20 Ocak 2021, Çarşamba

Kırmızı Kurdele Haftası: “HIV taşıyan bireyler işlerinden olmak zorunda değil”

Gürkan ÖzturanBütün yazıları
dokuz8NEWS Executive Manager, Turkey-Europe Foundation board member

HIV virüsü hakkında konuşan Kırmızı Kurdele İstanbul’un hukuk danışmanı avukatlarından Fırat Can Güngör, “HIV taşıyan bireyler işlerinden olmak zorunda değil” ifadelerini kullandı.

Kırmızı Kurdele İstanbul Hukuk Danışmanı, Bursa Barosu avukatlarından Fırat Can Güngör Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı desteğiyle Kırmızı Kurdele Haftası Etkinlikleri kapsamında düzenlenen programda HIV’nin hukuki zeminini anlatmak üzere Gürkan Özturan’ın sunduğu Gündem Özel programında Dokuz8TV’nin konuğu oldu. 1 Aralık 2020 tarihinde yayınlanan ve Kırmızı Kurdele İstanbul kurucusu aktivist Arda Karapınar’la yapılan programın devamı niteliğindeki yayında Avukat Fırat Can Güngör, HIV’in hukuki zeminine değindi. HIV taşıyan bireylerin yaşadıkları ayrımcılıklara dikkat çeken Güngör ülkemizde birçok insanın bu ayrımcılıktan dolayı yaşadıkları zorluklardan bahsetti.

“HIV’IN TÜRKİYE’DE ÖZEL BİR MEVZUAT DÜZENLEMESİ YOK”

HIV’ın Türkiye’de özel bir mevzuat düzenlemesi yok. Bunun için 2 farklı önemli metin var diyebiliriz. Bunlar son 10 yılda oluşmuş iki tane metin. Bir tanesi Anayasa Mahkemesi kararı, bir diğeri ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı. Bunlar haricinde kısıtlı sayıda Yargıtay kararları da var. İşe iade ve ceza davaları ile ilgili. Fakat özellikle ceza davalarının daha ziyade boşanma davalarına eklenen davalar olduğunu görüyoruz.

Anayasa Mahkemesi kararı yerel bir metin olması nedeniyle çok daha önemli görülmelidir. 2017 yılında açıklanan bir karar; başvuranın iş hayatı le ilgili bir ihlalden dolayı yaptığı başvurunun sonucudur. Bu karara göre, hem yargılamanın gizli yapılmamış olması hem de yargılanma sürecinin uzun olması nedeniyle devlet, başvurucuya tazminat ödemek zorunda kalırken, Yargıtay tarafından reddedilen işverence eşit davranma borcuna aykırılıktan kaynaklanan tazminat hakkını temini için yeniden yargılanma kararı verilmiştir. Kısaca bu karar ile hem HIV’le yaşayan bireylerin yargılamalarının gizli yapılmasının önü açılarak ifşa ve damgalanma ihtimali bertaraf edilmekte; hem de halk arasında ayrımcılık tazminatı olarak bilinen tazminatın temini sağlanmaktadır.

Bir diğer karar ise AİHM kararı. Bu karara göre de, hastanede henüz yeni doğan konumundayken tedavi gören bebeğin kan transfüzyonu sırasında HIV ile enfekte olması Devlet’in kusuruna dayanması nedeniyle tazmin edilmek durumunda bırakılmıştır. Ayrıca bu kişinin hayatı boyunca tüm tedavilerinin devlet tarafından karşılanmasına hükmedilmiştir. Kararın önemli noktası şudur. Devlet, temini devlet için maliyetli olsa dahi en son teknoloji ile, en hızlı ve güvenli şekilde sağlık hizmetini sunmakla mükelleftir. Bu durumun aksi kusur sayılır ve tazmini gerekir.

EVLİ ÇİFTLER ARASINDA HIV

Aile arasında ise HIV statüsünü saklayarak yapılan evliliklerde bu durum boşanma sebebi sayılabilir. Ancak HIV statüsünün bilinmesi halinde bu durum sonradan bir boşanma sebebi olarak değerlendirilemez. Burada temel unsur kişinin karşısındakinin iradesini sakatlayıp sakatlamadığıdır. Evlilik birliği içinde enfekte olan kişiler için de bu durum boşanma sebebi olabilir. Özellikle aldatmaya inandırıcı nitelikte bir delil oluşturan bu durumun mahkemede değerlendirilmesi gerekir.

“İŞVERENLER BU DURUMUN DUYULMASINDAN ÇOK KORKUYOR”

İşçinin iş yerinde HIV statüsü öğrenildikten sonra iş yerinden uzaklaştırılması, iş yerine bir daha alınmaması, uzaktan çalışmaya zorlanması, pozisyonunun değiştirilmesi, istifaya zorlanması, diğer işçilere durumu açıklanarak dışlanmasının sağlanması gibi çok temel durumlar söz konusu. Gayet tabi bir vakada hepsinin veya bir kaçının görülmesi de muhtemel. Bu durumda işçinin hukuki haklarını araması gereklidir. İhlaller nedeniyle mahkemede hakların temini sağlanabilir.

İşverenlerin, işçiler arasında bu hastalığın yayılmasından korkmalarında ziyade bu durumun duyulması ile işçiler arasında bir problem çıkabileceğinden korktuları söylenebilir. Diğer işçilerin bu durumu bir haklı fesih olarak kullanabileceğinden korkuyorlar. İş bırakma olabileceğinden korkuyorlar. Fakat temelde yaptıkları en büyük hata konuya yabancı olmakta yatıyor ve kişiyi kendisinden ve işyerinden uzakta tutma refleksi oluyor. Genelde HIV statüsünün işveren tarafından nasıl öğrenildiği tamamen meçhul. Eğer HIV statülü olan birey bildirmediyse büyük ihtimal iş yeri hekiminden öğreniyor. Sonuçta ne şekilde öğrenilmiş olursa olsun, HIV’le yaşamak iş akdinin sonlandırılması sebebi değildir. Bu nedenle işçiye mobbing uygulanamaz, istifaya zorlanamaz. Bölümü değiştirilemez. Ancak kişinin özellikle tedavisinin başında iş gücü kaybı yaşaması nedeniyle geçici süreyle hafif işlerde çalıştırılması mümkün olabilir. Bunun haricinde diğer işçilerden farklı muameleye tabi tutulması hukuka aykırıdır. İşçinin rızası olması halinde bu durumlar değişebilir. Ancak işçinin rızası şarttır. HIV statüsünün bir şekilde legal yollardan işveren tarafından öğrenilmesi halinde de bu durumun 3. Bir kişiyle işçinin rızası dışında paylaşılması ise suçtur, ayrıca işçiye haklı nedenle fesih imkanı verir.

Avrupa’da ve Amerika’da HİV statüsünde olan cerrahlar dahi çalışabildiği bir dönemde yaşıyorken biz de böyle durumlar yaşanması tamamen bilgisizlikten kaynaklanmakta. İş Hukuku alanında kendini gösteren bu yaklaşımlar aslında toplumsal normların ve davranışların bir ürünüdür. Tedavisine devam edilen kişi bir süre sonrasında HİV’i bulaştırma özelliğini kaybeder. WHO tarafından da hastalık kronik rahatsızlıklar listesinde yer almaktadır. Dolayısıyla çalışmaya engel bir durum yoktur.

“TÜRKİYE’DE VAKALAR ARTMAKLA BERABER DAHA FAZLA GÖRÜNÜR OLDU”

Türkiye’de vaka sayıları artmasıyla beraber daha fazla görünür oldu. Hak ihlalleri elbette arttı. Eskiden yargıya taşınan çok fazla davalar olduğunu görmüyorduk. Çok ender verilen kararlar vardı. Geriye doğru bir tarama yaptığımızda 1990’ların sonu 2000’lerin başına doğru çok garip davalar görüyoruz. Örneğin; HİV olduğu düşünülen birinin uçaktan yolcu koltuğundan zorla indirilmesi sonucu açtığı manevi tazminat davasının reddedildiğini gördük. Yargıtay da kararı onadı. Bu gibi durumlar haklarını aramak konusunda heveslerini kıran örneklerdi. O dönemlerde hem hakkımı kazanamayacağım hem de ifşa olacağım korkusu vardı. Ancak bu durum değişiyor. İnsanların hak kaybına uğradığını biliyoruz. Daha fazla insanın hakkını araması sayesinde yargıda deneyim ve tecrübe artacaktır. Böylece bu konudaki uygulama netlik kazanacaktır. Bu sayede hak ihlalleri de azalacaktır. Yani önce artan bir görünürlülük sayesinde ihlal sayısında azalma sağlanabilir.

“BİZ TÜRKİYE’DEKİ GENEL VAKALARI BİLEMİYORUZ VE RAKAMLARA SAHİP DEĞİLİZ”

Yeni yeni görülen vakaların emsal oluşturabilmesi ve raporlanması için öncelikle istinaf mahkemelerin sonrasında ise şartları varsa Yargıtay’ın incelenmesinden geçmesi lazım ve bu şu an açılmış bir dosyanın belirli bir sene sonrasında emsal olarak görülmesi anlamına gelir. Dolayısıyla biz Türkiye’deki genel vakaları bilemiyoruz ve rakamlara sahip değiliz. Belki bize ulaşan vakalar üzerinden bir raporlama yapabiliriz bunlar da çok kısıtlı bir raporlama olur. Ondan dolayı birkaç sene sonra anca raporlama başlayabilir. Ancak Sağlık Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı STK’ları da dahil ederek böyle bir projeye şimdiden öncülük edebilirler.

“KANUNLARIN UYGULANMASI GEREKİYOR”

HIV ile yaşayan insanların ayrımcılık ve damgalanmak konusunda yeni bir yasal düzenlenmeye ihtiyaçları yok sadece bizim kanunlarımızın uygulanması gerekiyor. Birçok konuda hak ihlallerin yüksek olmasına rağmen yapılacak yeni yasanın da çözüm getireceğini düşünmüyorum. Çünkü ilk önce önemli olan mevcut olanın uygulanmasıdır. HIV’le ilgili bir yasa yapılacak bu HIV’le yaşayan bireylerin haklarını korumaya yönelik olabilir. Ancak bunun için öncelikle HIV konusunda bir farkındalık, bu alanda bir devlet çalışması ve sorunların ve ihtiyaçların tespiti gereklidir. Yasayı yapmış olmak için yapmamalısınız. Mevcut yasalar ise uygulandığı müddetçe bence şimdilik HIV’le yaşayanları korumaya yönelik yeterlidir. Bazen yeni bir yasa uygulama konusundaki tecrübesizlik nedeniyle her şeyi daha da zora sokabilir.

Bu durumun çözülmesi için merkezden ve direkt olarak bir müdahaleye gerek var aslında. İşyerlerindeki İşverenlerin bilgilendirilmesi, ergenliğe giren çocukların ve gençlerin bilgilendirilmesi, evlenmeden önce insanların bilgilendirilmesi, işçilerin bilgilendirilmesi, sağlık çalışanların bilgilendirilmesi gerekir; sonuçta yeni bir yasaya ihtiyacımız yok, farkındalığa ihtiyacımız var.

 

“YAPILAN HATALAR İÇ DAMGALANMAYA VE TO

PLUMSAL İZOLASYONA SEBEP OLABİLİR”

Tanı aşaması bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde Eliza testi yaptırmaya giden bir kişinin tanı almasıdır. Burada karşılaştığı ilk şey sağlık personelinin yetersiz olması; konuyla ilgili bilgilerinin az olmasında dolayı bir ayrımcılık yapması olabilir. Kişinin izolasyona alınması, hatta kendisinin hayatını kaybedeceğinin söylenmesine kadar ilerliyor bu hatalar. Bu hatalardan dolayı tanı alan kişinin kendini suçlamaya, izolasyona sokmaya kadar gidiyor ve bir iç damgalanmaya kadar varabiliyor. Aslında tanıyı açıklayacak insanın tanıyı açıklarken hukuki sorumluluğu başlıyor.

Devamında ise tedaviye erişim konusunda sıkıntılar yaşıyor olabilir. HIV tedavisinde direkt olarak çok büyük bir problemler yaşadığını görmüyoruz. İlaca erişimde çok büyük bir sıkıntı görmüyoruz ama başka bir hastalık geçirdiklerinde bu durumun engel oluşturduğunu görebiliyoruz.

“DOKTORLAR HIV VİRÜSÜ TAŞIYOR DİYE BİR HASTAYA BAKMAKTAN KAÇAMAZLAR”

Örneğin bir böbrek hastası olan birinin diyaliz makinesi bulma yolunda çok büyük sorunlar yaşadığını; hastanelerin diyaliz makinemiz yok eğer sizin için kullanırsak bir daha kullanamayız diye HIV taşıyan bireyleri geri çevirdiğini görüyoruz. Diyarbakır’da doğuma giren bir anne adayı doğuma girecek bir doktor bulamadı. Sorun daha sonra çözüldü ancak daha kötü yerlere varabilirdi.

Doktorların tabi ki hasta seçme özgürlüğü vardır ama bu sınırsız bir seçim hakkı değildir. Doktorlar bir kişi HIV virüsü taşıyor diye bir insanı tedavi etmekten kaçamazlar. Bu davranış doktorlar için suç barındıran bir davranıştır.

Türk Tabipleri Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiye ettiği bir prosedür var. HIV taşıyan biri eğer durumunu eşine açıklamıyorsa ve riskli davranışlar (hastalığı yayabilecek davranışlar sergiliyorsa) sadece burada doktora eşine söylemek gibi bir tavsiye veriliyor. Burada gözetilen denge hasta hekim gizliliği ve toplum sağlığının dengesidir. Tavsiyeye göre hastaya makul bir süre tanınır. Eğer bu süre içerisinde durumunu açıklamıyorsa ve riskli davranışlarda bulunuyorsa açıklayabilirsiniz. Yine de her vakanın özelinde hassas dengeler gözetilmelidir. Bu konuda aslında sorumluluk tek başına hekime yüklenmemelidir. Her hastanede bu konuda bir izleme komisyonu oluşturulmalı ve tanı aşamasından itibaren hastalar bu şekilde izlenmeli ve kararlar ortak alınmalıdır.

Hekimin kişinin HIV statüsünü açıklaması konusunda tek bir sorumluluğu var. Enfekte olan kişi 18 yaşından küçükse hekim durumu aileye açıklamakla yükümlüdür. Aslında bu kanun maddesi HIV ortaya çıkmadan çok önce düzenlenmiş bir madde. Dolayısıyla HIV içeren bir olguda her zaman durumu aileye açıklamak doğru olmayabilir. Çocuğun üstün yararının gözetilmesi gereklidir. Bu maddenin çağın gerisinde kaldığını; her koşulda pozitif sonuç doğurmayacağını düşünmek gerekir. Bu madde değiştirilmeli veya tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Bu konuda bir çalışma faydalı olabilir. Çocuğun üstün yararı her şeyin öncesinde tutulmalıdır.

“HIV’LE YAŞAYAN BİREY STATÜSÜNÜ AÇIKLAMAK ZORUNDA DEĞİLDİR”

Hiçbir koşulda kişinin statüsünü açıklamaması suç oluşturmaz. Ancak HIV’le yaşıyor ve tedavisine erişmiyorsa, bulaştırıcılık oranı yüksek olup da riskli davranışlar barındırıyorsa ve sonuç olarak bulaş olmuşsa ve bu bu durum ispat edilebilirse kişi adam yaralama suçunu işlemiş olur. Taksire adam yaralama suçunda teşebbüs hükümleri uygulanmaz. Kasten adam yaralama suçunda ise uygulanır. Sonuçta ancak bir kişiyi kasten HIV’le enfekte etmek için çaba gösterdiği ispatlanan kişi teşebbüs halinde ceza alabilecektir. Bu durumun ispatı da pratikte oldukça güçtür. Taksirle yaralamalarda ise bulaş olması halinde cezalandırma olabilecektir.

Bunun haricinde kişinin statüsünü açıklamaması veya istemeden bulaş olması cezalandırmayı gerektirmez. Esas olan partnerlerin kendisini korumak için gereken özeni göstermesi ve kendi güvenliğini almasıdır.

Son dönemde sosyal medyada yapılan tartışmaları çoğu gerçeğe aykırı bilgilerdir. Statünün açıklanmaması veya başkaca durumların hiç biri ağır cezada yargılanmak, müebbet hapis cezası gibi sonuçları doğurmaz. Bu yönde hiçbir yargı kararı da yoktur. Bu yanlışlar yine toplumun genelinin HIV’e bakışı ile ilgilidir.

“Bu çalışma Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı kapsamında Avrupa Birliği desteği ile hazırlanmıştır. İçeriğin sorumluluğu tamamıyla Arda Karapınar’a aittir ve AB’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.”

Son Haberler

Sağlık emekçileri talepleri için nöbette

KESK İstanbul Şubeler Platformu, sağlık emekçilerinin pandemi döneminde yaşadığı zorluklara dikkat çekmek için bu kez de Zeytinburnu'nda nöbet tuttu. Pandemide zor şartlar altında en ön...

Sarıgül hakkında haciz kararı: ‘Yakalama kararı’ çıkarıldı

İstanbul 19. İcra Hukuk Mahkemesi Türkiye Değişim Partisi Genel Başkanı Mustafa Sarıgül'ün aracı hakkında ‘yakalama kararı’ çıkardı. Türkiye Değişim Partisi Genel Başkanı Mustafa Sarıgül hakkındaki...

Trump gitmeden önce BAE’ye F-35 satışına onay verdi

ABD Başkanı Joe Biden, BAE ile yapılan F-35 anlaşmasını gözden geçireceğini açıkladı. Eski Başkan Trump görevi devretmeden evvel BAE'ye F-35 uçak satışına onay vermişti. Eski ABD Başkanı...

Artvin’de İş makinası devrildi: 1 ölü

Artvin'in Borçka ilçesinde iş makinesinin dereye yuvarlandığı kazada operatör hayatını kaybetti. Artvin'in Küçükköy Mahallesi'nde operatör Şaban Aydemir'in kullandığı iş makinesi, kereste doğrama atölyesine gelen tomrukları...

Çok Okunanlar

Ümitcan Uygun’un abisinden ölüm tehdidi: “Aleyna’nın ölümünü Müge Anlı’ya yaşatacağım!”

Aleyna Çakır'ın ölümünde baş şüpheli olan Ümitcan Uygun'un uyuşturucu nedeniyle tutuklanmasının ardından Uygun'un abisi ölüm tehditleri savurdu. Aleyna Çakır'ın ölümüne...

Uykusuz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iki yeni sarayını kapağına taşıdı

Mizah dergisi Uykusuz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yazlık ve kışlık saraylarını yeni sayısında kapağına taşıdı. Haftalık mizah ve karikatür dergisi Uykusuz, yeni...

Kastamonu’da öldü diye morga kaldırılan işçi tekrar canlandı

Kastamonu’nun Tosya ilçesinde fabrikanın tesisatını yaparken, elektrik akımına kapılarak öldü diye morga kaldırılan işçi canlandı. Tekrar müdahale edilen işçi...

10 ilde yapılan ev baskınlarında 20 kişi gözaltına alındı

Balıkesir merkezli 10 ilde yapılan ev baskınlarında 20 kişi "örgütün finans faaliyetlerinde bulunup cezaevi yapılanmasında yer aldıkları" iddiasıyla gözaltına...

Selçuk Özdağ’a saldıran kişi “3. Abdülhamit Erdoğan’ı indireceğiz”

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ Halk TV’de yayınlanan Kayda Geçsin programının konuğu oldu. Önemli açıklamalarda bulunan Özdağ kendisine...

AKP’nin Demirtaş önerisi Erdoğan’ı kızdırdı

AKP'nin MKYK toplantısında 6-8 Ekim olayları hakkında Batı kamuoyunun bilgilendirilmesi teklif edildi. MKYK toplantısında sunulan teklifi kesin bir dille reddeden...

Akkuyu Nükleer Santrali inşaatında patlama

CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, Akkuyu Nükleer Santrali inşaatında patlama meydana geldiğini iddia ederek, “18.20 sıralarında yaşanan patlamadan...

“Sedat Peker gözaltına alınıp sınır dışı edildi” iddiası

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in Kuzey Makedonya’da gözaltına alındığı ve Kosova üzerinden Türkiye’ye iade edileceği iddia edildi. Peker'e...

Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı’ndan Özdağ’a saldırı soruşturmasını yürüten savcıya tehdit

Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Ömer Şanlı, Selçuk Özdağ'a saldırıyla ilgili soruşturmayı yürüten savcı Alparslan Tufan'ı tehdit etti. Gelecek Partisi...

AKOM’dan İstanbul’a kar yağışı uyarısı

İstanbul'da hafta sonu etkili olan ve bu sabah da yüksek kesimlerde etkisini sürdüren kar yağışı ile ilgili Afet Koordinasyon...

Gözden Kaçmasın