Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “hukuk ve ekonomide yeni reform seferberliği” açıklamasının ardından yeni yargı reformu kapsamında başlayan tartışmalara katılan CHP Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Tuba Torun, ‘’Türkiye’nin yargı reformuna değil, yargı bağımsızlığına ihtiyacı var’’ dedi.

AKP Tekirdağ 7’nci Olağan İl Kongresi´ne katılan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Bakanlıklarımız ve kurumlarımız yanında ilgili tüm kesimlerle yakın diyalog ve iş birliği halinde; ülkemizde ekonomide ve hukukta yeni bir reform dönemi başlatıyoruz” açıklamalarının ardından yeni yargı reformu gündeme geldi.
Tartışmalar devam ederken Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Ankara’da düzenlenen ‘Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Değerlendirme Toplantısı’nda konuştu.
Ceza adaleti sistemi içinde mağdura özgü uygulamalara her zaman öncelik verdiklerini belirten Bakan Gül, Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde de mağdur odaklı uygulamalara yönelik açık hedefler ön gördüklerini belirterek, “Suça maruz kalan kişilere adli süreçte destek olmak, yalnız olmadıklarını hissettirmek amacıyla çok önemli adımlar atıyoruz” dedi.

Yargı mensuplarına da seslenip bazı eleştirilerde bulunan Bakan Gül, adliyenin kapısının, adaletin kapısı olduğunu unutmadan çalışmalara devam edilmesi gerektiğini belirterek, “Bir kanun ne kadar iyi olursa olsun uygulamada sizlerin elinde daha iyi şekilleneceğine inancımız tamdır. Adliyenin o kapısından giren kadın olsun erkek olsun, yaşlı olsun genç olsun, ekonomik durumu, dili, kıyafeti ne olursa olsun Adliyenin içerisinde devletin müşrik yüzü var. Mağdurların yanında devlet var, adalet var duygusunu siz hissettireceksiniz. Sizlere olan inancımız tamdır” diye konuştu.
Erdoğan ve Gül’ün bu açıklamaları kamuoyunda tartışılmaya başlandı. 20 yıldır iktidarda olan AKP’nin muhalefet partisiymiş gibi yaptığı bu açıklamalar birçok kesim tarafından tepki ile karşılandı.
Bekir Güneş’in moderatörlüğünü yaptığı Dokuz8GÜNDEN KALAN programının konukları CHP Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Tuba Torun, İnsan Hakları Hukukçusu Kerem Altıparmak ve Avukat Kemal Aytaç yeni yargı seferberliği tartışmaları kapsamında değerlendirmelerde bulundu.

‘DEĞİŞTİRMEMİZ GEREKEN ZİHNİYETTİR’

Yargı reformu ile ilgili çalışmaları gülünç bulduğunu ifade eden Tuba Torun, “Yaklaşık son bir seneyi aşkın süredir yargı reformu kapsamında konuşuluyor. İnfaz affını konuşuyoruz. Sürekli bir adalet ve yargı üzerine konuşmalar var ama somut anlamda bunun sonuçlarını görmediğimiz gibi aksine Anayasa Mahkemesi’ni siyasi olarak kürsülerden yargılamak dahil olmak üzere adalet konusunda kötü bir gidişat var. Türkiye’nin aslında bir yargı reformuna ihtiyacı yok, yargı bağımsızlığına ihtiyaç var. Şunu da eklemek lazım, madem sürekli beyan ettikleri üzere, “Türkiye’de her şey yolunda, son derece iyi durumdayız ve hem Avrupa, hem Amerika bakımdan, hatta Rusya bakımından sürekli bir kıskanılan ülkeyiz”, buna rağmen madem böyle neden reform yapıp duruyoruz? Sürekli ortalıkta bir reform konuşması dolaşıyor. Ama insanlar da ilk bunu soruyor; “hani biz çok iyiydik, neden sürekli reform yapıyoruz? Yargı bakımından düşündüğümüzde, anketler, araştırmalar da bunu gösteriyor. Türkiye’nin bugün ekonomiden sonra en çok sorun olarak nitelediği alan adalettir. Sadece mesleğini yaptığı için gazeteciler, avukatlar gibi cezalandırılan yalnızca kendi düşüncesini ifade ettiği için terörist ilan edilen kişilerle ve yargılamaya karşılaşıyoruz dolayısıyla ciddi bir adalet problemimiz var. Bizim değiştirmemiz gereken şey yasalar değil, zihniyet, adalet kavramını nasıl algıladığımız mesele çünkü adalet yalnızca yazılı kağıt üzerindeki hükümlerden ibaret değil. Adalet böyle bir şey değil. Onlar yalnızca birer yasa, onları uygulamadığınız sürece hiçbir yargı reformunun anlamı yoktur. Bu yasaları uygulamak durumundasınız. Uygulama mekanizmasının da bağımsız olduğunu temin etmek durumundasınız’’ Dedi.

“ÖNCE HANGİ SORUNA CEVAP ARADIKLARINI SÖYLEMELİLER”

“Nasıl bir sorun var ki reform yapma gereği duyuyorsunuz?’’ diye soran İnsan Hakları Hukukçusu Kerem Altıparmak , Herhangi bir çözüm için bir ifadeyle ortaya çıkıyorsanız, önce sorunun ne olduğunu iyi ortaya koymanız lazım. Reform, herhangi bir soruna küçük bir çözüm bulmak değil, yapısal bir sorunu çözme anlamına geliyor. Öncelikle neyi sorunlu olarak gördüğünüzü tespit etmeniz lazım. Bu açıklıkla ortaya konulmamakla birlikte, Bakanın konuşmasından şunu problem olarak gördüğünün sonucunu çıkarabiliriz; Türkiye’de keyfi tutuklamalar var. Bunu yıllardır söylüyoruz da Bakan da demek ki şimdi buna kanaat getirmiş. Keyfi tutuklama meselesinin arkasında yatan sorunun bu kez ne olduğunu ortaya koymanız gerekir” diye belirtti.
İktidarın şimdi sorun olarak gördüklerinin kendi elleriyle yarattıklarının altını çizen Altıparmak, “2014’te hükümet Sulh Ceza Hakimliği denilen bir garabet yarattı ve tutuklama kararlarının soruşturma aşamasında tamamı Sulh Ceza Hakimleri tarafından veriliyor. Sulh Ceza Hakimlerinin kararlarının denetlenemez kılınmasının nedenleri bizzat bu hükümetin çıkardığı yasa ile o zamanki cemaatçi hakimlerin bulaşamayacağı bir kapalı devre sistemi yaratmaktı ama şimdi şikayet ettiğimiz tutuklama kararlarını bunlar veriyor. Hakimlerden ve performanslarından şikayet ediyorsanız, şu anda Türkiye’deki kürsüde gördüğümüz her iki yargıçtan biri, son dört yıl içerisinde hakim veya savcı oldu. Nedeni de 15 Temmuz’dan sonra 4300 tane hakim ve savcı meslekten ihraç edildi. Bunların 2500 tanesi tutuklandı ve hala bir kısmı tutuklu durumda. O 4300 ihracın yerine, yeni hakim ve savcı istihdam edildi. Bu istihdam gerçekleşirken Olağanüstü Hal sırasında çıkarılan KHK’ler uyarınca normal koşullardaki istihdam yöntemi değiştirildi. Yazılı sınavdan belli bir not alma, 70 barajını geçme zorunluluğu ortadan kaldırıldı. Böyle bir hakim ve savcı yapısından bahsediyoruz. Şimdi şüphesiz ortada bir sorun var. Bu sorun bir zihniyet meselesi ama bir kısmı da çok yakın zamanda bizzat bu hükümetin kendisinin yarattığı problemdir. Eğer tutuklama diyorsanız, tutuklama yapan sistemi siz ortaya çıkarmışsınız, tecrübesiz ve belki yeterli olmayan hakimler diyorsanız bunları siz istihdam etmişsiniz. Bunları özellikle o konumlara atamışsınız. Şimdi adını koymadan bir reformdan bahsediyorsunuz. Bir kere Türkiye’nin herhangi bir yargı reformu yapabilmesi için bir sorunun adını koyması lazım” İfadelerini kullandı.

“ANAYASA’YI DEĞİŞTİRMEMİZ LAZIM”

İki yasal değişiklik yapılması gerektiğini belirten Altıparmak, “Anayasayı değiştirmeniz lazım. Bu sistem içerisinde bu tutuklamaları gerçekleştiren hakim ve savcıların muhatap oldukları Hakimler ve Savcılar Kurulunu bizzat Bakanın başında bulunduğu Kurul denetliyor. Hakimler ve Savcılar Kurulunun bütün üyesi de siyasi organlar atıyor. Altısını doğrudan Cumhurbaşkanı atıyor, yedisini de Meclis’te çoğunluğu bulunan AKP ve MHP atıyor. Şimdi eğer reform gerektiren bir kusur varsa bütün bu yol taşlarını döşeyen siyasi iktidardır. Önce o zaman Bakanın istifa etmesi lazım çünkü bu dönemin tamamında o bakan görevdeydi. Bu kadar vahim bir durum söz konusu ise onun mimarının bakan olması lazım ama bunları söyleyerek gitmesi lazım. Hakimler ve savcılar, bu kadar vahim bir hata yapıyorlarsa, kendisi adalet için dünyayı yakmayı öneriyor, biz çok fazlasını değil bir adaletin kabulünü istiyoruz’’ Şeklinde konuştu.

ADALET İÇİN OLUŞTURULACAK BİLİM KURULUNDA KİMLER YER ALIR?

Altıparmak, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Türkiye’deki yargıyı ele geçirebilme mücadelesi siyasi iktidar ve bütün bu darbeler anayasa tarihinin merkezinde olan bir durumdur. Bu iktidar da 2010 anayasa değişikliğini, cemaat ile ilişkiler iyiyken birlikte yaptı. Yargı mekanizmalarının özellikle kontrol noktalarını cemaatin eline teslim etti. Sonra cemaatle işler bozuldu. Defalarca Yargıtay ve Danıştay Kanunlarını değiştirerek, Yargıtay, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir şekilde 509 üyeyle anormal bir yapı haline getirildi. Darbe sonrasında bütün bu anayasa değişikliğinin ardından İstinaf Mahkemeleri kuruldu. Yargıtay ve Danıştay ile ilgili dört farklı düzenleme var. Önce cemaate teslim edip, sonra cemaatin gücünü zayıflamaya yönelik olan ve en sonunda da bütünüyle tamamen hükümetin kontrolüne geçiren birleşimdir. Bütün bunları yaparken hukuk hocaları ile çalıştı. O yasalar da hocalar eliyle yazıldı ama esas problem bunu Bilim Kurulları, hocalar vs. ile yazıp yazmamak değil. Yargıyı bu iktidarın kontrolü altında bir araç olarak görmekten vazgeçilmesi lazım. Anayasal mesele olarak çoğulcu, toplumun tüm kesimlerinin bir şekilde sahilini olduğu bir reform planlanması gerekiyor. Bunun olmadığı her durum kaçınılmaz olarak bizi başa gönderecektir. Sadece on yıl içerisinde Türkiye’deki Yargıtay ve Danıştay kanunlarının 5 defa değiştiğini ve her birinin reform adı altında bir ihtiyaca binaen yapıldığını görüyoruz. Tamamında benzer formüller ve söylemlerin olduğunu görüyoruz ama bir arpa boyu da yol gidemiyoruz. Bunun nedeni anayasal bir temel problem olduğunu ve toplumun tüm kesimlerinin dahili ile çözülebileceğinin kabul edilmemesinden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Bilimsel ancak bunun dahili unsuru olarak önümüzde duruyor’’ Dedi.

“PARTİLİ BİR CUMHURBAŞKANI VARKEN ADALETİN TARAFSIZ OLMASI İMKANSIZ”

“Bu yargı reformuna ihtiyaç var ve Anayasaya uygulamalıyız” diyen Tuba Torun, “Yalnızca mesleklerini yaptığı için ve kendi fikirlerini ifade ettikleri için hala o kadar zamandır cezaevinde olan insanlara aslında bunların geçmişte bu derece haksızlığa uğramış olmalarının hesabının verilmesi ve ondan sonra yargı reformu yapılması lazım. Bunların bir anda, daha bir ay evvel Anayasa Mahkemesi’ne “ayar veren” bir siyasi iktidar yokmuş gibi reformdan bahsedilmesi, “aklımızla oyun oynuyorsunuz” demeyi gerektiriyor. Bugünkü olaya geldiğimizde, seçilmiş bir İstanbul Belediye Başkanı var ve yasalar gereği kendi yerel politikasını uyguluyor. Kamu yararına aykırı bir projenin zararlarını açıklıyor. Bunu isterse afiş bastırır, isterse sözlü beyanat verir ve ne şekilde açıklarsa açıklar. Bunu kamuya açıklamak zorunda, tabi ki aile arasında tartışacak hali yok. Bu yüzden bir inceleme başlatılıyor. Teknik olarak öncelikle şunu söyleyeyim; bu bir inceleme, yani inceleme yapılacak daha sonra soruşturma izni verilirse eğer soruşturma başlatılacak. Fakat bu incelemenin yapılıyor olması bile büyük bir komedidir. Yargıdan, adaletten, bağımsızlıktan bahseden kişilerin aslında böyle bir niyetinin olmadığını aslında her gün tekrar tekrar görüyoruz. Yargı dediğimiz şey, bir kere denge ve denetleme mekanizması dediğimiz, zaten siyasi iktidarı denetlemek için vardır. Ama siz her şeyin başına kendinizi aradığınız sürece zaten sözlerimizin tamamı boşa düşüyor. Bir kere bu ülkede rejim değiştirildi. Tarafsız ve objektif olması gereken Cumhurbaşkanı, partili bir Cumhurbaşkanıdır. Burada bile bir taraf var iken tutup İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, Belediye sıfatıyla afiş astırdığı iddiasıyla inceleme başlatmak yine altı boş, çelişkili ve tutarsız bir iddiadan ibarettir. Yürütmenin aşırı derecede güçlenmesi, taraflı hale gelmesi onun altından uzayan bütün mekanizmaları da otomatikman bağımsızlığını ortadan kaldırıyor ve taraflı hale getiriyor.” diye konuştu.

Torun, “HSK’nın atamasından tutun da yine Anayasa Mahkemesi üyelerinin atanmasına kadar hepsi neredeyse tek kişinin iradesine dayalı olarak yapılıyor. Kah yerelde, kah merkezde vatandaş ya da kamu görevlisi kim hangi işlemi yaparsa yapsın, yargılayan makamlar bağımsız olmadığı sürece zaten gerçek bir adaletten ve yargı reformu dan bahsetmek mümkün değil. O yüzden öncelikle aşağıdan beri gelen ve yukarıya uzanan bütün o mekanizmayı bağımsız ve tarafsız hale getirmek lazım. Bunun için de yeni bir anayasaya ihtiyacımız var. Ama şunu da söylemek lazım, dünyada anayasası olmayan ülkeler var. 29 Mart Anayasası ile çatır çatır demokrasi uygulayan ülkeler var. Dolayısıyla yasalarımızda uzun uzadıya ne yazdığının çok da bir önemi yok. Eğer sizin temel hak ve özgürlüklere saygınız varsa inanın 5 maddelik bir anayasa da yeter size. Burada niyet temizse, gerçekten adaletse, insanların temel hak ve özgürlüklerini garanti altına almaksa, devlet olarak kişilere hizmet etmekse ve bunu yasalarla yerine getirmekle zaten bunu her türlü yasa ile yaparsınız. O anayasayı önce bir özümseyin, onu kağıt üzerinden olmaktan çıkarın en azından 15 ve 20 maddeyi temel hak ve özgürlüklere ilişkin kısmını uygulayın ondan sonra düşünürsünüz. Afları da düzenleriniz, yine gerekirse değişikliklerini de yaparsınız. Bugün en çok oynanan yasalara bakın, örneğin imar yasası, kamu ihale yasası onlar üzerinden sürekli bir sistem döndürüldüğünü görürsünüz. Nerede çok oynanan yasa varsa orada bir sıkıntı var demektir ve bakıyorsunuz en çok ihtiyacımız olan yasaların örneğin afet yasası ile ilgili, 1959’dan kalan yasayı kullanıyoruz onunla ilgili hiçbir değişiklik yok. Ama kamu ihale yasasına bakıyorsunuz 100 küsür kadar değişmiştir. Dolayısıyla bunlar yasa değiştirmek ile olacak şeyler değil. Eğer değiştirecekseniz de herkesin fikrini alarak tarafsız ve objektif bir şekilde değiştirmeniz ve daha sonra da uygulamanız gerekiyor.’’ dedi.

‘’YARGI REFORMU’’ ÇIKIŞI NE ANLAMA GELİYOR

Amerika seçimlerinden sonra, iktidarın panik haline girdiğini düşündüğünü dile getiren Tuba Torun, “Popülist yönetimlerin giderek değişmeye başlayacağını, halkların buna karşı gelmeye başladığını, artık algı yönetimi ile kitlelerin yönetilemediğini görmeye başladık ve onlar da görmeye başladı. Dolayısıyla da baştan sona bir yenilenme gereği duydular. Berat Albayrak’ın istifasının da bununla ilgili olduğunu düşünüyoruz. Cumhurbaşkanı, Tekirdağ İl Kongresi’nde genel olarak bir çok alanda reform yapma sözü verdi. Aslında halkın başta ekonomi olmak üzere ciddi bir tepki halinde olduğunu, muhakkak ki biz erken seçim olacağını tahmin ediyoruz ve Cumhuriyet Halk Partisi zaten böyle bir öneri verdi. Aslında gitme ihtimallerinin yüksek olduğunu kendileri de görmüş olsa gerek, böyle bir yenilemeye gitme gereği gördüler ama bu gerçek bir yenilenme olmayacak. Bu yalnızca sözde kalan, sadece umutları canlandırma beyanlarından ibaret olduğunu düşünüyorum. Altı dolu değil, eğer dolu olsa yerel seçimlerde büyük oranda kazandık. Aslında halk kazandı, birliktelik kazandı ve o kutuplaşmaya son vermeyi vadedenler kazandı. Bu anlamda Cumhuriyet Halk Partisi kurultayda açıkladığı 2’inci yüzyıla çağrı beyannamesi var. Yargı ile ilgili orada da vaatleri var ve yerel seçimlerdeki iktidarın yaşadığı bu hezimetin ardından böyle bir yenilenme niyetleri olsaydı, muhteşem bir zemin vardı. Bence yine kendilerini toparlayabilirlerdi çünkü halk aslında onlara bir mesaj vermişti. Biz artık bölünme istemiyoruz, nefret istemiyoruz, biz iş bulmak istiyoruz, aş istiyoruz, sevgi istiyoruz. O sevgi dilinin ne derece etkili olduğunu ve halkın ne derece sevgiye aç olduğunu biz gördük. O yüzden siyasi iktidarın böyle bir niyeti olsaydı, onu o zamandan yapardı. Özellikle Gezi direnişinden sonra büyük bir panik ve korkuyla, bilhassa 2013’ten sonra sertleşerek, yargıyı kullanarak ciddi anlamda bölünmeye yol açtılar ve elbette ki bu adaletsizlik demektir. Fakat şimdi ekonomiden sonra, adalet en büyük sorun haline gelmiştir. Bu saatten sonra insanlar size inanır mı?, Bunu da düşünmek lazım. Ben artık insanların siyasi iktidara inanmadığını ve inanmayacağını düşünüyorum. Bugün işte böyle konuşuyorlar çünkü kendi sözlerini tutmuyorlar.” ifadelerine yer verdi.

“BU ÜLKEDE ADALET BAKANI GÖSTERMELİKTİR”

Bakanlıkların artık işlevsizleştirildiğine vurgu yapan Avukat Kemal Aytaç, “Koskoca Amerika, elbette ki dünyayı etkiliyor. Amerika bu dünyanın en önemli koçbaşı. Amerika’ya bir kıpırdanma olursa, Türkiye’de deprem olur. Bizim ekonomik olarak da, yapı olarak da ölçümü o kadar, biz daha küçük ve geride ülkeleriz. Dolayısıyla böylesine devasa büyük ekonomilerde, siyasal, kültürel ve ekonomik değişimlerin etrafa yayılıp, onları etkilenmemesi mümkün değil. Bizim Adalet Bakanlığı’nın, adalet reformu adı altında beyanda bulunması burasıyla ne kadar ilintili durumdur ya da olsa bile ne kadar ciddiye alınır, şöyle bir örnek vermek istiyorum. Bu çoklu baro meselesinde Adalet Bakanı çıktı, “böyle bir tasarı yok” diye hem tweet atmış, hem de açıklama yapmıştı. Ama bir gün sonra görüldü ki çoklu baro ile ilgili tasarı da var, komisyon da var. Söylemek istediğim şu; bu ülkenin adalet ile ilgili politikalarına, Adalet Bakanı yön vermiyor. Bu ülkedeki hukuk ile ilgili işlerde Adalet Bakanı yasa hazırlamıyor. Adalet Bakanının reform tasarısı hazırlaması mümkün değil çünkü bu ülkede artık Adalet Bakanlığı denilen bir şey yok. Bu ülkede saray var ve oradaki ofisler ve ofis sorumluları var. Eğer bir şey yapılacaksa, bizzat Tayyip Erdoğan’ın talimatlarıyla hazırlanıyor. Bakanlıklar diye bir şey yok. Bir takım hukukçulardan oluşan Cumhurbaşkanı’na direkt bağlı başdanışmanın da içinde olduğu 10 kişilik bir Hukuk Kurulu ile kararlar alınıyor. Adalet Bakanı, Türkiye’de göstermeliktir. Bunun en temel kanıtı, bir gün önce “çoklu baro yasa tasarısı yok”dediği halde ertesi gün AKP Genel Başkan Yardımcısı ve bir gün ardından Tayyip Erdoğan, böyle bir yasa tasarısı olduğunu açıkladılar. Bunu haliyle yoluna koydular ve Adalet Bakanı, “gık”diyemedi.” ifadelerini kullandı.

CHP’NİN ALTERNATİF YARGI PAKETİNDE NELER VAR

CHP’nin ileri vadede yargıda yapacağı önemli adımları sıralayan Torun, “Temel olarak 13 maddelik, 2’nci yüzyıla çağrı beyannamesinde yargı da yer alıyor. Zihniyetin başta düzeltilmesi, gereken değişikliklerin yapılması, diyor ki; güçlendirilmiş bir parlamenter rejim kuracağız. Aslında Meclisi millet iradesini, yasa yapıcı mekanizmayı siz daha özgür ve işlevsel hale getirdiğinizde, zaten yasa mekanizması da bir noktada iyileşmeye başlayacaktır. Öncelikle bunu vadediyor. Kuvvetler ayrılığı esas alınacak. Gerekli denge ve denetim mekanizmaları kurulacaktır. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı kesin olarak sağlanacak. HSK, Anayasa Mahkemesi, yüksek yargı organları ve mahkemeler üzerinde, yasama ve yürütmenin doğrudan bir etkisinin olmasına ve vesayetine norm verilecektir. Dört temel başlıkta topluyor bu yargı ile ilgili planlamasını, 3’ncüsü, yasa tasarı ve tekliflerini Meclis Komisyonlarında görüşülürken bir yandan uzmanların, meslek kuruluşlarının ve STK’ların görüşü alınacak diyor. Yani tek başına bir irade ile yasa yapılmayacak. Herkesin katılımı ile sorunlar üzerine, neyse gerçekte olan onun üzerine yasalar görüşülecektir. 4’üncü olarak ta diyor ki; örgütlenme ve basın özgürlüğü konusu koşulsuz olarak evrensel olarak güvence altına alınacaktır. Barolar üzerinde kurdukları baskı, belki de yargının son bağımsız ayağı olan avukatlarında bağımsızlığına son verme amacını taşıyordu. Yine Anayasa Mahkemesi kararları ile anayasanın bağlayıcı olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan bir zihniyet olarak eleştirdiklerini ve hedef gösterdiklerini gördük. Bunların hepsi halkın gözünün önünde yaşandı. Ayrıca somut kararlara baktığımızda çok ciddi ve en belirgini, Süleyman Soylu, zamanında Genel Başkanınıza soruşturma başlatmıştı. Aynı şekilde Genel Başkanınız da kendisine yapılan hakaretlerden dolayı şikayette bulunmuştu. Fakat Genel Başkanımızın şikayetine takipsizlik verilirken, Süleyman Soylu’nun yaptığı şikayette fezleke geldi. Bu bile birilerine göre yargılama yapıldığının en açık gösteren tek bir örnekten biri ve bunun gibi çok fazla karar var elimizde. Bu çok üzücü bir tablo. Böyle bir durumda kamunun adalete inancının kalmadığı bir noktada, sokaktaki güvenliği nasıl temin edeceksiniz? Herkes kendi adaletini Tesis etmek istediğinde nasıl bir önlem alacaksınız? Aynı zamanda hakikaten kamu güvenliğine, kamu sağlığına kasttır.’’ Dedi.

SAĞLIKTA BİLİM KURULU NE İSE ADALET İÇİN DE O OLACAK

Avukat Kemal Aytaç, “Sağlıkta Bilim Kurulu oluşturuldu ama doktorlarımızın örgütü Türk Tabipleri Birliği, kenarından bile geçirilmedi. Türk Tabipleri Birliği, muhatap bile alınmadı. Sonuçta Türk Tabipleri Birliği’nin olmadığı bir Bilim Kurulu ne ise, Yargı Reformu adı altında bir Bilim Kurulu oluşturacak diyorsa, sen, ben, bizim oğlanla oluşturulacak bir Kurul değil’’ dedi.

CHP’nin vaatlerine yönelik konuşan Aytaç “Tuba’nın saydığı 4 ana başlık adaletin tesir edilmesinde çok önemlidir. Diyelim ki CHP’nin başında olduğu, Millet İttifakı iktidar oldu, kendini en çok sakınması gereken yer iktidar güçleridir. Çünkü iktidara geldiğinde ve iktidar gücünü elde ettiğinde, kontrol mekanizması başlıyor ve en büyük kavga da iktidara geldiklerinde olacak. CHP’lilerin önemli bir kısmı yargının kontrol edilmesini isteyecektir. Bu bir alışkanlık ve kültürdür. Bütün bunları yaparken önce kendini kontrol edip, koruması lazım. Dolayısıyla böyle bir olanak ele geçti ve ciddi reform yapılacak. O zaman sadece kendinden değil, farklı bakış açısı olan liberal, muhafazakar, demokrat, sosyal demokrat, sosyalist ve milliyetçi bütün bu bakış açılarını bir potada erimesi lazım. Anayasa hepimizin yapacağı bir şey, ekonomiyi, politikayı tabi ki siyasal iktidar yönlendirebilir ya da kültür politikasını yönlendirir ama mesela eğitim, sağlık ve adalet gibi, anayasa gibi kurallardan bir siyasi parti iktidar da olsa tek başına bunları yapması ve toplumun önüne getirdiğinde, uygulayıp sonuç alma gibi şansı zayıflar. Toplumun önemli kesimlerini yaptığı çalışmaya katmaz ve ikna edemezsiniz.” dedi.