İNSAN HAKLARI

İnsan Hakları Günü’nde karanlık tablo: 11 ayda yaklaşık 12 bin 465 hak ihlali

Kadın cinayetlerinin, baskı ve yasakların ardı arkası kesilmezken sadece ocak ayından kasıma kadar geçen on bir ayda yaklaşık 12 bin 465 hak ihlali yaşandı.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilmesinin üzerinden 71 yıl geçti. 10 Aralık 1948’de kabul edilen bildirgenin yıldönümü Türkiye’nin insan haklarının konusundaki utandıran sicilini bir kez daha gözler önüne serdi.  CHP Milletvekili ve İnsan Haklarını İmceleme Komisyonu Başkanvekili Sezgin Tanrıkulu’nun hazırladığı rapora göre, ocak-kasım ayları araısnda yaklaşık 12 bin 465 hak ihlali yaşandı.

► Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) yayımladığı ‘Bireysel Başvuru İstatistikleri’ne göre 23 Eylül 2012 ve 30 Haziran 2019 yılları arasını kapsayan istatistiklere göre yaklaşık sekiz yılda buraya 233 bin 330 başvuru yapıldı. Bu başvuruların ise 186 bin 701’i sonuçlandırıldı.

► Türkiye 2018’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen 140 ihlal kararıyla, en fazla ihlal verilen ikinci ülke konumunda. Hak ihlalleri bir önceki yıla oranla yüzde 20 arttı. Türkiye AİHM’de incelenmeyi bekleyen dosya sayısında ise 7 bin 100 başvuru ile dördüncü sırada yer aldı.

► Hasta tutuklular: İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishaneler Komisyonu’nun hasta tutuklular raporuna göre çeşitli hapishanelerde 457’si ağır olmak üzere bin 333 hasta tutuklu bulunuyor. Öte yandan CHP ve HDP’li milletvekilleri hasta tutuklulara ilişkin bu yıl içinde onlarca soru önergesi verdi.

► Uluslararası Yazarlar Birliği’nin (PEN), 15 Kasım Hapisteki Yazarlar Günü’nde yaptığı açıklamaya göre Çin ve Rusya ile geride bırakıldı, Afrika ülkeleriyle yarışıyoruz.

► Uluslararası basın örgütlerinin raporlarına göre Türkiye’de 120’yi aşkın gazeteci cezaevinde.

► İHD’nin raporuna göre geçen yıl, “Dur” ihtarına uyulmadığı gerekçesiyle veya rastgele ateş açması sonucu 20 kişi hayatını kaybetti.

► Freedom House’un dünya genelinde basın özgürlüğünü değerlendirdiği ‘Özgürlük ve Medya 2019’ başlıklı raporuna göre Türkiye’nin özgürlük skoru 100 üzerinden 31, özgürlük reytingi ise 7 üzerinden 5.5 oldu.

► Uluslararası Af Örgütü, İstanbul’daki Onur Haftası etkinliklerinin 2015, 2016, 2017 ve 2018’de İstanbul Valiliği’nce engellenmesi nedeniyle bu yılki LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nün güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesinin sağlamasına yönelik imza kampanyası yaptı.

► Doğruluk Payı, 2018 yılında toplam 6 bin 69 kişiye ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ suçlamasıyla dava açıldığını belirtti.

► İzmir’deki Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’nde bir kadına işkence edildiği iddiasıyla Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu. Savcılık, soruşturma başlattı. Ayrıca çok sayıda geri gönderme merkezinde hak ihlali sorunları yaşandığı ortaya çıktı. Suriyelilerin geri gönderilmesine ilişkin tutum belgesi yayımlayan Mülteci Hakları Koordinasyonu, geri göndermelerin istinasız şekilde durdurulması gerektiğini belirtti.

► Kadın haklarını koruyan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun’un kaldırılmasına bazı gericiler ve siyasiler tarafından kaldırılmasına yönelik kampanyalar başlatıldı.

► Cezaevlerindeki işkence iddialarının araştırılması istendi.

► Son 11 ayda en az 430 kadın öldürüldü. Bu sayıya son olarak Güleda Cankel, Ayşe Tuba Arslan ve Ceren Özdemir de eklendi.

► 300 bin site ve alan adına engelleme getirilirken birçok gazetecinin elektronik cihazlarına el konuldu.

2015’TEN SONRA YOĞUNLAŞTI

BirGün’den Dilan Esen’in haberine göre İnsan Hakları Günü’nde Türkiye’deki sorunlara bakarak değerlendirme yapılması gerektiğine dikkat çeken hukukçu Şenal Sarıhan, şu değerlendirmeyi yaptı: “2015’ten bu yana süreç içinde hak ihlalleri daha yoğun olarak meydana geliyor. İlk sırada kadın cinayetleri var gibi görünüyor. Başka alanlarda da cinayet sayabileceğimiz hukuksuzluklar da bulunuyor. Hukuk alanında hak ihlalleri yaşanıyor. Düşünce özgürlüğü tehdit altında. Cezaevleri ve mahkemeler düşünce özgürlüğünden yargılanan insanlarla dolu.”

HUKUKÇULAR TUTUKLU

Hasta tutuklu ve mahkûmlara gereken özenin gösterilmediğini vurgulayan Sarıhan, “Geçen günlerde cezaevinde yaşanan hak ihlalleri gündeme geldi. Mülteciler yönünden çok daha vahim bir durum söz konusu. Kamplardaki mülteciler görece daha iyi görünebilir ama kampların dışındaki mülteciler vahim halde. Adeta bir siyasi malzeme olarak kullanılıyor. Halkın bu insanları vatanlarından ayrı bırakılmış kişiler olarak görmesi gerekiyor. Burada olmayı tercih ederler mi diye düşünmemiz gerekiyor” diye konuştu. Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı’nın cezaevinde olduğunu hatırlatan Sarıhan, “Çok sayıda hukukçu cezaevinde. Özellikle siyasi davalarda görev yapan arkadaşlarımız bu durumda. Örgütlenme özgürlüğünde de hukuksuzluk sorunları var. HDP’li belediye başkanlarının karşılaştığı tablonun da bu yönden sorunlu olduğu görülüyor. Seçilmiş insanların hakları korunmuyor” ifadelerini kullandı.

BÜYÜK GERİLEME YAŞANIYOR

Eğitim sorunlarına yönelik herhangi bir adım atılmadığının altını çizen Sarıhan, şunları söyledi: “Dinci gerici hükümet politikalarının ön plana çıktığını görüyoruz. Güvenlik soruşturmaları konusunda insanlar neredeyse dedelerinin herhangi bir propaganda etkinliğinde yer almış olması sebebiyle bile görevlerine atanmıyorlar. Türkiye’de onca mücadele verilmişken büyük bir gerilikle karşı karşıyayız. Kadın insan hakları yönünden müthiş bir mücadele olduğunu görüyoruz. Ancak örgütlenme gibi diğer haklar konusunda maalesef bir mücadele göremiyoruz. Yargı alanında avukatların savunamaz hale gelmiş olmaları, eylemlilik haklarının gazla suyla karşılanıyor olması İnsan Hakları Günü’nde bizi ne yazık ki umutlandıramıyor.”

Çok uzun bir halk ihlali listesi olduğunu belirten hukukçu Prof. Dr. Mehmet Semih Gemalmaz, böyle bir listenin olmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi. Yaşanan hak ihlallerinde 4 temel nokta olduğuna değinen Gemalmaz, bunları şöyle tanımladı:

► Birinci temel nokta; ”Türkiye’ye hukuk devleti deniyor. Biz hukukla kanunu ayırıyoruz. Hukuk devleti olmak için önce kanun devleti olmak gerekir. Sonra anlaşıldı ki kanun devleti olmak yetmiyor. Hukuk devleti bir kenara bırakıp önce kanun devletini tartışmak gerekir.”

► İkinci nokta; ”Türkiye’de dinci gerici bir ideoloji egemen ve toplumun her yerine bunu dayatıyor. Laikliğin olmadığı yerde demokrasiden bahsedilemez.”

► Üçüncü nokta; ”Türkiye faşist bir rejime dönüştü ve bu rejim giderek katmerlenmeye devam ediyor. Bu üç temel nokta Türkiye’de insan haklarından bahsedilemez hale getirdi.”

► Dördüncü nokta; ”Toplumun geniş kesimlerinin güvencesizliğini ve örgütsüzlüğünü gündeme getirmek gerektiğidir.”

“ÖRGÜTLÜ MÜCADELE GEREKİR”

Açlığın olduğu yerde insan haklarından söz edilemeyeceğinin altını çizen Gemalmaz, ”Açlık varsa bu yaşam hakkının tehdit edildiğini gösterir. Buna karşı da örgütlü bir mücadele gerekir. Türkiye’nin son yıllardaki en büyük sıkıntısı toplumsal muhalefet açısından bu saldırılara karşı birlikte mücadeleyi sağlayamaması. Cumhuriyet tarihindeki çürüme hiçbir zaman son 15 yıldaki çürümenin boyutuna ulaşmamıştır. Çürümenin tek tedavisi, kanserli hücreyi vücuttan kesip atmaktır” ifadelerini kullandı.

 

dokuz8HABER’i takip edin

Video