29 Kasım 2020, Pazar

Doç. Dr. Gün Kut: Irkçılıkla mücadele uzun soluklu bir çaba gerektirir

BM Irk Ayrımcılığı Komitesi’ne üçüncü kez seçilen Gün Kut, “Günümüzün ırkçılığı, klasik ‘ırk’ tanımından hareket eden bir ideoloji değil artık. Kültürel, dinsel farklılıklar ve buna benzer ötekileştirme unsurları güncel ırk ayırımcılığının hareket noktaları haline geldi” diyor.

SÖYLEŞİ: Elif Şahin Hamidi

BM Irk Ayrımcılığı Komitesi’ne üçüncü kez seçilen Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim üyesi ve Rektör Danışmanı Doç. Dr. Gün Kut ile Türkiye’de ve bütün dünyada giderek tırmanan ırkçılık ve ayrımcılık üzerine konuştuk.

Kut, “günümüzün ırkçılığı, klasik ‘ırk’ tanımından hareket eden bir ideoloji değil artık. Kültürel, dinsel farklılıklar ve buna benzer ötekileştirme unsurları güncel ırk ayırımcılığının hareket noktaları haline geldi” diyor. Hiç kimsenin bir ırkçı olarak dünyaya gelmediğinin altını çizen Kut, ırkçılık ve genel olarak ayırımcılığın, öğrenilen bir anlayış, tavır ve davranış olduğunu belirtiyor.

Doç. Dr. Gün Kut’un görüşleri şöyle:

BM Irk Ayırımcılığı Komitesine birkaç ay önce yeniden seçildiniz. Ayırımcılık ve ırkçılıkla mücadele eden bu komitenin yürüttüğü çalışmalar ve sizin komitedeki göreviniz hakkında birkaç söz söyler misiniz?  

BM Her Türlü Irk Ayırımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin (ICERD) 8. maddesine göre kurulan ve kişisel temelde tarafsız görev yapmak üzere dört yıllığına BM Genel Kurulu tarafından seçilen 18 kişilik Irk Ayırımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi’nin (CERD) üyesiyim. Bu göreve üçüncü kez seçildim. Komitenin görevi, taraf devletlerin Sözleşmenin düzenlemelerini ilgilendiren konularda aldığı önlemler hakkında verdikleri raporları inceleyerek öneriler ve genel tavsiyelerde bulunmaktır (Madde 9). Ben Komitede, işbölümüne göre görevlendirildiğim ülke raportörlüklerinin yanında öncelikli önerilerin takip raportörlüğünü de yapıyorum.

SÖZLEŞMEYE TARAF DEVLET SAYISI 2017’DE 179’A ULAŞTI

2010 yılından bu yana komitedesiniz ve 2022 yılına kadar bu komitede görev yapacaksınız. 2010’dan bu yana, ayırımcılık konusunda Türkiye’de ve dünyada ne gibi gelişmeler yaşandı? Bir yol alınabildi mi sizce?

Dünyada ırkçılıkla mücadele uzun soluklu bir çaba gerektirir. En ciddî sorunların çözülmüş olduğu izlenimini veren yerlerde dahi ırkçılık belli koşullarda yeniden başgösterebilir. Bu nedenle farklı yerlerde, farklı zamanlarda, farklı biçimlerde ırk ayırımcılığı sürekli karşılaşılan ve karşılaşılacak bir durumdur. Bizim gayretimiz, taraf devletleri bu konuda sürekli uyanık tutmak ve gözlemlediğimiz sorunların çözümü için hükümetleri hukukî, idarî ve diğer yollarla önlemler almaya ikna etme yönünde yoğunlaşmıştır. Komitenin dikkatine sunulan raporlarda, taraf devletlerin vurguladıkları gelişmelere bakıldığında, pozitif bir trend olduğu söylenebilir. Bu, tüm sorunların her yerde çözülmekte olduğunu göstermemekle birlikte, taraf devletlerin çözüm için çaba göstermeye devam etmeleri de kendi başına olumlu bir işaret sayılmalıdır. Sözleşmeye taraf devlet sayısı 2017 itibariyle 179’a ulaşmıştır. Sözleşmeyi imzalamayan devletlerin çoğunun Pasifik’teki çok az nüfuslu küçük ada devletleri ya da Kuzey Kore, Myanmar gibi uluslararası toplumdan izole devletler olduğu gözönünde tutulursa, sözleşmenin yükümlülüklerini üstlenme konusunda genel bir irade olduğu görülür.

“TÜM İNSANLAR İÇİN ONUR VE EŞİTLİK İLKELERİ ESAS ALINIYOR”

Her Türlü Irk Ayırımcılığının Ortadan Kaldırılması Uluslararası Sözleşmesinin, uluslararası alanda ve iç hukukta devletlere getirdiği yükümlülükler nelerdir? Devletlerin, iç hukukta bu Sözleşmeye aykırı davranmaları durumunda herhangi bir yaptırım söz konusu mu ve sizce bu yaptırımlar caydırıcı nitelikte mi?

Sözleşmeye Taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Şartının tüm insanların onur ve eşitlik ilkelerine dayandığı ve Birleşmiş Milletlerin amaçlarından biri olan herkesin evrensel insan haklarına ve temel özgürlüklerine, ırk, cinsiyet, dil veya din ayırımı yapılmaksızın saygı gösterilmesinin geliştirilmesi ve desteklenmesi doğrultusunda faaliyette bulunmayı taahhüt ettiklerinden, 2. maddede sayılan yükümlülükleri üstlenmişlerdir. Bunlar: a) Bireylere, birey gruplarına ya da kurumlara karşı hiçbir ırk ayırımcılığı eyleminde veya uygulamasında bulunmamayı ve ulusal ya da yerel tüm kamu yetkilileri ile kamu kurumlarının bu yükümlülüğe uygun hareket etmelerini sağlamak, b) Herhangi bir kişinin veya teşkilâtın ırk ayırımcılığını himaye etmemeyi, savunmamayı ve desteklememeyi üstlenmek, c) Yerel ulusal ve hükümet politikalarını gözden geçirmek, nerede bulunursa bulunsun, ırk ayırımcılığı doğuran veya devam ettiren yasaları veya düzenlemeleri değiştirmek, kaldırmak veya geçersiz kılmak amacıyla etkin önlemler almak, d) Koşullar gerektirdiği takdirde yasal düzenlemeler yapmak dahil, tüm uygun yöntemlerle, herhangi bir birey, grup veya örgüt kaynaklı ırk ayırımcılığını yasaklamak ve bu tür ayırımcılığa son vermek, e) Farklılıkların farklar engel oluşturmadan birarada yaşamasını teşvik etmek, ırkçı bölünmeyi güçlendirebilecek her şeyi caydırmak olarak sayılmıştır. Gerek iç gerekse uluslararası hukuk çerçevesinde alınan yasal, idarî ve siyasî kararlar ile uygulanan politikalar sayılan yükümlülüklere uygun olmalıdır. Komite esas olarak taraf ülkelerin kendi uygulamalarıyla ilgili olarak sundukları periyodik raporlardan hareketle bu yükümlülüklere uygun hareket edilip edilmediğini denetler. Yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olması durumlarında, bunları Sonuç Gözlemleri raporunda vurgular ve hükümetlere öneri ve tavsiyelerde bulunur. Sonuç Gözlemleri, hükümetleri muhatap almakla birlikte, kamuoyuna açık belgeler olduklarından, iç ve dış kamuoyu baskısı yaratma işlevi de görürler. Bunun ötesinde iç hukukun getirdiği yaptırımlar dışında bir yaptırım yoktur. Ancak bir devletin hukuka uygun hareket etmediğinin uluslararası resmî bir uzmanlar kuruluşu tarafından ilân edilmesi azımsanamayacak bir yaptırımdır.

TÜRKİYE KOMİTENİN BİREYSEL BAŞVURU YETKİSİNİ KABUL EDEN 58 DEVLET İÇİNDE DEĞİL

Bu Sözleşmeye dayanarak başvuru yapılabilecek bir merci var mıdır? Bu Sözleşme, devletler için ve ayrıca Sözleşmeyi imzalayan ülkelerin tek tek vatandaşları için ne anlama geliyor?

Sözleşme opsiyonel olarak taraf devlet vatandaşlarının Komiteye bireysel başvuru hakkını da tanımaktadır (madde 14). Sözleşmeye taraf olan ve madde 14 uyarınca bildirimde bulunmuş olan devletlerin vatandaşları, ırk ayırımına uğradıkları ve iç hukuk yollarının tümü kullanıldıktan sonra dahi hak ihlalinin giderilmediği kanısına varırlarsa, Komiteye başvurabilirler. Komite başvuruları, usul ve esas yönlerinden inceler ve vardığı kanaati öneri ve tavsiyeleriyle birlikte ilgili devlete iletir. Komitenin bireysel başvuru yetkisini kabul etmiş olan 58 devlet vardır. Türkiye bunlar arasında değildir.

“SÖZLEŞMENİN GÜNLÜK HAYATTA UYGULANMASI İÇ HUKUK VE HÜKÜMET POLİTİKALARINA BAĞLI”

Ayırımcılık, insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları gibi birçok konuda uluslararası sözleşme, bildiri var. Kâğıt üstünde, insan için çok anlamlı, yararlı görünen normlarla dolu bu belgeler. Ama sadece kâğıt üstünde kalmaması gerekiyor. Ayırımcılıkla ilgili sözleşmenin gündelik hayatta uygulamayla ilgili eksik kaldığı yanları var mıdır? Varsa bu eksiklikleri gidermek için neler yapılmalı?

Sözleşmenin günlük hayatta uygulanması taraf devletlerin iç hukuk kurallarına ve uygulanan hükümet politikalarına bağlıdır. Sözleşmenin getirdiği yükümlülüklerle bu kurallar ve politikalar arasında uyumsuzluklar olması ya da varsa dahi uyum durumunun hükümet ya da politika değişikliği gibi nedenlerle ortadan kalkması karşılaşılan temel sorunlardır. Sonuçta her devletin vatandaşları kendi hükümetlerinin uygulamalarına muhataptır. İnsan hakları konularında hükümetlerin öncelikle kendi vatandaşları karşısında hesap verebilirliği esastır. Dolayısıyla, kamuoyu ve sivil toplum gerek iç denetim gerekse farkındalık yaratma konularında üzerine düşeni aktif olarak yerine getirmesi gereken en önemli unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Devletlerin kendi iradeleriyle taraf oldukları insan hakları sözleşmeleri, aslında kendi vatandaşlarına verilmiş garantileri içerir. Bunları takip etmek her bireyin kendi sorumluluğudur. İnsan hakları sözleşmeleri bir bakıma katalizör işlevi görerek bu süreci şeffaflaştırır ve dünya ölçeğine taşır.

“GÜNÜMÜZÜN  TANIMI FARKLILAŞTI”

Aslında bir insan henüz dünyaya bile gelmeden başlıyor ayırımcılık. Hamile bir kadına bebeğin “kız mı erkek mi?” olduğu sorusu yöneltildiğinde, cevap kızsa “olsun…” der karşıdaki, biraz mahcup, üzgün. Sonra sokakta devam eder ayırımcılık: ailenin kim olduğu, kökeninin ne olduğu merak edilir ilk olarak. Ortak noktamız insan olmak olsa da, farklılıklarımız nasıl oluyor da aşağılanma, nefret edilme, hatta kimi zaman yok edilme nedeni olabiliyor?

Gerek bireyler gerek gruplar halinde insanlar arasında anlaşmazlıklar ve çatışmalar tarih boyunca varoldu; ırkçılığın bu çatışmaların gerekçesi olarak ortaya çıkmasının nedenleri çok değişkenli bir denklem. Sosyolojik, psikolojik, sosyal psikolojik nedenlerin yanı sıra, tarihî, yerel, konjonktürel boyutları var. Ayrıca zaman ve mekâna bağlı olarak ayırımcılık çok farklı biçimler alabiliyor. Örneğin bugün ırkçılık yükselişte diyoruz, ama günümüzün ırkçılığı, klasik “ırk” tanımından hareket eden bir ideoloji değil artık. Kültürel, dinsel farklılıklar ve buna benzer ötekileştirme unsurları güncel ırk ayırımcılığının hareket noktaları haline geldi. Nedenleri ve ortaya çıkış biçimleri yerine ve zamanına göre bu kadar farklılık gösteren bir olgunun çıkış noktasını arayarak çare üretmek herhalde mümkün değil. Bu nedenle ırkçılığın hedef kitlesi ve kurbanlarının haklarının korunması konusunu ön plâna çıkarmak önemli.

“HİÇBİR BİREY IRKÇI DOĞMUYOR”

Etnik köken ya da dil, din, cinsiyete dayalı her türlü ayırımcılığın tohumları, genellikle çocukluk döneminde, çocuğun içinde yetiştiği aile, çevre, toplum tarafından atılıyor. Bu noktada en başta ailelere, sonra öğretmenlere/eğiticilere büyük sorumluluk düşüyor. Dolayısıyla önce anne-babaları ve eğiticileri Platon’un mağarasından çıkarmak gerekmez mi? Bu nasıl başarılabilir sizce?

Hiçbir birey ırkçı doğmuyor. Irkçılık ve genel olarak ayırımcılık, öğrenilen bir anlayış, tavır ve davranış. Dolayısıyla doğal olarak öğrenme süreçlerinin belirleyiciliğini esas alarak çözüm üretmeye çalışmak gerekiyor. Bunun nasıl yapılacağı her devletin, toplumun, ya da topluluğun kendi dinamiklerine göre değişebiliyor. Yani herkes için geçerli sihirli bir formül yok. Ama temel ilke, adalet ve eşitlik duygularının birey tarafından içselleştirilebilmesi için eğitim ve öğretim sisteminin bu konulara duyarlı hale getirilmesi.

“IRKÇILIĞIN BİR ÇOK NEDENİ VAR”

Ayırımcılığın daha çok ya da sık rastlandığı toplumların ortak bir özelliğinden söz edilebilir mi? Ve ne tür toplumlarda ayırımcılık sıradanlaşır?

Kendi dışındaki dünya konusunda bilgisizlik ve bu bilgisizlikten kaynaklanan hayalî korkular ötekileştirmenin, biz-onlar ayrımını klişeleştirmenin ve kültür unsuru haline getirmenin temel nedenleri. Kendi içine kapalı toplumların bireyleri “başka”larına karşı şüphe ve endişeyle yaklaşmaya ve tehdit algılamaya daha eğilimli oluyorlar. Ama tek neden bu değil. Sahip olunan ayrıcalıkları paylaşmamak için ötekileştirme ve ayırımcılık yapılması da çok rastlanan bir durum.

Tek tek her bir insanın, sırf insan olmaktan dolayı bazı haklara sahip olduğunu bilmenin ve dolayısıyla insan hakları bilgisine sahip olmanın, ayrımcılıkla başetmedeki rolü ve önemi hakkında neler söylersiniz?

Her birey kendi haklarının korunabilmesi için başkalarının haklarını koruması gerektiğinin bilincine varsa, tüm insan hakları ihlalleri ortadan kalkar.

 

NOT: Bu söyleşi, Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi ve UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü Bülteni’nin Şubat 2018/üçüncü sayısında yayımlanmıştır. 

Son Haberler

Irak’ta petrol rafinerisine saldırı

Irak'ın kuzeyinde düzenlenen roket saldırısı sonucu bir petrol rafinerisinde yangın çıktı. Irak'ın kuzeyinde bir petrol rafinerisine yapılan katyuşa saldırısı sonucu rafineride yangın çıktı. ÜSTLENEN OLMADI Irak’ın Selahaddin...

Savcılık Maradona’nın ölümünü araştıracak

Arjantin'de savcılık, futbol efsanesi Diego Armando Maradona'nın geçen hafta 60 yaşında kalp krizi nedeniyle vefat etmesi hakkında soruşturma başlattı. Polisin, savcılık emriyle Maradona'nın doktoru...

Derbinin kazananı Beşiktaş oldu

Süper Lig'de haftanın merakla beklenen karşılaşmasında Beşiktaş, ezeli rakibi Fenerbahçe'yi 15 yıl sonra deplasmanda 4-3 mağlup etti. Fenerbahçe-Beşiktaş derbisini 4-3'lük skorla Beşiktaş kazandı. Beşiktaş, rakibini...

Kayseri İl Sağlık Müdürü: Hastane yükümüz artıyor

Kayseri İl Sağlık Müdürü Ali Ramazan Benli, "Hastane yükümüz artıyor. İşimiz olmadıkça dışarı çıkmayalım" diyerek yurttaşları uyardı. Kayseri'de yetkililer, kentte artan koronavirüs vakaları nedeniyle hastane...

Çok Okunanlar

15 günde aynı aileden 4 kişi koronavirüsten hayatını kaybetti

Mersin’in Tarsus ilçesinde koronavirüs tedavisi gören Şehriban Karabulut (45), Şehriban Karabulut'un annesi Fadime (67) ve kardeşleri Murat (37) ile...

Akar’dan CHP’li vekile tepki: Bu açıklamaların hesabını soracağız

CHP’li vekilin TSK'ya ilişkin sözleri ile ilgili bir açıklama da Milli Savunma Bakanı Akar'dan geldi. Akar açıklamasında 'Şahsi ihtiras...

Bilim Kurulu Üyesi Kayıpmaz: Ben inaktif aşı olmayı tercih ederim

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Afşin Emre Kayıpmaz, “Hangi kan grubu olursa olsun, her ne kadar...

Türkiye geneli 14 saatlik yasak sona erdi

Türkiye'de Covid-19 vaka ve ölüm sayılarının artmasının ardından Cumhurbaşkanlığı Kabinesi tarafından alınan yeni tedbirler kapsamında uygulanan 14 saatlik sokağa...

“Koronavirüs aşısı ücretsiz olsun” önergesi AKP ve MHP tarafından reddedildi

HDP'nin dün komisyonda koronavirüs aşısının ücretsiz olması için verdiği önerge, AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. HDP, koronavirüs (Covid-19) aşısının herkese...

Maradona’nın servetiyle ilgili açıklama

Dünya futbolunun gelmiş geçmiş en iyi '10 numarası' Arjantinli Diego Armando Maradona'nın neredeyse hiç parasının kalmadığı öne sürüldü. Arjantinli efsane...

22 yaşındaki hemşire koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti

Kütahya'da 22 yaşındaki hemşire Hasan Baştuğ, koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Kütahya'da özel bir hastanede çalışan 22 yaşındaki hemşire Hasan Baştuğ,...

İçişleri Bakanlığı’ndan hafta sonu uygulanacak sokağa çıkma kısıtlamasına dair açıklama

İçişleri Bakanlığı tarafından hafta sonu uygulanacak olan sokağa çıkma kısıtlamasına yönelik yapılan açıklamada "28 Kasım Cumartesi günü saat 20:00’den...

İranlı bilim insanı Muhsin Fahrizade, suikast sonucu öldürüldü

İran’ın nükleer alanındaki en önemli bilim insanlarından biri olan Muhsin Fahrizade Mahavadi öldürüldü. İran'ın nükleer programının mimarlarından olduğu söylenen İranlı...

2020-KPSS ortaöğretim soru kitapçığı ve cevap anahtarı yayılandı

ÖSYM, 2020 Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) ortaöğretim oturumunun temel soru kitapçığı ve cevap anahtarının yayınlandığını duyurdu. Ölçme Seçme ve...

Gözden Kaçmasın