Çocukların kaybolma sebeplerinden en önemlisi erken evlilikler. 11 yıl önce bu sorun gündeme getirildi. Çözüm için TBMM’de Kayıp Çocuklar Komisyonu kuruldu. Kayıp Çocuklar Ulusal Veri Sistemi’nin kurulması için çalışmalar yapıldığı açıklandı. ‘Sorun çözülecek’ denildi. Aradan 11 yıl geçti. Medyaya yansıyan en ufak bir gelişme olmadı. Aksine Türkiye’de son 9 yılda kaybolan çocuk sayısı 104 bin 53’e yükseldi. Yılda ortalama 10 bin, günde ise 32 çocuk kayboldu. Türkiye’de kaçırılan çocuk sayısı son 9 yılda üç kat arttı. Ama hala bu vahim sorunla gerçekten nasıl mücadele edildiğine dair en ufak bir gelişmenin haberini duyamıyoruz.

 İnsan olarak hafızamız zayıf. Hemen her olayı bir sonraki gelene kadar hafızamızda tutuyor peşinden gelenin etkisiyle bir öncekini hemen unutuyoruz. Türkiye gündemi malum, bir günde değil sadece beş dakikada değişebiliyor. Gündemin nabzını tutmak, şok etkisi yaratan olayı biraz daha gündemde tutabilmek ciddi anlamda zorlaşıyor. Kimi zaman ve hatta çoğu zaman gündem kasten değiştiriliyor. Çünkü gerçek meseleler her zaman sahte bir mesele yaratılarak gölgelenmeye çalışılır, bu hep böyle olmuştur.

Ama bazı konular var ki her ne olursa olsun sürekli gündemde tutulması, konuşulması gerekiyor; tıpkı erkeklerin kadınlara yönelik olarak gerçekleştirdiği şiddet ve cinayetler, toplumsal cinsiyet eşitliği meseleleri, çocukların korunmasına yönelik gereklilikler gibi…

Ben de bugün sizleri kayıp çocuklar meselesiyle 11 yıl önceye götürmek istiyorum. Kuşkusuz ki hepimiz kayıp meselesinde en önemli sorunlardan birinin erken evlilik olduğunu biliyoruz. Çocuk yaşta eğitim hayatından koparılarak zorla evlendirilen kız çocukların isimleri de hayatları da aileleri tarafından yok ediliyor. 2010 Mayıs ayında gerçekleştirilen ”Suça Sürüklenen ve Mağdur Çocuklar Uluslararası Sempozyumu”[1]na Başbakanlık İnsan Hakları Başkanı Mehmet Yılmaz Küçük de katılmış, çocukların kaybolma sebeplerinden en önemlisinin erken yaşta yapılan evlilikler olduğunu tekrar hatırlatarak gündeme getirmişti. Küçük sempozyumda;

 “Özellikle kız çocuklarının biyo-psiko ve sosyal gelişiminin tamamlanmamış olması ve bununla beraber çocuk sahibi olunması, bireyin yaşam evrelerini sağlıklı geçirip, sağlıklı bir kişilik yapısı geliştirmesini ve yaşam olaylarına çözümleyici yaklaşımlar göstermesini engeller niteliktedir. Kendi ergenlik sorunlarını halletmeden önce anne baba olan bu ailelerin çocukları sorunlu olabilmektedir. Günümüzde yaşanan hızlı sosyo ekonomik, kültürel demografik değişimler ailelerin çocuklarına uygun bakım ve yetiştirme olanakları sunabilmeleri için her türlü açıdan desteklenmelerini zorunlu kılmaktadır. Aile ve çocuk odaklı hizmetlerin bilimsel veriler ışığında güncellenerek çeşitlendirilmesi, yaygınlaştırılması ve temel insan hakları bağlamında erişilebilir kılınması için, kamu ve sivil toplum iş birliği ve güç birliğinin önemine işaret etmektedir. Kayıp Çocuklar Ulusal Veri Sistemi oluşturulmalıdır. Buradan elde edilecek veriler sorunun çözümünde etkili olacaktır.” demişti.

Küçük ayrıca, kayıp çocuklarla ilgili hazırladıkları raporla bu konudaki bilinci artırmayı hedeflediklerini, rapor sonrasında TBMM’de Kayıp Çocuklar Komisyonu kurulduğunu[2] belirtmiş, “Kayıp çocuklar veri tabanı protokolünün hayata geçeceğini, 5-6 aydır bu protokolün üzerinde çalıştıklarını yakın zamanda imzalanacağını ve ilgili ve yetkili kişilerin kaç kayıp çocuk var, isimleri neler, ne zaman sisteme girmiş ne zaman çıkmışlar gibi tüm bilgilerinin yer alacağını belirtmişti.

Aradan 11 yıl geçti…

Bu konuda çıkan tüm haberler 11 yıl öncesinde kaldı. Günlerdir araştırıyorum bu konuda medyaya yansıyan en ufak bir gelişme olmamış. Ne söylendiği gibi Kayıp Çocuklar Ulusal Veri Sistemi kurulmuş ne de bu konuda ciddi bir somut adım atılmış. 11 yıl önce söylenenler bugün hayata geçirilseydi belki yüzbinleri aşan kayıp çocuk istatistikleri hiç tutulmayacak, bu sorun bu kadar vahim bir boyuta yükselmeyecekti. TÜİK verilerine göre Türkiye’de son 9 yılda kaybolan çocuk sayısı 104 bin 53 oldu. Yılda ortalama 10 bin, günde ise 32 çocuk kayboluyor. Türkiye’de kaçırılan çocuk sayısı son 9 yılda üç kat arttı ama bu konuda ne gibi çalışmalar yapıldığına hangi çözüm yollarının arandığına dair en ufak bir gelişmenin haberini duyamıyoruz.

 Çünkü tespit edilen bir sorun toplumsal olarak tepki aldığında toplumun yükselen enerjisini alacak bir adım atmak şarttır yoksa o enerji yüksek bir karşı tepkiye dönüşür ve toplum talebinin ısrarla karşılanmasını bekler. Yetkililer bu durumu stratejik olarak yönetmeyi çok iyi biliyor ki zaten siyaset de böyle bir şey! Adım atıyor-muş çözüyor-muş gibi göstermek, iki gün gündemde tutmak kürsülerden bağırmak, “o iş bizde” mesajı vermek… “Bakın biz çalışıyoruz, ilgileniyoruz” mesajlarıyla toplumu meşgul edip gerçekleştirilen somut eylemlere dair bir bilgilendirme yapmamak…

Bu olayda da aynen böyle bir süreç yaşanmış. Sorun görülmüş, bir rapor ve bir komisyon oluşturulmuş, çözüm için kayıp çocuklar ulusal veri sistemi kuracağız denilmiş ama süreç çözüm aşamasında tıkanmış. Ortada ne kayıp çocuklar var ne de bir veri sistemi!

Hafızası zayıf olan toplumumuz ve fikri takip konusuna yeterince eğilmeyen gazeteci meslektaşlarımız 11 yıl öncede bırakmış bu sorunu, ama çözülmeyen her şey gibi çığ gibi büyümüş de büyümüş ve geldiği noktada 100 binleri aşkın çocuğun hayatına, yaşamına mal olmuş.

O nedenledir ki eleştirel medya okuryazarlığı özellikle de içinde bulunduğumuz dijital çağda hayati bir öneme sahip. Toplum medya yansımalarını ne denli okuyabilirse gerçeği de o kadar görecek ve medyada yer bulan aktörlerin söylemlerini ve eylemlerini o ölçüde eleştirip sürecin aktif takipçisi olacaktır.

Kayıp çocuklar sorunu sadece STK’ların çözebileceği bir sorun değildir. Ulusal-yerel yönetimler tüm kurum ve kuruluşlar çocuklar için atılacak her adımda güç birliğine gitmelidir. Bu sorun, birlikte oluşturulacak bir mücadele halkası ile çözülebilir. Özellikle de kız çocukların eğitimde kalması; erken ve zorla evliliklerin önüne geçilmesi ve kayıp vakalarının azaltılması açısından hayati önem taşıyor ve bu konuda her birimize büyük sorumluluk düşüyor. Uçan Süpürge Derneği’nin çatısı altında süren AB ve UnWoman destekleriyle hayata geçirilen Kızlar Okulda Gelecekleri Güvende projesi bu mücadeleye güzel bir örnek oluşturuyor.

Çözümcül yaklaşımların artması, yayılarak ve güçlenerek çoğalmasını diliyorum. Unutmayın ki sayıları yüzbinleri aşan dünyanın dört bir yanındaki çocuklar güvenli yaşam hakkı, beslenme hakkı, güvenli ortamda yaşama hakkı, oyun hakkı ve eğitim hakkı gibi en temel haklarından bile mahrum büyümek zorunda bırakılıyor. Bu sorun hepimizin el ele verip ortak mücadelesine ihtiyaç duyan bir sorun. Lütfen asla duyarsız kalmayın, “tek başıma ne yapabilirim ki!” demeyin. Sizin başlattığınız bir mücadele domino etkisiyle yayılarak çocukların hayatını iyileştirecek bir iyilik hareketine dönüşebilir.

Sadece inanın ve harekete geçin…

[1] https://www.ntv.com.tr/yasam/erken-yasta-evlilik-kayip-cocuk,9C10at9tZUGy4ETAyRpfNA

[2] https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/denetim/kayip_cocuklar/genel_kurul_tutanaklari.htm