AKP Sözcüsü Ömer Çelik, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 23 Nisan’da dağıttığı ve bir çizimde “Aleviliği ayrı din gibi gösterdiği” öne sürülen kitapçıkla ilgili CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun açıklama yapmasını istedi.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, koronavirüs (Covid-19) nedeniyle video konferansla gerçekleştirilen AKP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı devam ederken, parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.
Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde, 27 Nisan 2007 günü yayınlanan ve “e-muhtıra” olarak adlandırılan açıklamayı hatırlatan Çelik, “27 Nisan, Türk siyasi tarihinde bir dönüm noktasıdır. İlk defa bir Cumhuriyet hükümeti, verilmek istenen bir muhtırayı, tebliğ edilmek istenen bir muhtırayı kabul etmemiş, tebellüğ etmemiş ve aynen iade etmiştir. Bu, Cumhuriyet tarihinde, Türk siyasi tarihinin demokratikleşmesi, sivil siyasetin tahkim edilmesi bakımından bir dönüm noktasıdır” dedi.

“SEÇİMLERİN GÖSTERMELİK OLDUĞU BİR DÜZEN TESİS EDİLMİŞTİ”

Türkiye’de kötü ve antidemokratik olan bir muhtıra geleneğinin olduğunu söyleyen Çelik, “Adeta askeri bürokratların seçilmiş hükümet karşısında her türlü hiyerarşiden bağımsız bir şekilde, antidemokratik usullerle davranması Türkiye’de belli kesimler tarafından takdir edilen, alkışlanan bir tabloydu. Maalesef Türkiye’nin enerjisini tüketmiş, Türkiye’yi geriye götürmüş son derece yanlış uygulamaların adresi olmuştur” diye konuştu.
“O dönemde Türkiye’nin Milli Güvenlik Kurulu toplantısından Milli Güvenlik Kurulu toplantısına nefes almaya çalıştığını” belirten Çelik, “Geçmişte ekonomik ve siyasi krizlerin arkasında bu yapı, bu antidemokratik model söz konusudur. Vatandaşımız oyunu veriyordu ama iktidara getirdikleri, bir müddet sonra antidemokratik güçler tarafından iktidar edebilme, muktedir olma kabiliyetlerini kaybediyorlardı. Dolayısıyla Türkiye’de seçimlerin sadece göstermelik olduğu bir düzen tesis edilmişti” ifadelerini kullandı.

“BÜTÜN BU KÖTÜLÜKLERİN DÖNÜM NOKTASI 1960 İHTİLALİ”

“Bütün bu kötülüklerin dönüm noktası 1960 ihtilalidir” diyen Çelik, şöyle devam etti:
“İlk defa bütün bir tarihimiz boyunca böyle bir muhtıra teşebbüsüne hükümetlerimiz döneminde, 27 Nisan’da cevap verilmiştir. Eğer o kabul edilseydi bizim hükümetlerimiz de kadük hale gelecekti, kötürüm hale gelecekti. Bu, 27 Nisan muhtırası olarak tarihe geçecekti. Ama hükümetimiz tarafından kabul edilmediğinde muhtıra olması istenen bir şey kağıt parçasına dönüşmüştür. Neticede sivil siyasetin güçlenmesi, reformların yapılması, Türkiye’deki vesayetin ortadan kaldırılması bakımından bir dönüm noktası olmuştur.”

“ANKARA BAROSU’NUN AÇIKLAMASI KADAR İSLAMOFOBİK BİR METİN GÖRMEDİM”

Ankara Barosu’nun Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın cuma hutbesiyle ilgili açıklamasını değerlendiren Çelik, şunları söyledi:
“Şimdi ikinci bir bildiri yayınlayarak baro, kendisinin İslam düşmanlığı yapmadığını, böyle bir niyetinin olmadığını söylemeye çalışmış. Fakat bunun baştan aşağı yalan olduğu yaptıkları açıklamanın satırlarına bakıldığı zaman net bir şekilde görülüyor. İnsanlık dışı çok metin gördüm, antidemokratik çok metin gördüm, hukuk düşmanı çok metin gördüm fakat bu Ankara Barosunun yayınladığı kadar çirkin, hukuk düşmanı, insanlık düşmanı ve baştan aşağı İslamofobik nefret suçuyla dolu bir metin görmedim. Birisi çıksa laiklikle ilgili bir eleştiri açsa, Diyanet’in konumuyla ilgili bir eleştiri açsa demokrasi içerisinde bunların hepsi mümkündür. Akademik düzeyde, siyasi düzeyde yapılıyor. Ama Türkiye’yi geçmişte laiklik anlayışını da felç ederek, laiklikçilik diyeceğimiz bir yaklaşım, bir siyasal din üzerinden felç etmeye çalışarak hem laikliğe zarar vermişlerdir hem bu toplumun değerlerine zarar vermişlerdir. Laik devlet bir barış projesidir ve biz parti olarak laik devlet projesini desteklediğimizi her zeminde söylüyoruz.”
“Bu açıklamanın laikliğe vurgu yapmak amacını taşıdığının” söylendiğini aktaran Çelik, “Ne zamandan beri insanlara ‘kan kokan zihniyete sahiptir’ demek ya da ‘kadınları yakmaya davet edecek’ demek, bu şekildeki bir arkaik pozitivizm ne zamandan beri laiklik savunusu anlamına gelmektedir. Bizatihi bir kişinin inanç sistemi içerisindeki değerlerini ortaya koymasını engellemeye dönük en laiklik karşıtı metinlerden birisidir bu Ankara Barosunun yaptığı, tam bir faşist zihniyetin ürünüdür. Zaman zaman Türkiye’de vesayetin geride kaldığına dair rehavete kapılıyoruz ama kafasını nerelerden uzattığına baktığımızda şaşırıyoruz” diye konuştu.

“LİBYA’DA BM’NİN TANIDIĞI HÜKÜMETİ DESTEKLEMEYE DEVAM EDİYORUZ”

Libya’da yaşanan son gelişmeler hatırlatan Çelik, “Evvelsi gün bu Hafter bir darbe girişimi içinde bulunmaya çalıştı. Kendisini hiçbir hukuki temeli olmayan birtakım makamlara yapıştırmaya çalışıyor. Fakat Libya halkının geleceği açısından BM’nin tanıdığı hükümetin arkasında durmaya ve onları desteklemeye Türkiye olarak devam ediyoruz. Biz bütün bu gelişmeleri kapsamlı bir şekilde değerlendiriyoruz ve ele alıyoruz” dedi.

“İBB’NİN DAĞITTIĞI KİTAPÇIK PROVOKASYONDUR”

Çelik, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) 23 Nisan’da çocuklara gönderdiği kitapçığa ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Aleviliğin ayrı bir din olarak gösterilmesi hem milletimizi inciten hem doğru olmayan hem Alevi vatandaşlarımızı inciten, baştan aşağı yanlış, son derece provokatif bir yaklaşımdır. O günden beri bekledik bu konuda sağduyulu bir açıklamanın yapılmasını, bir izahatta bulunulmasını ama maalesef herhangi bir şekilde böylesine bir izahatta bulunulmadı. Aleviliği İslam’dan ayrı bir din gibi göstermenin, Avrupa’da bazı yabancı servisler tarafından yapılan, Alevi vatandaşlarımızı Türkiye’den koparmaya çalışan ama Alevi vatandaşlarımız tarafından güçlü bir şekilde reddedilen bir politika olduğunu biliyoruz. Alevi kardeşlerimize dönük bir provokasyondur, milletimizin kardeşliğine dönük bir provokasyondur. Sayın Kılıçdaroğlu’ndan bu konuda bir şeyler duymak istiyoruz. İstanbul’da gelişen en küçük olayla ilgili olarak bir açıklama yapıyorlar, en detay konuyla ilgili bir açıklama yapıyorlar, koskoca bir partinin bu konuda topyekun suskun kalması son derece yanlıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin çocuklara dağıttığı provokatif bildiri kardeşliğimize dönük bir sabotajdır.”

“TEDBİRLER GEVŞERSE NORMALLEŞMEYİ BİRKAÇ AY İLERİ ATABİLİR”

Koronavirüs nedeniyle 65 yaş üstü kişilere getirilen sokağa çıkma kısıtlamasının esnetilmesine yönelik bazı haberlerin olduğu belirtilerek, bununla ilgili değerlendirme yapılıp yapılmadığının sorulması üzerine Çelik, “Çok az kaldı. İşin büyük kısmını atlatıyoruz, diğer bir kısmına geçiyoruz ama tedbirlerde bir gevşeme olursa, salgını artıracak birtakım kuralsızlıklar ortaya çıkarsa, bugün ‘havalar güzel, evde oturmak zor oluyor’ diye atacağımız bir adım, normalleşmeyi birkaç hafta, birkaç ay ileriye atabilir. Dolayısıyla bütün bunlar, önümüzdeki dönemde vakaların takip edilmesine göre değerlendirilecek konular” yanıtını verdi.
Adana’da polisin ateş açması sonucu hayatını kaybeden Suriyeli Ali El Hamdani ile ilgili değerlendirmesi sorulan Ömer Çelik, büyük üzüntü duyduğunu, olayı duyar duymaz gencin babasını aradığını ve üzüntüsünü dile getirdiğini söyledi.
Adli ve idari soruşturma başlatıldığını hatırlatan Çelik, “O konuda benim bir şey söylemem mümkün değildir. Bildiğim kadarıyla en son sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti, tutuklandı zannediyorum. Şu bizim için esastır, güvenliğimiz hukuku korumak, yüceltmek içindir. Her bir can azizdir. Burada herhangi bir ön yargıyla davranmak ya da örtbas faaliyeti içinde olmak zaten söz konusu değildir. Orada idarenin, güvenlik güçlerinin başında olanlar, hukuk konusunda hassas arkadaşlarımızdır” şeklinde konuştu.