Adsız Roman’ın yazarı Sema Soykan kitabı için “Dayatılan hayatı yaşayanlara, savaşın, göçün acılarını çekenlere, hepsinden önemlisi, özgürlüğün, aşkın, sevginin ve de vefanın değerini bilen cesur yüreklere ithafen yazıldı. Ama bazen adını siz koyamazsınız” dedi.

dokuz8HABER’in bu haftaki konuğu, Çerkes halklarının kültürlerine, tarihlerine, sürgüne dair, titiz  ve uzun soluklu  araştırmasının ürünü olan Adsız Roman (1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımı) kitabının yazarı Sema Soykan.
Güven Boğa: Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Sema Soykan: 1973 Sinop doğumluyum. 1990’da üniversite için Adana’ya geldim. Üniversite, yüksek lisans, iş, evlilik, çocuk derken yıllardır Adana’da yaşıyor, tekstil alanında faaliyet gösteren şirketim ile istihdam yaratmaya çalışıyorum.
Bununla birlikte pek çok STK’nın gerek yönetim, gerekse sosyal komitelerinde yer alarak, öncelikli olarak çocuk, sağlık adına projeler üretiyor ve uyguluyorum.
Sanat, görsel ve yazılı medya ve de edebiyat camiasından dostlarım ile kültürel çalışmalar yapıyorum.
Yazmaya ne zaman başladınız?
Aslına bakarsanız yazmaya 13-14 yaşlarımda başladım. Öyküler ve şiirler ile. Uzun bir ara verdim. 9 yıl önce kaldığım yerden devam ettim. 3. yani, Adsız Roman 2018 Kasım’da çıktı. Şimdi de 4. kitabım üzerinde çalışıyorum.

“AMACIM BİR NEVİ REHBER KİTAP OLABİLMESİ”

İlk olarak Adsız Roman’ın konusu ile başlayalım. Konudan biraz bahseder misiniz?
Yaşanmış olaylar ile kurgunun iç içe geçtiği roman, Kuzey Kafkasya’dan Osmanlı’ya sürgün edilen Çerkeslerin göç öncesi ve sonrasında yaşadığı derin acıları, vefa ve aşk arasında kalan Janset’in duygu yüklü aşkını anlatıyor.
Sürgünün görünen ve görünmeyen yüzünü, Rusya-Kafkasya-Osmanlı arasında geçen olayları, stratejileri, ulusal benliklerinin ve varlıklarının sürmesinden başka istekleri, topraklarına sahip çıkmaktan başka gayeleri olmayan Çerkeslerin onurlu mücadelesini anlatıyor.
Tutkulu, hasretle sınanmış, vicdan muhasebesine maruz kalmış, Janset, Jankat ve Elbruz üçgeninde yaşanan bir aşk öyküsü eşliğinde.
Köyleri Ruslar tarafından yakılıp yıkılan, sahillerde haftalarca teknelere binmeyi bekleyen Çerkes halklarının, açlıkla, hastalıkla mücadelesine, yüz binlercesinin de Karadeniz’de batan teknelerde boğulduğu gerçeğine değinirken, paralel kurgu ile bugüne izdüşen olayları, ülkeler arası stratejileri de ele almaya çalıştım. Bu vesile ile sadece tarihsel olayları değil, kültürlerine, adetlerine, danslarına, sözsüz anayasalarına dair her bilgi, yaşanmış olaylardan esinlendiğim kurgu içinde özenle paylaşıldı.
Romanda anneannesi tarafından kaleme alınan Adsız Roman’ı, satmak istediği küpün içinde bulan Neri ve Aras’ın sıradışı öyküsü ile Janset-Jankat-Elbruz’un 1864’deki sarsıcı öyküsünü tarihin aşk ile harmanlanmış haliyle, sürükleyici bir kurgu eşliğinde okuyacaksınız.
Aslında öncelikli amacım bir nevi rehber kitap olabilmesi.

“ADI KONMAMIŞ OLMASI GERÇEKLERİ DEĞİŞTİRMEZ”

Adı neden Adsız Roman?
Adı konamamış soykırımlar için, aşk ve vefa arasında seçim yapmak zorunda kalanlar için yazıldı.
Dayatılan hayatı yaşayanlara, savaşın, göçün acılarını çekenlere, hepsinden önemlisi, özgürlüğün, aşkın, sevginin ve de vefanın değerini bilen cesur yüreklere ithafen yazıldı. Ama bazen adını siz koyamazsınız.
Misal, bu soykırımın adının sürgün-göç olarak anılması gibi. Adı konmamış olması gerçekleri değiştirmez. Bu bir sürgün değil, soykırımdır.
“Peki ya aşk ve vefa arasında seçim yapmak zorunda kalan siz olsaydınız?..” sorusuna herkesin vereceği yanıt değişecektir mutlaka, ama tarihsel gerçekler, acılar,  yıllar da geçse hafızalardan silinmeyecektir.
Adsız Roman’ın en dikkat çeken özelliklerinden biri nedir?
Sadece 19. yüzyılda değil, 21. yüzyılda yaşananların da geçmişine ışık tutması.

“DİASPORADA ASİMİLE OLUŞUN HİKAYESİ”

Şu anda üzerinde çalıştığınız romanın konusu ne olacak? Adsız Roman’ın devamı mı?
Adsız Roman’ın devamı olacak ama daha ileride. 1864 den günümüze uzanan bir kurgu olacak. Küpün içindeki Osmanlıca mektuplardan yola çıkarak iz sürecek, Sinemis’in öyküsünden Neri’ye ulaşacak süreci yazacağım. Osmanlıda saraylarda başlıyor ve bugünlere doğru şaşırtıcı bir şekilde ilerliyor. Diasporada asimile oluşun hikayesi de denebilir.
Şu anda yazıyor olduğuma gelecek olursak, benim için çok önem arz eden bir konu… Köy Enstitülerini esas alan 80 öncesi sağ- sol çatışmalarına uzanan iki dönem romanı diyebiliriz. Kulağa çok siyasi gelebilir ama Türkiye’nin geleceğine ışık tutacak, eğitimde çığır açacak enstitülerin kapanışı ülkenin siyasi çıkmazına dayandığı ve yaptırımlara kurban edildiği için kapsamlı ele alma gereği hissettim.
Araştırdıkça içine girdim. Ne zaman ve nasıl işin içinden çıkabileceğimi bilmiyorum. Araştırma içerikli olunca iki yıldan önce tamamlamak mümkün olmuyor. Bu da demek oluyor ki planladığım gibi olursa seneye çıkacak.
Neden tarih?
Tarihi ve araştırmayı çok seviyorum. Hem kendimi geliştiriyorum hem de insanlara sıkılmadan okuyacakları bir roman kurgusunda özetleyerek anlatmaya çalışıyorum. Gelirimi sağladığım bir işimin olması da beni yazarlıkta özgür kılıyor. Satış kaygısı duymadan istediğim konuyu ele alabiliyorum. Ama bu sanıldığı kadar da kolay olmuyor. İşim dışındaki neredeyse tüm zamanımı araştırma ve yazmaya ayırıyorum desem abartı olmaz. Çok satan değil, içerikli konular yazan bir yazar olmak için her gün 5-6 da kalkıyor, iş çıkışı aynı şekilde bilgisayarımın, kitaplarımın başına oturuyorum.
Sosyal medyayı da aktif olarak kullanıyorsunuz…
Evet, elimden geldiğince… Çünkü orası benim için bilgiyi özetleyerek anlatmayı denediğim mecra… Her konuda içerikli bulduğum bilgiyi, düşüncemi, kıssadan hisseleri, atasözlerinin ve deyimlerin ardında yatanları, özetle ilgi duyduğum konuları paylaştığım platform.
Hem ‘Bilginin paylaştıkça çoğaldığı’ilkemle örtüşmesi bakımından, hem de beni daha fazla öğrenmeye meyletmesi bakımından beni mutlu ediyor. Bu vesile ile de çok güzel insanlar kazanmış oluyorum. İmza günlerimde buluşup tanışıyoruz.
Doğru kullanıldığında teknolojinin, sosyal ağların önemli ve gerekli olduğunu düşünüyorum.
dokuz8HABER olarak emeğinize ve yüreğinize sağlık diyor ve teşekkür ediyoruz.
Ben de dokuz8HABER’e teşekkür ediyorum.