KÖŞE YAZILARI

Coğrafya kader ise; Amor Fati ya da Odium Fati

“25 yıllık gazeteciyim, bir topluluğun, doğaya ve çevreye sahip çıkması girişiminin bu denli tehlikeli (!) bir durum oluşturduğuna ilk kez tanıklık ettim. İnsanlar; “domates, su, hava, elma, oksijen, yer altı kaynakları, incir, nar, üzüm” diyor, güvenlik güçleri, “2911, İl İdaresi Kanunu 11/C, Valilik Kararı” diyordu. Eğer coğrafya kader ise Amor Fati ya da Odium Fati. Kaderini seveceksin ya da nefret edeceksin… Çünkü kardeşim, sana dayatılan bu…”

Sosyolojinin babası İbni Haldun, asırlar önce , “coğrafya kaderdir” derken, bu son derece anlamlı tespitinin zamanın ötesine geçeceğini düşünebilir miydi?

Bizi çevreleyen coğrafyanın aslında kültürel gelişimimize ne denli etki ettiğini ve ontolojik bir hırsla bizim de aslında onu çevrelediğimizi, kafamıza taş düştüğü dönemlerde anlayabiliyoruz.

Bu elbette yaşadığımız toprakları çok seveceğiz ya da sevmeyeceğizden daha ziyade ait olduğumuz habitusun bize ne kattığı, bize ne verdiği ile ilgili bir paradoks.

Durum anlaşılması ve açıklanması biraz zor olsa da ait olduğu coğrafyanın kısıtlayıcı, baskılayıcı, yasaklayıcı tutumuna rağmen, daha evrensel düşünen bireyin yalnızlığı ve çaresizliğinin hikâyesidir aslında.

Felsefeye göre ‘köle ahlakını’ benimseyen toplumlarda yöneticiler, farkında olarak ya da olmayarak bireyin yalnızlık ve çaresizliğine bakarlar. Nedeni ne olura olsun muktedirin bireye yönelttiği hıncı konsolide ederek idari ama negatif bir istikrarın öznesi olmak isterler. Aslında onların da başka çareleri yoktur…

***

Pazar günü, Gaziantep’in oksijen çadırı olan Sof Dağı’nda taş ocaklarının neden olduğu çevre felaketine dikkat çekmek için Gaziantep Çevre Platformu (GANÇEP) buraya bir gezi düzenleyip, köylüleri ziyaret etmek istedi.

Ancak, bu ülkenin, bu kentin; havasına, suyuna, toprağına, elmasına, domatesine, narına, harına sahip çıkmak isteyen insanlara, Gaziantep Valiliği’nin aldığı “açık alanda etkinlik yasağı” nedeniyle adeta Çin işkencesi çektirildi. Buluşma yeri olan Kırkayak Parkı, güvenlik güçlerince adeta kuşatılmıştı. Yola çıkıldı, Adana Yolu-Organize Sanayi Bölgesi’nin orada jandarma ile birlikte araçlar durduruldu, 70-75 yaşındaki insanlar aşağıya indirildi, herkesin GBT’sine bakıldı, keyfi trafik cezaları yazıldı!

25 yıllık gazeteciyim, bir topluluğun, doğaya ve çevreye sahip çıkması girişiminin bu denli tehlikeli (!) bir durum oluşturduğuna ilk kez tanıklık ettim.

Sof Dağı’na vardığımızda ise jandarmanın o güzelim coğrafyayı talan eden taş ocağı önünde tam teçhizatlı pozisyon almış olması da işin farklı bir boyutu idi.

İnsanlar; “domates, su, hava, elma, oksijen, yer altı kaynakları, incir, nar, üzüm” diyor, güvenlik güçleri, “2911, İl İdaresi Kanunu 11/C, Valilik Kararı” diyordu. Ne 2911 Sayılı Kanunun gerektirdiği koşullar, ne 11/C’nin uygulanabileceği koşullar da yoktu. Anayasa’nın 25 ve 34. Maddesindeki özgürlüklere hiç girmeyeceğim.

***

İbni Haldun, boşuna “coğrafya kaderdir” dememiş. Ve bu tespit sadece ait olduğumuz kadim coğrafyada yüzyılları aşarak Eylül 2019’a kadar gelebilir. Bir ayağı yasakta, bir ayağı Araf’ta olan bu sakat anlayış ile Gaziantep’e asla değer katılamaz. Bunu başka bir yazı konusunda ele alacağım.

“Coğrafya kader” ise,
“Amor Fati”
“Odium Fati” demekten başka çare kalmıyor.
Yani,
“Yazgını Sev”
“Yazgından Nefret Et”
İzninizle toparlamak istiyorum:
Eğer coğrafya kader ise Amor Fati ya da Odium Fati.
Kaderini seveceksin ya da nefret edeceksin…
Çünkü kardeşim, sana dayatılan bu…