11 Temmuz 2020, Cumartesi

Anlatacak bir hikayem var: “Sıcacık Bir Ev”

Osman ÇaklıBütün yazıları

“Kemal Tahir, Sıcacık Bir Ev, Tarık Buğra – Romanını Arayan Adam” kitapları ile Biyografi, Edebiyat, Öykü kategorilerinde Türk edebiyatına katkı sunan yazar Özgür Çırak ile ilk öykü kitabı “Sıcacık Bir Ev” üzerine kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Sıcacık Bir Ev öyküleri günümüz iş yaşamını ve işçileri anlatıyor. Fakat kuşkusuz daha geniş bir yelpazeye yayılmış olan işçiliği ve sömürüyü konu ediniyor. İşçi dendiğinde kabaca ilk akla gelen maden ocaklarında kömürün karasına bulanmış emekçiler, tarlalarda, fabrikalarda sömürülen işçilerdir. Oysa Çırak’ın öykülerinde, AVM’lerin gösterişli ama sahte ışıkları altında sömürülen emekçiler anlatılıyor. İşgücü günden güne ayrılarak sanayi, maden ve tarımın yanı sıra hizmet sektöründe yoğunlaşıyor. Artık salt fabrika yahut maden işçilerinin yanında beyaz yakalı hikâyeler de anlatılmalı. Kitapta sırasıyla balık olan insanları, Ankara Tren Garı’ndaki patlamayı ve yosuna dönüşen memurları okuyoruz.

“SICACIK BİR EV KİTABIMI 6 YILLIK BİR SÜREDE YAZDIM”

Yazmaya nasıl başladınız kendi hikayenizden kısaca bahseder misiniz?

Sene 2005’ti sanırım, yirmili yaşlarımın başındaydım, yeni bir işe girmiştim. Edebiyat ve intihar üzerine bir kitap okumuştum. Aklımı allak bullak etmişti. Mayakovski’nin intihar mektubunda yazdığı şiirden bir bölüm aklıma kazınmıştı: “Aşkın küçük sandalı / Hayat ırmağının akıntısına kafa tutabilir mi?” Bir de o zamanlar, K Dergisi vardı. Edebiyatın magazin gazetesi gibiydi, hatırladınız mı? Tüm bu yazar kadınlar ve adamlar… Onlardan biri olmak gibi cüretli değil de benim de anlatacak bir hikayem var, diyerek yazmaya başlamıştım.

Bu hikayeden kitaplarınıza gelirsek daha önce iki kitap yazdınız “Sıcacık Bir Ev” son kitabınız. Önce ki yazma deneyiminin kitap yazarken avantajı oldu mu ve anlatımlar da başvurduğunuz teknikler farklı olsa da kitap yazdıkça yazmak daha mı basitleşti yoksa daha mı güçleşti?

Yazdığım ilk iki kitap çocuk-genç edebiyatı kapsamında, Türkçe edebiyatın ölmez isimlerini genç kuşaklarla buluşturma niyetimizin somut halleriydi. Biyografik romanlardı onlar. Kendi içinde bir takım sınırlılıkları vardı: Uzunluk, işlenecek konular, dil vesaire. Bu sebeple ilk iki kitap Sıcacık Bir Ev’in kitap oluşunda menfi veya müspet bir etki yapmadı. Sıcacık Bir Ev, altı yıllık bir sürede yazdığım öykülerin toplamıdır. Her yazılan kitap bir diğerinden daha zor yazılıyor, ilk kitaplarda düşülen hatalara düşmemek için daha bir dikkat kesiliyorsun; ama hatasız olan tek şey ölülerdir. Yaşayan her şey hatalıdır, onları güzel kılan da sanırım bu. Her kitabı mükemmele yaklaştırmaya çalışırken –öldürmeden- yeni hatalar keşfediyoruz.

KAPİTALİZM, ÇAĞ, İKTİDAR”

Kitabın ismini neye göre belirlediniz ve kitap yazılmadan önce mi yoksa sonra mı isim ortaya çıktı?

Sıcacık Bir Ev öyküsü, Sözcükler Dergisi’nin yanlış hatırlamıyorsam 72. Sayısında yayımlanmıştı. Adını öykünün son cümlesinden alıyordu. On iki öyküyü bir araya getirip kitap olması gerektiğine karar verince hangi öykünün kitabın adı olacağına dair Sevda’yla tartıştık. Her öykü adının üstünde tek tek durduk. Sıcacık Bir Ev’i hepsini temsilen seçmiş olduk. Tabii itiraf etmem gerekirse öykülere isim koyma konusunda çok mahir değilim. İsim koymak zor bir iş. Yazmaktan da zor. Bunun bir kursu falan var mı acaba?

Sıcacık Bir Ev kitabından devam edelim. Kitabın içinde farklı konulara değindiğiniz. Eserin yazılma öyküsü ortaya çıkışı motivasyonu ne idi bize anlatır mısınız?

Bu soruyu uzun uzun cevaplayabilirim. Her öykünün tek tek nasıl kurulduğunu, muratlarının ne olduğunu, hangi dergilerden geçerek geldiklerini ya da dergiye gitmemişlerse aklımın köşesinde nasıl aylarca beklediklerini anlatırım. Fakat hepsinin varacağı sonuç şu: Kapitalizm, çağ, iktidar –hangisini kullanmayı seviyorsanız- pislik üretiyor, bunu söylemek istiyorum ben, pislik üretiyorsunuz, yüzleşin kendinizle, işçileri öldürüyor, halkları birbirine kırdırıyor, erik aşırdığımız o güzel ağaçları kesip yerine evler yapıyor, insanları mülteci ediyorsunuz. Dahası var dahası ama… İçimizde öyle boşluklar açılıyor ki ne aklımız ne vicdanımız yetiyor doldurmaya. Rafta bir kitaplık boşluk var, kitabını bekliyor, bir fikir olarak belki de tüm kitaplar böyle doğuyor. O boşluğu biri dolduracak.

“YAZDIĞIM HER CÜMLEYİ OKUDUKLARIMA BORÇLU OLSAMDA SARTRE’I BAŞA YAZARIM”

Sıcacık Bir Ev kitabının içeriğine baktığımda bana Jose Saramago’nun “Mağara” kitabını hatırlattı. İki kitap arasında bir yakınlık hissettim. Sıcacık Bir Ev’i yazmadan önce esinlendiğiniz yazar var mı?

Jose Saramago’nun Mağara kitabı kitaplığımda okunmayı bekliyor, Tesadüf bu ya iki üç gün önce bu ay okunacakların arasına koymuştum. Keşke okumuş olsaydım… Beni etkileyen yazarlar bahsine gelirsek. Yazdığımız her cümleyi okuduklarımıza borçluyuz. Yazdıklarımız da daha önceden söylenmiş olanları farklı şekilde tekrar anlatma. Ama bilirsiniz iki kişi aynı fıkrayı anlatır, birisininki çok komik gelir insana, öbürüne “Eee ne oldu yani?” diye sorar insan. Bizimki de o hesap. Beni yüzlerce yazar etkilemiştir ama listenin en başına Sartre’ı, ikinciliğe yine Sartre’ı yazarım.

“YAZAR SINIFIN YANINDA OLMAK ZORUNDA”

Sıcacık Bir Ev öykü kitabı ile toplumsal gerçekliğe, günümüz sorunlarına, esasen kapitalizm çarpıklığına ilişkin bir anlatı ortaya koyduğunuz görülüyor neden bu şekilde anlatmayı seçtiniz?

Bir kere başka bir mecrada söylemiştim, bir defa da buradan söylemekten beis duymuyorum, edebiyata Sartre’ın gözüyle bakıyorum. Yazar, sınıfın yanında olup her gün binlerce metin üretilerek yaratılmaya çalışılan illüzyona karşı durmak zorunda. Bu tavır onu yazar yapıyor, gerisi büyücülük, söz cambazlığı, dilini ağzında şaklatmaca, konu komşu birbirinin eğlemece gibi geliyor bana.

 Kitapta ki olaylar birebir gerçek mi yoksa bir tasvire mi başvurdunuz?

Öykü olduğu için hepsi kurmaca elbette. Hele de öykülerdeki büyülü gerçekçi tarafı göz önünde bulundurursanız, böyle bir gerçeklik fizik kurallarına da uymaz zaten. Ama bir taraftan da yeni bir gerçeklik yaratmak amaç, sonra da kurduğun o gerçeklikten üçüncü bir gerçekliğe okuyanları ikna etmek… Şimdi hangisi gerçek, hangisi kurmaca? Savaş, tecavüz, sömürü, anti demokratik uygulamayalar, güçlülerin hukuku, gün geçmesin ki çalan savaş çanları, kötü ve yağcı, yancı edebiyat… Bunlar da gerçek gibi durmuyor. Belki de berbat bir kitabın içindeyizdir.

Son olarak bu kitap farklı anlatılara esin kaynağı olabilir mi?

Çok güzel bir beklentiyi soru gibi sormuşsunuz. Umarım okunur ve karşılığını bulur. Biri alır aklına koyar, bir başka kitabın içine saklar. Bunlar pek önceden bilinecek şeyler değil. Zaman ve özne olarak insan karar verecek. Umudum sorunun içinde. Teşekkür ederim.

Son Haberler

Boğulan çocuğu kurtarmak isterken 11 kişi hayatını kaybetti

Mısır’ın sahil kenti İskenderiye’de, denizde boğulmak üzere olan bir çocuğu kurtarmak için suya giren 11 kişi çocukla birlikte dalgalara yenik düşerek boğuldu. İskenderiye Yazlık ve...

Murat Ağırel’in tedavisi için avukatlarından dilekçe

Tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevin'de bir süredir diş ağrısı ile mücadele eden gazeteci Murat Ağırel'in tedavisinin gerçekleştirilmesi için avukatları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na dilekçe verdi. MİT mensubunun cenaze...

Sakarya’da tahliye işlemleri devam ediyor

Sakarya'nın Hendek ilçesindeki havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamanın ardından bölgedeki patlayıcı maddelerin tahliyesi için bomba imha uzmanları çalışmalarını sürdürüyor. Yukarıçalıca mevkisindeki havai fişek fabrikasında...

Şile plajlarında sosyal mesafe kuralları hiçe sayıldı

İstanbulluların hafta sonları genellikle ziyaret ettikleri Şile plajlarında, koronavirüs salgınına rağmen bu hafta büyük bir yoğunluk yaşanırken insanların sosyal mesafeyi hiçe saydığı görüntüler ortaya...

Çok Okunanlar

Küçükçekmece Belediyesi’nden kedi katliamı

İstanbul Küçükçekmece'de iddiaya göre, belediye görevlileri tarafından çöp konteynerlerine onlarca kedinin cansız bedeni atıldı. Küçükçekmece'de belediye görevlilerinin çöp konteynerlerine poşetlerin...

Sağlık Bakanlığı’ndan düğün genelgesi: Düğünler serbest ama halay çekmek yasak

Sağlık Bakanlığı, koronavirüs nedeniyle düğünlerde alınacak tedbirleri yayımladı. Buna göre, düğün salonlarına maskesiz girilemeyecek ve halay çekilemeyecek. Sağlık Bakanlığı tarafından...

Erdoğan’ın 2019’da “Ayasofya’yı cami yapın” talebine yanıtı: “Ben bu oyuna gelmem”

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2019 tarihinde katıldığı bir yayında Ayasofya'nın açılmasına yönelik taleplere, "Onun bizim için faturası çok daha ağırdır. Ben...

“Cinsel saldırı olayını kapatmaya çalıştılar ve faili kolladılar”

SOL Parti üyesi avukat İ.K., partide yetkili bir erkek tarafından cinsel saldırıya uğradığını iddia etti. Sol Parti yönetimi tarafından...

Türkiye’de satılan ibuprofen içeren ilaçlar

Dünya Sağlık Örgütü, koronavirüs (COVID-19) semptomları olan kişilerin Ibuprofen ilacını almaktan kaçınmasını önerdi. DSÖ sözcüsü Christian Lindmeier dün Cenevre'de yaptığı...

Gözden Kaçmasın