ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve HHB avukatları, duruşmalarda yaşanan hak ihlallerine karşı 3 Şubat’tan bu yana açlık grevi eylemlerini sürdürüyor. Grev, davalarda yaşanan hak ihlalleri ve yargılamadaki usulsüzlüklere binaen başladı. Ayrıntıları, Kozağaçlı’nın avukatlarından Çiğdem Koç’a sorduk.

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu’ndan (HHB) 20 avukatın yargılandığı davanın ilk duruşması 10 Eylül 2018’de görüldü, altı ay sonra, 21 Şubat’ta savcı mütalaası verildi. Mütalaayı mahkemeye sunan Savcı Alaattin Çolak’ın dava dosyasında adı geçmiyor. Duruşma savcısı Can Tümer Keriş’in heyetin mütalaa taleplerine olumlu yanıt vermemesinin ardından dosya Çolak’a gönderilmişti.
Mütalaayla ilgili o dönem basın açıklaması yapan ÇHD İstanbul Şube Başkanı Gökmen Yeşil, “Mütalaayı veren savcı duruşma savcısı değil. Mütalaayı hazırlayan savcının dosyaya ne zaman atandığını, 70 klasörlük dosyayı ne zaman incelediğini bilemiyoruz. Ama gelinen noktada incelemediğini düşünüyoruz” demişti.
İlk duruşması 10 Eylül 2018’de görülen davada savcı 21 Şubat 2019’da esas hakkındaki mütalaasını vererek tüm sanıkların “silahlı terör örgütü üyeliğinden” cezalandırılmaları istedi. 20 Mart 2019’da görülen duruşmada 37. Ağır Ceza Mahkemesi, avukatlara 3 yıl 1 ay 15 gün ile 18 yıl 9 ay arasında hapis cezaları verdi. ÇHD davasında İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinin hükmettiği toplam 159 yıldan fazla hapis cezasına dair yaptığı itiraz, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nce 8 Ekim 2019’da reddedildi. Dosya Yargıtay incelemesinde.
ÇHD’li avukatların karşılaştıkları bunun gibi hukuksuzluklar yeni değil. DHKP-C’ye yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve ÇHD İstanbul Şube Başkanı Taylan Tanay‘ın da aralarında bulunduğu 9’u tutuklu 22 avukat hakkında açılan davada da süreç devam ediyor.

BİR AYDIR AÇLIK GREVİNDELER

ÇHD Genel Başkanı Kozağaçlı’nın da aralarında bulunduğu 8 avukat 3 Şubat’tan bu yana açlık grevinde. Kozağaçlı’nın avukatlarından Çiğdem Koç, “Kendileri için açlık grevinde değiller; müvekkilleri için açık grevindeler, bu ülkede adalet arayan herkes için açlık grevindeler, kendilerine yapılanı hukuksuzluğun meşrulaşmaması ve bir alışkanlığa dönüşmemesi için açlık grevindeler” diyerek açlık grevinin aslında Türkiye’deki hukuk sisteminin doğru işlemesi için gerçekleştiğini anlattı.
Avukat Çiğdem Koç, avukatların 2013’ten bu yana yaşadıkları “tahliye kararına savcılık itirazı”, “tahliye kararı sonrası cezaevinden çıkışa izin verilememesi”, “tahliye kararına itirazın hafta sonu kabul edilmesi”, “tutuklamaya yönelik yakalama kararı”, “yargıç güvencesinin ortadan kalkması müdafisiz tutuklama”, “mahkeme heyetinin dizaynı heyetin tasfiyesi sonrası mahkemeye soruşma sürecinde dahil olan bir hakimin atanması”, “kovuşturma sürecindeki ihlaller ve mahkumiyet kararı” gibi hak ihlallerinden dolayı açlık grevine başladıklarını dile getirdi ve ayrıntılı bir şekilde bu ihlalleri açıkladı.

“TAHLİYE ARDINDAN SİLİVRİ CEZAEVİ’NİN ÇIKIŞINDA BİR TARLAYA BIRAKTILAR”

Kozaağaçlı ve Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının 2013’ten beri “Terör Örgütü Üyeliği” ile suçlandığını dile getiren Avukat Çiğdem Koç, “Bu ülkede ne kadar toplumsal dava varsa, hepsinde avukatlık yapmışlardır. O yüzden de bazı kesimleri rahatsız ediyorlar. Hikaye de zaten genel olarak böyledir” diye değerlendirdi.
Avukat Çiğdem Koç, Selçuk Kozağaçlı’nın Soma’daki maden faciası sonrası yaşanan olayların ardından neler yaşadığını da şu kelimelerde anlattı:
Soma katliamına yol açanlardan biri 15 yıl hapis cezası aldı, istinafla tahliye edildi. Üstelik hala maden işletme yetkisi var. Ama Soma’daki 301 işçinin hakkını savunmak için avukatlık yapan, orada saldırıya uğrayan, kolu kırılan, işkence gören Selçuk Kozağaçlı 11 yıl ceza aldı ve hapiste hala. Meslektaşlarımız, 14 Eylül 2018’de tahliye edildiler ve tahliye edilmelerinin sebebi öncelikle avukat olmalarıydı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin tutukluluk kriterlerine uymamasından ötürü mahkeme tahliye etti. Şöyle tuhaf bir durum vardı; Sabaha kadar beklettiler arkadaşlarımızı. Ve biz farklı bir yerde beklerken, sabah Silivri Cezaevi’nin çıkışında bir tarlaya bıraktılar. Örneği yoktur bu uygulamanın.

“TAHLİYE KARARI VEREN HEYET DAĞITILMIŞ, YERİNE YENİ BAŞKAN VE HEYET GELMİŞ”

Tahliye kararına mesai saatleri dışında itiraz edilmesinin hukuka aykırı olduğunu dile getiren Çiğdem Koç, “Heyet, Cumartesi günü yani mesai saatlerinin dışında tutuklama kararı çıkardı. Tutuklamaya yönelik yakalama kararı ile de bunu taçlandırdı. İkisi de hukuka aykırı. ‘Tutuklamaya yönelik yakalama’ diye bir şey icat ettiler” dedi.
Tutuklama kararı sonrası birkaç avukatın İstanbul Barosu önünden, bizzat baroda yapılacak bir yemeğe giderlerken yaka paça alındığını dile getiren Avukat Koç ekledi:
Kendi baroları önünden dört arkadaşımızı aldılar. Selçuk Kozağaçlı,bu yakalama kararını haber alınca adliyeye gitti, mahkeme salonuna girdiğinde ne yapacağını bilemeyen mahkeme heyeti duruşma salonunda kalamadı. Selçuk Kozağaçlı gözaltına alınmak istendiğinde salondaki avukatlar sürüklenerek dışarı çıkartıldı ve Selçuk zorla emniyete götürüldü. Ertesi gün de yeni kurulan bir heyet, kendi ayaklarıyla adliyeye gelmiş bir avukatı kaçma şüphesi var diyerek tutukladı. Neresinden tutsanız elinizde kalır yani.

“KADROLU BİR İTİRAFÇI TANIK, GİZLİ TANIK GİBİ DİNLENDİ. BİZ DIŞARI ÇIKARTILDIK”

Sanıklara savunma hakkı tanımayan bir yargılama olduğunu belirten Çiğdem Koç, “37. Ağır Ceza Mahkemesi, hiçbir usul kuralına riayet etmedi. Bir tane itirafçı tanık var. Birçok dosyada kadrolu tanık. Bu itirafçı, gizli tanık değil; gizli tanık gibi dinlendi. Bu itirafçı tanık meselesi bir çok dosyada aynı hukuksuzluklara zemin hazırlıyor. Sanıkların savunmayı genişletme talepleri kabul edilmedi ayrıca, yetmedi, duruşmadan atıldılar. Sanıklar atılınca biz avukatlar da dışarı çıktık, boş salonda tanık dinlendi. Yani bir yargılamada olamayacak, olmaması gereken ne varsa burada yaşandı. Toplamda 159 yıldan fazla ceza verildi avukat arkadaşlarımıza. Ne için? Avukatlık yaptıkları için” dedi.

“AÇLIK GREVİ İLE İLGİLİ BANA SÖZ SÖYLEMEK DÜŞMEZ, ONLARI YAŞATMAK ADINA SES OLMAYA ÇALIŞMAK DÜŞER”

Yalnızca susma hakkını müvekkiline hatırlattı diye hiçbir avukatın terör örgütü üyesi sayılamayacağını dile getiren Koç, “ÇHD, 74 yıldan beridir devam eden bir gelenek. Onlar sadece avukatlık yaptıkları için tutuklandılar. Onlar gibi düşünmeyen, farklı ideolojilerde olan bütün avukatlara, eğer bizim istediğimiz gibi avukatlık yapmazsınız böyle olur demektir bu. Çağdaş Hukukçular Derneği, ülkenin zorunlu üye olunan barolar dışındaki en büyük avukat örgütlenmesidir ve onun Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın tutuklu bulunduğu bir ülkede adaletten bahsedemeyiz” açıklamasını yaptı.
Çiğdem Koç, açlık grevinin kendisi için çok can yakıcı ve kabullenemediği bir eylem biçimi olduğunu da belirtti:
Açlık grevi benim için korkunç bir şey, çok canımı acıtan bir şey. Ama bu eylem yolunu seçen insanlar artık başka çareleri kalmadığını düşünüyorlar, bu direniş yöntemine karar veriyorlar. Kararlarına saygı duyuyorum. Bana bu kararın üstüne söz söylemek değil, ancak onları yaşatmak adına ses olmaya çalışmak düşer.

SÜRECİN GEÇMİŞİ

Bianet’in derlemesine göre avukatlar, 12 Eylül 2017’de bürolarına yapılan polis baskının ardından gözaltına alınmış, 20 Eylül’de tutuklanmıştı. Selçuk Kozağaçlı da 13 Kasım 2017’de tutuklanmıştı.
İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Eylül 2018’de görülen duruşmada tutuklu avukatlar Ahmet Mandacı, Aycan Çiçek, Ayşegül Çağatay, Aytaç Ünsal, Barkın Timtik, Behiç Aşçı, Didem Baydar Ünsal, Ebru Timtik, Engin Gökoğlu, Naciye Demir, Özgür Yılmaz, Selçuk Kozağaçlı, Süleyman Gökten, Şükriye Erden, Yağmur Ererken, Yaprak Türkmen, Zehra Özdemir’in tahliyesine hükmetti. Ancak kararın uygulanmasının üzerinden 24 saat geçmeden savcı tahliye kararına itiraz etti. Bu kez mahkeme tahliye edilen avukatların tekrar tutuklanmasına karar verdi. Beş avukat, bir gün dışarıda kaldıktan sonra tekrar tutuklanarak ayrı kentlerdeki hapishanelere gönderildiler. Bu arada mahkeme heyeti de değiştirildi.
Davada firari sanık olarak yer alan avukatlar Günay Dağ ve Oya Aslan hakkındaki yakalama kararı devam ediyor. Sanıklardan Barkın Timtik de 1 Mart’ta tutuklandı.
İlk duruşması 10 Eylül 2018’de görülen davada savcı 21 Şubat 2019’da esas hakkındaki mütalaasını vererek tüm sanıkların “silahlı terör örgütü üyeliğinden” cezalandırılmaları istedi. 20 Mart 2019’da görülen duruşmada 37. Ağır Ceza Mahkemesi, avukatlara 3 yıl 1 ay 15 gün ile 18 yıl 9 ay arasında hapis cezaları verdi. ÇHD davasında İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinin hükmettiği toplam 159 yıldan fazla hapis cezasına dair yaptığı itiraz, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nce 8 Ekim 2019’da reddedildi. Dosya Yargıtay incelemesinde.