İHD, ÇHD), Adana Barosu ve KESK’ten oluşan heyet, Suriyeli Ali El Hemdani’nin ölümüne ilişkin inceleme raporunu paylaştı. Raporda, “Polis memuru F.K’nın, koşarken sendeleyip düştüğünü ve elindeki eldivenden dolayı silahının havaya ateş etmek isterken ateş aldığını beyan ettiği görülmüştür. Olay tanığı S.D.’nin ise, polisin yere düşmediğini ve sendelemediğini beyan ettiği görülmüştür” denildi.

İnsan Hakları Derneği Adana Şubesi (İHD), Çağdaş Hukukçular Derneği Adana Şubesi (ÇHD), Adana Barosu İnsan Hakları Komisyonu ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) tarafından Suriyeli 18 yaşındaki Ali El Hemdani’nin öldürülmesine ilişkin inceleme raporu yayınlandı.
Avukat Zelal Demiray, İlhan Öngör, Yasemin Dora Şeker, Tugay Bek ile İrfan Doğan, avukat Nurettin Tanış ve İsmail Oray Ayhan’dan oluşan heyet, olay incelemelerde bulunarak ve görgü tanıkları ile görüştü.

“DÜKKANDAN 30-40 METRE YÜRÜDÜLER…”

Motorsiklet ve bisiklet tamircisi Suriye vatandaşı bir şahsın olayla ilgili beyanı, raporda şöyle yer buldu:
“Olayın olduğu Sucuzade mahallesi 30095 sokağın başında motorsiklet tamirciliği dükkanım bulunmaktadır. Olay öncesinde dükkanımda H.H.A.A. isimli şahıs oturuyordu. Yaklaşık 1-2 saat civarı oturdu. Sonra vurulan çocuk Ali El Hemdan isimli çocuk geldi. Biraz ayaküstü sohbet ettikten sonra, beraber ayağa kalktılar ve dükkandan 30-40 metre ileriye doğru yürüdüler. İleride polis arabası vardı ve gelen gidene kimlik kontrolü yapıyordu. O sırada ben de dükkanımda bulunan diğer şahıslarla ilgileniyordum, aradan yaklaşık 10 dakika geçmeden bir silah sesi geldi. O sırada dışarı çıktığımda sokakta kalabalık oluştu ve sokakta, polis vardı, ben vurulma anını görmedim. Ama çocuğun vurulduğu anda yanında H.H.A.A. isimli şahıs vardı, çünkü dükkanımdan beraber çıktılar, isterseniz numarasını vereyim onunla görüşün, olayla ilgili görgüm ve bilgim bundan ibarettir.”

“OĞLUM 18’İNE YENİ GİRMİŞTİ”

Yaşamını yitiren Ali El Hemdani’nin babası A.E.H. şöyle konuştu:
“Olayla ilgili görgüye dayalı bilgim yoktur. Oğlum 18 yaşına yeni girmiş olup mesleği terziliktir. Tekstil işlerinde çalışmaktadır. Ancak; bu corona virüsü nedeniyle 1 aydır çalışmamaktadır. Olay anında oğlumun yanında arkadaşı H.H.A.A. isimli şahıs varmış, olayın nasıl olduğunu o bize anlattı. Onun anlatımına göre ‘polis, oğluma kimlik sormuş, oğlum 20 yaşından küçük olduğu için ve 20 yaşındaki kişilerin sokağa çıkması yasak olduğu için ilk başta kimliğini çıkarmamış, o sırada birkaç adım geri gitmiş polis arkasından giderek silah sıkmış ve tek kurşunla kalbinden vurmuş, konu ile ilgili emniyette ifade verdim ve şikayetçi oldum.”

“ALİ 20 YAŞINDAN KÜÇÜK OLDUĞU İÇİN KİMLİĞİNİ ÇIKARMADI”

Olayın görgü tanığı ve Hemdan’ın arkadaşı H.H.A.A. ise olaya ilişkin şöyle konuştu:
“Olaydan önce ben motorsiklet tamircisi dükkanında oturuyordum. Yolun karşısından Ali El Hemdan isimli arkadaşım geldi. Dükkanın önünde biraz sohbet ettik. Sonra beraber kalktık ve 20-30 metre kadar ilerledikten sonra polis arabası cadde üzerinde duruyordu,arabanın önünde polisler vardı. Polisler bize kimliklerinizi çıkarın dedi. Ben kimliğimi çıkardım verdim, sonra polis benim üstümü aradı, o sırada Ali El Hemdan 20 yaşından küçük olduğu için biraz geride durdu, o sırada polis onun kimliğini istedi ancak; Ali El Hemdan kimlik çıkarmadı ve biraz ileriye gitti o sırada bir polis arkasından gitti ve polisin sokağa girmesi ile tek bir silah sesi geldi. O sırada ben sokağa doğru gidince Ali’nin sırtüstü yattığını gördüm ve o esnada panikledim. Ardından ambulans geldi ve Ali El Hemdan’ı hastaneye götürdüler. Konu ile ilgili polisler bana ayaküstü bir şeyler sordular, ben de anlattım ama yazılı ifademi almadılar. Şimdiye kadar da kimse ifademi almadı.”

GÖRGÜ TANIĞI: “POLİS YERE DÜŞMEDİ”

Heyet, soruşturma dosyasındaki inceleme ve dosya savcısı ile yapılan görüşmeye ilişkin şu bilgileri paylaştı:
“Dosya savcısı, şüpheli polis memuru F.K’nın, kasten öldürmekten 28.04.2020 tarihinde tutuklandığını ve etkin bir soruşturma yapıldığını, olay yerindeki kameralardan ise yalnızca bir tanesinin çalıştığını ve incelenmeye devam edildiğini beyan etmiştir. Dosya incelemesinde; şüpheli polis memurunun ifadesinde, öldürülen gencin kimliğini sorduğunu, vermek istemeyerek sokağa girdiğini, kaçtığını, dur ihtarına uymadığını, sokağa girerken sokağın güvenilir bir sokak olmaması sebebiyle sokağa silahının emniyetini açık vaziyette elinde iken girdiğini, aniden gencin döndüğünü, oruçlu olması sebebiyle yorgun olduğunu, koşarken sendeleyip düştüğünü ve elindeki eldivenden dolayı silahının havaya ateş etmek isterken ateş aldığını beyan ettiği görülmüştür. Olay tanığı S.D.’nin öldürülen gencin arkasından polisin koştuğunu, dur diye bağırdığını ve gencin durup yüzünü döndüğünde polisin silahı ateşlediğini, polisin yere düşmediğini ve sendelemediğini beyan ettiği görülmüştür. Olay tanığı Z.B’nin; Gencin sokakta koştuğunu ve polisin sokakta koştuğunu bir kez ateş edildiğini ve gencin düştüğünü beyan ettiği görülmüştür. Ölü muayene otopsi belgesinde öldürülen gencin sol göğüs üst kısmında bir adet mermi giriş deliği olduğu, bu haliyle vücudunun başka bir yerinden herhangi bir yara almadığı görülmüştür.”

“YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLMİŞTİR”

Heyet olayın hukuki değerlendirmesine ilişkin ise şu görüşleri paylaştı:
“Yaşam Hakkını düzenleyen Anayasa’nın 17.maddesi ile AİHS’nin 2. maddesi birlikte değerlendirildiğinde yaşam hakkını korumak için Devlet her türlü önlemi almak yükümlülüğündedir. Polise silah kullanmak yetkisi ancak zorunlu durumlarda verilebilir ve silah kullanabilmek için polisin başkaca bir olanağının kalmaması gerekir. PSVK’nin 16.maddesine göre polis, kişileri ve araçları bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek suç işlendikten sonra kaçan faillerinin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç ve kabahatlaerin faillerinin kimliklerini tespit etmek, hakkında yakalama emri ya da zorla yerine getirme kararı verilmiş kişileri tespit etmek, kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya mal varlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek amacıyla durdurabilecektir.
Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken kendisine karşı silahlı saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde silahla ateş edebilir. Polis, silah kullanmadan önce, kişiye duyabileceği şekilde dur çağrısında bulunacak, kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde uyarı amaçlı silahla kişiye ölümcül olacak şekilde hedef almadan ateş etme hakkı mevzuatta düzenlenmiştir.
Olayda PVSK’da ve diğer yasal mevzuatta düzenlendiği şekilde olayın gerçekleşmediği görgü tanıkları ve tespitlerimizle anlaşılmaktadır.
Öldürülen gencin dur ihtarına uymadığı yönündeki şüpheli beyanı dışında herhangi bir şekilde ağır cezalık bir suça karıştığından ya da polise saldırıda bulunduğuna dair bir emare bulunmamaktadır. Aksine gencin durdur ihtarına uyarak durduğu ve yüzünü polise döndüğü o sırada vurulduğu görgü tanıkları beyanlarıyla sabittir.
Ayrıca bu şartlar altında velev ki öldürülen genç dur ihtarına uymayarak kaçmış olsa dahi mevzuat gereği polisin öldürme yetkisi bulunmamaktadır. Her ne kadar yazılı ve görsel basında mülki amirler tarafından polisin havaya ateş ettiği ve ölen gencin bacağından vurulduğu belirtilmiş ise de ölü muayene ve otopsi belgesinde gencin tek kurşunla göğsünün üst kısmı olan ölümcül bölgeden vurulduğu açıktır.
Olayın işlenişi, görgü tanıkları beyanları, otopsi belgeleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın 17. Ve Aihs’nin 2.maddesinde düzenlenen Devletin negatif yükümlülüğü altında bulunan ‘Yaşam Hakkı’nı ihlal etmeme ilkesini ihlal ettiği tarafımızca tespit edilmiştir.”

“POLİS SİLAH KULLANMA YETKİSİNİ AŞMIŞTIR”

Heyet, polisin silah kullanma yetkisi aştığını da vurgulayarak, “Yapmış olduğumuz tespit ve incelemeler sonucunda şüpheli polisin PVSK’da ve yasal mevzuatta tanımlanan silah kullanma yetkisini aşarak usul ve mevzuata aykırı hareket ettiği neticede 18 yaşındaki Ali El Hemdan’ı öldürmüştür. Bugüne kadar Türkiye’de benzer birçok olayda suç işleyen polislerin korunduğunu ve cezasız kaldığını biliyoruz. Bu nedenle işlenen bu suçun örtbas edilmemesi ve etkin, adil ve hukuka uygun soruşturma yürütülmesi ve neticede suçla orantılı bir ceza cihetine gidilmesi hukukun üstünlüğü ilkesinin gereği olup aynı zamanda toplumun hukuka olan güvenini sağlanması açısından önemli ve gereklidir” açıklamasında bulundu.