İş insanı Osman Kavala, bugün 15 Temmuz darbe girişimi üzerinden suçlandığı dava nedeniyle hakim karşısına çıktı. Kavala savunmasında, “Umarım yurttaşlarımızın özgürlüklerinden mahrum kalmasına yol açan, temelsiz, delilsiz, mantıksız suçlamaların en aşırılarını içeren bu iddianame türünün son örneği olur” ifadelerini kullandı.

1144 gündür tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala, bugün 15 Temmuz darbe girişimi üzerinden suçlandığı dava nedeniyle “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” iddiasıyla hakim karşısına çıktı. Duruşmada Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devamına kararı verildi.
Davanın görüldüğü Çağlayan Adliyesi’nde konsolosluk görevlileri, siyasetçiler, akademisyenler ve gazeteciler ile çok sayıda yurttaş hazır bulundu.
Duruşma salonuna 11 kişi alınırken, Osman Kavala duruşmaya SEGBİS ile bağlandı.

“SUÇLAMALARIN HİÇBİRİ SOMUT BİR EYLEMİN İNCELEMESİNE DAYANDIRILMAMIŞTIR”

Kavala, iddianamedeki suçlamaların gerçeği yansıtmadığına dikkat çektiği savunmasında, özetle şunları söyledi:
“Bu iddianamedeki suçlamaların hiçbiri, olgusal temele, delile, somut bir eylemin incelenmesine dayandırılmamıştır. Bunlar, dünya görüşüme, etik değerlerime ve sorumlu olduğum sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü faaliyetlerin amaçlarına taban tabana zıt iddialardır.
Somut delillerin yokluğunda, iddialar birbirlerinin gerekçesi haline getirilmiş, suçlamalar iç içe geçirilerek suçlu olduğuma dair algı yaratılmasına gayret edilmiştir. Hiçbir dayanağı olmayan, yasal temele uymayan casusluk suçlamasını öne sürmek için beraatle sonuçlanan Gezi davasındaki temelsiz iddialar yeniden kullanılmıştır.
15 Temmuz darbe girişimine katılmış olduğum suçlaması gibi casusluk faaliyetlerinde bulunduğum suçlamasında da, Henri Barkey’le yoğun temas içinde olduğum iddiası, kanıt olarak kullanılmaktadır. Henri Barkey’e herhangi bir bilgi, belge ilettiğim gösterilemediği gibi, yoğun temasta olduğuma dair de hiçbir bulgu yoktur.
Casusluk faaliyetinde bulunmak için sivil toplum çalışmaları yaptığıma dair kurgu da tamamen gerçeklerden kopuktur. Delil yerine casuslukla ilgili komplo teorileri anlatılmakta, Anadolu Kültür hakkında olgusal temele dayanmayan, niyet okumalar, akıl yürütmeler yapılmaktadır.
İddia makamının, sivil toplum kuruluşlarının casusluk faaliyetinde bulunduğuna dair soyut analizleri bağlamında, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yabancı ülkelerin sivil toplum kuruluşlarını istihbarat faaliyetlerinde aktif olarak kullanmaya başladıkları ifade edilmiştir. İddia makamı, Soğuk Savaş döneminde yürütülen siyasi – ideolojik faaliyetlerle, ülkemizde demokrasiye katkı sağlayan sivil toplum hareketini kasıtlı olarak karıştırmaktadır.

“TÜRÜNÜN SON ÖRNEĞİ OLAN BU İDDİANAME…”

Anadolu Kültür’ün ayrımcılığı körüklediği, vatandaşlarımızın devletle bağlarını zayıflatma amacı güttüğü, çirkin bir iftiradır. Etnik köken ya da inançları nedeniyle azınlıkta olan vatandaşların devletle bağlarının güçlü olması için kendilerini toplumun eşit bireyleri olarak görmeleri, böyle hissetmeleri gerekir. Sorunlarını özgürce ifade edebilmeleri ve deneyimlerini toplumun diğer bireyleriyle paylaşabilmelerinin de eşitliğin gereği olduğuna inanıyorum.
Yirmi yıldır ülkemizin çeşitli şehirlerinde gerçekleşen Anadolu Kültür etkinlikleriyle ilgili olarak, bugüne kadar, Valilik, Emniyet, MİT yetkilileri ve savcılar casusluk faaliyeti yapıldığından şüphe etmediler. Buna rağmen iddia makamının bu faaliyetlerde casusluk amacı güdüldüğünü iddia etmesi, ülkemizin devlet kurumlarının işleyişini ve denetim kapasitelerini hafife almak anlamına da gelmektedir.
Gerçeklikten bu kadar kopuk, bu kadar tuhaf suçlamalar gerekçe gösterilerek bir ihlal, bir beraat, iki defa da tahliye kararına rağmen yıllarca tutuklu kalmam, sıradan bir hak ihlali değildir, benim için bir tür manevi işkence haline gelmiştir. Umarım yurttaşlarımızın özgürlüklerinden mahrum kalmasına yol açan, temelsiz, delilsiz, mantıksız suçlamaların en aşırılarını içeren bu iddianame türünün son örneği olur.”

6 TANIK DİNLENDİ

Duruşmada 6 tanık dinlendi. 15 Temmuz 2016 tarihinde Büyükada’da yapılan Henri Barkey’in de bulunduğu toplantıya katılan ve toplantının yapıldığı otelde çalışanlardan oluşan tanıklar, Osman Kavala’nın toplantıya katılmadığını, otelde bulunmadığını beyan etti.

“İDDİANAME GEZİ DOSYASINDA VERİLEN BERAAT KARARININ RÖVANŞI NİTELİĞİNDE”

Osman Kavala’nın avukatı Deniz Tolga Aytöre beyanda bulunuyor. Av. Aytöre, “Bu iddianame hukuka aykırıdır. Siyasi bir manzume olarak kaleme alınmıştır. Sanık hakkında beraat verilen başka dosyalara ve delillere dayanarak hazırlanmıştır” dedi.
Aytöre beyanına devam etti:
“Apar topar yazılmış, hiçbir hukuki dayanağı olmayan bu iddianame, Gezi dosyasında verilen beraat kararının rövanşı niteliğindedir. Hiçbir tanık beyanında Osman Kavala ile ilgili bilgisi veya görgüsü olduğunu söylemiyor. Sadece bir tanık uzaktan tanıdığını söyledi. Kavala ile ilgili doğrudan bir bilgi ve görgü yok. İddianame, sanık hakkında beraat kararı verilen başka dosyaların delillerine dayanmış. Dosyadaki tek somut şey Kavala ve Berkey’in baz istasyonlarının çakışması ki bununla ilgili birazdan konuşacağız. 3 buçuk yıldır Osman Kavala’ya bir suç aranıyor. Çünkü Kavala tutuklu kalmak zorunda. Bizim bu iddianameden çıkardığımız budur. Kavala dosyasındakiler terfi ediyor.”
Aytöre mahkeme heyetine seslenerek “İşiniz zor ancak bağımsız yargı için bu zorluğa katlanmalısınız. Osman Kavala’nın beraatini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

 SAVCI TUTUKLULUĞUN DEVAMINI İSTEDİ

Savcı mütaalasında, Berkley hakkında yakalama kararının devamını, tanıkların bir sonraki duruşmada hazır bulunmasını, Leyla Alaton’un sanık olarak dinlenmesini ve Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devamını talep etti.