GÜNDEM POLİTİKA

ERKAN BAŞ: “Laikliğin olmadığı bir ülkede neler olabileceğini gördük”

15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası yaşananları HTKP Genel Başkanı Erkan Baş’la konuştuk. dokuz8HABER’den Dilan Şahinbaş’ın sorularını yanıtlayan Erkan Baş, “Erdoğan’ın güçlendiğini düşünmediğini” ifade ederken, yaşananların laikliğin olmadığı bir ülkede neler olabileceğini gösterdiğini vurguladı. Yaşananları ”karşı devrimci iki gücün hesaplaşması” olarak ele alan Baş, içinde bulunduğumuz dönemin en önemli görevinin AKP-Saray rejimine karşı mücadele olduğunu söyledi.
Yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği, binlercesinin yaralandığı; TBMM’nin, Sarayın F16’larla bombalandığı 15 Temmuz başarısız darbe girişimi Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinin en büyük krizi olarak tarihe geçti. Üç ay devam edecek olan OHAL hayata geçti ve neredeyse günü birlik çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle bu üç ayın çok ötesinde sonuçları olan köklü kararlar alınıyor. Erdoğan bunu “Devleti sıfırdan yeniden kurmak” olarak nitelendirirken, AKP merkezli bir yönelimden öte CHP-MHP’yi de kapsayan ama bir kez daha HDP’yi dışlayan bir süreç olarak ilerletmeye çalışıyor. Peki toplumsal muhalefet ve sosyalist hareket açısından yaşananlar ne ifade ediyor ve neler yapılmalı? dokuz8HABER muhabiri Dilan Şahinbaş bu soruları Halkın Türkiye Komünist Partisi Genel Başkanı Erkan Baş’a yöneltti.

 erkan baş_chp taksim mitingi3Dilan Şahinbaş: 15 Temmuz darbe girişimi sonrası geçen süre içinde birçok veri ortaya çıktı. Bu sürece bugün bakıldığında nasıl yorumluyorsunuz?

Erkan Baş: 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili bütün verilere hala sahip değiliz. Ayrıca elimizdeki bilgilerin, verilerin ne kadarının doğru olduğu, hangilerinin yanlış, hangilerinin yönlendirme amacıyla kullanılıyor olduğuna ilişkin net bilgi sahibi olmamız henüz mümkün değil. Bu aşamada teknik ayrıntılara boğulmak yerine meselenin siyasi özünü bakmak daha doğru bir yaklaşım olur.

“TÜRKİYE’DE İKİ BİRBİRİNE ÇOK YAKIN, PARALEL PROGRAMLARA SAHİP KARŞI DEVRİMCİ-HALK DÜŞMANI ÖRGÜTLENMENİN BİRBİRİNE GİRDİĞİ BİR SÜRECİ YAŞIYORUZ”

Buraya baktığımızda; Türkiye’de birbirine çok yakın, paralel programlara sahip, karşı devrimci-halk düşmanı iki örgütlenmenin birbirine girdiği bir süreci yaşadık diyerek özetleyebiliriz. Bir süredir devam eden gerilimin silahlı çatışma aşamasına, daha yoğunlaşmış bir aşamaya geçmiş olduğunu söyleyebiliriz.

Sosyalistler, devrimciler, genel olarak toplumsal muhalefet 15 Temmuz’u nasıl algıladı, bu darbe girişimi karşısında ilk anda nasıl bir sınav verdi sizce?

15 Temmuz akşamından bu yana Türkiye’de devrimciler, sosyalistler açısından net bir tablo var, hiçbir devrimci güç, hiçbir sosyalist odak bu darbe girişimine en küçük sempati duymadı, desteklemedi, yanında durmadı. Bunu not etmek gerekiyor. Ancak, 16 Temmuz sabahı itibariyle de bu sefer Adalet ve Kalkınma Partisi ve “Saray” merkezli bir karşı darbe girişiminin devreye sokulduğunu da söylemezsek süreci değerlendirmede büyük bir hata yapmış oluruz. Sanıyorum, genel darbe karşıtı değerlendirmelerle devrimcilerin tutumu arasındaki en önemli farklardan birisi de bu.
16 Temmuz sabahı itibariyle önümüzde şöyle bir soru var: 15 Temmuz’da hiç böylesi bir askeri darbe girişimi olmasaydı da doğrudan AKP-Saray merkezli bir darbe yaşasaydı Türkiye, bugün farklı olan ne olurdu? Özellikle OHAL’in ilan edilmesiyle birlikte yaşadıklarımız bize bu sorunun cevabını veriyor.
Tam bu nedenle içinden geçtiğimiz günlerin en önemli görevinin AKP-Saray Rejimine karşı halkın mücadelesini büyütmek olduğunu vurgulamalıyız.

“AKP İKTİDARININ KENDİNİ TAHKİM ETME ARAYIŞININ YOĞUNLAŞTIĞI BİR AŞAMADAYIZ”erkan baş demokrasi nöbeti

Hayatın her alanına dönük baskının arttığı ve AKP iktidarının kendini tahkim etme arayışının yoğunlaştığı bir aşamadayız. Bugün kritik nokta budur. Yani bir darbe tehlikesi atlatılmıştır ve bu darbe girişimi boşa çıkartılmıştır ama hemen arkasından aynı gerici, işbirlikçi ve sermaye yanlısı programa sahip üstelik 14 yıldır Türkiye’yi karanlığa doğru sürükleyen bir odağın, hakimiyetini arttırmaya çalıştığı, tüm toplumu teslim almaya çalıştığı yeni bir sürecin içerisine girdik. Buna karşı etkin bir mücadele önümüzde bir görev olarak duruyor.

Sizce Cumhurbaşkanı Erdoğan bütün bu olan bitenden ne sonuç çıkardı. Çok güçlendiği yönünde söylentiler de var buna katılıyor musunuz?

Güçlendiği kanaatinde değilim. Erdoğan ile ilgili tüm değerlendirmelerde 2013 Haziran’ına bir mim koyabiliriz, Gezi Direnişi’nden bu yana AKP iktidarı, iktidarda kalmak için saldırması gerektiğini, şiddet kullanması gerektiğini görmüş bir iktidardır ve iktidarı kaybetme korkusunun belirleyici olduğu bir refleksle hareket etmektedir.

“ERDOĞAN’IN GÜÇLENDİĞİ KANAATİNDE DEĞİLİM”

Bu açıdan Erdoğan’ın herhangi bir ders çıkartmış olabileceğini düşünmüyorum. Denetleyemediği birtakım küçük noktalar kaldıysa onları da bütünüyle kontrol altına almak için daha özel bir yoğunlaşma içerisine girecektir. Ülkeyi 14 yıldır yöneten ve Tayip Erdoğan’da somutlanan bu iktidarın bir demokrasi dersi çıkartabileceğini, halkın özgürlüğünü genişleten, daha eşitlikçi bir yaklaşım içine girebileceğini düşünmüyorum. Bu tarz düşüncelerin ve beklentilerin de iktidarın ömrünü uzatan hatalara düşmemize neden olduğunu özellikle vurgulamak isterim, bundan mutlak olarak kaçınmak gerek.

Darbe girişimi karşısında gösterile refleks açısından Türkiye sosyalist hareketinin iyi bir sınav verdiğini söylüyorsunuz, peki darbe girişimi sonrasına ilişkin tutumlar, atılan adımlar açısından toplumsal muhalefeti nasıl değerlendiriyorsunuz? Bugünün esas problemi nedir sizce?

Hem Halkın Türkiye Komünist Partisi olarak hem Birleşik Haziran Hareketi olarak 16 Temmuz sabahı yaptığımız açıklamalarda bir noktanın özellikle altını çizdik. Türkiye’de bu iktidarın niteliğine, icraatlarına, halk düşmanı karakterine dair bir tartışma yürütmenin anlamının kalmadığı bir noktadayız.

erkan baş_chp taksim mitingi_755_400“ESAS PROBLEM, TÜRKİYE’NİN GENİŞ EMEKÇİ HALK GÜÇLERİNİN BU İKTİDARI DEVİREBİLECEK BİR HALİNE GELEMEMİŞ OLMASIDIR”

Esas problemimizi ise şöyle ifade edebiliriz; bu iktidarın karşısında açık biçimde konumlanan emekçi halk güçleri (işçiler-emekçiler, aydınlar, gençler, kadınlar, cumhuriyetçiler, Kürtler, aleviler vb.) bu iktidarı devirebilecek, bu iktidarı alaşağı edebilecek bir güç haline gelememiş durumdayız. Türkiye’de toplumsal muhalefet 15 Temmuz öncesinde Türkiye’ye yön verecek, köklü bir müdahalede bulunabilecek örgütlenmiş bir güce sahip değildi, 15 Temmuz ve sonrasında da esas olarak bunun acısını çekiyoruz.
Dikkat ederseniz, örgütlenmiş bir güç vurgusu yaptım, bu önemli, zira ülkemizde bu karanlık gidişe dur diyecek büyük bir güç vardır, ancak örgütlenebilmiş değildir. Bu güç kendisini son 2-3 yılda değişik biçimlerde göstermiştir, ancak süreklileşmiş ve örgütlenebilmiş durumda değil. Örneğin 24 Temmuz günü Taksim’de CHP’nin çağrısıyla gerçekleşen mitingi de bu kapsamda değerlendirebiliriz.

“BİRLEŞİK HAZİRAN OLARAK TAKSİM MİTİNGİNE TALEPLERİMİZİN İFADE EDİLEBİLECEĞİ BİR ZEMİN SAĞLADIĞI İÇİN KATILDIK”

Şu önemliydi 16 Temmuz sabahı itibariyle, sokaklarda şeriat gösterilerinden aşina olduğumuz, Sivas katliamından bildiğimiz sloganlarla ya da işçi direnişlerine, üniversiteli gençlerin eylemlerine saldırırken faşistlerin kullandığını bildiğimiz sloganlarla sözde bir “demokrasi şöleni” adı altında bir gerici tahakküm kurulmuştu sokaklarda. Sokağa çıkanların tümü gericilerdi demiyorum, ancak inisiyatif onlardaydı ve önemli olan budur. Bunu kırmak gerekiyordu. Sokakların ya da genel olarak bu ülkenin gerçek sahiplerinin sesinin yankılanması gerekiyordu. Bu düşüncelerin, bu siyasi taleplerin de ifade edilebileceği bir zemin oluşturduğu için, AKP’nin darbe girişimi sonrası oluşturduğu yeni baskı ortamına karşı güçlü bir karşı koyuş anlamına geleceğini düşündüğümüz için Birleşik Haziran Hareketi olarak bu doğrultuda bir karar verdik ve Taksim mitingine katıldık.

Erkan Baş1“TAKSİM MİTİNGİNE KATILAN KALABALIK AKP-SARAY EKSENLİ BİR DİKTATÖRLÜĞE İZİN VERMEYECEĞİNİ ORTAYA KOYDU”

Pek çok tartışma yapılabilir ancak mitinge katılan kalabalık Türkiye’nin AKP-Saray eksenli bir diktatörlüğe sürüklenmesine izin vermeyeceğini açıkça ortaya koymuştur ve önemli olan budur.
Kuşkusuz yeterlidir demiyoruz, emekçi halk güçleri, daha yaygın, daha güçlü ve daha örgütlü biçimde sürece müdahale etmelidir. Bu açıdan henüz yeterince etkili olmamakla beraber, ülkemizdeki milyonlarca emekçinin sesini alanlara taşıyacak kimi girişimler kimi arayışlar hala devam ediyor. Bunu önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz. CHP merkez yönetiminin içine girdiği yönelim, belki de CHP misyonu açısından “normal” olan davranış diyelim, AKP-Saray iktidarının kendi etrafında ördüğü milli birlik, milli mutabakat dediği eksene eklemlenmek olarak belirginleşmiş durumda. Tam da bu nedenle Türkiye’de bu gidişattan rahatsızlık duyan milyonların sesini siyasal alana taşıyacak bir iradenin şekillenmesi içinde bulunduğumuz günlerin en önemli sorumluluğu…

15 Temmuz Darbe girişimi sonrası sokakların tablosunu, özellikle toplumsal zemin açısından ve sol sosyalist hareketin yada Kürt hareketinin bünyesindeki insanlara moral etkisi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Etkilenmeyen tek bir insan yok ki… Özellikle 16 Temmuz sabahı itibariyle sokaklara hakim olan, ilk gün boğaz kesme görüntüleriyle kendisini sunan, askerlere ve özellikle erlere dönük linçlerle kendisini ifade eden karşı devrimci sokak hareketini, ülkemizde gericiliğin ulaştığı boyutlar açısından çok önemsiyorum. Dünya üzerinde çeşitli savaşlar ve iç savaşlar var ama, birbirine bu kadar yakın dünya görüşüne sahip, her ikisi de Sünni İslam’ı referans alan iki gücün bu kadar şiddetli bir karşı karşıya gelişi, örneği olan bir durum değil. Ülkemizin getirildiği bu durumdan, bunun sonuçlarından etkilenmemek mümkün değil. Fakat önemli noktalardan bir tanesi şu; Televizyonlara gazetelere, tüm bu büyük güç gösterilerine rağmen AKP’nin sokaktaki ağırlığının geçmişle mukayese ettiğimizde geri düştüğünü görüyoruz.

“AKP’NİN SOKAKTAKİ AĞIRLIĞI BÜYÜK GÜÇ GÖSTERİLERİNE RAĞMEN DÜŞTÜ”

Daha ziyade gerici-karşı devrimci bir çekirdeğe doğru daralan bir kalabalık göze çarpıyor. Yanlış anlaşılmasın önemsizdir demiyorum, yine de önemli bir güçtür AKP-Saray ekseninde toparlanan bu kuvvet ama daralmış ve geleneksel radikal İslamcı siyasal kesimlerin belirleyici olduğu bir kuvvete dönüşmüş durumda. Daha geniş halkanın ise AKP ile Saray’la bağları kopmuştur demiyorum ama gevşemiş görünüyor.
Buna karşı bir duruşun örgütlenmesi önemliydi ve hala önemlidir. Sosyalist hareket darbe sonrası günlerde ilkeli ve soğukkanlı ama kararlı bir duruş sergiledi. Örneğin bunun, Alevi mahallelere dönük saldırılara karşı direncin ortaya çıkmasında bir rol oynadığını gördük.

“SOSYALİST HAREKET İLKELİ, SOĞUKKANLI AMA KARARLI BİR DURUŞ SERGİLEDİ”

O aslında sosyalist hareketin bir bütün olarak yeniden sokağa dönmesinde önemli bir kırılma noktası oldu. Yoksa evlere kapanma, bekleme gibi bir hataya düşebilirdik. Mücadele edilmesi gerekiyor ve bu mücadeleye birilerinin önderlik etmesi gerekiyor düşüncesi sosyalist hareketi yeniden sokakla temas edebilir hale getirdi. Ancak dediğim gibi 15 Temmuz öncesi durumumuz, eksiklerimiz henüz yerine getiremediğimiz görevlerimiz ve bunların yakıcılığı tüm açıklığıyla ortaya çıkmış durumda…

erkan baş hdp2 diyarbakır“KÜRT SORUNUNDA ÇATIŞMA VE ÇATIŞMASIZLIK MESELESİ BİZDEN ÇOK AKP’NİN YÖNELİMİYLE İLGİLİ”

Darbe girişimi sonrası tablo bir yılı aşkın bir süredir devam eden yeni savaş ve çatışma sürecini ne yönde etkileyecektir sizce? HDP’nin pozisyonu açısından da yeni bir barış ve müzakere sürecini mi yoksa çatışmaların daha da yoğunlaşacağı bir süreci mi öngörüyorsunuz? 

Çatışma-çatışmasızlık meselesi hem Kürt sorunu ekseninde hem de toplumsal muhalefetle AKP iktidarı arasındaki daha genel bir eksende baktığımızda bizim tercihimizin ötesinde AKP’nin yönelimiyle ilgili. Ayakta durmak için kendileri dışındaki herkesi bastırmak, ezmek, teslim almak doğrultusunda bir çaba içerisine gireceklerdir, bunun işaretlerini veriyorlar. Özellikle parlamento düzeyinde baktığımızda her girişimden HDP’nin dışlanmasını bunun işaretlerinden bir tanesi olarak görmek mümkün. Toplumsal alanda da benzer bir çizgileri var; cumhurbaşkanının otoritesini sorgulamadığınız sürece istediğinizi yapabilirsiniz. Ama bunu sorgulayan aynı zamanda bu süreci bir AKP diktatörlüğünün tahkim edildiği bir dönem olarak okuyan her türlü değerlendirme, düşman olarak değerlendirilmeniz için yeterli gözüküyor.

“ÖNÜMÜZDEKİ MÜCADELE SÜRECİ YOĞUN VE SERT GEÇECEK”

Dolayısıyla önümüzdeki dönemi yoğun, sert geçecek bir mücadele süreci olarak görüyoruz. Bir konuda hiç tereddüt etmemek gerekiyor; çok uzun zamandır AKP esas olarak karşısındaki güçlerin dağınıklığı nedeniyle ayakta, başka bir ifadeyle toplumu ezebilecek, teslim alabilecek bir noktada değil. Karşısındaki güçlerin dağınıklığını görüyor, bunun karşısında ise görece derli toplu duruyor. Yine de başarabileceklerine inanmıyorum. Türkiye toplumunu, emekçileri, yoksulları, Kürtleri, Alevileri, kadınları, gençleri bir karşı duruş sergilediğinde, bu gücü teslim alabilecek herhangi bir iktidar olduğunu sanmıyorum.
Dolayısıyla bu hesaplaşma önümüzdeki dönem sertleşerek devam eder, biz de Birleşik Haziran Hareketi olarak bu kavganın halkın en geniş kesimleriyle birlikte yürütebileceği, kendi örgütlülüklerini yarattıkları bir kavgayla kazanılabileceğine inandığımız için şu anda ona yoğunlaşmış durumdayız.

htkp genel foto
“BİRÇOK AÇIDAN İKTİDAR TEŞHİR OLMUŞ DURUMDALAR”

Sonuçta birçok açıdan teşhir olmuş durumdalar.Kendileri ifade ediyorlar; bu Gülen’in örgütlenmesinin devlet içerisinde bu kadar etkili bir yere gelebilmesi esas olarak AKP’nin 14 yıllık iktidarının ürünü. Bu 14 yıl boyunca devrimciler, sosyalistler, ilerici insanlar devlet içerisinde bu karşı devrimci örgütlenmenin mevziler elde ettiğini, kadrolaştığını, kendileri dışındaki herkesi tasfiye ettiklerini, örneğin sınav sorularını çaldıklarını filan defalarca kez ifade etti. Bizim açımızda AKP-cemaat işbirliği ve suç ortaklığı bugün farkına varılmış bir şey değil ve şimdi iktidarın tüm suçları cemaate yıkıp kendisini bir kez daha aklama çabası herhangi bir inandırıcılığa sahip değil.

“LAİKLİĞİN OLMADIĞI BİR ÜLKEDE NELER OLABİLECEĞİNİ GÖRDÜK”

Mesela laiklik diyorduk, laiklik mücadelesi Türkiye’deki dindarlara karşı solcuların, sosyalistlerin bir kavgası gibi algılanıyordu. Oysa bu süreçte işte laikliğin olmadığı bir ülkede neler olabileceğini gördük. Devlet cemaatler arasında, tarikatlar arasında bölündüğü zaman bunun sonuçlarının ne olacağını aklı başında herkes tahmin edebilirdi, tahmin edildiği gibi olmuştur.
Laiklik meselesi son derece önemli mücadele başlığıdır hala. AKP iktidarına baktığımız zaman her aşamasında Türkiye’de laikliği ortadan kaldıran birtakım girişimlerin altına imza atarak, devlet içerisinde kadrolaşarak toplumda bir ağırlık oluşturmaya başladıklarını görüyoruz. Biz bunun her aşamasında laikliğin Türkiye’de halkın tümü için ama özellikle emekçiler, yoksul insanlar için ne kadar önemli başlık olduğunu söyledik ve bunun için mücadele ettik. Şimdi Fethullah Gülen örgütlenmesine baktığımız zaman ne deniliyor; eğitim alanında önemli girişimlerin altına imza atmış, ne yapmış eğitim alanında? AKP, insanların ücretsiz nitelikli bilimsel eğitim alma şansını ortadan kaldırmış, bu memleketin yoksul çocuklarının ihtiyaç duyduğu yurtları kapatmış, çocuklarımız bu gerici örgütlerin tarikatların, cemaatlere adeta teslim edilmiş.

Üerkan baş geziCRETSİZ, NİTELİKLİ VE BİLİMSEL EĞİTİM ALMA ŞANSINI ORTADAN KALDIRMIŞ, BU MEMLEKETİN YOKSUL ÇOCUKLARINI TARİKATLARIN, CEMAATLERİN FETULLAHIN KUCAĞINA BIRAKILMIŞ.

Peki sadece Fethullah Gülen’den mi ibaret? Ensar Vakfı’nda yaşananlardan gün yüzüne çıkanlar bile nasıl bir bela ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Her gün yeni bir rezalet ortaya çıkıyor. Ama şu anda ne yapılıyor, sadece Fethullah Gülen cemaatinin bu alandaki girişimlerine dair kimi adımlar atılıyor. Onun dışındaki tarikatların, cemaatlerin yurtları, eğitim alanındaki kadrolaşmaları, açtıkları okullar, devlet içerisindeki örgütlenmeler filan gündeme getirilmiyor. Bu bizim açımızdan bir mücadele gündemi. Biz önümüzdeki dönemde de sadece Fethullah Gülen cemaatine değil Türkiye’de din eksenli bütün bu örgütlenmelerin gerek devlet içerisinde gerek toplum katında varlığını ortadan kaldırması için kavga yürütmekte görevliyiz. Elbette, AKP/Saray Rejiminin, cemaatle ve tarikatlarla suç ortaklığını da en başa yazarak yapacağız bunu…

Son olarak, yakın geleceğe dair öngörünüz nedir?

Türkiye büyük bir hesaplaşma yaşıyor. Önemli olan bu karanlık gidişatı durdurabilecek, Türkiye’nin sürüklendiği bu yoldan çıkarabilecek tek güç olan emekçi halkın etkin biçimde bu kavgadaki yerini almasıdır, bunun özellikle altını çizmek isterim. AKP/Saray iktidarı’nın seyrine baktığımız zaman, kimi dönemlerde fazlasıyla sıkıştığını, çok zorlandığını görüyoruz. Ancak tüm bu sürecin en önemli sonuçlarından birisi AKP’nin düzen içi çatışmalarla, kavgalarla geriletilemiyor olmasıdır. Mevcut sömürü düzeniyle köklü biçimde hesaplaşma kararlılığı taşımayan, düzenle şöyle ya da böyle bağı olan tüm girişimler karşısında AKP’nin başarılı olması bir tesadüf değil. AKP, hem Türkiye sermayesinin hem emperyalist güçlerin arzuladığı Türkiye’yi yaratmıştır. Zaman zaman yaşanan gerilimlere rağmen örneğin sermaye sınıfının en fazla kar ettiği, büyük sermayenin servetine servet kattığı bu dönemin kurucu iradesi Tayyip Erdoğan’dır. Kuşkusuz vazgeçilmez değildir ancak görünen o ki hala en kullanışlı, en işlevli aktör konumundadır.
Önümüzdeki dönem görünürde neler yaşanırsa yaşansın arka tarafta bu misyonu en etkin biçimde üstlenmeye devam edeceklerdir.

“AKP DÜZEN İÇİ ÇATIŞMALARLA, KAVGALARLA GERİLETİLEMEZ”

Erdoğan’ın darbe gecesi yaptığı ilk değerlendirmede durumu kendisi açısından “Allah’ın lütfu” olarak değerlendirmesini de bu eksende okumak gerektiğini söyleyebiliriz.
Bizim taraftan baktığımızda ise belki ilk görünüşte karanlık bir tablo var. Bunun tümüyle yanlış olduğunu söyleyemeyiz. Ancak tüm düzen içi seçeneklerin devre dışı kaldığı eş zamanlı olarak emekçi halklar üzerinde sömürünün ve baskının zorunlu olarak artacağı bu dönemde devrimcilerin sorumluluğu artıyor.Böylesi dönemler, örgütlü, kararlı, ne istediğini bilen politik öznelerin hızla ülkenin geleceğini belirleme olanakları bulabileceği dönemlerdir. Türkiye bir yol ayrımına gelmişken, laiklik, eşitlik-özgürlük, barış-kardeşlik, bağımsızlık mücadelelerinin artık birleşik ve tek bir mücadele haline geldiğini saptamamız ve bu eksende işçi sınıfının, emekçi halkın merkezinde durduğu birleşik bir halk hareketiyle sürece el koymamız gerekiyor.

“TÜRKİYE BU KRİZDEN BÜYÜK BİR İLERİ ATILIMLA ÇIKACAKTIR”

Hem Halkın Türkiye Komünist Partisi olarak hem Birleşik Haziran Hareketi olarak tüm gücümüzle bu ihtiyacın giderilmesi için çalışacağız.
Dolayısıyla sadece bir öngörü olarak söylemiyorum, ülkemizin tarihsel birikimine, halkımıza ve devrimci birikimimize dair inancın bir yansıması olarak, bir iddia bir hedef olarak ifade ediyorum, Türkiye bu krizden büyük bir ileri atılımla çıkacak, bu karanlık iktidardan mutlaka kurtulacaktır.

dokuz8HABER/Dilan Şahinbaş

dokuz8HABER’i takip edin

Video