GÜNDEM

Muhalefet liderleri DİSK Genel Kurulu’nda

DİSK’in 16. Genel Kurulu İstanbul’da Haliç ve Kongre Merkezi’nde yapılıyor. Kongreye, DİSK’e bağlı sendika yöneticilerinin yanı sıra, 45 ülkeden sendika temsilcileri, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP milletvekilleri, HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan, İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik katıldı.

İlk olarak DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu konuştu. Çerkezoğlu’nun DİSK’in Türkiye’deki iş hareketine öncülük ettiği misyona dikkat çekerek, “Eşitlik, özgürlük, adalet gibi toplumsal koşulları yaratacak olan işçi sınıfıdır. Bugün sadece gurur duyduğumuz geçmişimizle yetinmek için değil ileri adımlar atmak için buradayız. Tüm sendikalarımız, bütün DİSK’liler olarak emeğin Türkiye’si derken ortak akıl ve iradeyle buradayız. 40 yıl önce neoliberalizm eğer haklarınızdan, iş güvencesinden vazgeçerseniz kamusal hizmetler özelleştirilirse ülke kalkınacak sizlerin yaşam koşulları büyüyecek dedi. Ama sonu hiç böyle olmadı. Devlet haklarımızı engellemek üzere devasa bir aygıt haline dönüşmüş durumda. Geçmediğimiz köprüler gitmediğimiz hastaneler için bir avuç sermayedara para ödüyoruz. Her 4 gençten biri her 3 kadından biri işsiz. İşsizlik artık geleceği tehdit eder durumda. İşsizlik Fonu işveren fonuna dönüştü. Dünyanın en adaletsiz vergi sistemi Türkiye’de. Her gün 5 arkadaşımızı iş cinayetlerine kurban veriyoruz. Çalışma saatlerimiz giderek daha fazla uzuyor. Sendikalı olmak işten çıkarılmak demek. Toplu sözleşme hakkımız yüzde 7’lerle sınırlı, grev hakkımız fiilen yasaklanmış durumda. Sokakta mahkemede hak aramak imkansız hale geliyor. Bu yasakları övüne övüne anlatan bir tek adam tarafından yönetiliyoruz. Ülkeyi yönetenler kendi yarattıkları bu krizin ücretleri düşürerek, kazanılmış hakları gasbederek bizlere yüklemeye çalışıyor. Tarımı, üretimi bitireceksiniz, ülkeyi bu hale getireceksiniz, emeklilik hakkımızı gasbedip emekliyi yük EYT’liyi düşman ilan edeceksiniz. Öyle yağma yok. Bu yağma düzeninde göz konulan sadece işçinin hakkı değil, doğamız, kentlerimiz, tarihimizdir.” dedi.

“Halkın iradesine kayyumlar atanan, siyasi parti temscilerinin gazetecilerin hapiste olduğu ülkede bugün sınıf mücadelesi ve demokrasi mücadelesi vermeye devam ediyoruz” diyen Çerkezoğlu şöyle devam etti:

“Demokrasi olmadan emeğin hakları olmaz, emeğin hakları olmadan demokrasi olmaz. Bizler ekmek mücadelesinin bir parçası olarak demokrasi mücadelesi yürütürken korunacak bir demokrasiden değil kurulacak bir demokrasiden bahsediyoruz. Bu baskıları ortadan kaldıracak olan işçi sınıfıdır. Bunun için ilk görevimiz örgütlenmektir. Kadın ve genç işçileri mücadelenin ön safhasına katmak, mülteci işçileri örgütlemektir. İnsanca yaşayabilmek için, geleceğe umutla bakabilmek için yeniden kuruluşa ihtiyacımızı var. Sömürüye karşı emeğin haklarını korumak için, insan onuruna yaraşır bir ücret, kamusal sosyal güvenlik, bütün güvencesiz çalışma biçiminin ortadan kaldırmak, kadınların bulunduğu her alanda eşitsizliği ortadan kaldırmak için, Kürt sorunun çözümü için, laiklik için, yani emeğin Türkiyesi için omuz omuza yürüyeceğiz.”

KILIÇDAROĞLU’DAN MARKS ÖRNEĞİ

Kongreye katılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da DİSK’in önemine dikkat çekerek konuşmasına başladı. Kılıçdaroğlu çok fazla sorunlarının olduğunu belirterek, ”

Sorunlarımız çok. İktisatta genel bir tanım var, gelişmiş, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler. Biz şu an dördüncüsünü yaşıyoruz; gerilemekte olan ülkeler. Bunun bir çok nedeni var bunlar ifade edildi. Türkiye freni patlamış bir kamyon gibi yokuş aşağı gitmekte. Bugüne nasıl geldik? Bugüne gelişimizin temel nedeni siyasette insan unsurunu göz ardı edip, insanın inancını, kimliğini, yaşam tarzını siyasete mal etmekten dolayı kişilerin ötekileştirilmesi oldu.

“Siyaseti insan odaklı yapmalıyız, insan merkezli yapmalıyız. Onun mutluluğu için yapmalıyız. Bu yapılmadığı içindir ki ayrıştık, Bu yapılmadığı içindir ki bölüştük. İnancı kullanan bir siyasal düşünce geldi ve o inanç üzerinden siyaset yaparak toplumu ayrıştırdı ve böldü.

Buradan çıkmalıyız. Bunun çıkış yolu demokrasidir. Bütün insani değerler, demokrasi kümesinin içindedir. Bütün ahlaki kümeler, o demokrasinin içindedir.

Marx bir dönem ‘Dünyanın bütün işçileri birleşin’ diyordu. Şimdi geldiğimiz 21. yüzyılda, otoriter rejimlerin de güç kazandığı belli yerlerde, bölgelerde, ülkelerde giderek güç kazandığı bir ortamda, yeni bir söylemle yola çıkmak zorundayız. ‘Dünyanın bütün demokratları birleşin’ demeliyiz. Dünyanın bütün demokratları birleşmek zorunda. Dünyanın bütün demokratları ortak ses çıkarmak zorunda.

Nasıl aşarız? Baskıcı bir yönetime karşı çıkmanın yolu demokrasiye sahip çıkmaktan geçiyor. Bütün sorunlarımızı aşmanın birinci ayağı demokrasidir. İkinci ayağı, üreten Türkiye’dir. Türkiye’nin üretmesi lazım. Eğer siz ‘Bağımsız Türkiye’ diye bağırıyorsanız, veya birlikte bunu seslendiriyorsak hep beraber, bağımsız Türkiye’nin sadece siyasal değil, ekonomik bağımsızlığı da bu işin olmazsa olmazıdır.

O nedenle Mustafa Kemal, ‘Savaş meydanlarında kazanılan zaferler, ekonomik zaferlerle taçlandırılamazsa bağımsızlığınızı koruyamazsınız’ diyor.

Bugün Türkiye, üretim sürecinden koparılan bir Türkiye’dir. Tarımda güçlü olması gereken bir Türkiye neredeyse bütün tarım ürünlerini ithal eden bir Türkiye konumuna gelmiştir. Sanayinin pek çok alanında hammaddeyi dışarıdan almaktadır. İşsizliğin bu noktaya gelmesinin temel nedeni, Türkiye’nin üretim sürecinden koparılmasıdır.”

Üretim sürecinden koparılan bir Türkiye ağır bedeller ödüyor. Aylık geliri 673 liranın altında olan kişi sayısı 8 milyon 647.243 kişidir. Geliri 2 bin liranın altında olan emekli sayısı 6 milyondan fazla. Asgarin yarısı ve onun altında gelir elde edenler 2.1 milyon kişi. 2019 yılında faturalarını ödeyemediği için elektriği gazı kesilen yüzbinlerce hane var. Yoksulluk ve işsizliği siyasi malzeme olarak kullanan ve lutuf ekonomisi oluşturmaya çalışan bir iktidar var. Kaçımız bunun farkında ve bunu işsizlere, yoksul hanelere anlatıyor?

2008’de sosyal güvenlik yasası reform diye önümüze kondu; bazı sendikalar karşı çıktı bazıları alkışladı… O reform kapsamında önce emekli aylıklarını en az bin liralık bir fark yaratacak şekilde değiştirdiler. Kaç işçi bunun farkına vardı? EYT’liler var… Neden varlar? Bir reform yaptılar, kişi prim ödeme gün sayısını doldurunca işi bırakıyor. Çalışıp yaşını doldursa alacağı emekli aylığı düşecek… Böyle bir yöntem gördünüz mü? Daha fazla çalışan kişi daha az kazanıyor. Bu reform diye Türkiye’ye satıldı. Değerli arkadaşlarım, kendi sorunlarınıza sahip çıkarken bilgiye dayalı söylem çok önemlidir.

Emeklilik yaşı 65 oldu; 60 yaşında patron dedi ki gençleri işe alacağım… İşsizlik sigortasından bir yıl maaş bile alsan kalan 4 yıl nasıl geçineceksin? Aile sigortası devreye orada girmeli. Kişinin doğumundan ölümüne kadar kapsayıcı olabilecek, 1974’te kabul edilen bu sözleşme neden uygulanmıyor? Yoksulluğu dile getirmek yetmez, çözümü dile getirmek lazım. Bu çözümün her yerde dillendirilmesi lazım. O zaman üreten Türkiye ve mutlu bir toplum yaratabiliriz. İşçisi, emekçisi, sanatçısıyla, kültür insanı, akademisyeniyle üretmek zorundayız.

Üçüncü ayak Güçlü Sosyal Devlet. Bunun yokluğu toplumsal huzurun sağlanmasını önler. İşsizlik dolayısıyla kimsenin kendini yakmadığı bir ülke… 102 sayılı sosyal güvenliğin asgari normları sözleşmesi. Taşeron işçilerin derdi vardı; 21. yüzyılda çağdaş kölelerimiz vardı. Onların mücadelesini verdik ama henüz dertlerini çözebilmiş değiliz. Toplumun unuttuğu bir kesim daha var; apartman görevlileri. Onların çocuklarının güneş görme hakkı, eğitim hakkını da görmek ve savunmak zorundayız. Sendikacı olmak Türkiye’nin ve dünyanın sorunlarını yakından izlemek ve çözümler üretmektir.

Dördüncü önemli nokta da Sürdürülebilirlik. Demokrasiyi inşa edip, her alanda üretebilirsiniz, sonra hakça bölüşebiliyorsunuz fakat tüm bunları sürdürmeniz gerekiyor. Bunlar aynı zamanda Cumhuriyet’in kurucu değerleridir. Kurucular iki ilkeden yola çıktılar; bayrağımın altında özgürce yaşayacağım, ikincisi de savaş meydanında kazandıklarımı ekonomik bağımsızlıkla taçlandırmazsam elimden alınır bu özgürlüğüm. İşin özeti sürdürülebilirlik ve aynı zamanda devlette liyakat demektir. Ahlaklı ve işi bilen insanlar devleti yönetmelidir. Ayakkabı kutusunda rüşvet alan adamı büyükelçi olarak atamayla gönderiyorsanız orada bir sorun vardır.

TEMELLİ: BU DÜZENDEN KURTULAMAZSAK HEPİMİZİ BİR GİRDABA ÇEKECEK

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli de dünyanın birçok yerinden gelen sendika temsilcilerini selamlayarak, “Bugün yeni bir onyılın başındayız. Bu on yıl aslında bu köhne düzenin çöküşünü çağırıyor. Bu köhne düzenin yıkılma zamanıdır. Dünyanın her yerinde, Bağdat’tan Beyrut’a, Barselona’ya kadar halklar sokaklarda, gençler, kadınlar sokaklarda. Şili’de insanlar sokaklarda “neoliberalizm burada doğru burada ölecek” diyorlar. Bu köhne düzenin şampiyonları oldu, AKP bu şampiyonluğu 18 yıldır kimseye kaptırmadı. Bu güvencesizliği her yerde dayattı. Yaşamın her alanını güvencesizleştirdi. Tekçi bir anlayışla ülkeyi zapturapt altına alarak, doğayı, sokakları talan ederek 18 yıl boyunca bu ülkeye kötülük yapmaya devam ettiler. Geldiklerinde “yasakçılığa karşıyız” diyerek bütün bir ülkeyi yasaklara boğdular. Her gün zulümlerine zulüm eklediler. Bu Türkiye sınırları içinde de kalmadı; Suriye’ye, Irak’a, Kıbrıs’a, Ege’ye ve Karadeniz’e taşıyarak yaygınlaştırdılar. Fakat sonları yakındır.

Bu düzenden kurtulamazsak, bu düzen hepimizi bu girdaba çekecektir, hepimizi yok edecektir. Emekçiler, işçiler bir araya gelmelidir. Toplumsal emek örgütlenmelidir, toplumsal örgütlenmeyi var etmeliyiz. Yoksa tüm haklarımızı gasp etmeye devam edecekler; engellilerin, kadınların, çocukların, işçilerin, emekçilerin herkesin. Saray’da var ettikleri o kara delik tüm haklarımızı hedef almaya devam ediyor. Güvencesiz çalışma koşullarının bile yok edildiği bir düzenin inşa edildiğini görüyoruz. Saraya kaynak yetmiyor. Müteahhitlerine, damatlarına, ailelerine, silah tüccarlarına kaynak yetmiyor. Her seferinde daha fazla talanla karşı karşıya kalıyoruz.

Bugün emeğin dünyasına baktığımızda sömürünün tüm çıplaklığıyla karşımızda olduğu görmek mümkün.Bugün Türkiye’de 2 milyon çocuk işçi var; eğitim alması gerekirken “çırak” adı altında çalışmak zorunda bırakılıyor. 4+4+4 sistemi bir yandan çocuk işçiliğini meşrulaştırırken, öte yandan da çocuk evliliği adı altında çocuk sömürüsünü getirmektedir.Kadına yönelik şiddet, sokaklarda kol gezerken, kadının sosyal yaşamdan ve çalışma hayatından dışlanması da bu iktidarın yarattıklarından başka bir şey değildir. Kadına yönelik şiddet bu iktidar döneminde yüzde 300 artmıştır. Bu cinayetlere sessiz kalmak bu iktidarın yaratmış olduğu kültürün sonucudur. Bu ülkede 11 milyondan fazla emeklinin yüzde 80’i geçinebilmek için çalışmak zorunda. Adeta asgari ücreti ortalama ücrete çeviren bu sistem, hepimizi yoksullaştırmıştır. Kamu hizmetlerindeki niteliksiz hizmet üretimi karşısında yüksek ücretler sunulmaktadır. Her şeye her gün yeni vergiler ve zamlar geliyor. Tüm bu zamlar o karadeliğe yeni fonlar bulmak amacıyla.

12 EYLÜL REJİMİNİN YARIDA BIRAKTIĞI İŞİ TAMAMLIYORLAR

EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan ise tarihsel bir dönemden geçildiğine dikkat çekerek, 12 Eylül rejiminin yarıda bıraktığı işi tamamlayan bir tek adam rejiminin olduğunu söyledi.

Gürkan, sözlerine şöyle devam etti: “12 Eylül rejimi de ilk iş olarak demokratik halka, örgütlenmiş halka, sınıfın kazanımlarına saldırmak olmuştu. Şimdi de aynısı olmakta. Grev yasaklarıyla bu saldırıyı sürdürüyorlar. İşçi sınıfının vereceği cevap belli buna karşı. Metal işçilerinin direnişi bir grevdi, bu işte yanıttır.

Kuralsız çalışma biçimine karşı da işçi sınıfının vereceği cevap bellidir. İşçi sınıfının birliği daha çok örgütlenme ve örgütlü mücadeledir. Bu iktidarın, sömürü düzeninin yansımalarını en çok iş cinayetlerinde görmekteyiz. İktidarın yaratıığı çaresizlik ve işsizlik neticesindeki intiharlarda görmekteyiz.

Verilecek tek yanıt ısrarla mücadele ısrarla birliktir. 12 Eylül’den devraldığı mirasa aynı zorbalıkla baskılayıp saldırıyor. Yargılanan Siyasi iktidarın uygulamaları yalnızca çalışma hayatında değil Suriye’de Kıbrıs’ta Akdeniz’de dünyada halkların kanı canı pahasına her yerde ihvancı yaklaşıma ortak olmakta. Buna enternasyonel yaklaşımla, halkların kardeşliğiyle yanıt vermek zorundayız. Bir diğer sorun da göç ve mülteci işçilikle birlikte enternasyonel kardeşliği cevabımıza dahil etmek durumundayız.

Siyasi iktidar ne kadar güçlü hissederse hissetsin, kendisinin kalıcı olmadığını biliyor, korkuyor ve bu yüzden saldırıyor. Fakat bu iktidar değişecek. Bu iktidarın halka, gençliğe ve gelecek kuşaklara vaat edebileceği hiç bir şey yoktur. Bu iktidara verilecek cevap demokratik bir gelecek olmalıdır. Tek adamın değil halkın yönettiği bir düzen; kayyumların, valilerin, kaymaklamların değil demokratik siyasal rejim, seçilmişlerin yönettiği ve geriçağırma yetkisi de bulunan bir seçim temelli yönetim. Türkiye’deki bu rejim dünyadaki kapitalist emperyalist sistemin bir parçası. Nasıl ki bu iktidarın Türkiye’ye bir faydası yoksa, bu sistemin de dünyaya verebileceği bir şey yoktur. Esasında bugün dünya işçilerinin de vermesi gerektiği cevabı tüm dünyada görmekteyiz. Biz bu sistemin değşiebileceğine olan inancımızla kongrenizi tekrar selamlıyoruz.”

AKŞENER’DEN DİSK KONGRESİ’NE SELAM

İYİ Parti Milletvekili Abdul Ahat Andican ise Akşener’in başarı dileklerini ileterek, “İstanbul seçimleri geleceğin indikatörü oldu. 17 yıldır bu adamlar gitmez, bu adamlar İslam devletine dönüştürecek diyen Türkiye, su an ele ele verilerse Kılıçdaroğlu ve Akşener’in oluşturduğu ittifaka inanırlarsa bir çıkış yolu olduğunu gördüler. Türkiye’nin demokratikleşmesine Disk’in büyük katkısının olacağına inanıyorum.” dedi.

Etiketler

dokuz8HABER’i takip edin

Video