ‘’Mesai saatleri, hafta sonu izinleri, yıllık izinleri, emeklilik hakları, sağlık hakları hepsi belirsiz bir şekilde geleceksiz bir toplum inşa ediliyor. Şu an TÜİK verileri ile Türkiye’de, yüzde 33 olarak ifade edilen kayıt dışı istihdam durumu var. Bu oran ne OECD’de, ne AB ülkelerinde yada gelişmiş dünyada söz konusu değil. Bu hem geleceksizliği dayatıyor, yani artık gençler işe giremediği gibi zaten bu Torba yasada da bir madde o gerekçe ile getiriliyordu. Esnekleştirirsek, kuralsızlaştırırsak gençler iş bulabilecek teziyle savunuluyor. Ancak biz biliyoruz ki 2008 krizinden bu yana bu politika iktidar eli ile ısıtılıp ısıtılıp getiriliyor. Sürekli bizim ucuz iş gücü cenneti olduğumuz iddiası ile bir tür rekabet gücünü, kalitesiz ve insan onuruna yakışmayan bir piyasa üzerinden pazarlamaya çalışan bir iktidar söz konusudur. Biz de işte buna itiraz etmeliyiz. Toplumsal bir direniş olmasaydı. DİSK ve diğer sendikaların ısrarlı mücadelesi olmasaydı, elbette o iki kanun maddesi geri çekilmeyecekti. Yine kıdem tazminatı 2002’den bu yana eğer kaldırılmıyorsa, tabi ki toplumsal dinamiklerin buna itirazı nedeniyle kaldırılmıyor. Yoksa AKP iktidarının kesinlikle böyle bir hedefi var ve bütün hükümet programlarını yıllık olarak koyduğu bir hedeftir. Bugüne kadar başarılı olamamasının en temel nedeni de toplumun itirazıdır. Ama şu aşamada işsizlik ve yoksulluk son haddine varmıştır. Koronavirüs etkisi ile de, öncesinde de iktidarın uyguladığı hem Maliye Politikaları hem Para Politikaları yoksullaştıran bir büyümeye neden olmuştur. Toplumu sürekli ekonomik büyüme ile avutmaya çalışıyorlar. Halbuki büyümemize rağmen artan bir işsizlik var, artan bir yoksulluk var. Yoksullaştıran bu iktidara bir şekilde toplumun itiraz etmesi ve dur demesi gerekiyor’’dedi.

“HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ GÜNDEM KONUSUNU USTALIKLA DEĞİŞTİRİYORLAR”

Bütçe tartışmalarının torba yasalar ile gündem dışında bırakılmak istendiğini söyleyen Sinan Ok, ‘’Bir bütçe döneminden geçiyoruz. Normalde toplumun ana gündeminin bütçe olması gerekiyor. Ancak iktidar her komisyona bir torba yasa koyarak bunun tartışılmasını da engelliyor. Şu an enerji ve elektrik piyasası ile ilgili bir başka torba yasa ile gündemde, onda da ÇED raporu alınmadan, ruhsat alınmadan madencilik yapılabilmesinin önünü açıyor. Yeter ki bütçe hakkı konuşulmasın, yeter ki dolaylı vergilerin topluma nasıl fatura edildiği konuşulmasın da ne konuşulursa konuşulsun. İktidar bu işi yıllardır usta bir şekilde yapıyor. Muhalefet ve halkın bunu bir görmesi ve itirazını yükseltmesi gerekiyor’’ diye konuştu.

BÜTÇE ÖNÜMÜZDEKİ YILLARA NASIL YANSIR ?

2021 yılına yönelik genel bir değerlendirme yapan Mustafa Durmuş, ‘’ Biçim anlamında, anayasaya uygun bir biçimde zamanında ekleri ile beraber süresi içerisinde meclise getirilmedi. Bu konuda çok ciddi eleştiriler var. 2021 yılı bütçesi yeni tür bir teknik ile ele alınan bir bütçedir. Yani performans esaslı program bütçesi denilen bir bütçedir. Bunun da anlaşılabilmesi ve hazırlığının yapılabilmesi ile ilgili Bakanlıklarda epey bir zaman isterdi. Fakat ilgili Bakanlıklara bir hafta bir süre verildi. Bu da şunu gösteriyor ki zaten bu bütçe sarayda hazırlandı ve hazır halde getirildi. Özenli bir biçimde getirilmedi ve tartışılmadı. Bir kere bu her şeyden önce bütçe hakkının bütünüyle ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Sadece Torba yasalarla gündemin meşgul edilmesi değil aynı zamanda sürelerin kısıtlanması ve getiriliş biçimi ile de bütçe hakkı ortadan kaldırılıyor. Şimdi 1.4 trilyon liralık çok ciddi bir harcamadan bahsediyoruz ve bunun karşılığında 1.1 trilyon lira gelir sağlayacak. Bunun 922 liralık kısmı toplumdan vergi olarak alınacak ama herkesten eşit ve adil alınmadığından yüzde 70’inin halktan dolaylı vergiler olarak alındığını biliyoruz. Bu kadar büyük bir kaynağı halktan alıyorsunuz, bunu alıp da harcıyorsunuz ve bunun hesabını halkla vermek zorundasınız. Bunun hesabı, toplanan vergilerin nereye harcandığı, nasıl alındığı konusunda şeffaf olunması ve demetlenebilir olması demek. İşte biz buna bütçe hakkı diyoruz. Yani halkın bütçenin boyutunu, gelirler boyutunu hem de borçlanma ile ilgili boyutunu denetleyebilmesi demektir. Geçen bir Torba yasada borçlanma limiti iki katına çıkarıldı ve bu yılın sonunda 308 milyar liralık bir borçlanabilme imkanı verildi. Bu çok az konuşuldu. Bütçe konuşulurken genellikle gelirler ve harcamalar konuşulur ama bu dönem bütçeye bir de borçların bu kadar yüksek olması damgasını vurdu. Bütün bunlar halkın hesap sormasının, incelemesinin ve ilgili bir biçimde denetleyebilmesine mümkün kılmalıydı ama öyle bir şey söz konusu olmadı’’ dedi.

“DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE SAVAŞA FAZLA BÜTÇE AYRILMAZ”

Durmuş, savunma sanayinin bütçesi sağlık ve eğitime ayrılan bütçeyi aştığını vurguladı. ‘’Devletin zor aygıtları dediğimiz aygıtları var. Öyle tasnif edilir. İç güvenlik, dış güvenlik cezaevlerinden tutun, yargılamaya bütün bunların hepsini kattığımız zaman bu tür kuruluşlara ve işlevlere ayrılan paraya baktığımızda bu sene itibariyle 300 milyarı aştığını görüyoruz. Buna aynı zamanda toplumdan ayrılan başka kaynaklar var. Devletin tamamına yakın kısmına sahip olduğu, Türkiye’de askeri sektörde Aselsan başta olmak üzere şirket var. Bunların cirolarını katın. Bir de Savunma Sanayi Destekleme Fonu’nun cirosunu kattığımızda toplamda 300 milyar lirayı aşıyor. Bunu siz bütçeye orantıladığınız zaman yüzde 23-24 oranında bir rakam çıkıyor. Askeri sektör, iç güvenlik, dış güvenlik, savaş harcamaları, savunma harcamaları adına ne derseniz deyin. Bu sektör için askeri ve sanayi karması dediğimiz şirketleri de işin içine katarak ayrılan toplumsal kaynak, bütçenin 4’te birine yakın bir kaynaktır. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar fazla buna ayrılmaz çünkü bu kaynaklara ayırdığınız zaman harcanacağı yerler bellidir. Bunlar savaşta harcanır, otoriterleşmeye harcanır, militarizmin yükseltilmesinde harcanır. Bunların ekonomik maliyeleri bir yana buralara yapılan bir günlük harcamanın aynısını sağlığa, eğitime ve yapsanız birkaç kat istihdam yaratırsınız. İşin bu boyutu bir yana bir de insani boyutu var. Doğanın savaşlardan çok çabuk olumsuz bir şekilde etkilenmesi, insanların etkilenmesi, göçler gibi aklınıza gelebilecek her türlü şey var. Barışın da tabi yok edilmesi anlamına geliyor.’’dedi.
‘’Bu yılın bütçesi de aslında geçmiş yılların bütçesinin devamı niteliğinde ama giderek de bir doz artırılmış gibi gözüküyor’’diyen Durmuş,
‘’Sermayeler bütçesi harcama boyutuyla söylersek, bu seneki ulaştırma payı toplam harcamaların aslan payını alıyor. Yani müteahhitler bu paydan zengin edilecek. Aynı zamanda buradan yine Şehir Hastaneleri müteahhitlerine gidecek olan üç sene boyunca 58 milyar liralık bir kaynak aktarımı var. Müteahhitlere sadece 2021 yılında 16 milyar liralık bir kaynak aktarılacak. Bu bile tek başına harcamalar boyutuyla ne olduğunu gösteriyor. Sermaye sahiplerine bir başka çok büyük kıyak daha var. O da çok az konuşuluyor. Bunlara vergi harcamaları adı veriliyor, yani alınmayan vergiler… Bu sene 231 liralık kısmı sermayeden muhafiyet adı altında, istisna adı altında indirim adı altında alınmayacak. ‘’ifadelerini kullandı.

“BÜTÇELERİN BAZI SORUNLARA CEVAP VERMESİ LAZIM”

Durmuş, ‘’Bütçeler aslında siyasi iktidarların harcama yapabilmeleri, gümrük toplayabilmeleri ve mokro ekonomik politikalar hayata geçebilmeleri için yapılır. Ama bütçelerin bir başka sınıfsal boyutu vardır. 1.4 milyon liralık bir kaynak aktarımından söz ediyoruz. Bu bütçelerin en azından bazı sorunları çözmesi lazım. Nedir o sorunlar ? Türkiye, bütün dünyada olduğu gibi çok daha derin bir şekilde korona pandemisi ile uğraşıyor. Özellikle İstanbul başta artık işin kontrolden çıktığını tabipler söylüyorlar. Resmi verilerin kat kat üstünde vaka sayısı olduğu ve hastanelerdeki yoğun bakım ünitelerinin dolduğu, işin kontrolden çıktığı söyleniyor. Bu şu demektir; pandemi ile mücadelede sınıfta kaldık demek oluyor. Bu bütçe ile pandemi ile mücadelede yeterince kaynak ayrılıyor mu? Hayır bütçenin 4’te birlik kısmı müteahhitlerle yapılacak projelere gittiğini görüyoruz. Geri kalan kısmına baktığımızda koruyucu sağlık değil, daha çok ticarileşmiş metalaşmış sağlık hizmetlerine ayrıldığını görüyoruz. Yani bu bütçe hiçbir biçimde pandemi görmeyen, bundan en az iki yılımızı meşgul edecek çok önemli bir sorun haline gelen bu salgını görmeyen bir bakış açısı ile hazırlanmıştır. Bu bütçe ekonomik krizi gören bir bütçe değil, dünyanın her yerinde pandemi ile birlikte derinleşen bir kriz var. Türkiye bunu katmerli olarak yaşıyor’’ Şeklinde konuştu.

“ÇÖKMÜŞ PARAMETRELER İLE EKONOMİK KRİZE MÜDAHALE EDİLEMEZ”

‘’Bütçe bugünden aşılmış olan bir takım parametrelere göre hazırlanmıştır.’’ diyen Durmuş, ‘’ Ne döviz kuru tutar bu bütçede, ne faiz kuru, ne de cari açık, bunların hiçbirinin tutmayacağı belli dolayısıyla da böyle tutmayacak ve şimdiden çökmüş parametreler ile ekonomik kriz ile mücadele edebilme şansınız yok. Bu bütçede olmadı ama Torba yasada işsizlik ile ilgili esnek çalışma modelini önerdiler. Daha çok kölelik koşullarında çalışmayı, kısa çalıştırmayı emeklilik haklarından vazgeçerek, tazminatlarından vazgeçirecek bir program önerdiler. Bu hangi derde ilaç olabilir. Bu bütçe işsizler için bir bütçe değil. Bu bütçede kadınlara da diğer ezilen kesimlere de aynı şekilde bir açılım olduğunu görebilmek mümkün değil dolayısyla bu bütçeyi bu bağlam içerisinde ele almak lazım.’’ Dedi.

“KÜRT İLLLERİNDE İNSANLAR YOKSULLUK İLE TERBİYE EDİLİYOR”

Ülkenin zor zamanlar içinde olduğunu ifade eden Sinan Ok, ‘’Bu ülke OHAL’i yaşadı. Daha sonrasında kent yıkımlarını yaşadı. Kürt illerinde mutlak bir yoksulluk söz konusudur. Mesela Türkiye geneli işsizlik oranı yüzde 10 ile 13 bandı arasında gidip gelirken, son 4 yıldır Mardin’de bu oran yüzde 30, kadınlarda bu oran yüzde 42’dir. Bölgeler arasında korkunç farklılıklar var. Yine bu SGK istatistikleriyle, Ağrı, Muş ve Urfa’da yüzde 44 ile 45 oranında bir nüfus GSS primini ödeyemiyor. Bu primi ödeyememek demek, hanede kişi başına düşen gelirin asgari ücretin 3’te birinin altında olması demek. Bu kişilerin her an mal, mülk taşınmazının da olmaması demek. Yani mutlak yoksullukla terbiye edilmek gibi bir durumda söz konusudur.’’

“YOKSULLUK DEVLET POLİTİKALARI İLE ORTAYA ÇIKTI”

Ok, bölgede kaynaklanan yoksulluğun tesadüfi olmadığını söyledi. ‘’Bu yoksulluk planlı, kasti ve devlet politikaları ile ortaya çıkarılmıştır. Bölgenin doğal kaynaklara erişimi, jeopolitik konumu aslında böyle bir yoksulluk ile sonuçlanmaması gerekirken, yayla yasakları, mera yasakları, güvenlikçi politikaların dayatılmasından tutun, bu son 2015 Barış Süreci’nin terk edilmesinden bu yana yaşanan gelişmeler, Suriye savaşının bölgeye taşıdığı göç, kriz ve şu an hala devam eden güvenlikçi politikalar… Aslında biz biliyoruz bölgede şu an tek istihdam politikası var o da koruculuk üzerinden sayısı 100 bine ulaştırılmıştır. Bir koruculuk dışında, güvenceli iş diyebileceğiniz bir iş yok. İnsanlar hayvancılık ile, tarım ile üretim yapmaya çalıştıklarında, hem bu döviz kuru etkisi ile hem de piyasa denilen mekanizma ile orayı tıkıyorlar. Koronavirüs etkisi ile de burada gözlemleyebildiğimiz bir kitlesel işsizlik artışı var. Bölge dışına çıkan mevsimlik işçilerden tutun, inşaat işçilerine, turizm işçilerine, öğrenci olarak giden işçilere kadar bu dönemde maalesef geri dönüş yaşamak zorunda kaldılar. Bölgede de onların bir gelir alanı maalesef yok. Zaten çoğu bölge dışında, kayıt dışı, düşük koşullarda ve insan onuruna aykırı koşullarda çalışan kişilerdir. ‘’ifadelerini kullandı.

“İNTİHARLAR YOKSULLUĞUN OLDUĞU HER YERDEDİR”

CHP’li vekillerin hazırladığı raporda, kürt illerinde intihar eğiliminin artmasına yönelik konuşan Ok, ‘’İntiharlar sadece bölgeye özgü değildir. Bunu üzülerek söylüyorum, bölge dışında artık kamusal alanda yoksulluk intiharlar diyebileceğimiz, maalesef tanık olabileceğimiz vakalar ve bu konu çok riskli bir konudur. Bunu iyi ifade etmek gerekir çünkü bulaşıcı olma gibi bir durumu da söz konusudur. Çaresizlik ve ümitsizlik dili insanı intihara sürüklüyebilir. O yüzden burada hem habercilik dilini hem de uzmanların dilini iyi yerden kurması ve çözüm odaklarının çoğaltılması gerekir. Her bölgede yoksulluk ve işsizlik artıyor. Bu da tesadüfen ve sadece koronavirüs ile değil AKP’nin politikaları ile artıyor. İktidarın 18 yıldır uyguladığı Para Politikası da, Maliye Politikası da topluma fatura şeklinde yansıtılıyor. Bu fatura da yoksulluk ve işsizliktir. Toplumun elektrik ve su faturaları da dahil, artık ben ödememeyi tavsiye ediyorum. AKP iktidarına suistimal edecek kaynakları ortaya çıkarmasın. Buradan bir çağrıyı da alkol ve sigara tüketicilerine yapmak istiyorum. Bu insanlar bu vergiyi vermektense, tüketmeme iradesini göstersinler. Çünkü bu iktidar aldığı vergiyi topluma karşı kullanıyor.’’ Dedi.