Gazeteci Alican Uludağ üç aylık tutukluluğun ardından hakim karşısına çıkıyor
Sosyal medya platformu X üzerindeki paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınan ve üç aydır cezaevinde tutuklu bulunan gazeteci Alican Uludağ'ın, hakkında açılan dava kapsamında yargılanmasına yarın Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi'nde başlanıyor. Mahkemenin kararı doğrultusunda Uludağ, duruşma salonunda fiziki olarak hazır bulundurulmayacak ve duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla katılım sağlayacak.
DW Türkçe'nin haberine göre, gazeteci hakkında "cumhurbaşkanına alenen hakaret", "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama" suçlamaları yöneltiliyor. Söz konusu suçlamalar için öngörülen cezaların üst sınırına zincirleme suç hükümleri tatbik edildiğinde, ceza miktarının yaklaşık 19 yıl 6 aya kadar yükselebileceği hesaplanıyor. Uludağ'ın üç aydır devam eden tutukluluk sürecinde sadece kendisine yöneltilen suçlamalar değil, dosyanın ilerleyiş biçimi ve ilk duruşmanın görülme şekli de tartışmaları beraberinde getirdi.
ALİCAN ULUDAĞ'IN GÖZALTINA ALINMASI
Sosyal medya platformu X'te 19 Şubat tarihinde yaptığı bir paylaşımın ardından hakkında resen soruşturma başlatılan Uludağ, aynı akşam Ankara'daki ikametgahından gözaltına aldı. Yaklaşık yedi saat süren kara yolculuğuyla İstanbul'a nakledilen gazetecinin, gece yarısı emniyette ifadesinin alınmak istendiği belirtildi. Uludağ, yaşadığı süreci daha sonra "22 saat içinde kendimi cezaevinde buldum" ifadeleriyle aktardı. Tutuklanmasının ardından ilk olarak Metris Cezaevi'ne, sonrasında ise Silivri'deki Marmara 1 No'lu Cezaevi'nin geçici koğuşuna sevk edilen Uludağ, Metris'te üç gün, Silivri 1 No'lu geçici koğuşunda ise iki gün geçirdi. Gazeteci, 10 Mart tarihinde cezaevindeki ilk günlerinde televizyon, kitap ve gazeteye erişiminin bulunmadığını, kantinden alışveriş yapamadıklarını, yerde uyumak zorunda kaldıklarını ve tahta kuruları nedeniyle sağlıksız koşullarda barındıklarını kaydetti. Uludağ, yaşanan durumla ilgili olarak "Tahta kuruları üzerimizde geziyordu" dedi.
Geçici koğuş sürecinin tamamlanmasının ardından Marmara 1 No'lu Cezaevi'nde bu kez 48 kişinin bulunduğu bir koğuşa nakledilen Uludağ, burada da altı gün süreyle kaldı. Koğuşta yer alan tutuklu ve hükümlülerin büyük bir kısmının dolandırıcılık suçundan mahkum olduğu ifade edildi. Avukatlarının gerçekleştirdiği başvurunun neticesinde Marmara 9 No'lu Cezaevi'ne nakli sağlanan Uludağ, 26 Şubat tarihinden bu yana tek kişilik hücrede tutulmaya devam ediyor. Uludağ hakkındaki dosya ise iddianamenin kabul edilmesi ve aynı gün verilen yetkisizlik kararının ardından Ankara'ya gönderildi. Ancak dosyanın başkente gönderilmesine rağmen Uludağ, Silivri Cezaevi'nde kalmayı sürdürüyor. İlk duruşmada da mahkeme salonunda bizzat bulunmayarak ekran başından savunma yapması planlanıyor. Üç aylık zaman zarfında dosyada sadece suç isnatları değil, soruşturmanın yasal zemini de tartışma konusu yapıldı.
SORUŞTURMANIN BAŞLANGIÇ NOKTASI NEYDİ
Soruşturma sürecinin başlangıç noktasını, Uludağ'ın 19 Şubat günü yaptığı X paylaşımı oluşturdu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, bu paylaşım üzerine aynı gün içerisinde resen soruşturma işlemlerini başlattı. Ancak dosya kapsamı sadece bu paylaşımla sınırlı tutulmadı. Aynı gün Uludağ'ın sosyal medya hesabındaki geçmiş paylaşımları da geriye dönük olarak tarandı ve 2025 yılına ait çok sayıda paylaşım soruşturma dosyasına dahil edildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı daha sonra Uludağ hakkında "cumhurbaşkanına alenen hakaret", "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama" ve "zincirleme suç" maddelerinden iddianame tanzim edildiğini bildirdi. Bu suçlamalar için öngörülen cezaların üst sınırına zincirleme suç hükümleri uygulandığında cezanın yaklaşık 19 yıl 6 aya ulaşabileceği değerlendiriliyor.
Hazırlanan iddianamede Uludağ, X platformundaki 22 farklı paylaşımı sebebiyle suçlanıyor. Savcılık makamı bu paylaşımların 13'ünü "Cumhurbaşkanına alenen hakaret", dokuzunu ise "Türkiye Cumhuriyeti devletini, hükümeti ve yargı organlarını alenen aşağılama" suçları kapsamında değerlendirmeye aldı. Ayrıca 22 paylaşımın tamamı için aynı zamanda "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlaması yöneltildi. Savunma makamına göre ortaya çıkan hukuki tartışmalardan biri, tek bir paylaşım üzerinden başlatılan soruşturmanın saatler içinde geçmişe doğru yayılarak genişletilmesi oldu. Savunma ayrıca, yöneltilen suçlamalarla ilgili olarak terör suçları kapsamında yer almamasına rağmen soruşturmanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülmesine de itirazda bulundu. Avukatlar, Uludağ'a isnat edilen suçların terörle bir ilgisi bulunmadığını, bu sebeple ilgili savcılık bürosunun görevli ve yetkili olmasının da tartışmalı olduğunu ifade etti. Basın meslek örgütleri ise 26 Mart tarihinde Alican Uludağ ve diğer tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle Ankara'da bir protesto gösterisi gerçekleştirdi.
CUMHURBAŞKANINA HAKARETTEN TUTUKLAMA
Uludağ, 20 Şubat'taki savcılık ifadesinin tamamlanmasının ardından "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla tutuklama talebi doğrultusunda hakimliğe sevk edildi. Hakimlik tarafından verilen tutuklama kararında "kuvvetli suç şüphesi", "kaçma şüphesi", "delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ihtimali", "tanık ve diğer kişiler üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma" ihtimali ile suç için yasada öngörülen cezanın üst sınırı gerekçe olarak gösterildi. Savunma makamı ise bu gerekçelerin mevcut dosyanın niteliğiyle uyuşmadığını belirtti. Suçlamaya konu edilen eylemlerin tamamının sosyal medya paylaşımlarından ibaret olduğuna dikkat çeken savunma, paylaşımların kamuya açık olması, içeriklerin soruşturma dosyasına girmiş bulunması ve Uludağ'ın bu paylaşımları yaptığını inkar etmemesi karşısında delil karartma ihtimalinden söz edilemeyeceğini vurguladı.
Benzer şekilde dosyada herhangi bir tanık beyanına dayalı suçlama yer almadığı için "tanıklar üzerinde baskı" gerekçesinin de soyut ve dosya içeriğiyle ilgisiz olduğu ifade edildi. Avukatlar, sosyal medya paylaşımına dayanan bir dosyada hangi tanığın baskı altına alınabileceğinin açıklanmadığını belirterek tutuklama gerekçelerinin matbu ve somut olgudan yoksun olduğunu kaydetti. Kaçma şüphesine yönelik gerekçeye भी itiraz getiren savunma, 18 yıldır Ankara'da görev yapan, sabit ikametgahı bilinen ve mesaisini adliye ile yüksek yargı koridorlarında geçiren bir yargı muhabirinin evinde gözaltına alınmış olmasının kaçma şüphesine gerekçe yapılamayacağını vurguladı. Savunma ayrıca "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasının hukuki dayanağına da itiraz etti. Verilen dilekçelerde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 2021 tarihli Vedat Şorli kararına atıfta bulunularak, ilgili kanun maddesinin ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yarattığı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bağdaşmadığı yönündeki değerlendirmeler hatırlatıldı.
Dosyadaki dikkat çeken bir diğer başlık ise soruşturma izin süreci oldu. Uludağ hakkında yöneltilen suçlamalarla ilgili olarak TCK 301 kapsamında yer alan "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama" suçu için Adalet Bakanlığı izni gerekiyor. Dosyada yer alan bilgilere göre bu izin, suçlamaya konu X paylaşımının yapıldığı gün olan 19 Şubat tarihinde verildi. Savunmaya göre, tek bir X paylaşımı üzerine başlatılan soruşturmada aynı gün geçmiş paylaşımların da taranması, dosyanın genişletilmesi ve gerekli izin sürecinin işletilmesi, dosyanın olağan dışı bir hızla ilerlediğine işaret ediyor. Bir diğer itiraz ise tutuklamanın dayandığı suçlamaların niteliğine yönelik oldu. Savunma, soruşturmanın kapsamı ve hukuki dayanaklarının süreç içinde genişlediğini, bunun da baştan itibaren hukuki belirlilik tartışmasını beraberinde getirdiğini belirtti.
Uludağ, 2 Nisan tarihinde avukatları aracılığıyla Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundu. Yapılan başvuruda tutuklama sürecinin zincirleme şekilde birden fazla temel hakkı ihlal ettiği savunuldu. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, etkili başvuru hakkı ve adil yargılanma hakkına ilişkin usuli güvencelerin ihlal edildiği öne sürüldü. Başvuruda ayrıca soruşturmanın İstanbul'da yürütülmesinin "kanuni hakim güvencesi" ilkesine aykırı olduğu, çağrı usulü uygulanmadan doğrudan yakalama kararı verilmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiği ve tutuklama gerekçelerinin somut olgulara dayanmadığı ifade edildi.
Uludağ ise tutuklanmasının sadece hakkında yöneltilen suçlamalarla açıklanamayacağını belirtti. 10 Mart'ta cezaevinden gönderdiği değerlendirmede, tutuklanmasının "Cumhurbaşkanına hakaret" iddiasıyla ilgisi olmadığını savunan gazeteci, bunun bir yargı muhabirini susturma girişimi olduğunu ifade etti. Uludağ, "Temel amaç bir yargı muhabirini içeri atarak konuşmasını, yazmasını, sorgulamasını ve soru sormasını engellemek" diyerek, hakkında dosyaya giren paylaşımların aylar önce paylaşıldığına dikkat çekti ve "O gün suç görmeyen savcılık 19 Şubat'ta ne oldu da bir günde soruşturma dosyası açtı" sorusunu yöneltti. Bu değişimi Ankara'da adalet yönetimindeki değişiklikle ilişkilendiren Uludağ, tutuklanmasının sadece kendisine değil, diğer gazetecilere juga gözdağı verme amacı taşıdığını kaydetti.
Dosyadaki kırılma noktalarından biri de 17 Mart'taki tutukluluk incelemesinde yaşandı. Savunmanın aktardığına göre İstanbul 6'ncı Sulh Ceza Hakimliği, müdafilere haber vermeden Uludağ'ı SEGBİS üzerinden bağladı ancak gazeteciye etkili biçimde savunma yapma imkanı tanınmadan tutukluluğun devamına karar verildi. Savunma, bu işlemin ardından hem karara itiraz etti hem de SEGBİS kaydının çözüm tutanağını talep etti. Uludağ bu süreci daha sonra "Noterede miydim, mahkemede miydim anlamadım" sözleriyle aktardı. Benzer bir tartışma ilk duruşma öncesinde de devam ediyor. 30 Mart'ta hazırlanan iddianameyle birlikte savcılık, dosyadaki delillerin toplandığını ortaya koymuş oldu. Buna rağmen tutukluluk hali devam ettirildi.
İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi, 1 Nisan tarihinde iddianameyi kabul etti ancak aynı gün dosyada yetkisizlik kararı vererek yargılamanın Ankara'da görülmesi gerektiğine hükmetti. Dosya Ankara'ya gönderilmesine karşın Uludağ, Silivri Cezaevi'nde kalmaya devam etti. Gazeteci, 27 Nisan'da cezaevinden gönderdiği mesajda durumu, "Dosyam Ankara'ya gönderildi ama ben İstanbul'da kaldım. 67 gündür evimden 550 kilometre uzakta Silivri Cezaevi'nde sürgündeyim" ifadeleriyle dile getirdi. 24 Nisan'da Adalet Bakanlığı'na başvurarak Ankara'ya sevkini talep eden gazeteci, nakil masrafını da kendisinin karşılayabileceğini bildirdi ancak bu başvuruya henüz bir yanıt verilmedi. Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi'nin tensip kararına göre Uludağ'ın ilk duruşmaya SEGBİS üzerinden katılması planlanıyor. Savunma ise sanığın mahkeme huzurunda bulunmasının savunma hakkının temel unsuru olduğunu vurgulayarak duruma itiraz etti. Uludağ da karara, "Hakimin yüzünü görmeden yargılama mı olur?" sözleriyle tepki gösterdi.