28 Kasım 2020, Cumartesi

Karcıoğlu: Koronavirüs salgınında önümüzdeki 4 ay daha zorlu geçecek

Dokuz8GÜNDEM Özel programında Gökhan Biçici’nin konuğu olan Acil Tıp Uzmanı Prof. Dr. Özgür Karcıoğlu ‘ Türkiye’nin Vuhan’ı İstanbul dendi. Halbuki Vuhan’da şu anda havuz partileri yapılıyor. Maske bile takılmıyor. Temiz şehir haline dönmüş durumda. İronik bir şey. Çin o ilk dalgayı çok hızlı bir şekilde üstüne aldı ve daha sonra savuşturdu’’ dedi.

Acil Tıp Uzmanı Prof. Dr. Özgür Karcıoğlu dokuz8GÜNDEM Özel programında Gökhan Biçici’nin sorularını yanıtladı.

Karcıoğlu, “Ocak -şubat aylarında bizde ne zaman vaka olacak diye bekledik. Ama şu an geriye dönüp baktığımızda ocak -şubatta da aslında Türkiye’de vaka olduğunu çevremizde anlatılan öykülerden anlayabiliyoruz” dedi.

Karcıoğlu şu değerlendirmelerde bulundu:

“OCAK-ŞUBAT AYLARINDA DA VAKALAR OLDUĞUNU ANLAYABİLİYORUZ”

Tabi biraz süreci baştan almaya çalışırsak yaklaşık 10 ay oldu. 10 aydır İstanbul ve Türkiye Covi-19’la yatıp kalkıyor desek yanlış olmaz. Farklı evreleri oldu. Ocak -şubat aylarında bizde ne zaman vaka olacak diye bekledik ama şu an geriye dönüp baktığımızda ocak -şubatta da aslında Türkiye’de vaka olduğunu çevremizde anlatılan öykülerden anlayabiliyoruz. Ama mart ayından itibaren resmi olarak vakalar açıklanmaya başladı. Tabi test yapılabilme olanağının da mart ayından itibaren olması bunu etkileyen faktörlerden birisi. Mart nisan da hızlı veri yükselişi yaşandı. Özellikle de nisan ayı şu ana kadar ki olguların pik yaptığı dönem olarak görüyoruz. Mayısta yine devam etmekle birlikte bir miktar düşme oldu. Haziran ve temmuz aylarında en düşük düzeyleri gördük. Ağustos sonundan itibaren ciddi anlamda yükselişler başladı. Ben bazı grafikler de iletmiştim size. Orda da bazı veriler görülüyor. Haziran temmuzdaki oldukça düşük seyirlerden sonra tabi bu arada bir açılım durumu da oldu. İnsanların tatile gitmelerine izin verilmiş oldu. Birçok insan deniz kenarı bölgelere veya doğu bölgesindeki şehirlere gittiler.

İSTANBUL ALARM VERİYOR”

Okullar uzun zamandır online olarak devam ediyor. Şuan da da sınavların en azından yüz yüze yapılabileceğine dair konuşmalar olduktan sonra tekrar online sisteme dönüş oldu. Grafikte görülen nisan mayıs aylarında çok hızlı bir yükselişten sonra yazı biraz daha stabil geçirip son aylarda özellikle eylül başından itibaren ekim ayını içine alan bir yükseliş trendi var. Burada resmi rakamlar üzerinden konuşuyoruz. Resmi rakamlar diye vurgulamamın nedeni Sağlık Bakanlığının PCR pozitifliğini çok net bir şekilde baz alıyor. Tabi dünyada böyle bir standart olmadığını hatırlatmak istiyorum. Bir hastanın testi negatif geliyor ama tomografi sonucunda çok net bir şekilde tutulumu, nefes darlığı var. Ama hala da PCR’ı negatif gelen hastalarımız var. Avrupa’da böyle hastalar yüksek şüpheli veya pozitif olarak kabul edilmekle birlikte bazı ülkelerde ısrarlar negatif olarak kabul edilebiliyor. Bu nedenle bu rakamlar da değişiklik olabiliyor. Örneğin Belçika ve İngiltere’de bu rakamların daha yüksek görünmesinin bir nedeni de bu. Onların sayma mekanizmalarındaki farklar nedeniyle Türkiye’de aslında daha az vaka varmış gibi görünebiliyor. Tabi terminoloji olarak biz 2. piki mi gördük gibi konuşuluyor. Aslında Türkiye her zaman 1. dalgada devam eden bir ülke. Dünyada 1. dalgayı bitiren Yeni Zelanda ve Tayvan ancak bunu tartışabilme noktasına yakın. Biz 1. Dalganın 2. Pik dönemine doğru yaklaşıyoruz. İstanbul alarm veriyor noktasına baktığımızda Türkiye’deki toplam 350 bin vakanın yaklaşık 135 bini sadece bir şehirde. Yani 81 şehir olduğunu düşünürsek dörtte bir civarında bir nüfusu var Marmara bölgesinin. Buna bakacak olursak İstanbul’da yaşamanın başka yerde yaşamaya göre Covid-19 açısından daha riskli olduğu ortaya çıkıyor. Ülke genelinde her 100 bin kişide 419 hasta varken 100 bin kişideki vaka sayısı İstanbul’da 871 yani iki katından daha fazla. Türkiye’nin geneline göre İstanbul2da iki kattan daha fazla nüfusa göre vaka var.

SENDİKALAR: PCR TESTİ POZİTİF OLANLAR HASTA KABUL EDİLSİN

Sağlık Bakanı sadece belirtili olan kişileri hasta kabul ediyoruz demişti. PCR’ı pozitif olup belirtili olanları demişti. Burada tabi belirli bir tepki yükseldi. En azından PCR’ı pozitif olanları semptomu olsa da olmasa da sendikalar, sivil toplum kuruluşları tarafından hasta olarak kabul edilmesi istendi. Kamuoyu bu konuda bir miktar şaşırdı diyebilirim. Tam olarak sayı söylemek mümkün değil ama fikir vermesi açısından test yaptığınızda bir kişiye PCR’ın yanlış negatifliğinin yüzde 30 ile 40 arasında olduğu düşünülürse sadece yanlış negatiflikler üzerinden daha fazla sayının olacağı anlaşılıyor. Bir de PCR’ı pozitif olup asemptomatik olanların sayılmaması durumunda iyice bu rakam düşmüş oluyor. Bizde biliyoruz ki dünyada da 100 Covid hastasından yaklaşık 70-80 civarında sayı asemptomatik olarak geçiriyor. Yani PCR pozitifliği demek sizin ateşler içinde yanmanız veya nefes darlığı çekmeniz anlamına gelmiyor. Yolda çevirdiğiniz kişiye test yaptığınızda PCR pozitif bulabilirsiniz. Ama kişi normal işinde gücünde gayet normal dolaşabilir. Bazı hastalarda çok hafif ateşle, halsizlikle geçirebilen de önemli bir kesim vardır. Yüzde 3-5 civarında bir kesim ciddi anlamda kritik dediğimiz hastanede müdahaleyi gerektiren semptomlarla hastaneye gidebilmektedir. PCR testi biraz değişik bir durum. Aslında vakaları olduğundan az gösterme eğilimi olan bir testle karşı karşıyayız. Bu sadece bizim ülkemizde yaşanan bir durum değil.

“İSTANBUL TÜRKİYE’NİN VUHAN’I”

Resmi rakamlar üzerinden gidecek olursak yine çarpıcı bir şey var. Tüm Türkiye’deki vakaların eylül başında sadece yüzde 11’i İstanbul’daydı. Halbuki şu an resmi rakamlara göre yüzde 33.7’si yani 3 olgudan bir tanesi oldu. Tüm Türkiye’deki İstanbul’un payı normal nüfustaki payına göre biraz daha fazla olması riskli ve İstanbul’un kötü durumda olduğu gösteriyor. İronik bir şekilde Vuhan diyoruz ya Türkiye’nin Vuhan’ı İstanbul dendi. Halbuki Vuhan’da şu anda havuz partileri yapılıyor. Maske bile takılmıyor. Temiz şehir haline dönmüş durumda. İronik bir şey. Çin o ilk dalgayı çok hızlı bir şekilde üstüne aldı ve daha sonra savuşturdu. İngiltere hala yeni bir yükseliş yaşıyor. Birçok ülke İspanya ve İtalya2da zaten kısıtlamalar başladı. Bizde toplumsal hareketliliğin bir şekilde kısıtlanması gerektiği noktasındayız. Yani toplumsal hareketlilik deyince insanların aklına hemen okullar geliyor. Bu konuda ben meslektaşlarımla aynı noktada olmayabilirim. Okulların bir şekilde açık olmasını sonuna kadar savunma noktasındayım. Önlemler alınmalı. Yani bir okulun nasıl havalandırılacağı, personelin hijyen konusunda nasıl davranılmasıyla ilgile gerekli önlemler alınmak şartıyla çocukların okul ortamında hem sosyallik hem de eğitim-öğretim anlamında yararlanması gerektiğini düşünüyorum. Ama dediğim gibi yüzde yüz diğer meslektaşlarım böyle düşünmüyor. Ulaşım ile ilgili konuda daha yüksek riskli durumlar görüyoruz. Okullardan önce bunların kısıtlanması gerekiyor.

“İSTANBUL TABİP ODASI: EĞER GEREKLİ TEDBİRLER ALINMAZSA BU SÜREÇ BİR FELAKETE DÖNÜŞEBİLİR”

Nisan mayıs döneminde bazı görüntüler medyaya yansıdı. İnternet olduğu için sadece televizyon değil insanlar iki tıklamayla bütün ülkelerdeki duruma ulaşabiliyor. İran, İtalya, İspanya, Fransa, kısmen İngiltere ve Amerika’nın bazı bölgeleri ciddi felaketler yaşadı. Aslında felaket nedir diye tanımladığımızda o bölgedeki sağlık kuruluşlarıyla birlikte personelin yanıt vermeye yetişemediği duruma diyebiliriz. Örneğin Marmara depremini düşünelim. Bu bir felakettir. Oradaki hastaneler buna yanıt veremez. Covid ile ilgili de korkulan şey vakalardaki hızlı artışın hastaneler ve diğer sağlık kuruluşlarında ihtiyaca yanıt veremeyecek bir duruma gelmesidir. Bu nasıl olur diye bakıldığında örneğin hiç kimsenin maske takmaması ve herkesin birbirine çok yoğun bir bulaş içinde olduğu durumda çok hızlı bir vaka artışı olur. Hastaneler buna yanıt veremez hale gelir. Şuan da hasta yatırmakta ciddi anlamda zorlanıyoruz. Oranla ilgili sayı vermek kolay değil. İstanbul’da 50 civarında büyük devlet hastanesi var. 200 civarında özel hastane var. İstanbul ülkenin diğer kısımlarından bu konuda ayrılıyor. Özel hastaneciliğin ön planda olduğu bir şehirde yaşıyoruz. O nedenle aslında paydaşlar ve ya bu konudaki sorumluluk alacak kurumlar ne kadar fazla elini taşın altına koyarsa hastaların paylaşılması ve bu şekilde de yükün paylaşılması üzerinden daha rahat bir sürece girilir. Ama bir dönem özel hastaneler pandemi hastanesi kabul edildi. Bütün Covid’li hastaları yatırmak zorunda kaldı. Fakat mayıs döneminden sonra pandemi olmaktan çıktıklarında yük daha çok devlet hastaneleri üzerinden yürüdü. Şanslı bir şekilde haziran temmuz aylarında fazla hasta olmadığı için bu yük devlet hastaneleri tarafından bir şekilde halledildi. Ama eylül ayından itibaren bu yükselişle birlikte tekrar özel hastanelerin bu yükün altına girme durumunun ortaya çıkacağını düşünüyoruz. Yavaş yavaş bunun emareleri görülmeye başlandı. Şuan yüzde 20-25 civarında özel hastanelerde yatak ayrılması gündemde. Yine önemli bir ayrım da şehir hastanesinde Covid hastası yatırılmamaya çalışılırken son günlerde Covid hastalarının şehir hastanesinde de yatırılması gündeme geldi. Şehir hastanelerinin temiz tutulması yani Covid’siz tutulması yaklaşımı varken şu anda hastalar arttığı için hemen tüm hastaneler Covid’li hasta yatırmakta. Bütün hastanelerin bu yükü paylaşması gerekiyordu. Ama bunun nereye kadar gideceğini öngörmek zor. Bulaşlar fazla artarsa şu anki sağlık sistemimiz alarm verebilir.

“ÖZEL HASTANELERİN ELİNİ TAŞIN ALTINA SOKMASI OLUMLU”

Özel sektörde özellikle bir miktar gelir kaynağı da oldu. Yani ücretli olarak özel sektörde birçok kurum bu testi yapıyor. Ama hastaya bakmak anlamında değil de daha çok test yapmak anlamında hastalar kabul ediliyor. Birçok kurumda ciddi de maddi yük olabiliyor. Fakat devlet hastaneleri ücretsiz olarak yapıyor bu da olumlu bir şey aslında ama doğru endikasyonda testlerin yapılması doğru bir yaklaşım olur. O nedenle halkımızın da bu konuda aşırı istekli olması ısrarcı olması da bizi biraz zorluyor. Sağlıkçı aşırı ısrarcı bir hastanın karşısında test yapmama noktasında zorlanır. Bunu kabul etmek gerekiyor. İstanbul’da yatak kapasitesi yüksek hatta mayıs haziran aylarında özellikle yanlış hatırlamıyorsam haziran ayında yüksek yatak kapasiteli birkaç hastane birden açıldı. Kamuoyu da takip etti. İki yüksek kapasiteli pandemi hastanesi biri Murat Dilmener Yeşilköy’ de, biri Feriha Öz Hastanesi Sancaktepe’ de 1000’er yatak kapasiteli olarak açıldı. Fakat yeterli personel olmadığından şu an Yeşilköy’ de eminim yarım kapasiteyle çalışılıyor. Yani 500-600 civarında yatakla hizmet verebiliyor. Diğeri 2600 yataklı bir şehir hastanesi, Başakşehir Şehir Hastanesi. Fakat dediğim gibi Covid almama noktasında bir görev başlangıcı oldu tabi ki hastanelerin düzenleri zaman içinde oturur. İlk açılır açılmaz hastanede her şey bir anda yürümez ve şu anda geldiğimiz noktada hastalar arttığı için hemen bütün hastaneler pandemi hastalarını kabul etmeye başladı. Şu an dediğim gibi grip mevsimi olmamasına rağmen birçok hastayı yatırmakta zorlanma söz konusu, tabi burada yoğun bakım yatakları da kritik. Yoğun bakım yatakları bizim her yıl gördüğümüz yani Covid-19’ dan bağımsız olarak gördüğümüz kasım- aralık aylarında sıkıntı yaşanan bir durumdur. Zatürre ve koah hastaları nedeniyle şu an bir endişe içindeyiz. Özel sektörün elini taşın altına sokması kesinlikle olumlu bir faktör oldu.Başka türlüsü de çok altından kalkılmaz bir noktaya gelebilir.

“SAĞLIKÇILARIN MORALLERİ KÖTÜ DURUMDA”

Toplam Türkiye’ deki kayıpların içinde sağlıkçıların oranı, nüfusa göre sağlıkçıların oranından bir miktar fazla yani sağlıkçı olmak aslında Covid kapmak açısından bir risk. Aynı zamanda ölümlerde de bunu görüyoruz. Hatta sağlıkçıların içinde de hekim grubunu daha fazla risk içerdiğini net bir şekilde rakamlarla ortaya konabilen bir veri olarak söyleyebilirim. Sağlıkçıların aslında moralleri çok yerinde değil. Yani iş yükü arttı. Şimdi iş yükü arttı deyince herkesin aynı şekilde artmadı bazı kesimlerde örneğin ameliyatların azalmasıyla bazı cerrahi kesimlerde, gruplarda daha az çalışma durumu bile ortaya çıkabiliyor. Ama özellikle pandemiyle doğrudan savaşan gruplarda enfeksiyon hastalıkları uzmanları, yoğun bakımcılar, acil uzmanları ve pratisyen hekimler aile sağlığı merkezlerinde eskiye göre daha fazla çalışmak durumunda kaldılar. Fakat dediğim gibi burada eşitsiz bir gelişim olduğunu söyleyebiliriz ama işin doğası gereği yani pandemiyle doğrudan uğraşan gruplarda daha fazla bir öne atılma durumu ortaya çıktı. Yine hemşireler ve yardımcı sağlık elemanları daha fazla çalıştı. Şimdi hastanelere başvurular arttıkça yardımcı sağlık elemanları ve hemşirelerinde yükü artıyor. Tabi hastalanan ve karantinaya ayrılan yüksek temas riski olup eve karantinaya gönderdiğiniz kişiyi 14 gün ya da 10 gün durumuna göre uzakta tutmak durumunda kalıyorsunuz bu da hemen yeri doldurulamayan açıklara yol açabiliyor. Doktorlarla ilgilide emeklilik istemlerinde ciddi bir artış oldu istifalar yine kısmen oldu hepsini bir araya getirince artan iş yüküne karşı savunmasız bir durum gibi ortaya çıkabiliyor.

“ÖZELLİKLE ÖNÜMÜZDEKİ 4 AY DAHA ZOR GEÇECEK”

Birkaç ay daha riskli çünkü grip mevsimi dediğimiz şu andan sonraki 3-4 aylık dönem daha kolay bulaştırıcılık olduğunu teknik olarak anlatmıştım. Kapalı ve dar ortamlardaki bulaştırıcılık anlamında önümüzdeki 4 ayın özellikle daha zor geçeceğini genel anlamda söyleyebiliriz. Covid-19’un kendine ait olan mutasyon geçirme ve kendine ait olan diğer faktörleri dışarda bırakarak zor geçecek bir 4 ayın söz konusu olduğunu net söyleyebiliriz. Genel anlamda da bazı seyircilerimiz aşıyla ilgili çok yüksek ümitleri olanlar vesaire olabiliyor. 1 yıl-1.5 yıl gibi makul bir süreden önce toplu, kitlesel bir aşılanmanın olabileceği konusunda ümitli değilim. Genel anlamda dünyadaki verilerde bunu gösteriyor kimi çok aşı çalışmaları ortaya çıkan yan etkiler nedeniyle geriye düşebiliyor. Çok büyük uluslu ilaç şirketlerinin aşı çalışmaları hiç beklenmeyen bir an da ortaya çıkan bazı yan etkiler nedeniyle bir anda durdurulmak zorunda kalınıyor. Çok kolay bir reçete verilen ben her şeyi biliyorum bana bıraksanız ben her şeyi iki günde çözerim gibi bir durum olmadığını çok iyi farkındayız ama bu tip durumlarda eğer ne kadar fazla paylaşırız ve ne kadar fazla yere danışırsanız bu çözümlere daha kolay ulaşırsınız. Sendikalar, odalar, dernek gibi kurumlarla birlikte davranılması gerekiyor. Mesela biraz önce okuldan bahsettik. Okullar açılmalı dedim ben ve birçok kişi açılmamalı da diyebilir. Ama hangi önlemler alınması gerekiyor. Ben mesela teknik olarak bunu tam bilemem yani pencereler kaç dakikada bir açılmalı, klima çalıştırma ya da çalıştırmama durumu nasıl olmalı ya da onların temizliği nasıl olmalı, teneffüs araları ne kadar olmalı, çocukların birbirine mesafesi ya da oyunlardaki durumlar nasıl olmalı, maske konusu yaş gruplarına göre nasıl olmalı gibi yaş gruplarına göre işin gerçekte çok fazla teknik boyutu var. Bu konular bir kişinin ‘’ben hepsini bilirim’’ diyeceği de bir şey değil ve birçok yere danışılması gerekiyor. Belki burada makine mühendis, mimar mühendis odaları birliğine de danışılması gerekiyor. Yine okullarla ilgili sendikalara, öğretmen sendikalarına da danışılması gerekiyor. Aynı zamanda da Türk Tabipler Birliği’ne de danışılması gerekiyor.

“GRİP AŞISININ HALKA İNMESİ İMKANSIZ”

Grip aşısı ile birlikte zatürre aşısını da konuşacağız. Özellikle 65 yaş üstünde ve 65 yaş altında olup da kronik bazı rahatsızlıkları; kanser, şeker hastalığı, kalp ve akciğer hastalıkları olanların zatürre aşısı olması gerekiyor. Onun dışında grip aşısının 6 aydan büyük neredeyse herkes için yeterince bulunması ve aşılanma yapılması gerekiyor. Herkes için zorunlu değil ama yandaş hastalıkları olanlarda ve yaşlılarda yine öncelik söz konusu. Kreşe, anaokuluna ve okula giden çocuklara, huzurevinde kalan yaşlılara, askerlere, sağlık çalışanlarına da öncelik verilmesi gerekiyor. Bu durumda grip aşısı hakkında neden bu sene böyle bir sorun yaşandı sorusu ortaya çıkıyor. Örneğin geçen sene niye bu sorun yaşanmadı? Geçen sene dünyada, ondan önceki birkaç yıl içinde kullanılan grip aşısı sayısına göre yeterli olabilecek ya da nüfus artışına göre belki biraz fazla grip aşısı üretildi. Bunlar normal bir talep olduğu için herkese yetti, belki de arttı. Bu sene ise Covid-19’un dünyadaki etkisiyle birlikte aşırı bir talep patlaması olduğunda bu sadece ülkemizi ilgilendiren bir konu değil. Amerika’da, Fransa ve İngiltere’de de talep patlaması oldu. Grip aşısına aşırı bir yüklenme olunca Türkiye gibi ülkelere kalmama durumu ortaya çıktı. Basına da yansıdı. Büyük bir grip aşısı üreticisi Türkiye’ye aşı vermediği ortaya çıktı. Bu da biraz da vahşi kapitalizmin sonucu diye düşünüyorum.

Grip aşısı Türkiye’ye ya hiç gelmeyecek ya da zaten bunun yapılacağı bazı VIP, çok ayrıcalıklı ve öncelikli gruplar tespit edilip yapılacak. Belki meclis, profesyonel futbolcular gibi gruplara yetecek kadar gelecek. Sonuç olarak normal halka bunun inmesinin ve yapılabilmesinin neredeyse imkansız olduğunu şimdiden söyleyebilirim. Grip aşısı ile ilgili halkımız çok uğraşmasa da olur. Çünkü ulaşamayacaklar. İyi bir cümle kurmak isterdim ama ulaşamayacaklar.

“HASTANEDE YATMAK KENDİ BAŞINA HASTALIK KAPMAK İÇİN RİSK FAKTÖRÜDÜR”

Münferit şeyleri bir yana bırakarak düşünürsek sağlıkçıların hata yapmayacak bir varlık olduğunu da hiç kimse düşünmüyor. Ama genel tablo üzerinden konuşacak olursak her pozitif çıkanın hastanede yatması gerekmiyor. Bir kere yanlış pozitiflikten de bahsetmiştik biraz önce. Örneğin semptomu olmayan sadece öylesine test yaptırmış bir kişinin zaten kesinlikle hastanede yatmaması gerekiyor. Çünkü hastanede yatmak kendi başına hastalık kapmak için risk faktörüdür. Sizin hiçbir şeyiniz olmasın. Ben sizi yatırayım hastanede bir servise, 3 gün sonra zatürre olarak çıkarsınız. O nedenle halkımızın hastanede yatmak için çok talepkar olmamasını hatırlatmak isterim. Ayrıca semptomu az olduğunu kabul edelim. Biraz önceki grubu bir kenara bırakalım. Ara ara öksürüyor, hafif ateşi çıkıyor, kas ağrıları var. Böyle bir hastayı kabul edelim. Bunun da belli basit ilaçları kullanarak, bol sıvı alarak, dinlenerek, hafif ateşi yükseldiğinde duş almasını hatırlatmak istiyorum. İlaçlardan daha etkilidir duş almak. Evi havalandırmak ve derecesini 18-20 derece arasında tutmalarını öneriyoruz. Bu tarz koşullarla birlikte çoğu hastanın idare edilebildiği ve hastanede sihirli bir tedavi yapılmıyor. Hastanede bunlar yapılıyor. Fakat daha ağır grup için özellikle solunum sıkıntısı olan ve solunum yetmezliğine gidecek olan grup ya da tansiyonu kötü giden grup için hastane yatışı gerekir. Bu nedenle o hastalara hastane yataklarının ayrılabilmesi için de diğer bahsettiğimiz hafif ve hiç semptomu olmayan grubun eve gitmesi gerekiyor. Her hastaya favipiravir vermeye çok gerek yok. Ama 40-50 yaşlarda bir miktar semptomu olan ve kötüleşmesinden korktuğumuz gruba biz favipiravir veriyoruz. O hastayı yoğun bakımdan kurtarmak için o ilacı veriyoruz. Yoksa pozitifliğin karşıtı ilaç kullanmak değil. Kötüleşmeyi engellemenin karşılığı ilaç kullanmak oluyor. O nedenle yatışlarla ilgili halkımızın talepkar olmaması gerektiğini hatırlatalım.

“COVİD-19 MESLEK HASTALIĞI OLARAK KABUL EDİLMELİ”

Covid-19 ile savaşan kesimlerin buna yakalanması durumunda mutlaka ölmesi gerekmez. Ölmesini bekleyerek o zaman bir tazminat ödemek gibi bir şey doğru olmaz. 15 gün bir insanın evde kalması da bir insan için zarardır. Onun da bir meslek hastalığı olarak kabul edilmesi gerekiyor. Mesafe, maske ve hijyene dikkat edilmesi bunları sürekli tekrarlıyoruz. Olabildiğince herkesin dikkatli olması gereken bir döneme giriyoruz.

 

Son Haberler

HDP eski Milletvekili Çağlar Demirel açlık grevine başladı

HDP eski Milletvekilli Çağlar Demirel, tutuklu bulunduğu Kandıra 1 No'lu F Tipi Cezaevi'nde artan tecrit uygulamaları ve hak gasplarına tepki amacıyla 5 günlük açlık...

“Koronavirüs aşısı ücretsiz olsun” önergesi AKP ve MHP tarafından reddedildi

HDP'nin dün komisyonda koronavirüs aşısının ücretsiz olması için verdiği önerge, AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. HDP, koronavirüs (Covid-19) aşısının herkese için ücretsiz olması talebiyle dün...

AKP Milletvekili Sorgun: “Türkiye’de kriz yok, iş beğenmiyorlar”

Türkiye'de ekonomik kriz olmadığını, sıfır araç alımı için 6 ay sonrasına gün verildiğini söyleyen AKP Milletvekili Ahmet Sorgun, "İşsizim, açım diye geliyorlar, iş beğenmiyorlar"...

Ordu’da hastanelerin otopark ve yemekhaneleri yoğun bakıma dönüştürülüyor

Ordu'da koronavirüs vaka sayılarındaki artış nedeniyle hastanelerin prefabrik binalarındaki polikliniklerin kapatılmasına, otopark, yemekhane ve ek binaların da yoğun bakım servisine dönüştürülmesine karar verildi. Sağlık Bakanı...

Çok Okunanlar

Maradona’nın servetiyle ilgili açıklama

Dünya futbolunun gelmiş geçmiş en iyi '10 numarası' Arjantinli Diego Armando Maradona'nın neredeyse hiç parasının kalmadığı öne sürüldü. Arjantinli efsane...

22 yaşındaki hemşire koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti

Kütahya'da 22 yaşındaki hemşire Hasan Baştuğ, koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Kütahya'da özel bir hastanede çalışan 22 yaşındaki hemşire Hasan Baştuğ,...

İçişleri Bakanlığı’ndan hafta sonu uygulanacak sokağa çıkma kısıtlamasına dair açıklama

İçişleri Bakanlığı tarafından hafta sonu uygulanacak olan sokağa çıkma kısıtlamasına yönelik yapılan açıklamada "28 Kasım Cumartesi günü saat 20:00’den...

İranlı bilim insanı Muhsin Fahrizade, suikast sonucu öldürüldü

İran’ın nükleer alanındaki en önemli bilim insanlarından biri olan Muhsin Fahrizade Mahavadi öldürüldü. İran'ın nükleer programının mimarlarından olduğu söylenen İranlı...

Testi negatif çıkan 28 yaşındaki yurttaş, 4 gün sonra koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti

Adana’da testi negatif çıktıktan iki gün sonra evlenen 28 yaşındaki Özlem Özcan, düğünden 4 gün sonra koronavirüs nedeniyle hayatını...

Erdoğan koronavirüs tedbirlerinde sorumluluğu Bilim Kurulu’na yükledi

Koronavirüs tedbirlerinde sorumluluğu Bilim Kurulu’na yükleyen Erdoğan, "Bu işin birinci derecede sorumlusu Bilim Kurulu" açıklamasında bulundu. Erdoğan ayrıca, Kanal...

Elif Çakır: “Cumhurbaşkanı Erdoğan hakimlere Bülent Arınç talimatı verdi”

Karar Gazetesi yazarı Elif Çakır, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Bülent Arınç'a tepki gösterdiği konuşmasında "Buradan yargıya sesleniyorum. Anayasa 138. maddeyi eze...

Muammer Keskin’den Cihan Yavuz’un gözaltına alınmasıyla ilgili açıklama

Yardımcısı Cihan Yavuz'un gözaltına alınmasına ilişkin açıklama yapan Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, "Masumiyet karinesi esastır ve sürecin yakinen...

Moderna ve Pfizer’in geliştirdiği aşılarda yan etkiler açıklandı

Yan etkiler arasında ilk dozda aşının yapıldığı bölgede acı olduğu ifade edilirken; ikinci dozda bazı gönüllülerde, eklem, kas ve...

18 ve 23 Kasım çekilişlerinde 6 sayıdan 4’ü aynı geldi

Milli Piyango İdaresi’nin Çılgın Sayısal Loto oyununda görülmemiş bir olasılık gerçekleşti. 90 sayıdan oluşan lotonun 18 ve 23 Kasım...

Gözden Kaçmasın