Nagihan Alan Yiğit’in konuğu olan ve pandemi döneminde sağlık çalışanlarının yaşadığını sıkıntıları aktaran İTO Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip ve SES Aksaray Şube Eş Başkanı Yasemin Bakır, acilen adım atılması gerektiğini ve sağlık çalışanlarının tükendiğini vurguladı.

Dokuz8TV’de gerçekleştirilen “Pandemi döneminde sağlık çalışanları” başlıklı canlı yayında Gazeteci Nagihan Alan Yiğit’in sorularını yanıtlayan; İstanbul Tabip Odası (İTO) Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Aksaray Şube Eş Başkanı Yasemin Bakır pandemide sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddetten Covid-19’un meslek hastalığı sayılma kararına kadar gündemde tartışma yaratan birçok soruna değinerek sağlık emekçilerinin yaşadığı sorunların vahim boyutuna dikkatleri çekti.
“Pandemi döneminde sağlık emekçilerinin sorunları” başlığıyla gerçekleştirilen ve pandemi sürecinden sağlık çalışanlarının nasıl etkilendiği konusunda birçok soruya yanıt arayan programın dikkat çeken başlıkları şöyle oldu:

“SALGININ BOYUTU SAĞLIK ÇALIŞANLARINI TÜKETİR BOYUTA GELDİ”

Pınar Saip sürecin yönetilmesinde özellikle vaka sayısı-hasta sayısı ve tablodaki detayların çok önemli olduğunu ifade ederek konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Salgın başladığından, ilk tanının konmasından beri çok fazla test yapılması ve açık şeffaf bir bilim kurulu tarafından salgının yönetilmesi gerekiyordu. Bizde böyle yapılmadı. Detaylara maalesef sahip olmadık bunun için de gerek sağlık çalışanları açısından gerekse toplumun sağlığı açısından süreç yönetilememiş oldu. Salgının gerçek boyutları toplum ve sağlık çalışanları tarafından da algılanamamış oldu. Eylül ayından beri artan vakaları biz sahada çok görüyorduk yazın İstanbul’da bir azalma yaşansa da eylül ayından itibaren ciddi bir artış oldu ve katlanarak yükselmeye devam etti. Biz bunu sürekli gündeme getirdikten sonra nihayet topluma açıklanmak zorunda kalındı gerçek vaka sayıları. Şu anda da sağlık sistemi doluluk oranları çok yükseklere vardı ve sağlık çalışanlarını tüketir hale geldi salgının boyutu. Öyle ki şu an 119 sağlık çalışanı, bunların 73’ü hekim, toplam 193 sağlık çalışanı yaşamını bu uğurda kaybetti.”

“COVİD-19’UN MESLEK HASTALIĞI OLARAK TANIMLANMASI ŞART”

Covid 19’un meslek hastalığı olarak sayılmasının öncelikli talepleri olduğunu ifade eden Pınar Saip, “Bu hem çalışanlara bir moral motivasyon kazandıracak hem de işyerlerinin sağlık çalışanları için tedbirleri arttırmasını sağlayacaktır. Tazminat ödemekle yükümlü olacaklar çünkü. Sağlık emekçilerinin çocukları için bir gelecek temini açısından da önemli. 140 ülkede bu meslek hastalığı olarak kabul edilmiş durumda ama hala bizim ülkemizde bu netleşmedi. Bunun bir an önce kabul edilmesini özellikle istiyoruz. Biz de billboardlarda İstanbul’da meslek hastalığı olarak kabul edilmesiyle ilgili duyurular yaptık. Ay boyunca bu konunun üzerinde duruldu. Neyse ki muhalefet de iktidar partisi de bu konuya önem veriyor. Biz 65 tabip odası hepimiz aynı görüşte olmasak da farklı yaklaşımları olan tüm tabip odaları bu konuda birleştik. Hep birlikte bir gazete ilanı verdik toplu imza ile. Bu bizim sadece hekimlere değil tüm sağlık çalışanlarına yönelik en öncelikli talebimizdir” diye konuştu.

“HASTANELERİN KADROLARI YETERSİZ, SAHADAKİ ARKADAŞLARIMIZ ÇİFT MESAİ ÇALIŞIYOR”

Yasemin Bakır ise bilgiyi toplumla paylaşma konusunda şeffaf davranma meselesinin bu süreçte çok önemli olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:
“Bunu ilk günden beri sağlık meslek örgütleri sendikalar tüm kurumlar sürecin yönetilmesi konusunda bu konunun ne kadar önemli olduğunu çok önemsiyoruz. Toplumun içinde olduğumuz hal hakkında fikir sahibi olmaları için şeffaflık meselesiyle ilgili birçok tartışma yürüttük. Bütün görüşmelerimizde aslında talep ettiğimiz şey sürecin yönetildiği bu organların hepsine dahil olmaktı ama ne yazık ki 30 Kasım itibariyle pandeminin başlamasının üzerinden 10 ay geçse de DSÖ’nün aşı dağıtımıyla ilgili yaptığı açıklamayla birlikte vaka-hasta tartışması arasındaki çatışmadan vazgeçen Sağlık Bakanı en sonunda ülkedeki gerçek vaka sayısını açıklama kararı aldı. Ama her ne kadar 28 binle başlayıp 3 günlük zamanda 30 bine varan bir vaka sayısı aktarımı yapılsa da biz biliyoruz ki hala bu sayılar bile gerçek vaka sayısını ifade etmiyor. Dolayısıyla doğru bilgiye ulaşamadığımız için bilginin gerçekliğiyle ilgili çatışmayı yaşayan sağlık çalışanı kendisini işin içinde edilgen halk da işin ehemmiyetinin boyutundan bihaber olmuş oluyor.
En sonunda da 2 aylık zaman dilimi içinde bir anda hasta sayısı 2’ye katlanıyor ve şu anda son açıklamayla 500 tane yoğun bakım yatağı boşumuz var ne kadar kısa sürece dolabileceğini hepimiz tahmin edebiliyoruz. Bu bizim işin kontrolünü kaybettiğimiz an aslında. Bizim için meselenin en başındaki sağlık emekçilerinin ilk talebi meslek hastalığının kabul edilmesi. Diğer taraftan biz zaten sahada bu işi yürütürken çok eksik bir personel sayısıyla yürütüyorduk. Sahadaki arkadaşlarımız kendi mesailerinin saati kadar fazla mesaiyle çalışıyorlardı. 9 ay geçmiş olmasına rağmen birçok şehirde İstanbul’u baz aldığımızda mesela 2 şehir hastanesi açılışı gerçekleştirildi bunun yanı sıra pandemi hastanesi açıldı ama bakanlık zaten yetersiz personel sayısı olmasına rağmen bu hastanelerin kadrolarını bile diğer kurumlardaki personelleri görevlendirmeyle tamamladı. İkincil ısrarlı talebimiz geç olmadan atama yapılması. En son 12 bin kişilik alım yapılacağı açıklaması yapıldı ama tüm kurumların ihtiyaçlarını gerekli şekilde karşılayacak yeterli personel sayısının atanmasını istiyoruz.”

“ADI OLUP GELİRİ OLMAYAN ÖDEME MODELİNİ KABUL ETMİYORUZ, GEÇİNEMİYORUZ”

“Resmi anlamda pandemi ilanı olunmamasına rağmen anayasaya aykırı şekilde arkadaşlarımızın tüm izin haklarına el konulmuş durumda” diyen Yasemin Bakır şunları ekledi:
“Resmi pandemi ilanı söz konusu olursa biz sağlık emekçileri bunun hukuktaki karşılığını kabul edebiliriz ama sahadaki hastalanıp ölme halimizi bile resmiyette tanımayan bir işleyiş resmiyet ilan etmediği durumda tüm anayasal haklarımızı askıya alma gibi bir durumla karşı karşıya bıraktı bizi. Diğer yandan ücret meselesi var. TTB ve birkaç kurumla birlikte performans sisteminin nasıl adaletsiz bir düzen olduğunu çalışanlar arasında nasıl bir ikircilik yarattığını söylüyoruz hep. Adı olup geliri olmayan bir ödeme modeli bu ve en başından beri geçinemiyoruz diyoruz. Kamuda çalışan birçok emekçiye göre en zor çalışma iş kollarından birisi olmasına rağmen ücret meselesi tek pota altında toplanıp temel ücret adı altında ücretlenmelidir. Bugün Türkiye’de belirlenen yoksulluk sınırının taban kabul edilip sağlık emekçilerinin ücretinin bunun üzerinden değerlendirilmesi istiyoruz. Bunlar mesela en net durumlardan birisi. Sahada arkadaşlarımız fazla mesailerle çalışıyorlar riski daha da artıyor. Ciddi bir tükenmiştik ve psikolojik yıpranma var.”

“CİDDİ BİR EMEK GÜCÜ KAYBIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

Sürecin en başından beri emek gücü kaybının önüne geçebilmek adına sendikalar, TTB ve meslek odaları olarak sağlık emekçilerine yönelik düzenli test yapılmasını talep ettiklerini belirten Pınar Saip, “Ciddi bir emek gücü kaybıyla karşı karşıyayız. Testlerin düzenli yapılması sağlık çalışanlarını daha tedbirli olmasını sağlayacaktı ve hastanelerin yeni bir salgın kaynağı olmasını engelleyecekti. Bazı hastanelerin de Covid hastası almaması gerekiyordu. Bu hastanelerde Covid dışındaki hastalara bakılmasını istedik. Ama olmadı. Yine bu süreçte önlem için bazı belediyeler ve oteller de konaklama sağladı sağlık çalışanları için. Çünkü hastalığa yakınsınız ve test yapılmazsa eve taşıma riskiniz var. Hem ailesinin hem çocuklarının yanına gitmekte tereddüt ediyorlar ve onlara hasret durumdalar. Sağlık çalışanlarının güvenliğinin sağlanması ve test yapılması çok önemliydi ama yapılmadı. Bu tür güvenli çalışma ortamlarının sağlanması mümkün olmadı. En başta özellikle ekipman da sorunluydu. Salgının başında o kadar sağlıksız ortamda çalışıldı ki. Birçok arkadaşımızı bu nedenle kaybetmiş durumdayız bunun sorumluluğu birilerinin alması gerekecek” şeklinde konuştu.

“BİRÇOK YERDE HALA MASKENİN KALİTESİ VE SAYISI YETERSİZ”

Herhangi bir salgına yanıt verilirken ön saflarda olan ve bu nedenle salgın patojeni ile enfeksiyon bulaşma ihtimalinin çok büyük olduğu sağlık emekçileri için onları koruyacak tıbbi giysi ve ekipmanlara ulaşılabilirlik açısından güncel durumu da aktaran Pınar Saip, şu ifadeleri kullandı:
“Bu konuda özellikle gerçekten sağlık meslek örgütleri olarak ciddi ses çıkardığımızı düşünüyorum. Bir dönem maskenin dağıtımında bile ciddi sorunlar yaşandı. Halk büyük bir dayanışma örneği ortaya koydu. Böyle olunca iktidar da hemen o konuya el attı ve şu an ekipman açısından en büyük sorun aile sağlığı merkezlerinde yaşanıyor. Bu ekipmanların sık sık değiştirilmesi atılması gerekiyor. Bunlar da ciddi bütçe gerektiriyor, aile sağlığı merkezleri bunları hala kendi cari giderlerinden karşılamak durumunda. Devlet düzenli bir dağıtım sağlamıyor bu merkezlere bu çok önemli. Birçok yerde maskenin kalitesi ve sayısı yetersiz. Tüm gün bir maskeyle geçirin deniyor. Kalitesi de çok yetersiz oluyor. Hastanelerde ekipmanların yeterliliği konusunda hala endişelerimiz var.”

“EBEVEYNLİK SORUMLULUĞU SADECE KADININ DEĞİLDİR”

Pandemi sürecinde hekim olan eşlerin yoğun çalışma temposu nedeniyle çocuklarına bakıcı bile bulamadıkları konusu hakkında konuşan Yasemin Bakır şunları söyledi:
“Çalışanların yüzde 70’inin kadınlarda oluştuğu bir meslek grubundayız. Bakanlık bünyesindeki ebeveynlerden ikisi de sağlık çalışanıysa birinin idari izinli sayılması ve bu iznin de kadına verilmesi söz konusu. Bizim şu noktada itirazımız var. Ebeveynlik sorumluluğu sadece kadının yükleneceği bir sorumluluk değil. Hem erkeğin hem de kadının ortak sorumluluğu oradaki kadın önceliği tanımlamasının doğru bir tanımlama olmadığını düşünüyoruz. Bunun yanı sıra idari izin meselesi kurum amirlerinin inisiyatifine bırakılmış durumda. Salgında arkadaşlarımız kâğıt üstünde kısmen tanımlanmış ama pratiğe geldiğinde bir karşılığı yok açıkçası. Yıllardır hem oda hem sendika olarak talep ettiğimiz 24 saat kreş hakkı meselesi sağlık emekçilerinin en büyük sorunlarından birisi ve pandemi sürecinin en büyük çıkmazlarına dönüşmüş durumda. Mesela Kayseri’deki Fatma hemşire 2 çocuğunu evde bırakıp işe gitmek zorunda olduğu için evde çıkan yangında 2 çocuğunu da kaybetti bunun gibi onlarca arkadaşımız var. Toplumun son dönem kültürlerinden birisi, çocuklar büyükanne ve babalar tarafından bakılıyor ama salgın onları risk altına aldığı için kimse anne babasının yanına da bırakamıyor çocuklarını. Sağlık emekçileri sahada bu kadar çırpınıp hayatını ortaya koyarken çocuklarının ne olacağı meselesi de bu işi organize edenler kafa yorsun istiyoruz biz açıkçası.”

“ALKIŞ DAYANIŞMASINDAN FAZLASINA İHTİYACIMIZ VAR”

“Bu süreçte eksiklerimizi basın üzerinden kamuya aktarma şansına sahiptik ve eksiklerimiz bunlar ve ciddi sıkıntı yaşıyoruz demiştik salgının başlarında. O zaman sağlığımızı koruyan, sağlık bakanlığının önlemlerinden çok o dayanışmayla oluşan seferberlik, toplumdan gelen destekti. Herkesin maske dikip hastanelere gönderme çabası mesela. İnanın ki bu insanda inanılmaz bir moral motivasyon yaratıyor. Sağlıkta şiddet meselesi derin yaşanılan bir ülkede toplum tarafından böyle bir duyarlılıkla karşılaşmak rahatlatan bir durum. Sağlık bakanlığı haziran itibariyle her şey normal algısını yaratırken diğer yandan toplumu sadece sokağa bırakmakla kalmadı bizim onlarla kurduğumuz ilişkiyi de kopardı.
Alkış dayanışması değil daha fazlasını istiyoruz desek de bundan fazlasıyla da şu an karşılaşmıyoruz açıkçası. Orduda sağlık emekçisi kadına çocuğunun velayetinin verilmemesi konusuna gelince, bunlar bizi psikolojik olarak yıpratıyor. Bu aklı tanıyoruz, ataerkil akıl kendi düzenini işleyişini oturmak için kendine göre evrilttiği hukukla kadının karşısında her durumu fırsata dönüştürüyor. Sağlık emekçisinin çocuğuyla ilgili olarak bakanlığı kendi sorumluluğunu görmemesi işleyişidir bu. Sağlıkçının yaşadığı bütün o sıkıntıları sorunları görmeyip çocuğuna el koymaktır. Çocuğun velayetini babaya vererek hem kadına hem de sağlık emekçisine iki defa saldırmış durumdadır. Biz bunu kabul etmeyeceğiz. Tüm sağlık meslek örgütleri bir araya gelerek bununla ilgili tepkimizi de ortaya koyduk. Ne kadınlar olarak ne de sağlıkçılar olarak bunu kabul etmeyeceğiz ve itirazlarımızı sonuna kadar ortaya koyacağız açıkçası.”

“40 BİNİN ÜZERİNDE ATAMAYA İHTİYACIMIZ VAR”

Yasemin Bakır Türkiye’de sağlıkçıların sahadaki dağılımı konusunda OECD sıralamasında oldukça geride olduğumuzu ve atanma yapılması gerektiğini belirterek şöyle devam etti:
“Birçok kadroda, hekiminden hemşiresine hepsinde bu sorun var. En net söylememiz gereken kadrolardan birisi bu sürecin en zorlu ve sıkıntılı tanıkları olan hemşire arkadaşlardı. Sahadaki arkadaşlarımızın birçoğu mesailerinin iki katı fazla mesai ile çalıştılar. Yoğun bakımlarda son dönemde en çok yaşadığımız sıkıntılardan birisi sahadaki arkadaşlarımızın Covid olmaları nedeniyle sağlıklı olan hekim arkadaşların hasta olanlardan kalan işi de üstlenip daha fazla riske maruz kalması. Son 10 yıldır sağlık iş kolunda ciddi bir mezun sayısı ve bir yığılma söz konusu. Bu kadar çok mezun ve bu kadar çok ihtiyaç varken bu atamaların yapılması lazım. Yıllardır atama bekleyen gençlerin sosyal medyadan atama taleplerinde bulunması gayet normaldir. Bir an önce hayata geçirilmesi gereken bir durum. Bakanlığın açıkladığı sayıları gördüğümüzde neyi düşünerek yapıyorlar diye kendi kendimize düşünüyoruz çünkü hala sahada ciddi bir eksik ve bakanlık yetersiz atama gerçekleştiriyor. Kendi açtıkları kurumların bile kadrolarını tamamlamayacak şekilde atamalar gerçekleştiriyor. Bir an önce bu konuda harekete geçilmesi gerektiğini düşünüyorum. Belki 60 bin değil ama bu ülkenin gerçekte de 40 binin üzerinde sağlık emekçisine ihtiyacı var.”

“ KHK İLE ATILAN SAĞLIK ÇALIŞANLARININ MUTLAKA DEĞERLENDİRİLMESİ LAZIM”

Pınar Saip ise kadrolar konusunda şunları söyledi:
“Bir de paramedik arkadaşlar var bunlar özellikle farklı alanlarda çalıştırılıyor ve kadrolara atanmıyorlar. Ciddi bir sorun içindeler sürekli gündeme getirmeye çalışıyorlar bizden de gündeme getirmemiz için ricada bulunuyorlar. Bunlar KHK ile görevlerinden atılmış sağlık çalışanı meslektaşlarımız. Yeni mezunların istihdama katılması önemli ama bu süreçte deneyimli personele de ihtiyaç var. Özellikle filyasyon alanlarında kurulan ekiplerde hekim bile yok. Bazılarında sağlık çalışanı bile olmadığını duyuyoruz. KHK ile atılan sağlık çalışanlarının mutlaka değerlendirilmesi lazım. Sağlık alanında çalışmanın getireceği bir problem olmaz. Bunun dışında kadrolara atanma için bekleyen çok sağlık çalışanı var, mesela şoför olarak çalıştırılan sağlık çalışanları var bunların masaya yatırılıp atamalarının yapılması gerekiyor.”

“HEKİME KARŞI ŞİDDETTE CEZA, ERTELENEMEZ VE CAYDIRICI OLSUN”

Pınar Saip ise hekime karşı şiddetin çok boyutlu olduğunu ve en başından beri bu konuda caydırıcılığın oldukça önemli bir mesele olduğuna dair hatırlatmalar yaptıklarını ifade ederek şunları söyledi:
“Bugün yayından önce bir mahkemeye katıldım. Fikret Hacıosman arkadaşımızın bir hastası tarafından öldürülmesinin mahkemesi ve 2 yıl olmasına rağmen hala devam ediyor. Süreç açık ve net olmasına rağmen bir türlü karar verilemedi. Pandeminin başından beri hekime karşı şiddette caydırıcılık çok önemli diyoruz. Bu konuda salgının ilk günlerinde istediğimiz gibi olmasa da bir artırıcı önlem geldi. Yasada değişiklik yapıldı ve sağlık çalışanlarına karşı olan şiddette bir artırım, ifadelerin hastanelerde alınması gibi kararlar alındı ama hala bunu erteleme şansına sahipler. Sözel veya fiili bir şiddet türüne karşı ceza ertelenebilir sınırdaysa erteleme hakkı hala var. Biz aslında bu ertelenme durumunun da olmamasını istiyoruz.
Ceza ertelenemez olsun ve cezayı çeksin ki bir caydırıcılık olsun. Sağlıkta şiddet tüm şiddet olaylarında olduğu gibi sadece caydırıcı cezalarla da çözülebilir bir durum değil. Toplumda şiddet, nefret söylemi ötekileştirme suçlama gibi durumlarla bencil bir toplum yetiştirmek karşıdakinin ne ifade özgürlüğüne ne davranış özgürlüğüne saygı göstermiyor olmak tüm bunlar sizi bir şiddet toplumu haline getiriyor. Bunları söylemlerle idealize ediliyor. Bu aşamada insan haklarına saygı ön plana alınmalı. Okullarda bu ders yeterince yok. Karşıdakine saygı, hak kavramı işte bunlar bir arada olursa şiddet ancak azalacaktır. Sağlıkta şiddet aile içi şiddetten veya diğer şiddet türlerinden farklı değil. Ailede şiddet uygulayan sağlıkçıya da uyguluyor, çünkü sorunlarını böyle çözmeyi öğrenmiş.”