Cumartesi Anneleri’nin 820’nci hafta eyleminde, gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinde haber alınamayan Hüseyin Taşkaya’nın akıbeti soruldu. Hüseyin Taşkaya’nın kızı Serpil Taşkaya, “25 yıl önce bir çocukken buradaydım. Şimdi de çocuğumla buradayım” diye konuştu.

Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılmasını talep etmek amacıyla her hafta düzenledikleri eylemlerinin 820’ncisini gerçekleştirildi. Koronavirüs salgını nedeniyle online gerçekleştirilen eylemde 6 Aralık 1993 yılında Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Hüseyin Taşkaya’nın akıbeti sorularak, faillerin cezalandırılmaları talep edildi.

“TEK KİŞİ KALSAK DA ARAMAYA DEVAM”

MA’nın aktardığı habere göre, açıklamada ilk olarak söz alan Taşkaya’nın eşi Sultan Taşkaya, şöyle konuştu:
“Eşim 27 yıl önce kardeşimin evinde korucular, Sedat Bucak’n kardeşi Ahmet Bucak ve askerlerle beraber gündüz saat 13.00 civarında herkesin gözünün önünde götürüldü. Biz 27 senedir Hüseyin’i arıyoruz. Çalmadığımız kapı kalmadı. Hiçbir ize ulaşamadık. Devlet götürdü. Biz biliyoruz sağ değil. Mezarını istiyoruz. Çocuklarım büyüdü bu sefer torunları arayacak. Failler belli, ortalıkta geziyorlar, görüyoruz. Devletin haberi var. Ama hesabına gelmediği için üstüne gitmiyor. Tek kişi kalana kadar aramaya devam edeceğiz. Çocuklarım ‘babam nerede’, torunlarımız ‘dedem nerede’’ diye soruyor. Tüm kayıpları bulana kadar vazgeçmeyeceğiz, teselli ve mücadele mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

“25 YIL SONRA ÇOCUKLARIMLA BURADAYIM”

Taşkaya’nın kızı Serpil Taşkaya, babasının gözaltına alınmasının ardından bütün aramalarına rağmen bir daha kendisinden haber alamadıklarını hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:
“Babamı 7 yaşımda kaybettim ve onu kaybetmemle birlikte arayışım başladı. Ancak 2 yıl sonra umudum Cumartesi Anneleriyle tanışmamla birlikte arttı. Cumartesi Anneleri’yle tanışmam ilk olarak babaannemin oğlunu aramasıyla başladı ve daha sonra annemle birlikte ve artan umudumuzla birlikte ben de bu sürece dahil oldum. 34 yaşındayım ve 25 yıldır bütün kayıplarımızı arama mücadelesi veriyorum. Bizim çağrımız yıllarca hep aynı şekilde yankılanmıştır. Kayıplar bulunsun ve failler yargılansın. Herkes için adalet talebimizi yineliyoruz. Tüm kayıplar bulunana ve failler yargılanana kadar bu mücadele sürecek. 25 yıl önce çocuk olarak şimdi ise çocuklarımla geldiğim kayıplarla buluşma mekanımız olan Galatasaray meydanından vazgeçmeyeceğiz. Cumartesi Anneleri olarak kayıplarımızı asla unutmayacağız.”

“GÖZALTINA KAYBEDİLENLER VE AİLELERİ ‘HUKUKUN DIŞINA’ ÇIKARTILIYOR”

820’inci haftanın açıklamasını okuyan Hüseyin Taşkaya’nın torunu Helin Taşkaya kaç yıl geçerse geçsin devletin, gözaltında kaybedilenlerin akıbetleriyle ilgili yakınlarına bilgi vermek, bedenlerinin nerede olduğunu tespit etmek ve adaleti sağlamakla yükümlü olduğunu söyledi.
Devletin bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirten Taşkaya, “Gözaltında kaybedilenleri ve onların ailelerini ‘hukukun dışına’ çıkartıyor. Gözaltında kaybetmelerle ilgili yapılan başvuruları, hukukun temel değerlerini ihlal ederek sonuçsuz bırakıyor. Kayıp yakınlarının hukuki, meşru ve vicdani taleplerini karşılamıyor” diye konuştu.

“AŞİRET VE DEVLETİN KİRLİ İLİŞKİSİ”

Taşkaya, dedesine ilişkin şu bilgiler paylaştı:
“42 yaşındaki 4 çocuk babası Hüseyin Taşkaya Siverek’te yaşıyordu. 12 Eylül döneminde beş yıl hapiste kaldı. Hapishaneden çıktıktan sonra inşaat işine girdi. 90’lı yılların başında Siverek’te varlıklı bir müteahhit oldu. O dönem tamamen Bucak Aşireti’nin hâkimiyetinde olan Siverek’te ağır hak ihlalleri yaşanıyordu. Bu durum devletin Susurluk Raporu’nda ‘aşiretin silahlı mensuplarının devlet içinde devlet görünümünde oldukları’ şeklinde yer aldı. Çevresinde sözüne itibar edilen Hüseyin Taşkaya, bu ihlalleri eleştirdiği için güvenlik güçlerinin ve Bucak Aşireti’nin hedefindeydi. Adının ölüm listesinde olduğu duyumları gelmeye başlayınca evini İstanbul’a taşıdı. Kendisi de kalan işlerini toparlamak üzere amcasının evinde kalmaya başladı. Hüseyin Taşkaya, 6 Aralık 1993 tarihinde Siverek Bağlar Mahallesi’ndeki amcasının evinden askerler, polisler ve Bucak aşiretine mensup korucular tarafından gözaltına alındı. Gözaltı işlemini gerçekleştiren 30 araçlık konvoya Siverek Jandarma Karakol Komutanı Üsteğmen Ahmet Şentürk komuta ediyordu.”

“EMNİYET ‘BİZDE YOK, SEDAT BUCAK’A SORUN’ DEDİ”

Ailesinin dedesini sormak için hemen jandarmaya, emniyete, savcılığa ve valiliğe başvuruda bulunduğunu dile getiren Taşkaya, şöyle devam etti:
“Askeri yetkililer, gözaltı işleminden kısa bir süre sonra Taşkaya’nın polisler tarafından götürüldüğünü söyledi. Emniyet ise ‘Bizde yok Sedat Bucak’a sorun’ dedi. DYP milletvekili, aşiret reisi- korucubaşı Sedat Bucak da ‘Bizim ekip almış fakat devlete teslim etmiş; bundan sonra haberimiz yoktur, devlet biliyor’ dedi. Oğlundan haber alma umuduyla Siverek Emniyet’ine giden Fatime Taşkaya’ya Emniyette ‘Bir daha bize gelmeyin. Diğer oğullarınla birlikte burayı terk edin, yoksa onlar da kaybolur’ denildi. Urfa Valisi Ziyaeddin Akbulut’la görüşen aile, Hüseyin Taşkaya’nın bulunmasını istedi. Gözaltına alındığı inkar edilen Hüseyin Taşkaya’dan bir daha haber alınamadı.”

GÖZALTI SOYUT BİR İDDİAYMIŞ!

Taşkaya, olayı soruşturmak, suçu ve suçluyu açığa çıkarmakla görevli Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, dedesinin gözaltına alınmasını ailenin soyut iddiası olarak değerlendirdiğine dikkat çeken Taşkaya, sözlerine şöyle devam etti:
“Yapılan suç duyurusunu soruşturmaya yer olmadığı kararı ile kapattı. Gözaltında kaybedilişinin 27. yılında bir kez daha iktidarı ve adli makamları göreve çağırıyoruz: Hüseyin Taşkaya dosyasındaki inkara ve cezasızlığa son verin. Etkin soruşturma ve kovuşturma yaparak Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini açıklayın. Onun gözaltında kaybedilmesine neden olanları adil bir biçimde cezalandırın. Hüseyin Taşkaya için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, 121 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”