2 Haziran 2020, Salı

Korona korkusu ve küresel ısınma korkusu

Bunlar da var

İnsan hakları ışığında gazetecinin işi

"Gazetecinin hakikati ortaya koyması, işini amacına ve işlevine uygun bir şekilde yapabilmesi için her şeyden önce 'insan olması/insanlaşması' gerekir....

Bilim ve din çatışması

"Öncelikle ifade edilmeli ki, bilim, doğası gereği dini umursamıyor. Bilim, dini savaşılacak bir şey olarak görmüyor. Bilim, dini olumlu...

Belediyelerde işçi olmak, işsiz kalmak

"31 Mart sonrası hangi siyasi partiden olursa olsun birçok belediye devraldığı belediyelerin borçlarını kamuoyu ile paylaşmış, atacağı adımların neler...

“Zaman, bütüncül bakabilmek, hele de sıcağı sıcağına bir korona tokatı yemişken silkinip kendimize gelme zamanı sanki. Hatta belki de son tren bu. Ortak hareket etmenin ne kadar yaşamsal bir öneme sahip olduğu artık şüphe götürmeyecek bir gerçek. Korana salgınının bize yaptığının çok daha ağırını küresel ısınmanın yapmasına izin vermemeliyiz.”

17 -20 Şubat 2020 tarihlerinde, Brüksel’de, AB-Sivil Toplum Diyaloğu Programı tarafından desteklenen Türkiye 2050 İklim Diyaloğu Projesi çerçevesinde; TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı), SEE Change (Güneydoğu Avrupa İklim Değişikliği Ağı) ve CAN Europe (Avrupa İklim Eylem Ağı) ortaklığında düzenlenen bir dizi toplantıya Türkiye’den STK’lar ve üniversitelerden uzmanlarla birlikte FOÇEP’i  (Foça Çevre Kültür Platformu) temsilen katıldım. Brüksel’den yurda dönüş sonrasında dünyayı saran korona belası, bu yazının bugünlere sarkmasına sebep oldu. Ancak bu gecikme sonucu konuyla ilgili bakış açım korona felaketini yaşadığımız bugünlerde derinlik kazandı.

Toplantıların odak konularından bir tanesi “EU Calculator” (2050 Avrupa Karbon/Emisyon Hesaplayıcısı) projesiydi. Proje, özet olarak iklim değişikliği/bozulma verilerini ortak bir hesaplama metoduyla değerlendirip, kaynakların nasıl doğru, güvenli ve sürdürülebilir kullanılacağı hakkında önermeler üretme çalışması. Aynı zamanda, ölçülebilir çıktıları sayısal hedeflere endeksleyip 2050 yılına kadar; sanayide, tarımda, ulaşımda, mimaride, tüm yaşam alanlarında iyileştirme için bir yol haritası çıkarılması çabası. Calculatora girdiğimiz veriler göstetiroyr ki bu iyileştirme ancak  yenilenebilir, temiz enerji kaynaklarının kullanımının, finansal ve teknik altyapısı oluşturularak mümkün olabilir. (http://www.european-calculator.eu).

Son bilimsel araştırmaların gösterdiği gibi; iklim değişikliği dünyadaki ortalama sıcaklığın artıştan ibaret bir olay değildir. İklim krizinin oluşturacağı kuraklık, seller, okyanus ve deniz suyu seviyelerinde yükselme, buzulların erimesi gibi etkenler sebebiyle bitkiler, hayvanlar, tüm ekosistem ve insan topluluklarının çok ciddi risk altında olduğu bilinmektedir. Bilim dünyası, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini en aza indirmek için ortalama sıcaklıklardaki artışın azami 2°C ile sınırlanması gerektiği konusunda hemfikirdir. Bu hedefin tutturulması için atmosferdeki karbondioksit oranının 450 ppm seviyesini aşmaması için neler yapılmalıdır? Bu soruna çözüm üretilmesi yaşamsal önemdedir.

Başta kömür olmak üzere fosil yakıtların kullanılması atmosferdeki karbondioksitin ana kaynağıdır. Enerji kaynaklı sera gazı emisyonlarının %43’ü kömür kökenlidir, bunu, %36 ile petrol, %20 ile doğalgaz takip eder. IPCC’ye (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) göre 2004 yılındaki insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının %56’sı fosil yakıt kullanımında ortaya çıkan karbondioksite aittir. Ormansızlaşma da %17’lik bir paya sahiptir.

195 ülkenin onayıyla kabul edilen Paris Anlaşması, iklim değişikliğine karşı küresel ölçekte bir dönüm noktasıdır. Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu “bu anlaşmanın küresel ölçekte temiz enerjiye geçişte tüm dünyaya yol göstereceğini” kabul ederek anlaşmayı desteklemektedir. Buna paralel en önemli gelişme Avrupa Komisyonunun 2050 hedefi olarak ortaya koyduğu AB’nin “karbondan arındırılması” için Yeşil Anlaşma (Green Deal) çok önemli bir gelişme olarak görünmektedir. Yeşil Anlaşma’yı finanse etmek ve AB’nin 2050 yılına kadar Avrupa’yı ilk iklim nötr kıta haline getirme planını desteklemek amacıyla önümüzdeki 10 yıl için 1 trilyon € taahhüdünde bulunan Avrupa Komisyonu, aynı zamanda anlaşmaya uymayan ülkelerle ticareti sınırlandırmayı, hatta kesmeyi bile tartışmaktadır. Bu birçok ülke için mevzuata, teknolojiye, yatırımlara bakış açısının değiştirilmesi ve bir geçiş dönemi yaşanacağı anlamına geliyor. Bizim Ülkemiz için de bu hem bir tehdit hem de bir fırsat olarak görülüyor. Bizim gibi AB ile ihracatı yoğun ülkeler için bu durum çok önemli.  Ancak bu geçiş dönemi için finansal destek alabilmemiz için, merkezi hükümet kadar yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının da bu projede yer almasının önemi çok büyük.

Burada doğru bir anlaşmadan, üst yapısı hazır, uluslararası bir uzlaşmadan söz ediyoruz. Bu da hem sosyo-ekonomik hem de teknik bir hazırlık gerektiriyor. Hazırlık çok geniş kapsamlı olmak ve her kesimi kapsamak zorunda. Anaokullarından başlayıp, tüm kamu kurumlarını kapsayacak eğitim politikaları hazırlanmalı ve uygulanmalı. Şartlar kendini yeniden tanımlamayı, yeşil bir ekonomiyi, yeşil bir teknolojiyi belki de en önemlisi “yeşil bakmayı” gerektiriyor. Bulunduğumuz noktaya nasıl geldiğimizi de iyi analiz etmeliyiz.

Geçmişle hesaplaşmayı da, geleceği planlamayı göze almamız gerektiriyor. Örneğin; Ülkemizin 2009 yılında taraf olduğu Kyoto Protokol’ünün ve 2016 imza atmış olduğu Paris Anlaşması’nın üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen, tutarlı bir duruşa sahip olamamayı, umursamazlığı nasıl açıklayacağız?  Düşük karbonlu, temiz teknolojileri oluşturmamız gerektiği gerçeğini, ülke olarak nasıl farkına varacağız? Bu iddialı hedeflere kararlılıkla nasıl ulaşacağız? Türkiye açısından tehditler kadar fırsatları da biliyor muyuz? Örneğin; İklim değişikliğinin olumsuz sonuçlarından en çok etkilenecek bölgelerden biri olduğu bilinen Akdeniz Havzası’nda bulunan ülkemiz, küresel ısınmanın beklenen sonuçlarından, su kaynaklarının azalması, çölleşme ve bunlara bağlı ekolojik bozulmaların en çok yoğun hissedileceği ülkelerin başında geliyor. Bunun üstesinden nasıl geleceğiz? Yani iklim değişikliğini, küresel ısınmayı nasıl durduracağız ya da en azından azaltmanın yollarını nasıl bulacağız? En sade biçimiyle nedir bunun formülü? Bunlara sayısız farklı yanıtlar verilebilir. Ancak bütüncül bakış açısının ve uluslararası birlikteliğin olmadığı çözümler en fazla günü kurtarır daha öteye gidemez. Çünkü bu konu bize bağlı olan ve olmayan birçok parametrelerden oluşuyor. Özetle dünya artık üretim ve tüketim biçimlerine yeni bir bakış açısından bakmak zorunda. Aksi takdirde dünyamız bizim yükümüzü kaldıramaz hale gelecek.

Önceliklerimizi sorgulamak zorundayız. Örneğin “üretim” ve üretiminin de temel ihtiyacı olan “enerji”. Enerjisiz bir üretimden bahsetmek mümkün olamadığına göre; nasıl bir enerji? Bu enerji neye mal olursa olsun mu? İşte burada öncelikleri belirlemek ve ona göre politikalar oluşturmak gerekiyor. İyi de nasıl? Bu da çok karmaşık olmasa gerek. Maliyet hesabı yapmak zor değildir. Bilmeniz gereken neleri öncelediğinize karar vermenizdir. Yani; geleceğimizi, çocuklarımızı, torunlarımızı öncelersek ona göre hesap yaparız. Ya da sadece bugüne bakar, günü kurtarır “üretim için üretim” vb. öncelikler ile davranır, geleceği önemsemez ona göre hesap yaparız. Bu noktada bir karar vermek gerekiyor.

Bu da çok geniş bir alan içerir. Evinizin metrekaresinden, yalıtımından, nasıl ısındığınızdan, soğuttuğunuzdan başlar, işinize hangi araçla gittiğinize, hangi yiyecekleri, giyecekleri tercih ettiğinize, tatilinizi nasıl geçirdiğinize, nasıl eğlendiğinize kadar hayatınızdaki tüm tercihlerinizi içerir. Bunlar bireysel bilincin tercihleri olduğu kadar, ulusal/uluslararası devlet politikalarının, bakış açılarının da sonuçlarıdır. İşte tam da burada nerede duracağımız, nasıl pozisyon alacağımız, ne tür politikalar üreteceğimiz önem kazanıyor.

Zaman bütüncül bakabilmek, hele de sıcağı sıcağına bir Korona tokatı yemişken silkinip kendimize gelme zamanı sanki. Hatta belki de son tren bu. Bunu da kaçırırsak başka tren gelmeyebilir. Bu belki de çocuklarımızı kurtarmak için son fırsattır. Ortak hareket etmenin ne kadar yaşamsal bir öneme sahip olduğu artık şüphe götürmeyecek bir gerçek. Bunu bir şans olarak görmek gerekir. Küresel ısınma ile küresel salgının ne kadar da paralel olduğunu matematiksel olarak ifade etmek gerekirse: “Küresel” kelimesini ortak payda alırsak, pay olarak da “Korona salgını” ve  “ısınma”yı koyarsak, paydaları eşit bir problem olduğunu görürüz.

Korana salgınının bize yaptığının çok daha ağırını küresel ısınmanın yapmasına izin vermemeliyiz. Küresel ısınmanın sonuçlarının Korana salgınından çok daha ağır olacağı da açıktır. Avrupa Birliğinin “EU Calculator” projesine ülkemizin de katılması bir zorunluluktur. Bu alanda uzman merkez ve yerel bürokratlarımız, bilim adamlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız hiç vakit kaybetmeden birlikte çalışmaya başlamalıdır.

Manşet

Bu görüntü bize bir yerden tanıdık geliyor: Trump’tan İncil şov

ABD Başkanı Donald Trump, tüm ülkeye yayılan polis şiddeti ve ırkçılık karşı halk hareketine karşı binlerce ağır silahlı askeri...

Çok Okunanlar

Bir ‘süper bulaştırıcı’ vakası da Diyarbakır’dan: 54 kişiye virüs bulaştırdı

Koronavirüs salgınında normalleşme dönemine girildi ancak salgın ve yayılması devam ediyor. Diyarbakır'ın Kayapınar ilçesinde bir mahallede 55 kişide koronavirüs tespit edildi. Yapılan incelemelerin ardından...

Diyarbakır Emniyetinde ‘işkence’ fotoğrafları

Diyarbakır'da polis memuru Atakan Arslan'ı öldürdüğü iddia edilen bir kişi gözaltına alındıktan sonra 'işkence' edildiğine dair fotoğraflar paylaşıldı. Fotoğrafları paylaşan kişi ise MHP Mersin Milletvekili...

Hacker grubu Anonymous’tan Erdoğan’a ‘Berkin Elvan’ örneğiyle tepki

Uluslararası hacker grubu Anonymous, Erdoğan'ın George Floyd'un öldürülmesini 'ırkçı saldırı' vurgusuyla kınadığı mesajlarına Berkin Elvan örneğini göstererek tepki gösterdi. Anonymous, Erdoğan'ın 29 Mayıs'ta attığı, "ABD’nin...

İddia: Ankara’da bir genç, “Kürtçe müzik dinlediği” gerekçesiyle öldürüldü

Ankara’da nefret cinayeti. Ankara Etimesgut'ta yaşayan Barış Çakan adlı genç, iddiaya göre Kürtçe müzik dinlediği gerekçesiyle kalbinden bıçaklanarak öldürüldü. Mezopotamya Ajansı'ndan (Ma) Emrullah Acar'ın haberine...

Son Haberler

dokuz8 GÜN SONU | 1 Haziran 2020 – Günün öne çıkan haberleri

dokuz8HABER olarak 1 Haziran'da öne çıkan gelişmeleri sizler için derledik. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, koronavirüs verileri açıkladı. Son verilere göre ölü sayısı 4563’e, vaka sayısı...

Hrant Dink Vakfı’na ikinci tehdidin şüphelisi de yakalandı

Hrant Dink Vakfı'na tehdit mesajı gönderdiği belirlenen bir başka şüpheli İstanbul'da yakalandı. Şüphelinin çok sayıda suç kaydının olduğu tespit edildi. Hrant Dink Vakfı’na yönelik tehdit...

Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde Ebola paniği: 4 kişi hayatını kaybetti

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı, ülkenin kuzey batısında ‘yeni bir ebola salgını’ görüldüğünü ve 4 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Ağustos 2018'de başlayan Ebola salgınının bittiğinin...

Halı sahalar 2,5 ay sonra tekrar açıldı

Koronavirüs nedeniyle 2,5 aydır kapalı olan halı sahalar, normalleşme dönemi kapsamında bugün açıldı. Koronavirüs önlemleri kapsamında 16 Mart tarihinde kapatılan ve yaklaşık 75 gündür kapalı...

Buna Benzer