KÖŞE YAZILARI

Bilim ve din çatışması

“Öncelikle ifade edilmeli ki, bilim, doğası gereği dini umursamıyor. Bilim, dini savaşılacak bir şey olarak görmüyor. Bilim, dini olumlu ya da olumsuz bir referans noktası olarak kabul etmiyor. Din bilim için bir düşman değil, ilişkisiz ve etkisiz eleman boyutunda. Bilimin “din”i yanlışlamak ya da doğrulamak gibi bir derdi yok.”

Muhakkak ki yeryüzünün farklı coğrafyalarında ve başka dönemlerinde bilim ve din arasında gerilimler yaşanmıştır. Ancak hiçbir gerilimin etkisi, tek tanrılı dinlerin peygamberlerini “şarlatan” olarak tanımlayan Avrupa Aydınlanmacıları ve Katolik Kilisesi arasında yaşanan kadar günümüzü etkilemişe benzemiyor. Bu kavga bize 18. yüzyıl Avrupasından miras. Daha sonra (19. yüzyılda) Darwin’in taraftarları ile teolojinin savunucuları arasında devam eden savaş farklı boyutlarda olsa da günümüzde devam ediyor görünüyor. Çatışmanın tarihsel boyutunu bir başka yazıda anlatacağım, ancak izninizle bu aralar sıkça tartışılan bilim ve din arasındaki çatışmanın dinamiklerini anlatayım.

Dinin bilime nasıl baktığını, bilimle nasıl ilişki kurmak istediğini bilmiyorum. Çok da ilgimi çeken bir konu değil. Bu bölüm benim alanım değil, o nedenle dinin bilime nasıl baktığı hakkında ne ifade edersem alanımın dışına çıkmış olacağım.

Ama hem bilimin dine nasıl yaklaştığı hakkında hem de ikisinin karşılaşmasının sonuçları ile ilgili söyleyeceklerim var.

DÜŞMAN OLMAKTAN, UMURSAMA KOMŞUYA

Öncelikle ifade edilmeli ki, bilim, doğası gereği dini umursamıyor.

Bilim, dini savaşılacak bir şey olarak görmüyor.

Bilim, dini olumlu ya da olumsuz bir referans noktası olarak kabul etmiyor.

Din bilim için bir düşman değil, toplamdaki 0, ya da çarpımdaki “1” gibi, etkisiz eleman düzeyinde.

Laboratuvarlarına giren bilim insanları, “bugün Kur’an-ı Kerim’in şu ayetini çürüteyim” diyerek bilim yapmıyorlar. Birçok amaçları olabilir: para, ün, canlılar için daha iyi bir gelecek (ya da tam tersi), boş vakit aktivitesi, meslek vb… Ama bilimin “din”i yanlışlamak ya da doğrulamak gibi bir derdi yok. Dünyanın bir çalışma mantığı var mı, varsa nedir?”i anlamaya ve açıklamaya çalışan bir olgu.

Ancak, bilimin dine karşı bu kayıtsız tutumu, ikisi arasında ilişki olmadığı anlamına gelmiyor. Aksine, her ne kadar bilim dinle kavga etmese de, bilimsel gelişmelerin sebep olduğu yeni yaşam koşullarında dine ve diğer doğaüstü anlatılara daha az ihtiyaç kalıyor. Din iki noktada bilim karşısında mevzi kaybediyor. Birincisi, eğer bilimin alanına giren konularda bir yargıda bulunmuşsa, ortaya çıkan bulgular ile iddia ettiği yanlışlanabilmektedir. Örneğin, Katolik Kilisesi İncil’i merkeze alarak yeryüzünün İsa peygamberden 4000 sene önce yaratıldığını iddia ediyordu. Ancak fosil çalışmaları ve yeryüzü katmanları dünyanın yaşının bundan çok daha fazla olduğunu (milyar) ortaya koydu.

GÜNDELİK HAYATTA GERİLEYEN DİN

Dinin bilim sebebi ile mevzi kaybettiği diğer nokta ise gündelik yaşam. Ancak vurgulanmalıdır ki, burada ifade edilen din, yazılı metin değil, gündelik hayata yansıyan din. O nedenle eğer “ama gündelik hayata yansıyan din gerçek din değil ki” diye karşı çıkacaksanız, sosyoloji için “gerçek din” diye bir şey olmadığını, dinlerin “tarihsel ve yöresel bağlamlarda söylem ve pratik çeşitliliğine sahip olduğunu” Tayfun Atay hocadan ödünç alarak ifade etmeme izin verin. Bu sebepledir ki, İslam’ın gündelik hayata yansıdığı coğrafyalar birbirinden farklı yaşam şekillerine sahiptir. Peki bilim, bu farklı din yorumlarının gündelik hayata yansımasını nasıl azaltıyor? Din ile kavga ederek mi? Hayır.

Bilimsel gelişmeler ile yükselen yaşam standartları ile, “din”e gündelik hayatta duyulan ihtiyaç azalıyor. Barajlarla yağmur duasının azalması, güvenli yolların arabalara asılan Ayetel Kürsi’den rol çalması, modern tıbbın mahalle aralarındaki şeyhlere ve hocalara öncelenmesi, var olan bir salgının ardında bir “kutsal” gücün değil, doğanın içinden bir sebep olduğunun kabul edilmesi ve çözümün de bu şekilde aranması… Örneğin Türkiye’de Corona salgını ile ilgili olarak kimse din adamlarının fikrini merak etmiyor. Muhakkak ki bu ifade edilenler İslam’a aykırı olmayabilir. Ancak konu bu değil zaten. Daha önce din adamlarından, dinî sembollerden ve dinî ritüellerden yardım beklerken, şimdi ise modern bilimin yöntemlerini kullananlardan yardım bekliyoruz. “İslam zaten buna karşı değil” demek, gündelik hayatta yaşanan dönüşümü görmeye engel değil. Çünkü sosyoloji, ilahiyattan farklı olarak, İslam’ın ne dediği ile değil, İslam’ın gündelik hayata yansıması ile ilgilenmektedir.

Uzattım, farkındayım.

Demem o dur ki, bilim din ile çatışmaz; dini çatışacak bir olgu olarak görmez.

Ancak eğer din, bilimin alanına giren konularda bir iddia da bulunursa, bunun yanlışlanma ihtimali var. Yanlışlanmasının sebebi de, bilim insanlarının “hadi dini yanlışlayalım” demeleri değildir. Darwin Galapagos adalarına giderken, “İncil’i nasıl çürütebilirim?” sorusu ile yola çıkmamıştı.

Ve eğer yakın gelecekte kanser ve felç rahatsızlıklarına modern tıp çare bulursa, bu durumda yeryüzünün tüm bölgelerinde “din”e ayrılan mesainin ve paranın biraz daha azalacağı ifade edilebilir. En azından kanserli çocukları öperek iyileştirdiği iddia edilen Papa’nın[1] daha az kişiyi öpeceği muhakkak.

[1] https://www.nbcnews.com/storyline/pope-francis-visits-america/baby-kissed-pope-sees-brain-tumor-shrink-family-says-n469751

Yazar hakkında

Dr. Volkan Ertit

Aksaray Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü Doktor Öğretim Üyesi.