İmamoğlu'ndan Kılıçdaroğlu'na tepki: Emir aldığı Erdoğan demokrasiyi betona gömmek istiyor

Çetin Yılmaz 1 Haziran 2026
CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, istinaf kararıyla partinin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu'nu "dahili bedhah kayyım" olarak nitelendirerek, Kılıçdaroğlu'nun emir aldığı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın cumhuriyeti ve demokrasiyi betona gömmek istediğini belirtti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, istinaf mahkemesinin kararı doğrultusunda tedbiren genel başkanlık görevine getirilen Kemal Kılıçdaroğlu hakkında sert ifadeler kullanarak, Kılıçdaroğlu'nun emir aldığını belirttiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ülkedeki cumhuriyeti, demokrasiyi ve adaleti betona gömmeyi hedeflediğini vurguladı.

İmamoğlu, T24 internet haber sitesinden Murat Sabuncu'ya verdiği röportajda, yargı tarafından alınan mutlak butlan kararına ve CHP Genel Merkezi'nde yaşanan olaylara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kararı ilk duyduğunda herkes gibi öfke hissettiğini dile getiren İmamoğlu, partiyle birlikte milyonlarca vatandaşın sandıkta ortaya koyduğu iradeye saldırılmasından ötürü büyük bir rahatsızlık duyduğunu ifade etti.

"Mutlak butlan kararını duyduğunuzda ne hissettiniz" sorusuna yanıt veren İmamoğlu, şu ifadeleri kaydetti:

"Birkaç duyguyu bir anda hissettim… Herkes gibi önce öfke hissettim. Partimle birlikte milyonların sandıkta ortaya koyduğu iradeye saldırılmasına öfkelendim. Mahkeme salonlarında hukukun, adaletin değil; siyasi mühendisliğin dolaşmasından üzüntü duydum. Utanmayı unutanlar için utanç da vardı hissiyatımda. Mahkeme kararıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin iradesi kadar bu ülkenin demokrasi umuduna, sandığa giden milyonların vicdanına ve milletin karar verme hakkına utanmazca bir şekilde müdahale edenler ve onlara hukuk kisvesiyle yol açanlar adına utanç duydum. Mutlak butlan milletin iradesiyle devlet gücünü kullanan iktidar arasında kurulan büyük bir hesaplaşmadır. Millet değişim diyor, onlar yargıyı devreye sokuyor. Millet sandığı işaret ediyor, onlar mahkeme koridorlarını. Millet umutlu bir gelecek istiyor, onlar koltuklarını korumanın hesabını yapıyor. Bu yüzden mahkeme kararıyla tarihi, gerçeği ters yüz etmek istiyorlar. Değişim iradesini geriye döndürmeye çalışıyorlar. Ancak Cumhuriyet’i kuran iradeyi, birkaç imzayla yok hükmünde sayamayacaklar. Bu milletin hafızasını silemeyecekler. 86 milyonun geleceğini saray koridorlarında rehin alamayacaklar. Asıl hissettiğim ise; azim ve kararlılık. Ben o gün bir kez daha şuna karar verdim: Bir adım geri atmayacağız. Boyun eğmeyeceğiz. Susmayacağız. Bize yenilgiyi öğretemeyecekler."

NAMAHREMİMİZE POLİSLE GİRDİLER

İmamoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'ne yönelik gerçekleştirilen polis müdahalesine dair yöneltilen soruya ise şu şekilde yanıt verdi:

"O gün içeride ve dışarıda kalbini, ruhunu ve insaniyetini koruyabilen herkes için çok zor bir gündü… Yıllarımız geçti bizim genel merkezimizde. İlçe başkanlığından, ilçe belediye başkanlığından geldim ben. Yıllarca çoluğumuzu çocuğumuzu görmedik çalıştık. Hep coşkuyla girdik genel merkezimize. Yuvamız, yurdumuz, namahremimiz orası bizim. Bu sözlerimi eminim bütün Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım çok iyi anlayacaktır: Namahremimize polisle girdiler. Kapısı kırılarak girilen sadece bir bina değil bir hafıza, inanış, mücadele ve demokrasiye olan ihtiyaç. Orası, bu ülkenin çok partili demokrasi tarihinin, seçimle değişim umudunun, milyonlarca insanın emeğinin ve inancının evi aynı zamanda. O kapıyı içten ve dıştan yıkmaya çalışan bedhahlar şunu söylüyorlar: 'Sandıkla olmadı, şimdi zorla teslim alacağız.' Beni en çok yaralayan şeylerden biri şuydu: Binanın içinde gençler, kadınlar, yaş almış yoldaşlarım, demokrasiye, milli iradeye sahip çıkmak için şehrin dört bir yanından gelen yurttaşlarımız vardı. Gazla, plastik mermilerle, polis zoruyla bir Türkiye’nin en köklü partisine girilen bir ülke görüntüsü, hiçbir demokratik toplum için normal değildir. Bu görüntü sadece korku rejimlerine yakışan bir görüntür. Ve o görüntülerle yaşadığımız ülkenin bir hukuk devleti olmaktan çoktan çıktığı bir kez daha görüldü. Karşılarında korkan bir millet görmek istiyorlar. Sinen, susan, geri çekilen insanlar görmek istiyorlar. Ama bu milletin mayasında teslim olmak yok. Bakın, bu ülkenin insanı darbeler gördü, yasaklar gördü, baskılar gördü. Ama her seferinde ayağa kalkmayı bildi. O görüntülerin düşündürdüğü bir şey de şu oldu: 'Demek ki doğru yoldayız' diye düşündüm. Bize böyle gözü dönmüşçesine saldırıyorlarsa doğru yoldayız. İktidarlar ancak kaybetme korkusu büyüdüğünde bu kadar sertleşir. Milletin sevgisini kaybedenler, kaba kuvvete sığınır. Ama unuttukları bir şey var: Devlet milletindir. Milletin iradesinden büyük hiçbir güç yoktur ve ne yaparlarsa yapsınlar, bu ülkenin gençlerinin umutlarını, insanların demokrasi inancını, değişim arzusunu kıramayacaklar."

Türkiye'deki rejim değişimi sürecinin bugün başlamadığını belirten İmamoğlu, bu süreçteki en büyük kırılma anlarından birinin 2017 yılı olduğunu kaydetti. Milletin önüne getirilen anayasa değişikliğinin, mühürsüz oyların Yüksek Seçim Kurulu (YSK) eliyle geçerli sayıldığı tartışmalı bir referandumla yürürlüğe sokulduğunu ifade eden İmamoğlu, o gün hukukun büyük bir eğilip bükülme anı yaşadığını belirtti.

Sürecin devamına ilişkin değerlendirmelerini sürdüren İmamoğlu, 2019 yılında İstanbul seçimlerinin iptal edilmesini hatırlatarak, milletin sandığa gidip kararını vermesine rağmen bu kararın kabul görmediğini ve seçimin hukuka aykırı şekilde iptal edilmesiyle halkın iradesinin tanınmayacağı mesajının verildiğini kaydetti. Milletin bu duruma daha güçlü bir yanıt vererek demokrasiye sahip çıktığını ifade eden İmamoğlu, sonraki süreçte rakibini sandıkta yenemeyen anlayışın hukuku bir siyasi operasyon aparatına dönüştürdüğünü, itibarsızlaştırma kampanyaları ve yargı süreçleriyle insanları zindanlara mahkûm ederek siyaseti dizayn etmeye çalıştığını bildirdi. İmamoğlu, bugün mutlak butlan kararıyla ve polis müdahaleleriyle yaşananların da bu zincirin bir devamı olduğunu sözlerine ekledi.

ONA DAHİLİ BEDHAH KAYYIM DİYORUM

Gelişmelere ilişkin açıklamalarına devam eden İmamoğlu, parti yönetimine yönelik eleştirilerini şu sözlerle aktardı:

"Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına, delegelerin iradesiyle değil; sarayın yargı marifetiyle kurduğu operasyonla taşınan bir yönetim anlayışının demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bunu kim yaparsa yapsın, adı bellidir: Siyasi kayyımlık. Milletin sandıkta vermediği yetkiyi mahkeme koridorlarından devşirmeye çalışmak, siyaseten de vicdanen, ahlaken de meşru değildir. Dâhili bedhah kayyım diyorum ben ona. Çünkü bu partiyi dışarıdan yıkamayanlar, şimdi içeriden teslim almak istiyor. Yanlış mı? Hiç değil. Ama herkesin şunu bilmesini isterim: Cumhuriyet Halk Partisi, sarayın hukuk mühendisliğiyle ele geçirilecek bir yapı değildir. Bu parti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün millet egemenliği üzerine kurduğu bir direniş partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezi, adalet yerini bulana ve delegenin iradesi ortaya koyulana kadar o bina değildir. CHP’nin genel merkezi artık bütün partililerimizin ruhunu ve yüreğini taşıdığı meydanlardır. Şimdi otursunlar, boş duvarlara baksınlar. Darbeye direnenleri izlesinler. Onun emir aldığı, her söylediğini koşa koşa yaptığı Erdoğan, Cumhuriyet’i, demokrasiyi, adaleti betona gömmek istiyor. Figüranların, kayyımın hiçbir önemi yoktur. Benim en özgür halimle bulunduğum dört duvarın da kayyımın sıkışıp kaldığı dört duvarın da bir önemi yoktur. Allah ömür, millet destek verdikçe ben mücadelemi sürdüreceğim. Önemli olan Cumhuriyet’in, emanetin geleceğidir. Koruyacağız, kazanacağız."

YA BİR YOL BULACAĞIZ YA BİR YOL YAPACAĞIZ

"Mücadele CHP içinde mi devam etmeli, yoksa yeni bir parti mi kurulmalı?" sorusu üzerine İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:

"Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. O yol, hukukun, delegelerimizin ve millet iradesinin emrettiği şekliyle yol arkadaşım Sayın Özgür Özel’in Genel Başkanlığı’ndaki CHP’dir. Fakat hukuk çiğnenirse, delegelerimizin ve milletin iradesi yok sayılırsa, bizim milletle beraber yürüdüğümüz her yol meşrudur ve güçlüdür. Muhalefet kriz yaşamıyor, Erdoğan muhalefete darbe yapıyor. Bu milletin kimseye eğecek boynu yoktur. Milletin diliyle, ruhuyla ve iradesiyle o yolu yapar ve iktidara koşarız."

Türkiye'nin tüm demokratlarıyla birleşerek yol alacaklarını ve kazanacaklarını belirten İmamoğlu, Özgür Özel'in "24 Mayıs bir milattır" şeklindeki değerlendirmesine katıldığını ifade etti. Bu tarihin, butlan ittifakında birleşenler, mahkeme kararıyla siyaset alanının boğulmasını destekleyenler ve ortayolculuk yapanlar ile demokrasi cephesinin, Türkiye ittifakının, milli iradenin ve serbest seçimlerin yanında duranların ayrıştığı bir milat olduğunu vurguladı. Tüm baskılara rağmen beyaz gömlekleriyle yola çıkanların, mayıs ayındaki sağanak yağmur ve dolu altında özgür bir Türkiye ve gelecek için adım attıklarını kaydederek, bu yolda ülkeye ve millete inananlar olarak hep birlikte olduklarını belirtti.

ATATÜRK'ÜN AÇTIĞI YOLDAN YÜRÜYECEĞİZ

İmamoğlu, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı:

"Bizler işgal altındaki İstanbul’da makam mevki kavgası verenlerin değil, vatanı müdafaa etmek için Anadolu’ya geçen Atatürk’ün evladıyız. Son nefesimizi verene kadar Atatürk’ün açtığı yoldan yürüyeceğiz. Cumhuriyet, özgürlükler, hukuk devleti, güçlü ekonomi, akılcı diplomasi, gerçek bir sosyal devlet, doğudan batıya kalkınma hamlesi, milli tarım, yerli sanayi, kuvvetli bir ordu ogvks ve savunma sanayi için çalışıyoruz. Tartışma değil; tam aksine 21 Mayıs sonrası 23 Mayıs’ta CHP’ye yapılan polis eşliğindeki darbe, muhalefete önümüzdeki seçimde tümüyle iş birliği şeklinde ceberut rejimi sona erdirmek, sandık ve seçim güvenliğini sağlamakla ilgili bir seferberliği başlatmak yolunu çizmiştir. Bu yol seçim ittifakı değil; seçimin varlığı ve sandığın güvenliği ittifakı olmalıdır. Mesele partiler üstüdür. Bugün Türkiye’de yaşanan şey, doğrudan seçimli demokrasinin geleceğiyle ilgilidir. Seçim yapıyorsun tanımıyor. Kurultay yapıyorsun tanımıyor. İstinaf Mahkemesi kararıyla partimizin başına o kayyımı atıyor. YSK ise kendini inkâr ediyor. Bakınız YSK’nın bu tutumu çok büyük bir tehdittir. Tümüyle demokrasiyi yok edenlerin hazırladığı tabuta son çiviyi çakma girişimidir. Bu çok ağır bir kırılmadır. 2017’de mühürsüz oylarla başlayan süreç, 2019’da İstanbul seçimlerinin iptaliyle devam etti. Bugün ise artık muhalefetin doğrudan devlet gücüyle yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı bir aşamaya geçildi. Her darbe daha ağır uygulamaları önümüze koymaktadır. O yüzden ben bunun CHP içi bir tartışma olduğu fikrini reddediyorum. Bu mesele, Türkiye’de milletin sandık yoluyla iktidarı değiştirme hakkının korunup korunamayacağı meselesidir. Aksini iddia edenler hele de kurumsal siyaset temsilcisiyse kendi varlık amaçlarını anlamsızlandıran bir bakış açısını taşıyorlar. Hukuku tanımıyorlar. Kurultay yolunu açmıyorlar. Çünkü kaybedeceklerini biliyorlar. Almışlar arkasına Erdoğan’ın yargı kollarını, çok büyük bir maharetmiş gibi partimize darbe yaptırıyorlar. CHP içi tartışma yoktur. Saray darbesi ve sarayın kuklaları vardır."

" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }