“Aşkın pazarında canlar satılır

Satarım canımı alan bulunmaz

Yunus öldü deyu selan verirler

Ölen beden imiş, aşıklar ölmez”

Aşıklar ve söz ölmez imiş sahiden. Bir kez daha anladık. Yunus Emre’nin 1320 yıl önce Eskişehir’de öldüğü söylenir; 700 yıl önce bir Yunus geçmiştir dünyadan. Yaşamına dair rivayetler çoksa da, ölümünden 70 yıl sonra derlenen divanı ve dilden dile geçen şiirleriyle bugün de yaşar.

Fazla şaire nasip olmaz, şiirlerinin yüzlerce yıl sonra dahi anlaşılması. Bazen 20-30 yılda bile çok şey değişir, hele de bu topraklarda. Yunus Emre sözüyle çağları aşmayı duru dili, hümanist mesajı ile kolayca başarır.

“Sen sana ne sanırsan

Ayruga da onu san

Dört kitabın manası

Budur eğer var ise”

“Kendin için ne istersen; yabancı, el için de onu iste” diyen Yunus Emre’nin bilinmeyen, kayıp sözleri şimdi “ayruk” bilinen bir diyarda açığa çıktı. “Dört kitabın manası” sözüne nazire yaparcasına Katolik Hristiyanlığın merkezi Vatikan’da. Vatikan Kütüphanesi’nin internet üzerinden paylaştığı dijital yazıtlarda tarihi önemde bir keşif yapıldı. Halk ozanı Yunus Emre’nin 200’e yakın şiirinin bulunduğu yeni bir divan keşfedildi. 196 varaktan oluşan nüshanın keşfi, Vatikan Kütüphanesi’nin paylaştığı el yazmaları üzerinde araştırmalar yapan Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Himmet Büke tarafından gerçekleştirildi.

“Dört kitabın mânâsı

Bellidir bir elifte

Sen elifi bilmezsin

Bu nice okumaktır

Yunus Emre der hoca

Gerekse bin var hacca

Hepisinden iyice

Bir gönüle girmektir”

“72 millet” gibi, “dört kitabın manası” da Yunus Emre’nin sık başvurduğu sözlerden. Birini bütün insanlığı tanımlamak için kullanıyor, diğerini evrensel hümanist mesajının altını çizmek için. 196 varaklık nüshadaki şiirler 700 yıl öncesinden gelen sesleri, sözleri ile bizi bir kez daha Yunus Emre ile buluşturacak.

“Divan-ı İlahiyat” adı verilen bu nüsna, hicri takvimle 1038 yılına, yani 1629 yılına tarihleniyor. Doç. Dr. Büke’ye göre, Yunus Emre’nin bilinen en eski el yazması olması ihtimali de yok değil. Şimdi bu divan iki ayrı kitap halinde iki ay içinde Türk Dil Kurumu Yayınları tarafından basılacak ve okurlara ulaştırılacak.


“Fakirler miskinlikten çekti elin,

Gönüller yıkıban heybetli oldu.

Peygamber yerine geçen hocalar,

Bu halkın başına zahmetli oldu.”

Yunus Emre’nin bir yandan halk isyanları ile çalkalanan, öte yandan iktidarın çöküş döneminde olduğu günlerde yaşadığı herkesin malumu. Kendini bazen “Âşık”, bazen “Bîçâre”, bazen de “Koca”, “Miskin”, “Derviş” gibi sıfatlarla anan bir Yunus. “Emre” ise aşık anlamındaki bir lakabtır ve az sayıdaki şiirinde geçer. Yunus, bir rivayete göre 3 bin şiir söylemiştir, bunların bin tanesi şeriata aykırı diye yakılmıştır. Bin tanesi suya atılmıştır. Bize kalan işte o bin tanedir. Şimdi Vatikan’da çıkan 200’e yakın şiir, hangi “kısım”dan acaba? Detayları henüz bilemesek de, Doç. Dr. Himmet Büke’nin söylediklerine göre Yunus Emre’nin bilinen 417 şiirine yarısı kadar ek gelmiş olmalı.

“Gelün tan’şık idelüm,

işün kolay tutalum,

sevelüm sevilelüm,

dünya kimseye kalmaz.”

Henüz şiirleri bilmiyoruz. 700 yıl öncesinin Yunus’u, bugünün “fakirler”ine, “hocalar”ına, “gönüller yıkanlar”ına neler söyleyecek? “Cümle yaratılmışa bir göz ile bakmayan / Şer’in evliyâsıysa hakikatte âsîdir” diyen hümanizmasında gündelik dertlerimize dair nasıl nasihatler bulacağız? “Bir kez gönül yıktın ise / Bu kıldığın namaz değil / Yetmiş iki millet dahi / Elin yüzün yumaz değil” diye çağlar öncesinden seslenen Yunus’un yeni sözleri, sesleri neler olacak?

Gündelik dertler demişken; ne ana akım, ne sosyal medyanın Yunus Emre’yle ilgili bu keşfe hak ettiği kıymeti vermediğini düşünenlerdenim. Popüler bir dizide üç saniye görünen kitabın “patlama” yaptığı günlerden geçiyoruz, Sedat Peker’in videosundaki kitabın yerleşme biçimi dahi “hangi örtülü mesajı verdiği tartışması” yaratıyor.

“Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı

Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz”

Sözün de, zamane tabiriyle “gündem”in de, sosyal medya ağzıyla “Trend Topic”in de sırrı burada aslında. Savaşı mı keseceğiz, başları mı bitireceğiz? Zehirli yemekler gibi, her gün ruhumuzu zehirleyen zehirli sözlere nasıl dur diyeceğiz? İrin akan “gündem”leri “bal ile yağ” edecek güçte sözleri nasıl yeniden bulacağız? Dahası, böylesi bir sesleniş kimin umurunda? Madem ki; “Derviş Yunus”un bilinen şiirleri yetmiyor, “yeni” bir ses çıkacak mı bu “eski” varaklardan?

Yazık ki; yüzyıllar boyu Türkçenin en güçlü sözleri olarak kalmış o “ses”lerin sahibi “koca Yunus”un şiirleri heyecan yaratmıyor bu halkta. Onu gördük, bildik, anladık. Peki hangi sözler merakımızı cezbeder, hangi sesler biraz olsun bizi kendimize getirir? Düğüm noktası burası belki, ama “tecahül-ü arif” için de en doğru an.

Soruyu yine “ Bîçâre Yunus” sorsun:

“Miskin Yunus n’eylesin, derdin kime söylesin?”

Yunus Emre’nin Eskişehir’in Mihalıççık ilçesindeki mezarı. (Fotoğraf: Deniz Açık/AA)