Eğitim Sen’in eski Adana Şube başkanlarından Gülabi Köseoğlu, “KHK ile ihraç edilenlerin bugünkü durumu 1402’liklerin yaşadığı durum ile benzerlik göstermektedir. Sıkıyönetim ve OHAL olmayan dönemlerde yapılan bazı uygulamalar o dönemlerin izdüşümünü taşımakta ve bazı uygulamalarda karşımıza çıkmaktadır” dedi.


dokuz8HABER’den Güven Boğa 10 Aralık İnsan Hakları Haftası için Eğitim Sen’in eski Adana Şube başkanlarından Gülabi Köseoğlu ile hak gasplarına yönelik olarak röportaj yaptı. Köseoğlu, “KHK ile ihraç edilenlerin bugünkü durumu 1402’liklerin yaşadığı durum ile benzerlik göstermektedir. Sıkıyönetim ve OHAL olmayan dönemlerde yapılan bazı uygulamalar o dönemlerin izdüşümünü taşımakta ve bazı uygulamalarda karşımıza çıkmaktadır” dedi.
Gülabi Köseoğlu; “1955 Tunceli Pertek Kayabağ Ağzunik  köyünde doğdum. İlkokulu köyümde, Ortaokulu Pertek’te daha sonra Tunceli Öğretmen Okulundan mezun oldum. Gaziantep ve Bingöl ilinde öğretmenlik yaptım. TÖB DER’de yöneticilik ve şube başkanlığı yaptım. 1981 yılında 1402 sayılı sıkıyönetim yasası ile görevime son verildi.  Eğitimciler Derneği eğitim faaliyetlerinde daha sonra Eğit Sen kurucu üyeleri içinde bulundum. Eğit Sen Adana şubenin kuruluşunda yer aldım, yöneticilik ve şube başkanlığı yaptım. Eğitim İş ve Eğit Sen birleşince Eğitim Sen kurucu üyesi olarak görev aldım. Eğitim Sen Adana şubede şube başkanlığı, Eğitim Sen Genel Merkez Disiplin Kurulu ve Denetleme Kurulu üyelikleri görevini yaptım. 1 Eylül Barış mitingi ile ilgili tertip komitesi üyeliği yaparken 1 yıl hapis cezası aldım ve ikinci kez öğretmenlik görevime son verildi” dedi.
“24 Aralık 1979’da TÖB-DER (Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği) Kahramanmaraş katliamını protesto ederek tüm Türkiye’de bir günlük boykot uyguladı. Boykot sonucu boykotçu öğretmenler 15 gün gözaltında kaldılar. 12 Eylül sonrası sıkıyönetim komutanlığınca sıkıyönetim mahkemelerince yapılan yargılama sonucu 4 ay hapis yattık” diyen Köseoğlu “Tüm boykotçu öğretmenlerin önce görev yerleri değiştirildi sonra 1402 sayılı sıkıyönetim yasası ile görevlerimize son verildi. 1986 yılında sıkıyönetim kalkınca görevden alınan öğretmenler mahkeme kararı ile göreve başlatıldı. Yasal olarak tüm parasal hakları faizi ile kendilerine ödendi boşta geçen yılları hizmete sayıldı. Ancak sakıncalılar denilen bir kesim 1990 sonrası mahkeme kararı ile göreve başlatıldı ama önceki dönemde göreve iade edilenlerin elde ettiği haklar gibi tüm hakları iade edilmedi” ifadelerini kullandı.

“ANAYASANIN 15. GEÇİCİ MADDESİ YARGI SÜRECİNİ ENGELLEDİ”

Köseoğlu sözlerine şöyle devam etti:
“Bir uygulama farklılığı oldu. İlk göreve başlayan kesim görevden alındığı günden 1989 yılına kadar olan tüm parasal özlük haklarını aldılar. 1990 sonrası göreve başlatılanlar ise yalnız sıkıyönetimin kalktığı 1986 yılından sonrası özlük ve parasal hakları verilebildi.
Çünkü Danıştay bir karar almıştı. Danıştay’ın bu kararına göre Anayasanın 15. geçici maddesi bu duruma engeldi. Sıkıyönetim dönemi uygulamaları hakkında mali ve hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez.”
Köseoğlu “Anayasanın geçici 15. madde 12 Eylül 1980 tarihinden ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Başkanlık Divanı oluşuncaya kadar geçecek süre içinde yasama ve yürütme yetkilerini Türk Milleti adına kullanan  2356 sayılı kanun ile kurulu  Milli Güvenlik Konseyinin bu konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin 485 sayılı kurucu meclis hakkında kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezai ve mali ve hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz” dedi.

“REFERANDUM SONRASI ANAYASANIN 15. GEÇİCİ MADDESİ YÜRÜRLÜKTEN KALKTI”

“Bu hüküm ve karar ileri sürülerek 1986 sıkıyönetimin kalktığı tarihten önceki haklar hukuki sorumluluk ileri sürülemez, herhangi bir yargı merciine başvurulamaz. Milli Güvenlik Konseyinin aldığı kararlar dolayısıyla sıkıyönetim komutanlarının aldığı kararlara karşı yargıya başvuru kabul edilmedi” diyen Köseoğlu, “Ta ki ilgili Anayasa geçici 15. madde 12.09.2010 tarihinde yapılan referandum sonucu kabul edilen 5982 sayılı T.C. Anayasası’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkındaki kanunun 24. maddesi yürürlükten kaldırılana kadar. Yani referandum sonrası Anayasanın 15. geçici maddesi yürürlükten kalktı. Bu süreçten sonra Milli Eğitim Bakanlığına yaptığımız müracaat olumsuz karşılandı. İdare mahkemesine başvuru yaptık. İdare Mahkemesi (Ankara 12. idare Mahkemesi Esas No: 2012/1186, Karar  No: 2013/781 lehimize karar verdi. Bu yıllara ait hakların geri verilmesi kararı çıktı. Altı yıllık hizmet süresi hizmetimize sayıldı” ifadeleri ile süreci anlattı.
“Özetle 1990 yılına kadar yerel mahkemeler tüm hakları verdi. 1990 sonrası Danıştay geçici 15. maddeyi ile sürerek sıkıyönetim kalktıktan sonrasını hizmete saydı. Sonrası Ankara 12. İdare Mahkemesi kararı uyguladı. 6 yıllık sıkıyönetim döneminde ki tüm haklarımız sayıldı” diyen Köseoğlu sözlerine şöyle devam etti:
“Milli Eğitim Bakanlığı 12. İdare Mahkemesi kararını Danıştay da bozdu. Danıştay kararında 12 Eylül öncesi Danıştay’ın aldığı bir karar  içtahat  gösterdi. Danıştay bu kararı 9.02.1990 tarihlidir.
Danıştayın içtihatında Anayasanın geçici 15. maddesini örnek verip 15. maddenin engel olduğunu belirtmektedir. Bu nedenledir ki referandum öncesi sıkıyönetim dönemi yargı kapsamına alınmamıştır. Oysa 2010 yılı yapılan referandum ile ilgili engel sayılan madde 5982 sayılı yasa ve referandum sonrası çıkarılarak anayasa geçici 15. madde kaldırılmıştır.”

“DANIŞTAY REFERANDUM SONUCUNU DİKKATE ALMADI”

“Danıştay verdiği karar ile referandum sonucunu dikkate almamıştır” diyen Köseoğlu konuyu madde madde anlattı:
“1- Anayasa yasaların üzerindedir. Danıştay içtihadı Anayasanın üstünde değildir.
2- Danıştay içtihadı 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir.  Engel görülen Anayasanın 15. maddesi 2010 yılında ortadan kaldırılmıştır.
3- Bu uygulama ile 12 Eylül cuntasının aldığı karar uygulanmakta iken halk oylaması ile kaldırılan madde hala yürürlükte gibi uygulanmaktadır. Referandum kararı, Anayasa ve yasalar dinlenmemektedir.
4- Bu durum ileride KHK ile görevden alanlarında görevlerine başlatılmasında engel gösterilebilir. Emsal gösterilebilir. Oysa esas emsal 1990 öncesinde uygulanan tüm hakların tüm yıllara ait hakların verilmesidir. Çünkü Danıştay kararında önceki kararlarda tüm haklar verilmiştir.
5- 12 Mart sonrası görevlerine son verilen silahlı kuvvetler mensupları için yapılan uygulamada görevden alındıkları tüm yılların özlük ve parasal haklar verilmiş, teğmen olarak görevine son verilenler Albay Olarak emekli edilmişlerdir.
6- 28 Şubat sonrası Yüksek Askeri Şura kararlarıyla görevden alınan Silahlı Kuvvetlerin üyeleri diğer kamu çalışanları türban ve benzeri nedenlerle disiplinsizlik denilerek görevden alınanlar tüm hakları iade edilerek göreve başlatılmıştır.  Hiçbir kararda Danıştay içtihadı ileri sürülmemiştir.
7- Sonuç olarak 2010 yılında şatavatlı şekilde propaganda yapılarak gerçekleştirilen Anayasa değişikliği, demokratik açılım diye ileri sürülen 12 Eylül’ü ortadan kaldıracağız programları fiili olarak tarafıma yönelik uygulanmamıştır.
8- Cumhurbaşkanlığı başkanlık sisteminin önünü açan ve referandum sırasında da en çok ileri sürülen cunta dönemi hukuksuzluklarını ortadan kaldıracağız söylemleri pratik anlamda yaşam bulmamıştır. idari mahkemelerin mağdur kişilerle ilgili lehte aldıkları  doğru kararlar ise keyfi olarak bozdurulmuştur.
9- Referandum ile kabul edilen maddeler, kanunlar ancak referandum ile ortadan kaldırılabilir. Halbuki Danıştay 1990’larda aldığı bir içtihat kararını referandumun üzerinde görmekte ve yasaları çiğnemektedir.
10- Görülen o ki sıkıyönetim dönemleri ve OHAL dönemlerinde alınan kararlar kalıcı olarak yerleştirilmeye çalışılıyor.
11- Halkın tepkileri sonucu ortadan kaldırılmak zorunda kalınan kanunlar çıkarılmamış gibi uygulanmaktadır.”

 “DANIŞTAY’IN KARARI YENİ BİR SÜRECİN BAŞLANGICIDIR”

“Sonuç olarak KHK ile ihraç edilenlerin bugünkü durumu 1402’liklerin yaşadığı durum ile benzerlik göstermektedir. Sıkıyönetim ve OHAL olmayan dönemlerde yapılan bazı uygulamalar o dönemlerin izdüşümünü taşımakta ve bazı uygulamalarda karşımıza çıkmaktadır” diyen Köseoğlu sözlerine şöyle devam etti:
“1402’liklerle ilgili ilk dönem uygulamaları sıkıyönetim kalktıktan sonra sonuçları da ortadan kalkmıştır denilerek sıkıyönetim dönemi uygulamalarında yasal olarak vazgeçilmiştir.
Yapılan uygulamalar demokratik dönem uygulamaları olmuştur. Ancak sıkıyönetim dönemini, OHAL dönemini normal dönemler gibi gösterip bu dönemlerin uygulamalarını da normal dönem uygulamaları girişimleri başlatılmıştır.
Danıştay’ın aldığı bu karar yeni bir sürecin başlangıcıdır. Bu karar ile Anayasa ve yasalar dinlenmemekte  sıkıyönetim ve OHAL dönemi kararları yasa ve Anayasa üzerinde gösterilmeye çalışılmakta ve yerleştirilmek istenmektedir.”