İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına kadar gelen süreçte uzun tartışmalar olmuş, Erdoğan zaman zaman yaptığı açıklamalarda “Halk ne derse o olur,” demiş, koyu muhafazakâr kesimlerden iktidara yönelik tehditkâr ifadeler yükselirken kimi iktidar yanlıları ve hatta ortakları Sözleşme’nin kaldırılmasına karşı olduklarını dile getirmişlerdi.

19 Mart Cuma gecesi Resmi Gazete’de yayınlanan bir kararnameyle, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul Sözleşmesi’ni feshettiğini ilan etti. İstanbul Sözleşmesi’nin, Türkiye bakımından 1 Temmuz 2021’de sona ereceğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararı da 29 Nisan’da Resmi Gazete’de yayınlandı. Resmi adıyla “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, kadınların her gün erkekler tarafından öldürüldüğü, cinsel şiddete maruz kaldığı ve sürekli devam eden bir tehdit altında yaşadığı Türkiye’de, Sözleşme’nin ardından yapılan 6284 sayılı “Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” ile birlikte, kadınların yaşam ve beden hürriyetlerini korumaları açısından en etkili hukuksal düzlemi sunuyordu.

CEMAATLERDEN OY ALMA PLANI: LGBTI+LAR HEDEFTE

Hem İstanbul Sözleşmesi hem de 6284 sayılı kanun etkin bir şekilde uygulanmadığı ve buna buna bağlı olarak kadına yönelik şiddet arttığı için kadın örgütleri “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” sloganı altında Sözleşme’nin uygulanması için hükümete uzun süreden beri çağrıda bulunuyordu. Yalnızca kadınların değil, en çok tartışılan 4. maddesi vesilesiyle LGBTI+ların da haklarını koruyan İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından feshedilmesi toplumda çok şiddetli bir tepkiye yol açtı ve gözler Sözleşme’nin kaldırılmasını uzun süredir talep eden cemaatlere döndü. Erdoğan’ın bu kararının altında yatan nedenin bu cemaatlerin oylarını almak olduğu bir çok kişi tarafından da ifade edildi.

GÖKKUŞAĞI BAYRAĞINI TAŞIMAK SUÇ SAYILDI

Özellikle kadına karşı şiddetin en yaygın olduğu aile içi şiddetin önlenmesi konusunda önemli bir görev üstlenen İstanbul Sözleşmesi, AKP’nin, Saadet Partisi’nin ve diğer muhafazakâr kesimlerin “kadını aile içine gömen” ideolojisinin karşısında duran bir kalkan konumundaydı. Ayrıca Sözleşme’nin 4. maddesinde cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliğinden dolayı kimseye bir ayrımcılık yapılmayacağının belirtilmesinden ötürü yine benzer kesimlerin tepkilerini üzerine çekiyordu. Hükümetin LGBTI+ fobik söylemlerinin gittikçe arttığı ve gökkuşağı bayrağı taşımanın suç sayıldığı bir dönemde, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme nedeni olarak “eşcinselliği normalleştirmesi” gibi bir sebebin öne sürülmesi de LGBTI+ları ötekileştirmenin geldiği noktayı bir kez daha gösteriyor.

Peki kadınların yaşam hakkının ve mücadelesinin, gecenin bir vakti duyurulan bir kararla iktidar tarafından çöpe atılmasına kadar gelen süreç nasıl işledi?

“MUHAFAZAKÂR CAMİANIN RAHATSIZ OLDUĞU HÜKÜMLER VAR”

İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması AKP yanlısı dindar ve muhafazakâr kesim tarafından uzun süredir gündeme getiriliyor, Saadet Partisi mensupları Sözleşme’nin kaldırılmasını destekliyor ve Erdoğan da zaman zaman konuyla ilgili açıklamalarda bulunuyordu.

2019 Temmuz ayında bir yandan Yeni Şafak, Yeni Akit, Milli Gazete gibi yayın organları Sözleşmeyi hedef alırken, öte yandan Saadet Partisi Konya Milletvekili Abdulkadir Karaduman’ın “Kim ne diyorsa desin, toplumu bir felakete ve uçuruma sürükleyen, haneleri birbirinden ayıran İstanbul Sözleşmesi derhal feshedilmelidir,” şeklinde sözler sarf etti. Bu günlerde Erdoğan’ın, “Muhafazakâr camianın rahatsız olduğu hükümler var. Eleştiriler duyuyorum,” açıklamasıyla tartışmalar arttı. Aynı dönemde Erdoğan’ın Sözleşme için “Bizim için ölçü değildir. İstanbul Sözleşmesi nas değildir,” dediği de iddia edilmişti.

2019’DA 474 KADIN KATLEDİLDİ

Sözleşme karşıtı kesimler İstanbul Sözleşmesi’nin “Türk aile yapısına” zarar verdiğini söylerken, 18 Ağustos 2019 günü Emine Bulut’un eskiden evli olduğu erkek tarafından öldürülmesi söz konusu aile yapısının kadını konumlandırdığı yeri bir kez daha göstermiş oldu. Erkekler tarafından öldürülen birçok kadın gibi Emine Bulut’un da polise başvurup şikayette bulunmasına rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığı da daha sonra ortaya çıktı. Hem İstanbul Sözleşmesi’nin hem 6284 sayılı kanunun uygulanmasının kelimenin tam anlamıyla hayati önem taşıdığı da kadın örgütleri, feministler ve  LGBTI+’larca tarafından defalarca dile getirildi.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme tartışmalarının gündemde olduğu 2019 Temmuz ayında 31 kadın cinayeti işlendi ve 2019 yılında toplam 474 kadın erkekler tarafından öldürüldü.

2020’NİN İLK DÖNEMLERİNDEKİ TARTIŞMALAR

2020 yılının Şubat ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden gözden geçirmemiz gerek. Onunla ilgili bir çalışma yaptırıyoruz,” sözleri üzerine Sözleşme’den çekilme tartışmaları tekrardan gündeme gelmiş oldu. Erdoğan’ın bu açıklamasına kendi partisi içindeki kadın milletvekilleri de tepki göstererek İstanbul Sözleşmesi’ni savundular.

Nisan ayının sonlarında Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın LGBTI+lara yönelik nefret söylemleri büyük bir tepki aldı ve İstanbul Sözleşmesi’nin önemi bir kez daha vurgulanırken Sözleşme’nin feshi tartışmaları da muhafazakâr ve dindar kesimler tarafından tekrar gündeme taşındı.

Mayıs ayında Türkiye Düşünce Platformu tarafından Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırmasını talep eden bir rapor yayınlandı. Murat Yetkin’in yazısında belirtildiği üzere, altında AKP’ye yakın birtakım erkeklerin imzasının bulunduğu rapora göre İstanbul Sözleşmesi toplumu ‘cinsiyetsizleştirmeyi’ amaçlıyor ve “her türlü cinsel sapma hareketini, cinsel yönelim kavramı ile meşrulaştırıyor ve ahlaki ve toplumsal yaptırımlardan muaf” kılıyormuş. Platform Ağustos ayında “Mayınlı alana girdiğimizi fark ettik,” sözleriyle geri adım attı ve İstanbul Sözleşmesi tartışmalarından çekildi.

Yine Mayıs ayı içinde eski AKP milletvekili Mehmet Metiner İstanbul Sözleşmesi’ne ‘evet’ oyu verdiği için pişman olduğunu söylerken Saadet Partisi Kadın Kolları Başkanı Ebru Asiltürk de “İstanbul Sözleşmesi aile yapısına atılan bombadır,” diyerek Sözleşme’nin feshini istedi.

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org
Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

TEMMUZ 2020’DE TARTIŞMALAR ARTARKEN DAYANIŞMA DA ARTIYOR

2020 yılının yaz aylarında tekrardan tartışılmaya başlanan İstanbul Sözleşmesi uzun bir süre gündemde kalacak, Sözleşme karşıtı gruplar özellikle medya üzerinden kampanyalarına devam ederken kadın ve LGBTI+ hak savunucuları da “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” diyerek sokakları doldurmaya devam edecekti. Bütün bu tartışmaların ortasında Pınar Gültekin’in Cemal Metin Avcı adlı erkek tarafından öldürülmesinin ardından İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunun etkin bir şekilde uygulanması için yapılan çağrılar arttı, eylemler düzenlendi ve “ChallengeAccepted” ve “WomenSupportingWomen” etiketleri altında Türkiye’den dünyaya yayılan bir kadın dayanışması sergilendi. Bu günlerde feminist grupların yanında İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve hatta iktidar ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli gibi birçok kişi ve kurum İstanbul Sözleşmesi’nin etkin bir şekilde uygulanması için çağrılarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ardından Bahçeli bu kararın “isabetli ve hayırlı bir gelişme” olduğunu ifade etti.

NUMAN KURTULMUŞ: “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN İMZALANMASI YANLIŞTI”

Geçtiğimiz yaz aylarında yoğunlaşan bu tartışmaları başlatan şey ise Numan Kurtulmuş’un katıldığı bir televizyon programında sarf ettiği sözlerdi. AKP Genel Başkanvekili toplumsal cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ifadelerinin “LGBT ve marjinal unsurların ekmeğine yağ sürecek kavramlar” olduğunu söyledi ve “Sözleşmenin içinde yer alan ‘sözde namus, gelenek, örf adet gibi konularla mücadele etmek hükümetlerin görevidir’ gibi kavram geçiyor. Bunlar asla kabul edilebilir hususlar değildir,” dedi. “İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanması yanlıştı,” diyen Numan Kurtulmuş AKP’nin genelinde de Sözleşme’nin iptali için bir talep olduğunu ifade etti ve hemen ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan 3 Temmuz’da “Çalışıp, gözden geçirin. Halk istiyorsa kaldırın,” açıklamasında bulundu.

“İSMAİLAĞA CEMAATİ İSTER DE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KALIR MI?”

Bu açıklamaları takip eden günlerde Sözleşme’nin feshini isteyen kesimlerin sesi daha gür çıkmaya başladı ve 6 Temmuz günü İsmailağa Cemaati bir bildiri yayınladı. Bildiride İstanbul Sözleşmesi’nin “kadına yaratılış amacının aksine misyonlar yüklediği” ve “İslami değerlere “savaş açma hüviyeti taşıdığı” iddia edildi. Murat Yetkin’in “İsmailağa Cemaati ister de İstanbul Sözleşmesi kalır mı?” başlıklı yazısında da altı çizildiği üzere aynı yılın Ocak ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan söz konusu cemaate bir ziyarette bulunmuştu. Aynı günlerde Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı Hamza Akbulut da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması çağrısında bulundu.

ÖZLEM ZENGİN: “ÇIKMAK DA MÜMKÜN OLABİLİR”

Geçtiğimiz günlerde çıplak arama konusuyla ilgili olarak şiddete uğrayan kadınları hedef alan söylemleriyle gündeme gelen AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin ise Temmuz ayındaki tartışmalar sırasında, “Türkiye’de bir grup bütün kötülüklerin anası olarak İstanbul Sözleşmesi’ni görüyor,” şeklinde bir açıklamada bulundu. Zengin ayrıca “Türkiye bu sözleşmeyi imzalarken hangi saiklerle imzaladı. Buna yüklenen anlamlar değişti mi? Buna bir bakalım. Bu değişenleri değerlendirdikten sonra çıkmak da mümkün olabilir,” diye konuştu.

ERDOĞAN SÖZLEŞMEDEN ÇIKMA SİNYALLERİ VERDİ

Temmuz ayının 15’inde yapılan AKP MYK toplantısının temel konusu da yine İstanbul Sözleşmesi oldu. Toplantıdaki bazı konuşmacılar İstanbul Sözleşmesi’nin “aileyi parçaladığı” iddialarında bulunurken Erdoğan Bulgaristan, Hırvatistan ve Macaristan’ı örnek göstererek “eşcinselliği teşvik ediyor” gibi bir gerekçeyle sözleşmeden çekilebileceğinin sinyalini verdi. Erdoğan konuyla ilgili çalışma yapılması talimatı verdi.

YÜZDE 64 SÖZLEŞMENİN KALMASINI İSTİYOR

Yukarıda bahsettiğimiz gibi bu günlerde, özellikle 21 Temmuz günü 5 gündür kayıp olan Pınar Gültekin’in cansız bedenine ulaşılmasının ardından birçok kişi ve kurum İstanbul Sözleşmesi’nin önemini vurgulayan açıklamalarda bulundu. MetroPOLL Araştırma Merkezi ise Erdoğan’ın “Halk ne derse o olur,” açıklamasına cevap niteliğinde bir anket sonucu yayınladı. Bu sonuçlara göre halkın yüzde 64’lük bölümü İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi onaylamıyor. 2018 seçimlerinde vatandaşların oy verdiği partiye göre de bir dağılım yapan ankete bakıldığında, Saadet Partisi dışındaki bütün partilerde feshi onaylamayan kesim daha fazla. Saadet Partisi’ne oy verenlerin yüzde 46,7’lik kısmı feshi onaylamazken geri kalanlar bir fikri olmadığını ifade ediyor.

DİLİPAK’IN YAZISI VE GELEN TEPKİLER

Yeni Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak’ın İstanbul Sözleşmesi’ni savunanlara ‘fahişe’ demesi bu dönemde en çok tepki çeken hareketlerden biri oldu. Yazdığı yazıda eski Aile Bakanı Fatma Şahin ve yönetim kurulunda Sümeyye Erdoğan’ın da bulunduğu KADEM’i de hedef alan Dilipak’a AKP içinden de birçok kişi tepki gösterdi. AKP’li kadınların Dilipak hakkında suç duyurusunda bulunulacağını söyleyen AKP Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Lütfiye Selva Çam, “İstanbul Sözleşmesi bizim için nas değildir. Eleştirilemez, dokunulamaz değildir,” sözleriyle de konuyla ilgili görüşlerini ifade etti. Dilipak’ın yazısından birkaç hafta sonra Erdoğan AKP’li kadınlara edilen hakaretleri kınadığını söyledi.

ERDOĞAN’A ‘BOŞANMA RAPORU’ SUNULDU

Temmuz ayının son günlerinde bir yandan Dilipak’ın yazısına tepkiler yağarken bir yandan da İstanbul Sözleşmesi’nin feshini isteyenler kampanyalarına hız kesmeden devam ediyordu. AKP İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı, “Kadın erkek eşitliği koca bir tantanadır. İstanbul Sözleşmesi, başka toplumsal sıkıntıların kapısını araladı,” sözleriyle Sözleşme’yi hedef alırken AKP’nin Temmuz ayı sonundaki MYK toplantısında Erdoğan’a bir ‘boşanma raporu’ sunuldu. Sözleşme’nin imzalanmasından sonra boşanmaların arttığını ifade eden raporla ilgili faklı görüşler dile getirildi ve konu 5 Ağustos’ta yapılacak başka bir MYK toplantısına ertelendi ancak sonraki günlerde bu toplantı da ertelendi.

LGBTI+ DIŞLAYAN DESTEKLER

Ağustos ayının başında KADEM, İstanbul Sözleşmesi’ni desteklediklerini belirten bir açıklama yaptı. Sözleşme’nin “LGBT gibi yönelimlere kapı aralamadığını” ifade eden KADEM bu açıklamayla beraber duruşunu ortaya koymuş oldu. KADEM, İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasının ardından “Geldiğimiz noktada zemininden koparılmış ve toplumsal bir gerilim öznesi haline dönüştürülmüş durumda. Verilen fesih kararını da bu gerilimin bir neticesi olarak okuyoruz,” şeklinde bir açıklamada bulundu.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da katıldığı bir televizyon programında İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddetti önlemek için bir çerçeve niteliğinde olduğunu söyledi ve “Bu sözleşmede hiçbir yerde LGBT dahil, Türkiye’yi temel ahlaki meselelerde müeyyide altına sokan bir madde söz konusu değil,” sözleriyle KADEM’inkine benzer bir tutum sergileyerek LGBTI+ları ötekileştiren bir söylemle düşüncelerini ifade etti.

CÜBBELİ AHMET DE KONUŞTU: “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ KALDIRIP ÇÖPE ATMAZSA, İKTİDAR SONUNU HAZIRLAMIŞ OLUR”

Cübbeli Ahmet olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü de bu günlerde “çoluk çocuğumuzu eşcinsellikten kurtaramayız” gibi fobik sözlerle İstanbul Sözleşmesi’ni hedef aldı ve TÜGVA’nın benzer bir içeriğe sahip açıklamasını paylaştı. Açıklamasında “Bizim şerhimiz ise şiddetin cezalandırılmasına değil, aile kavramının korunmasına yöneliktir,” şeklinde ifadeler olan TÜGVA da Cübbeli de İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme çağrısında bulundular. Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan da “Eğer İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırıp çöpe atmazsa, iktidar sonunu hazırlamış olur,” sözleriyle doğrudan Erdoğan’a seslendi.

Ağustos ayı devam ederken ilahiyatçı Ali Rıza Demircan, Ebubekir Sofuoğlu ve Fatih Tezcan gibi kişiler İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırılarını “laik düzene teslim olduk” ve “İstanbul Sözleşmesi çok kan dökecek” gibi iddialarla sürdürdüler. Tezcan, Dilipak’a destek verdi ve daha sonradan sildiği bir tweetinde İstanbul Sözleşmesi’ni savunanlara hakaretlerde bulundu. Cübbeli Ahmet de “Bizim İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olduğumuz yıllardır yaptığımız konuşmalarla sabittir,” sözleriyle Sözleşme’yi hedef göstermeye devam etti.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki de İstanbul Sözleşmesi ile ilgili olarak “O niye engellesin, benim inancım engelliyor kadına şiddeti” ve “Ben imanımın gereği olarak merhametle davranıyorum,” diyerek kadınların hayatını bir erkeğin vicdanına bırakan söylemlere bir yenisini ekleyerek İstanbul Sözleşmesi’ni hedef aldı.

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR” EYLEMLERİ

Bütün bu saldırıların karşısında kadın hakkı savunucuları sokaklara çıkmaya ve yaşam haklarını savunmak için eylem yapmaya devam ettiler. Tartışmaların ilk günlerinde, Temmuz ayının başlarında  İstanbul’daki Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nü binasına pankart asan 7 kadın gözaltına alındı. Türkiye’nin dört bir yanında, Temmuz ve Ağustos ayları boyunca yapılan başka eylemlere de polis müdahale etti ve gözaltına alınan protestocular oldu.

13 Ağustos’ta 52 baro başkanı “Bu sözleşmeden vazgeçmek demek tam da budur, kadınların, çocukların artan şiddet sarmalı içerisinde seslerinin daha çok kesilmesidir,” diyerek İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmaması hususunda Meclis’e tavsiye kararı verilmesi talebiyle Kamu Denetçiliği Kurumu’na başvurdu.

BAZI MADDELERDE DÜZENLEMEYE GİDİLMESİ GÜNDEME GELDİ

Ağustos ayının ortalarında İstanbul Sözleşmesi’nde ‘toplumsal cinsiyet kimliği’ ve ‘cinsel yönelim’ ifadelerini içerdiği için sürekli tartışmaların odağı haline getirilen 4. maddesine şerh konulması gündeme geldi ve konuyla ilgili yapılacak çalışmaların AKP’nin 18 Ağustos’taki MYK’sında değerlendirileceği belirtildi. Toplantının ardından ise kurul üyeleriyle yemekte bir araya gelen Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesi ile ilgili olarak “Polemiğe hiç gerek yok, tartışma sosyal medyada değil içeride kalsın,” dediği öğrenildi. Gizem Karakış’ın 20 Ağustos’taki haberine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatının ardından çalışmalara başlayan AKP’nin hukukçu kurmayları, Cumhurbaşkanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı bürokratlarıyla, Beştepe’de iki toplantı yaptı. Bu toplantılarda 2. maddenin yeniden yazılacağı, 4. maddedeki ‘cinsel yönelim’ ve ‘toplumsal cinsiyet kimliği’ ifadelerinin çıkarılacağı ve 6. maddedeki toplumsal cinsiyet konusunda hassasiyet gerektiren politikaların kapsamının yeniden belirleneceği konuşuldu. Erdoğan’ın yeni bir sözleşmeye sıcak baktığı da ayrıca belirtildi.

EŞİK, TBMM’Yİ GÖREVE ÇAĞIRDI

Yaz ayları biterken İstanbul Sözleşmesi ile ilgili çalışmalar ya rafa kaldırılmıştı ya da kapalı kapılar ardında sürdürülüyordu. Feminist gruplar işlenen her kadın cinayetinin ardından “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” demeye devam ediyor, hükümeti Sözleşme’yi ve 6284’ü etkin bir şekilde uygulamaya çağırıyordu. Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), Eylül ayının sonunda bir açıklama yaptı ve 1 Ekim’de göreve başlayacak TBMM’yi, kadına karşı şiddetle mücadele edilmesi, İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması ve denetlenmesi konusundaki işlevini yerine getirmesi için göreve çağırdı.

Tartışmaların en yoğun olduğu Temmuz ve Ağustos aylarında toplam 63 kadın cinayeti işlendi ve 34 şüpheli kadın ölümü kayıtlara geçti.

ERDOĞAN’IN ARALIK AYINDAKİ SÖZLERİ

3 Aralık’ta “Türk Kadınının Seçme ve Seçilme Hakkını Elde Etmesinin 86. Yıl Dönümü” programında konuşan Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili olarak “Bu çerçevede zaman zaman yaşanan tartışmaların işin özünden ziyade hala süren yanlış uygulamalarla ilgili olduğunu düşünüyorum,” dedi.

ERDOĞAN ‘SÖZLEŞME KALKACAK’ DEDİ

2021 yılının Ocak ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk’e bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu görüşmenin ardından Asiltürk Erdoğan’ın kendisine İstanbul Sözleşmesi’nin kesin olarak kaldırılacağını söylediğini ifade etti.

DİLİPAK İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİ VE LGBTI+LARI HEDEF ALDI

Ocak ayının sonlarında İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu’nun nefret söylemleriyle başlayan ve LGBTI+ların hedef gösterilmesinin iyice arttığı günlerde Dilipak da İstanbul Sözleşmesi’ne kadar kadın ve LGBT+ların haklarına yönelik atılmış adımlardan bahsettiği bir yazı yazdı. İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili olarak “Belayı o gün kendi ellerimizle ve İstanbul adını lekeleyecek bir şekilde başımıza bela ettik,” diyen Dilipak’ın yazısında “Bundan sonra LGBT konusu da hep önümüze çıkacak,” ifadeleri de yer alıyor.

KARAMOLLAOĞLU AÇIKLAMALARI İLE SÖZLEŞMEYİ HEDEF ALDI

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, 10 Mart’ta düzenlediği basın toplantısında İstanbul Sözleşmesi’nden sonra kadına şiddetin arttığını söyledi ve “Aileyi korumadan kadına şiddeti önleyemezsiniz,” diyerek aileyi kadının üstünde tutan bir söylemle İstanbul Sözleşmesi’ni hedef gösterdi.

CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ VE SONRASI

19 Mart gecesi İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanlığı tarafından feshinin ardından kadınlar ve LGBTI+lar sokaklara, meydanlara çıkıp kararın geri çekilmesi için eylem yapmaya başladılar. Türkiye’nin dört bir yanından “Kararı geri çek, Sözleşmeyi uygula” sesleri yükseldi, yükselmeye devam ediyor.

Eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu da İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının Danıştay’a taşındığını açıkladı ve davayı kadın bir müvekkili adına açtığını ifade etti.

Nergis Demirkaya’nın haberinde belirtildiği üzere, İstanbul Sözleşmesi’nde çeklime kararı Temmuz ayında alınmış. Ayrıca AKP,  fesihe ilişkin ‘Anayasa’ya aykırı’ itirazlarına ise son iki yılda iki sözleşmeden daha aynı yöntemle çekilme kararı alındığı örneğiyle karşı çıkıyor.

“BİZ KARARIMIZI VERDİK, GİRERİZ VE GİRDİĞİMİZ GİBİ DE ÇIKARIZ”

Konuyla ilgili 26 Mart’ta konuşan Erdoğan da kararın yasal olduğunu söyledi ve “Biz kararımızı verdik, gireriz ve girdiğimiz gibi de çıkarız. Çıkma kararını verdik, kendilerine de durumu bildirdik. Bu iş de böylece bitmiştir,” dedi.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararıyla ilgili dünyadan da tepkiler geldi. Avrupa Konseyi’nin yazılı açıklamasında “Sözleşmeden ayrılmak, Türkiye’yi ve Türk kadınlarını şiddetle mücadelede hayati bir araçtan mahrum bırakacaktır. Bu nedenle Türk yetkilileri İstanbul Sözleşmesi’nin getirdiği kadınları şiddetten korumaya yönelik uluslararası sistemi zayıflatmamaya çağırıyoruz,” ifadeleri yer aldı. ABD Başkanı Joe Biden kararı “ümit kırıcı bir geri adım” olarak nitelendirirken, Almanya Başbakanı Angela Merkel bunun “üzücü bir sinyal” olduğunu söyledi ancak “Ortak çıkarlarımız var” diyerek ilişkileri güçlendirme mesajı verdi.

“EŞCİNSELLİĞİ NORMALLEŞTİRMEYE ÇALIŞAN BİR KESİM…”

21 Mart’ta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararıyla ilgili bir LGBTI+lara yönelik nefret söylemi içeren bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Başlangıçta kadın haklarının güçlendirilmesini teşvik etmeyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi, Türkiye’nin toplumsal ve ailevi değerleriyle bağdaşmayan eşcinselliği normalleştirmeye çalışan bir kesim tarafından manipüle edilmiştir. Türkiye’nin sözleşmeden çekilme kararı alması da bu nedene dayanmaktadır,” ifadeleri yer aldı.

Kararın ardından uzun süredir İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması için uğraşan, içlerinde Cübbeli Ahmet gibi cemaat üyelerinin de bulunduğu birçok kişi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkürlerini sundu.

Fesih kararının birkaç gün sonrasında, 23-24 Mart günlerinde, 24 saat içinde en az altı kadın erkekler tarafından öldürüldü.

25 Mart günü Instagram’da “Fırat Delikanlı” ismini kullanan bir erkek, eşcinsel bir kişiye saldırdı ve görüntüleri Instagram hesabından yayınlandı.

Bütün bu şiddetin karşısında, Türkiye’nin her yanındaki kadınlar, LGBTI+lar ve hak savunucuları kararı geri çekmesi için hükümete çağrı yapmaya ve yaşam haklarını korumak için mücadele etmeye devam ediyor.

1 TEMMUZ’DA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin, Türkiye bakımdan 1 Temmuz 2021’de sona ereceği 29 Nisan’da Resmi Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla ilan edildi.