Ege Denizi-İzmir Depremi Gözlem ve Değerlendirme Raporu’nu açıklayan Halkevleri, sağlıklı ve güvenli barınma hakkının korunacağı yeni bir yerel yönetim anlayışının geliştirilmesi gerektiğini belirtti.

Halkevleri, İzmir’de 30 Ekim’de meydana gelen deprem ardından yürütülen çalışmalar sonucu hazırladığı Ege Denizi-İzmir Depremi Gözlem ve Değerlendirme Raporu’nu kamuoyuna açıkladı.
MA’nın haberine göre raporda, arama kurtarma çalışmalarında yaşanan sorunlar sıralanarak, ekipler arasında bir yaşanan koordinasyon sorunundan dolayı arama çalışmalarının olumsuz etkilendiği belirtildi. Deprem bölgesinde siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin ortaya koyduğu dayanışmaya dikkat çekilen raporda, iktidar ve yerel yönetimin arasındaki koordinasyonsuzluğun, dayanışma içinde olmak isteyen kurumların çalışmalarına da engel olduğu ifade edildi.

AİLELER HASAR RAPORLARINA GÜVENMİYOR

Depremde zarar gören konutlarla ilgili gözlemlerin yer aldığı raporda, “Hasar tespit çalışmalarıyla ilgili bölgede yaşayanlara yeterli bilgi verilmediği, konutlarda oturanların edindikleri hasar tespit raporları sonuçlarına güvensizlik yaşadığı gözlemlenmiştir. Aynı site içerisinde bulunan ve benzer hasar görmüş binaların farklı raporlandırılması, gözle görünür hasarlara rağmen hasar yok raporlarının verilmesi, sigorta kapsamında olan dairelerin, sigortadan dolayı ertelenmesi ve ailelerin nereye başvuracaklarını bilmemeleri ilk elden gözlenen sorulardır” denildi.

ÇADIR ALANLARINDA SALGIN RİSKİ YÜKSEK

Geçici yerleşim alanlarına dair bilgilerin paylaşıldığı raporda, özellikle çadır alanlarında ciddi hijyen sorunlarının olduğu, tuvalet ve yemek yenilen alanların düzenli temizliğinin yapılmadığı vurgulandı. Hijyen konusundaki eksikliklerin, çadır alanlarında salgın riskini arttırdığı belirtilen raporda, mevsimsel grip ve salgın tehlikesine karşı herhangi bir hazırlığın yapılmadığına dikkat çekildi.

MÜLTECİLER AYRIMCILIKLA KARŞILAŞTI

Çadırlarda kalan mültecilerin ayrımcılıkla karşılaştığı belirtilen raporda, “Depremden herkes kadar mülteciler de etkilendi. Evleri hasar gören, mağdur olan mültecilere, saha görevlilerinin ‘Bütün deprem vergileri size harcandı’ sözleri yaşadıkları zorluğu ortaya koymaktadır” diye belirtildi. Çocuklar için yapılan etkinliklerde pandemi koşullarının dikkate alınmadığı kaydedilen raporda, oyun alanlarında fiziksel mesafe ve pedagojik gerekliliklerin dikkate alınmadığı vurgulandı.

RANT ODAKLI KENT POLİTİKALARI

Raporun “değerlendirmeler” bölümünde ise depremin rant odaklı kent politikalarının bir sonucu olduğu vurgulanarak, şu ifadelere yer verildi: “Bayraklı’da pek çok alanın zeminden kaynaklı yapılaşmaya uygun olmamasına rağmen imara açılması ve denetimsizlik, merkez üssü Bayraklı olmayan depremin Bayraklı’ya ‘taşınması’na neden olmuştur. Bayraklı ilçesine değiştirilen imar planlarıyla birlikte son 30 yılda çok fazla sayıda bina inşa edilmiştir. 2011 yılından itibaren İzmir’in Manhattan’ı olarak pazarlanan Bayraklı, inşaat şirketlerinin rekabet alanı olmuştur. 90’lı yılların başında tarım arazisi olarak kullanılan ve güncel alüvyonlarla dolu olan bölgede Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin tüm uyarılarına rağmen yüksek yapılaşmanın önü açılmıştır. Biva Tower, Folkart Tower, Megapol Tower, Ege Perla gibi gökdelenler ile toplu işyeri, turizm ve ticaret bölgesi haline getirilen Bayraklı rant ve kar odaklı kent yapılaşmasının somut örneğidir. Bu yapılaşmalar ile birlikte acil toplanma alanı olarak kullanılabilecek alanlarda gökdelenler yükselirken, AFAD tarafından belirlenen birçok alan da yanı başlarındaki inşaatlardan dolayı kullanımı tehlikeli hale gelmiştir.”

SAĞLIKLI BARINMA HAKKI

Raporun son bölümünde, tespit edilen sorunların çözülmesi için talepler şöyle sıralandı: “Çözümün halkın sağlıklı barınma hakkını da içerecek şekilde bir bütün olarak kent hakkını önceleyen, halkın yönetime doğrudan katıldığı yeni bir kent ve yeni bir yerel yönetim anlayışındadır. Tüketim, rant ve kar odaklı kent politikaları derhal terk edilmelidir. Yaşam hakkını önceleyen, insan, doğa ve tüm canlıları odağına alan bir kent planı için yerel yönetimler ve emek meslek örgütleriyle birlikte kent koordinasyonu kurulmalıdır. Kent genelinde yapımı süren gökdelen ve AVM inşaatları durdurulmalıdır. Mahalle/ilçe nüfuslarına uygun toplanma alanları oluşturulmalıdır.
İzmir genelinde apartman girişlerindeki BİM ve benzeri tüm dükkanlar denetlenmelidir. Halkın güvenli konutlarda oturma ve temiz bir çevrede insanca yaşama hakkı vardır. Halkın kendi yaşam alanları ile ilgili söz ve karar hakkına sahip olduğu mekanizmalar yaratılmalıdır. Eğitim, sağlık, barınma, beslenme ve ulaşım gibi en temel hizmetlerin eşit, nitelikli güvenli ve ulaşılabilir olmaları her koşulda güvence altına alınmalıdır. Konutları depremde zarar görenler için hukuki bilgilendirme amacıyla dayanışma hattının kurulması ayrıca Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevlilerinin hazırladığı hasar tespit raporlarına ilişkin konut sakinlerinin güven sorunu giderilmeli, itirazları dikkate alınmalı, TMMOB sürece dahil edilmelidir.
Geçici yerleşim bölgelerinde yaşayanların bir an önce kalıcı ve güvenli yerleşim alanlarına geçmesi sağlanmalıdır. Kalıcı ve güvenli yerleşim yerlerine geçiş sürecine kadar,  geçici yerleşim bölgelerinde başta kovid-19 salgını olmak üzere olası hastalık bulaşma tehlikelerinin önlenmesi için depremzedelere düzenli sağlık taraması yapılmalıdır. Psikososyal destek çalışmaları yapan görevliler arasında koordinasyon kurulması, geçici yerleşim bölgelerindeki depremzedeler ve özellikle çocuklarla planlı bir çalışma yürütülmelidir. TMMOB, İzmir Tabip Odası ve İzmir Barosu başta olmak üzere ilgili kurumların sürecin dışına itilmesinden vazgeçilmelidir. Eğitim olanaklarına erişemeyen öğrencilere telafi amacıyla ek eğitim imkanları tanınmalıdır. Depremi fırsat bilerek konut kiralarını veya fiyatlarını arttırmaya çalışanların önüne geçilmelidir. Başta mülteciler olmak üzere halihazırda kötü koşullarda yaşayan herkesin yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik adımlar atılmalıdır. Başta deprem vergileri olmak üzere tüm kamu olanaklarının, amacı dışında kullanılmasına son verilmeli, bugüne kadar toplanan vergilerin ve imar affı paralarının nereye harcandığı açıklanmalıdır.”